Lms 19.3 : Bir Gemi Performansı

avatar
1792 16

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 19.3 : Bir Gemi Performansı


Çevirmen : Clumsy-nim



Weed, gün doğumunda North Thira’yla buluşmak için doğudaki İmparatorluk Villasına doğru yürüyordu.

 

Hwaryeong, Bellotte ve Pale de sahilde peşine takılmıştı.

 

Da’in ise partiden ayrılmış ve başkaları tarafından görülemeyeceği bir yere gitmişti.

 

Weed, yüzünü ışıltılı ve soğuk sabah denizi havasına doğru çevirdi.

 

“Hwaryeong’a 1,190 altın ve 690 ödül kazancı gitti. Düşük yen provokasyonu nedeniyle bir kısmını geri aldım. Yani şu anki altın fiyatları ve satış piyasası hakkında bildiklerime dayanarak… sadece birkaç saatte 810 altın mı kaybettim ben şimdi?”

 

Weed, Go-Stop oynayarak geçirdikleri birkaç saatte el değiştiren parayı kuruşu kuruşuna hesaplamıştı. Hwaryeong bir kahkaha patlattı.

 

“Hey, sadece kart oynuyorduk, o kadar kötü olamaz. Değil mi?”

 

“Yo, o 1190 altın gerçekten iyi bir yatırım olabilirdi. O parayı gelecekteki çocuklarıma bırakacağım mirasım olarak saklayabilirdim!”

 

Go-Stop oynarken yitirilen para! Bunu düşünen Weed kederini içine gömdü ve doğuda yürümeyi keserek batıya, müstakil saraya yöneldi. Neyse ki sokakta North Thira’ya rastlayabildiler.

 

Adam bir tepenin üzerinde dikiliyor, rüzgar tarafından hırpalanarak denize doğru bakıyordu. Weed, aklında nostaljik deniz manzarasıyla birlikte, dostane bir şekilde adama yaklaştı.

 

“Bay North Thira, meşgul müsünüz? Kıdemlim, siz büyük bir denizciydiniz, değil mi? Cebinizde pek altınınız olmasa da okyanusu çok iyi tanıyor olmalısınız. Acaba denizleri düşleyen bu genç denizciye de büyük bir denizciye nasıl dönüşeceğini öğretebilir misiniz?”

 

Ne istediğini açıkça söylemişti. Bazen lafı dolandırmak ve sinsice konuya girmenin oyun dışı karakterlerle aranızdaki yakınlığa faydası dokunmazdı.

 

“Bak sen, denizlere nasıl açılacağını öğrenmek istiyorsun, öyle mi?”

 

“Evet. Kuzey Denizine açılmakta uzman olduğunuzu duydum…”

 

“Biz gençken babalarımız bizi teknelerine alırdı. Resmen denizde yelken açarak büyürdük.”

 

“Niflheim İmparatorluğu uzun bir zaman önce kuzeyin bir parçasıymış, oradakilerin de kuzey denizinde seyahat etmiş olması mümkün müdür peki?”

 

“Niflheim İmparatorluğu mu? Oldukça eski zamanlardan bahsediyorsun. Senin için bir şey ifade eder mi bilmem ama onlar İmparatorluk Çağına aitlerdi.”

 

North Thira cevabı bilmiyordu. Fakat Weed pes etmedi. En ufak bir ipucunun bile büyük bir yardımı dokunabilirdi.

 

“Peki kuzey adalarının Niflheim İmparatorluğuyla bir ilişkisi var mı?” Kaba saba gri saçlar ve kalın beyaz deniz kemikleri; bunlara sahip olan North T., diğerlerinden çok daha zengin bilgilerle doluydu!

 

Kraliyet Yolunda oyun dışı karakterlerle aranızdaki yakınlık ne kadar yüksek olursa olsun size verebilecekleri yanıtlar yalnızca bildikleriyle sınırlı olurdu.

 

“Kuzey Denizindeki küçük balıkçı köyü Mocon’un Niflheim İmparatorluğundan kalma olduğu söyleniyor. Hatta hala imparatorluğun ilk denizcilerinin ve balıkçılarının torunlarına ev sahipliği yapıyor olabilir…”

 

“Ipia Adasının denizcileri tarafından keşfedilmemiş mi?”

 

“Adaların büyük çoğunluğunda mesken tutan canavarlar ve muazzam soğuklar yüzünden oralara açılmak zor. Günümüzde yalnızca denize aşina olan biri adaları rahatlıkla bulabilir. Elinde bir deniz haritası var mı?”

 

“Evet.”

 

“Çıkar da sana Kuzey Denizinde hala var olduğunu bildiğim liman noktalarını göstereyim.”

 

Diyen North T., haritanın üzerindeki birkaç kıyı ve deniz noktasını işaret etti.

 

- On İki Diş Limanının konumu kaydedildi.

 

*Ding!*

 

****

 

Genç denizci, temel rivayet denizciliğini öğrendi. Adalara yapılacak ilk dönüşte hızlı davranırsanız geminiz girdaba kapılmayacak. Ancak kapıldığınız takdirde asla iyileşemeyeceksiniz.

Denizcilik yeteneği yetkinliği %25 yükseldi.

Etkin dümen idaresi seviyesi kalıcı olarak %1.2 yükseldi.

 

****

 

“Ah, yapmanı istediğim bir iş var. Eğer Mocon köyüne yelken açacak olursan oradaki baş demirciye benden bahseder misin? Ona memleketimde halimin vaktimin yerinde olduğunu söylersin. Bir de artık denize açılamadığımı söyle lütfen.”

 

*Ding!*

 

****

 

Büyükbaba North T. adına iletişim kurma.

North T. ömrünün sonuna yaklaşıyor. Gençliğinde, okyanusta yelken açtığı sıralarda Mocon şehrindeki demirciyle kardeşçe bir dostluk kurmuştu. Siz de demirciye North T. ile ilgili bilgi vermelisiniz. Zor bir görev değil ancak Mocon köyü demircisi bunu büyük bir iyilik olarak görecek.

Zorluk: D

Ödül: Mocon köyü demircisinden bir ödül alınabilir.

Gereklilik: Mocon köyünün konumu bilinmeli.

 

****

 

Weed gerçekten mutluydu, demircilikle ilişkili öğeler en pahalıları olurdu. Mocon köyüne her halükarda gitmesi gerekiyor olmasıysa her şeyi daha da iyi kılıyordu.

 

Zorluk düşük ama ödül yüksekti; mükemmel bir görevdi.

 

“Peki, haberleri ilettiğimizden emin olacağız.”

 

-Görev limitine ulaşıldı. Mevcut üç görevinizden birini tamamlamadıkça bu görevi alamazsınız.

 

North T. boyun eğerek kafasını salladı.

 

“Anlaşılan başında zaten bir sürü iş var. İşler birikince yeni bir şeye yer kalmıyor, benim de bu işi başka birine emanet etmem gerekecek gibi görünüyor…”

 

O noktaya dek sessizce olanları gözlemleyen Hwaryeong’u ilk fark eden Bellotte oldu. Ve Hwaryeong, bir torun şefkatiyle uzanarak North T.’nin elini kavradı.

 

“Ben Weed’in yerine bu görevi üstleneceğim.”

 

“Tatlı hanımefendi, bir gün biri için iyi bir eş olacaksın. Öyleyse bu görevi sana emanet ediyorum.”

 

*Ding!*

 

****

 

Büyükbaba North T. adına iletişim kurma görevini kabul ettiniz.

Şans istatistiği 4 yükseldi.

 

****

 

Hwaryeong yalnızca Weed’in ifadesini açıkça görebildiği için o görevi tamamlamak istemişti.

 

Ancak Weed’in kafatası kaskatı kesildi. Ve “Demek bir garibanın peşini topluyorsun, ha. Önce 810 altınımı aldın, şimdi de görevimi!” dedi.

 

Weed görevi hiçbir şekilde yapamayacağı için mantıksız bir varsayım olmuştu. Fakat böylesine abartılı inatçılıkların sonu her daim mantıksız hisler olurdu. Hwaryeong, “Bellotte, bu görevi sen de almalısın.” dedi.

 

“Alabilir miyim ki?”

 

“Elbette. Sen almasan bile benim yapmam gerekecek ne de olsa.”

 

Böylece Bellotte de Hwaryeong’la birlikte görevi kabul etti. Weed ise arkalarından mırıldandı.

 

“200 won daha pahalı olan tuzdan da alıyor musunuz peki? Bahse varım dağlar kadar tuz alıyorsunuzdur. Günahkarların lüksleri işte.”

 

***

 

Weed, North T. ile buluşmasının ardından ‘ayrılığa hazırlanmak’ için kuzeydeki Linda limanına geçti.

 

Yemek yemedikleri için hayalet mürettebat adına pek fazla tedarik yapmak gerekmiyordu.

 

Asıl sorun Geomchilerdi.

 

Beslenmeleri için balık tutmak mesele olmasa da aşırı ağırlıkları teknenin hareket hızını hatırı sayılır ölçüde düşürüyordu.

 

Orta düzey denizcilikte taşıma kapasitesini ikiye katlamak mümkündü fakat Weed henüz yalnızca başlangıç düzeyi 4. seviyedeydi. Yani hayalet gemiyi bir gezi gemisi şeklinde kullanması imkansızdı.

 

Weed, Geomchi3’ün yanına giderek, “Sahyung, Ipia Adasında kalmak ister misin?” dedi.

 

“Neden?” diyen Geomchi3ün sesine şüphe işlemişti. Görevine yardımcı olmak için Morata’dan beri Weed’i takip ederken şimdi neden burada kalmasını istiyordu ki? Weed ise kalpsizce düşünüyordu.

 

‘Ağırsın ve çok yiyorsun. Bunu neden anlayamıyorsun ki!’

 

“Dünkü bira cidden iyiydi, değil mi?”

 

“Aynen, gerçekten lezzetliydi.”

 

“Burada daha da iyi biralar varmış diye duydum. Uzun boylu, bikinili güzel kızlarla gece gündüz barbekü partileri veriliyormuş.”

 

“!??!”

 

Geomchi3 hikayeye odaklanmıştı.

 

Ve Weed, ona beş dakika boyunca Ipia Adasının faydalarını anlattı.

 

“Ipia Adasına yeryüzünün bir lütfu, bir cennet denilebilir, burada her şey mümkün. Kadınlar sahil partilerinde arkadaşlarıyla içtikten sonra daha bir girişken oluyorlar. Peki neden? Çünkü kadınlar tatil beldelerinde daha rahat davranırlar. Kadınlara asılmak niçin böyle yaygın bir manzara sanıyorsun? Ben bile listeme 5 yeni arkadaş ekleyebilirim.”

 

Aslına bakarsanız Weed’in bir iskelet olarak seslendiği tüm kadınlar donup kalıyordu.

 

Ama Zephyr’le arkadaş olmak isteyen en az 5 kadının olduğu doğruydu.

 

“Ah, Ipia Adası…..”

 

Göz kamaştırıcı uzun sahildeki o sözüm ona beş kadına bakan Geomchi3 dalıp gidiyordu…

 

Gerçek hayatta bedenini terbiye etmek, kadınlarla konuşmayı uzak bir hayal kılıyordu. Fakat burada, Kraliyet Yolunda, konuşmak ve parti yapmak için bolca fırsat mevcuttu.

 

An itibarıyla Geomchlerin 30u başarılı romantik ilişkiler içerisindeydi; dojoda büyüyen bir çılgınlık söz konusuydu.

 

Bu sırada Weed, hüzünlü bir sesle konuşmaya devam ediyordu.

 

“Aslında büyük bir fırsat ama yazık olacak işte. Benim denize açılmam gerekiyor ve bir daha ne zaman Ipia Adasına gelebileceğim kim bilir? Sefer birkaç ay sürebilir."

 

“Kendini feda etmek büyük cesaret gerektirir ama her fırsatı kaçırmana gerek var mı? Bu adanın canlandırıcı ve heyecan verici bir deniz macerası olacağı kesin… güneşin altında bir aşk filizlenme olasılığı da epey yüksek olmalı! Etrafta Amerikalı kadınlar bile var!”

 

Geomchi3’ün gözleri Subaru’nun işaret ettiği noktaya kilitlenmişti.

 

Bir erkeğin ilkel içgüdüleri inkar edilemezdi! Geomchi3, böyle bir güzelliğin varlığıyla sarsılmıştı.

 

Zaten dürüst olmak gerekirse kim salyangoz hızıyla denize açılmak isterdi ki? Bir iskelet olarak yeterince ifade sergileyemeyen Weed, samimi görünme mücadelesi vererek konuşmayı sürdürüyordu.

 

“Sahyung, Kraliyet Yoluna girdin gireli yalnızca savaşlara katılıyorsun. Bir ara vermenin zamanı gelmedi mi sence de? Ipia Adasının tadını çıkar, güneşlen, hatta yengeç falan avla mesela.”

 

“Peki, sana da uyarsa olur Weed.”

 

“Elbette, Geomsachi3-sahyung. Söz konusu sen olunca sadakatini anlatmaya kelimelerin bile yeter. Hem bu yalnızca senin için geçerli değil, diğer Geomchiler de kalıp seninle bu harika fırsatı paylaşmalı.”

 

Dedi Weed, ciddiyetle. E sonuçta ciddi bir dolap döndürüyordu. Geomchi3 ise güçlü elini Weed’in kaskatı kesilmiş omzuna yerleştirmişti.

 

“Teşekkür ederim!"

 

“Gerçekten en gencimiz olmaya layıksın.”

 

İşte böylece hayalet gemi basıp giderken Geomchiler Ipia Adasında kaldı.

 

***

 

Weed can sıkıcı meslektaşlarıyla uğraşırken Mapan da bir depoyu dolduracak kadar levazım ve ticari mal mülk almakla meşguldü.

 

Kuzey limanında çoğu şeyin oldukça pahalı olması nedeniyle genel olarak yerel malları ve ihtiyaçları karşılamaya odaklanmıştı.

 

Bir kez daha Ipia Adasından ayrılma vaktiydi! Hayalet geminin hızı eskisine nazaran 4 kat daha yüksekti! Hala bir sürat teknesiyle kıyaslanamasa da eski yavaşlıklarından sonra arkalarında geminin izini bırakarak ilerleyebiliyor olmak bir zevkti.

 

“Vaaay, havalı.”

 

Güvertedeki Surka, şapkasını çıkartmıştı.

 

Hafif esinti, siyah saçlarını arkaya savuruyordu. Ortamda ‘artık gerçekten de bir okyanus seferine başlıyoruz’ hissi mevcuttu.

 

Altın Kuş Weed’in omzundan havalanmış ve etrafta uçuşan bir kaz sürüsünün dikkatini çekmişti. Pupa yelken giderken güvertede oturan kuşlar da ayrı bir hava katıyordu!

 

- Deniz kuşları nedeniyle seyir hızı %16 yükseldi.

 

O sırada denizde, ilk yol işaretlerini belirleyen üç dişli mızrak şeklinde ufak bir resif belirdi. Kuzey Adalarına uzanan geçit, yaygın kullanılan bir yol değildi.

 

***

 

“Resife dikkat edin. Tam sancak!” diyen Weed, resiften kaçmak için dümeni küçük deniz adasına doğru çevirdi.

 

Henüz yetersiz becerileriyle Hayalet Gemiyi tam anlamıyla kontrol edebilmesi için çok erkendi, dolayısıyla gemiyi yavaşlatıp yana eğerek veya hızlandırarak döndürme tarzında manevraları ustalıkla kullanamıyordu.

 

Yine de gelişen yetkinliği sayesinde dümeni eskisinden çok daha iyi idare edebiliyordu. Weed, göz ucuyla atlatmış oldukları resife baktı.

 

O mercan resifinin üzerinde büyüleyici bir deniz kızı kıvrılıyordu.

 

Güzel, çıplak bir üst beden ve deniz kızı yüzgeçleriyle kaplı bir alt bedenle normal şartlarda denizde göremeyeceğiniz bir varlıktı.

 

Bir deniz kızıyla karşılaşabilmek büyük bir talih gerektirirdi.

 

“Aloha!”

 

“Tanıştığımıza memnun olduk, deniz kızı.”

 

Mapan ve Pale ikilisi hevesle el sallıyordu.

 

Deniz kızlarını avlamak mümkün olsa da neredeyse hiç gerçekleşmeyen bir şeydi. Hem çok güzel hem de yüksek seviyeli canavarlardı.

 

Ayrıca denize daldıktan sora izlerini sürmek çok zordu; yani deniz kızı avlamak pratikte imkansızdı.

 

Bu esnada Weed, yalnızca masumca önüne bakıyordu.

 

Deniz kızları dergiden fırlamış gibiydi. Kadın oyuncuların gözünde bir ruh büyüsü veya yüce bir düşten farksızlardı.

 

-Deniz kızı görülmesi nedeniyle tüm seferin şansı %35 yükseldi.

Seyir hızı %12 yükseldi.

 

Görüldüğü üzere deniz kızları gemilerin daha hızlı ilerlemesini sağlayabiliyordu.

 

-Denizcilik yeteneği yetkinliği yükseldi.

Karizma +1.

 

Seyir hızı yükseldikçe denizcilik yeteneği yetkinliği de yükseliyordu.

 

Weed’in yeteneğinin Başlangıç Düzeyi 5. Seviyeye yükselişiyle liderlik ve azminde de %8 artış gerçekleşmişti.

 

Bellotte, güvertede titizlikle üretilmiş flütünü çalıyordu. Fakat onun güzel melodileri Hayalet Geminin atmosferine uyum sağlamadığı için bir ozan olarak performans gücünün pek etkisi olmuyordu.

 

Kuşlar cıvıldıyor, balıklar denizde atlayıp zıplıyordu.

 

Deniz kızı hayalet gemiyle birlikte yüzüyordu.

 

Çok net görülemese de su ve rüzgar ruhları, zarif çizgilerle ona eşlik ediyordu.

 

Bir ozanın gittiği her yerde güzel bir gösteri olurdu. Hwaryeong bir anda üzerine bir elbise geçiriverdi.

 

“Biraz dans etmek ister misiniz?”

 

“Vaay! Unni’min dansını görmeyi çok isterim.”

 

Surka’nın keyfi gerçekten yerindeydi.

 

Kadınlar hayalet gemide toplaşmış kıyasıya gevezelik ediyordu.

 

Gevezelik ilk bakışta pek ölümcül gelmeyebilirdi ama yanılmamak gerekirdi; televizyon dizilerindeki ünlülerden, filmlerden, müzikten, siyasetten, ekonomiden, toplumdan, iş hayatından, yabancı şeylerden bahsediyorlardı, araya bir iki lonca macerası bile karışabiliyordu!

 

Bu gevezeliğin sonu yok gibi görünüyordu demek abartı olmazdı.

 

Makul bir şekilde Mapan, Pale ve Weed de hep birlikte balık tutmak için Zephyr’in yanına çökmüştü.

 

Bunlar yetmezmiş gibi kızlar oturup bira içmeye başlayınca hayalet mürettebat bu manzara karşısında şehvetin doğurduğu suçluluktan titrer hale gelmişti.

 

“Eh, basit bir dansla başlayayım öyleyse.”

 

Diyen Hwaryeong, isteneni yapıp parmak uçlarında durarak güvertenin üzerinde hafifçe döne döne dans etmeye başladı.

 

Orta Çağ asillerine yaraşır asil ve zarif bir danstı.

 

Elbise, müzik ve atmosfer Hwaryeong’a doğal bir uyum sağlıyor gibi görünüyordu.

 

Müzik ve dans, hayalet geminin atmosferini tasasız ve keyifli hale getiriyordu.

 

-Güvertedeki performans sayesinde tüm geminin morali yükseldi.

Canlılık onarımı geçici olarak yükselecek, sefere büyük bir şans bahşedilecek.

 

Bellotte ve Hwaryeong’un performanslarının etkisi! İkisinin birleşimiyle Zephyr’in tuttuğu balıkların kalitesi kaşla göz arasında bir önceki ay tuttuklarından farklı bir seviyeye ulaşmıştı.

 

Normalde yalnızca birkaç ayda bir tutulabilecek nadir balıklar ardı ardına oltaya takılıyordu; bir dizi deniz kızı ve ruh, müzikal performansı dinlemek adına hayalet geminin yanında toplanıyordu.

 

Belli bir mesafeden, dev bir balina denizin altında canlanmış gibi görünüyordu.

 

-Deniz ruhlarının kutsayışı elde edildi. Seyir hızı %17 yükselecek.

Su ruhunun kutsayışı elde edildi. Seyrin elementlerden etkilenme ihtimali daha düşük olacak. Bir resif veya girdapla karşılaşılması durumunda gerçekleşecek etki azalacak.

Rüzgar ruhunun kutsayışı elde edildi. Yelkenler maksimum kapasiteyle kullanılabilecek.

 

Hayalet gemi ansızın sürat teknesi hızına ulaşmıştı.

 

Bu da müziğin, dansın ve kültürün gücüydü.

 

“Vaaaay!”

 

Bellotte’nin müziği ve Hwaryeong’un dansının etkisiyle herkes heyecana kapılmıştı.

 

Net yüksek notalar, akla çocukluk arkadaşınızla oynamanın verdiği nostaljik hissi getiriyordu.

 

Flütten Hwaryeong’un zarif dansıyla yorumladığı hafif ve neşeli bir melodi yayılıyordu.

 

Neşeli birer çocuk olarak oyun oynayan arkadaşlar düğün atmosferinde sevdikleriyle çevrili şekilde mutlu mesut dans eden genç bir hanımefendi ve yetişkin bir erkeğe dönüşüyordu.

 

Elmas işlemeli bir kolye ve küpe hafifçe sallanıyordu; uzun saçlar bahar rüzgarları tarafından taşınan keskin bir çiçek kokusu bırakarak savruluyordu.

 

“Vaay! Ne güzel.”

 

“Daha iyisi olamazdı! Bellotte mükemmel çalıyor.”

 

Kimse parayı umursamıyor ve alkış tutuluyordu.

 

Bir ozan şarkısına ruhunu katabilirdi; müzik ve dans da cazibe yayardı.

 

Başlı başına varlıkları, benzersiz bir atmosfer yaratıyordu.

 

Kızların performansı, ne kadar yorgun veya bitkin olursanız olun sizi tazeleyip dinçleştirebilirmiş gibi görünüyordu. Performansla birlikte sefer hızının da arttığını gören Weed’in de enerjisi yerine gelmişti.

 

“Müzik ve dans bu etkiyi yapabiliyorsa… ben arp çalıp şarkı söylesem ne kadar hızlanırız kim bilir!"

 

Pek çok alında terler birikiyordu. Hwaryeong’un yarattığı harikulade atmosfer karşısındaysa kadınların şöyle demekten başka şansı kalmıyordu:

 

“Unni, ben dans etmek istiyorum.”

 

“Surka, dans etmek mi istiyorsun? Peki nasıl bir zorluk derecesi tercih edersin?”

 

“Zorluk derecesi mi? Senin şu anda yaptığın figürleri öğrenmek istiyorum.”

 

Böylece kadınların birlikte dans etmeyi öğrendiği bir atmosfer oluştu. Ve Hwaryeong kızlara basit dans figürleri göstererek, “Siz de performansıma katılmak ister misiniz?” dedi.

 

“Yapabilir miyiz ki?!” dedi Romuna. “Bir performans sergilemeyi gerçekten çok isterim.”

 

Mapan ve Pale, kızların dans edişini izlemeyi sürdürüyordu. Birazcık tuhaf ama sevimli bir ortamdı ve oğlanlar hala manzaradan keyif alıyordu. Ancak bu, tek bir ozanla sergilenebilecek bir performans değildi.

 

“…Yalnızca müzik ve dans yerine oyun şeklinde bir hikaye sergilemeliyiz bence!”

 

Seyirciler de deniz kızları, deniz yaratıkları, kuşlar ve zar zor görünür ruhlar olacaktı.

 

Ve Hwaryeong, daha hikayeye karar verilmeden rolünü seçmişti.

 

“Ben dünyanın en güzel ve iyi kalpli prensesi olmak istiyorum.”

 

Her kadının arzuladığı bir roldü. Seferdeki hiç kimse fırfırlı bir elbise içerisindeki Hwaryeong kadar iyi görünmediği için de rolün sahibi kesinleşmişti. Arzuladığı rolü söyleyen ikinci kişi Romuna oldu.

 

“Eh, ben de kıtanın en güçlü büyücüsü olmak istiyorum. Benim için en uygun rol bu olmaz mı?”

 

“Ben de insanları kurtaran bir rahip olmak istiyorum!”

 

Mevcut sınıflarından pek de farkı olmayan roller seçiyorlardı.

 

Tabii sahne donanımı olarak pek fazla özel kıyafet gerektirmeyeceği için böylesi daha iyiydi. Maylon da fikre ayak uydurarak, “Ben de William Tell’in hikayelerindeki gibi adaletsizliğin gerçek bir düşmanı olmak için korucu olmak isterim.” dedi.

 

Kahraman ve kötü adam arasındaki kaçınılmaz, masal tadındaki mücadeleyi düşlüyordu.

 

Bellotte ise atmosfere ayak uyduramıyordu.

 

“Kahraman ozan diye bir şey yok ki.”

 

Erkekler bu beyan karşısında ayağa fırladı.

 

“Saçmalık!”

 

Fakat Zephyr, kafasını kaşıyarak yanıt verdi.

 

“Bu gösteride bir sürü unutulmaz rol oluştu, yani ben ne yapabilirim bilmiyorum…”

 

Pale kendisinin ve Maylon’un rollerini belirtti.

 

“Ben de Maylon’la birlikte korucu olacağım.”

 

Mapan’ın da arzuladığı bir rol vardı.

 

“Ben dünyanın en zengin tüccarı rolünü isterim.”

 

Umut dolu roller havada uçuşuyordu! Okyanusun ortasında sergilenen bir oyun, göründüğü kadar romantik bir ortam sağlamıyor olabilirdi.

 

Son rollerin de seçilişiyle birlikte tüm gözler Weed’e çevrildi.

 

Onun hangi rolü oynamak isteyeceği konusunda endişeleri vardı.

 

Weed’inse oynamak istediği rol üzerine düşünmesine hiç gerek yoktu.

 

“Büyük bir düzenbaz olacağım! Dünya iyi bir yer değil. Ben de ona büyük bir şeytan olarak hükmetmek isterim.”

 

Bay Otou’nun bitmek tükenmez ve yeterince ilgi çekici bir oyunu vardı.

 

Grup, o oyunu alelacele tüm rollere uyacak şekilde değiştirdi.

 

Ve senaryoyu yazmaları yalnızca 15 dakika sürdü.

 

***

 

Oyunun ilk yarısı, Bellotte’den tatlı bir performansla başlıyordu.

 

“La la la.”

 

Hwaryeong, saçını süsleyen çiçekler eşliğinde dans ediyordu.

 

O güldükçe hayalet mürettebatın kahkahaları da net bir şekilde yükseliyordu! Gösterinin ilk kısmının başlığı şu şekildeydi:

 

Hayalet denizciler et yiyip içki içerken şarkı söylüyor ve dans ediyordu.

 

“*Om nam nam* Lezizmiş.”

 

“Ne istersen söyle ama bir şeyler sipariş et lütfen.”

 

Garip danslarının ardından hayalet denizciler bir halı sererek üzerine bir sandalye yerleştirdi.

 

Ve Hwaryeong, yüce bir gülümsemeyle şöyle dedi:

 

“Kudretli bir prensle evleneceğim.”

 

Çok çok uzaklardaki Weed, Ölü Şövalyeyle birlikte bu manzarayı izliyordu.

 

“Anti-Avustralyalı.”

 

“Evet, efendim.”

 

“Ne kadar güzel bir kadınmış.”

 

“Hı hı.”

 

İlk görüşte aşktı!

 

“Acaba onunla evlenebilmem için ona… kibarca eşlik etme nezaketi gösterebilir misin?”

 

Bunu duyan Ölü Şövalye, görevini titizlikle yerine getirerek Hwaryeong’a doğru yürüdü.

 

“Efendim sizi kaçırmamı emretti.”

 

“Oh, gerçekten mi? Demek buraya beni almaya geldin… Seninle geleceğim ama mürettebatımla savaşma lütfen.”

 

O sırada hayalet mürettebat, Hwaryeong’u korumak için hücuma geçti.

 

“*Kıh kıh* Demek prensesi götürebileceğini sanıyorsun.”

 

“Seni alaşağı eden biz olacağız."

 

Ölü Şövalye sessizce kılıcını çekmekle yetindi.

 

Ölü Şövalye ölümsüzlerin komutanıydı, prensesin iskeletleriyse ondan epeyce güçsüzdü.

 

Zavallı tembel hayaletler! Ölü Şövalye tek bir tanesini bile sağlam bırakmadan Weed’in yanına dönmüştü. Bu yaşanan, rolden ziyade hakiki bir şiddetti! Pale’den Weed’e bir fısıltı ulaştı.

 

-Weed, bu yaşananlarda bir sakınca yok mu?

 

Hayalet mürettebatın son derece gerçekçi mağlubiyeti sonrasındaysa Hwaryeong, Weed’e götürülerek, “Ühü ühü. Sonunda bir şeytanla evlenmek zorunda kalacağım.” dedi.

 

Karşısındaki iskelete bakan Hwaryeong, kaderine yanıyordu.

 

Ardından ayaklanıp dans ederek uzaklaşmaya koyuldu. Ve bir korku filminden fırlamış gibi görünen heyecan verici bir kovalamaca sahnesi başladı.

 

Hwaryeong hançerler fırlatıyor, Weed ise ona kur yapmaktan vazgeçmeyi reddediyordu.

 

“O kadar yaşlı değilim, hem bir sürü param da var."

 

“…İstemiyorum. Sen o parayı şiddetle elde etmişsin!”

 

“Oh!”

 

O sırada şeytani iskeletin gözlerinin nemlenişiyle müziğin temposu değişti. Ve Weed, Hwaryeong’a bakarak konuşmaya başladı.

 

“Bu şeytan, gözlerini senin gibi bir kıza dikti dikeli çok değişti. Sen bedeninle yalnızca haylaz zihnimi değil, düşünce şeklimi de değiştirdin. Biriktirdiğim tüm hazinelerimi sana vereceğim. Evet, eksiklerim olabilir ama beni onlarla da kabul edebilir misin lütfen?”

 

“Aman, neyse ne.”

 

Şeytan tarafından yakalanıp üzücü itirafını dinleyişinin ardından Ateş Prensesi Hwaryeong, şeytanla evlenmeye karar verdi.

 

Her türlü takı ve aksesuarla donatıldı.

 

Ve güzel kızla iskeletin dansı başladı!

 

Aslında zarif bir dans olması gerekiyordu ama Hwaryeong, bir kemik yığınıyla dans etmesi gereği gülmemek için kendisini zor tutuyordu. Bu çift hiç mi hiç uyuşmuyordu.

 

Bellotte’nin çaldığı şarkıysa onlar için fazla iyi görünüyordu.

 

İşte bu sırada adalet savaşçıları Pale ve Maylon belirdi.

 

“Hey Şeytan, kasabamız bizi seninle savaşmaya gönderdi.”

 

“İyi.”

 

Weed onlara elma fırlatmakla yetindi.

 

Pale ve Maylon ise elmalardan oluşan yaylım ateşine şimşek oklarıyla karşılık verdi.

 

Weed, ikiliyi alkışladı.

 

“Yeteneğinizi takdir ettim. Önümüzdeki beş yıl boyunca vergilerden muaf olabilirsiniz.”

 

“Teşekkür ederiz, Şeytan.”

 

Hayalet denizciler de adil okçulara tezahürat etti.

 

Ardından Romuna belirerek bir büyücü olarak yeteneklerini sergiledi ve dünyanın en iyi büyücüsü olduğu kabul edildi.

 

Surka da dövüş sanatlarındaki yeteneklerini sergileyerek Şeytanın takdirini kazandı.

 

Ve tüm tanıdıklar toplaşıp barış için dua etmeye koyuldu.

 

Derken az önceki dramayla ilişkili tuhaf bir şarkı ve dans seansı başladı.

 

Sonra da ansızın Zephyr göründü.

 

“Şeytanın köyünün vergileri 7 kat yükseltildi.”

 

Weed yanıt verdi.

 

“Harika! Şeytanın parasını arttırabilen herkes iyi bir insandır.”

 

Sadık yancılar açığa çıkarak hayalet mürettebatı sömürmeye başladı.

 

Oyunun sonundaysa Mapan göründü.

 

“Şeytan hazretleri! Bendeniz dünyanın en önde gelen tüccarı, Mapan. Pek çok başarılı ticari iş aracılığıyla bol miktarda para kazandım ve vergilerimi ödemek için buradayım.”

 

Bir şeytanın, başarılı tüccarlardan vergi yoluyla sağlam paralar kazanma düşünü anlatan basit bir oyundu.

 

- “Şeytani Kralın Çirkin ve Fena Düşü” oyununu başarıyla sergilediniz.

Seyircinin biçtiği değer: 67.

Ahlaki eğilimleri nedeniyle, etik olmayan bu oyunun oyuncuların şöhretlerinde 5 düşüş gerçekleşecek.

Denizdeki seyircilerse dışarıyla irtibat halinde değillerdi ve oyunu hoş karşıladılar.

 

Denizdeki seyircilerden geçer not almışlardı.

 

“İnsanların performansı bir harikaydı.”

 

“Sanırım ben de o acımasız şeytanla evlenmek isterdim.”

 

Deniz kızlarının oyunla ilgili izlenimleri iyiydi.

 

Tabii oyunun doğası pek de olgun olmayanlara uygun değildi.

 

Deniz kızları şov için teşekkürlerini sunarak katkılarını arttırmıştı.

 

-Gemi maksimum esneklik ve maksimum hıza ulaştı. Yükselen pruva, dalgaları yararak ilerliyor.

 

“Bu oyun kesinlikle Kraliyet Yolunun Şeref Listesinde sergilenemez.”

 

“Aynen, çok utanç vericiydi.”

 

Oyuncularsa bundan böyle oyun yoluyla seyir bonusu almamakta karar kılmıştı.

 

#Ben ne çeviriyorum ya dediğim bir bölümdü, özellikle de sonlara doğru :D Dünyanın en saçma oyununu yazıp oynadılar. Bir de bunu gerçek hayatta değil, her şeyin mümkün olduğu bir sanal gerçeklik oyununun içerisinde yapmaları muazzam. Neyse ki utanç verici olduğunu onlar da fark etti. Bu enteresan bölümden sonra bizi nelerin beklediğini merak ediyorum doğrusu. Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32547 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43265 Bölüm Sayısı


creator
manga tr