Lms 21.6 : Hayat Bahşetme Mucizesi

avatar
1491 17

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 21.6 : Hayat Bahşetme Mucizesi


Çevirmen : Clumsy-nim



Las Phalanx yeraltı zindanına geri dönen Weed, vaktini heykel yaparak geçiriyordu. An itibarıyla hakkından gelmesi gereken zorlu düşmanları mağlup edebilmesi için ölümsüz ordusundan fazlasına ihtiyaç duyacağını biliyordu.

 

“Heykelleri kullanmam gerekecek. Heykellerin gücü ve kudretiyle bu durumdan kaçmanın bir yolunu görebiliyorum galiba.”

 

Doğa Oymacılığını öğrenmesiyle tüm ham materyalleri gözüne farklı görünmeye başlamıştı. Materyaller, yüzeylerinde ve özlerinde titreşip yankılanan manayla canlıydılar. Mananın görünüş ve dokuları da çeşit çeşitti. Heykel yapmanın zorluğu, materyal boyunca dans eden bu mana formlarına zarar vermeden heykel yapma ihtiyacıyla çarpıcı boyutta yükseliyordu.

 

Çok sert olsa dahi bir cevheri bir aletle dövmek, kesmek veya hırpalamak ona zarar verebiliyordu. Dövüldüğü veya hırpalandığında doğan şok ise özüne dek ulaşıyordu.

 

“Sorunsuz ve isabetli.”

 

*Ting!*

 

****

 

Heykel tamamlandı!

Heykelin sanatsal değerinden etkilenilmedi, Dayanıklılık hatırı sayılır ölçüde yükseldi.

-Sanata yapılan katkı gereği Kötü Şöhret 2 azaldı.

 

****

 

Oymacılık sınıfı için bir başka avantaj da buydu!

 

Heykel yapmak Şöhreti arttırıyor, Kötü Şöhreti azaltıyordu. Weed, tatminkâr bir kahkaha attı.

 

“Aynen, bir Oymacı gerçek ruhunu heykelleri aracılığıyla sergiliyor.”

 

Weed, toplu heykel üretimiyle canla başla uğraşırken kendi kendine konuşuyordu. Yüksek zorlukta görevleri tamamlayarak Şöhretini yükselttiği için Kötü Şöhreti kolaylıkla düşebiliyordu. Heykel yapmak da Kötü Şöhreti düşürüyordu.

 

“İleride gerekirse biraz suç bile işleyebilirim, ne de olsa Kötü Şöhreti tekrar düşürebilirim.”

 

Temiz bir sayfa açmaktansa daha da rezil davranışlar sergilemeye özgürce devam edebilmek Weed için altın bilet gibi bir şeydi.

 

“Kötü Şöhreti daha da hızlı düşürmek için melek ve küçük çocuk heykelleri yapacağım. Belki de Daycram da mitril melek heykelini bir suç işledikten sonra Kötü Şöhretini düşürmek için yapmıştır.”

 

Böylece neredeyse bir Usta Oymacı kadar iyi olan Weed, işe koyuldu!

 

*Işıltı-Parıltı-Işıltı*

 

Ve ışıl ışıl gülümsemeler saçan saf ve masum pek çok çocuğa şekil verdi.

 

Weed’in çalışkan karakteri tüm hızıyla devredeydi, şimdiden yüzü aşkın masumane gülümsemeli küçük kız yapmayı tamamlamıştı.

 

“Hoşça kal, Kötü Şöhret istatistiği!”

 

*****

 

Seo Yoon online değilken, Sarı Oğlan, Altın Kuş ve Gümüş Kuş vakitlerini yapılan heykelleri izleyerek geçiriyordu.

 

Kendileri de hayat bahşedilmiş birer heykel olduğu için yalnızca heykel yapım sürecini izleyerek bile ufak miktarlarda tecrübe puanı kazanabiliyorlardı.

 

Altın Kuş, Gümüş Kuş ve Sarı Oğlan üçlüsü bu sırada kendi aralarında sohbet ediyordu.

 

Altın Kuş: “Sahip epeydir heykel yapıyor. Onu beni dövdüğü ve güzel bir öğe düşürdüğü zamanlar dışında hiç bu kadar mutlu görmemiştim.”

 

Gümüş Kuş: “Onun yalnızca kötü kokulu bir Liç olduğunu düşündüğüm için Sahip konusunda gönülsüz olduğumu kabul ediyorum ama oymacılık becerileri gerçekten iyi görünüyor. Bir Oymacı için en önemli şey oymacılık becerisidir.”

 

Sarı Oğlan: “Sahip yalnızca iyi oymacılık becerilerine değil, iyi bir karaktere de sahip.”

 

Altın Kuş: “Sarı Oğlan, Sahip gerçekten iyi bir karaktere mi sahip? Sence bizim de onu iyi bir insan olarak göreceğimiz günler gelecek mi?”

 

Sarı Oğlan: “Şimdiye dek hayatım dövülerek, yenilmekle tehdit edilerek ve korkunç canavarlara karşı savaşırken binek olarak kullanılarak geçti; ama Sahip bana onun gibi iyi bir efendim olduğu için şanslı olduğumu söyledi.”

 

Altın Kuş: “Umm… Sarı Oğlan, onun dürüst davrandığını sanmıyorum.”

 

Hayat bahşedilmiş heykeller talihsiz yaşamlarından bahsederken küçük kız heykelleri Sarı Oğlana bakarak bir anda dudaklarını yalamaya başladı. Aşırı anlık gerçekleştiği için hiç kimse göremese de bunun gerçekten yaşandığına hiç şüphe yoktu.

 

Weed’in kendi kendine gelişen Ölülerin Gücü istatistiği, heykellerini de etkilemeye başlamıştı. Weed genelde yaptığı heykellere pek ilgi göstermezdi. Sadece sağlam bir iş çıktığında kısaca incelemekle yetinirdi.

 

“Heykeli Tanımla.”

 

*Ting!*

 

****

 

Memnuniyetle Gülümseyen Bir Çocuk Heykeli

Öylesine masum gülümsemeli bir kız heykeli ki onu bir baş belası olarak görmek imkansız olurdu.

Ünlü Oymacı ve Maceraperest Weed’in elinden çıktı. Herhangi bir özel yeteneği olmasa da iyi bir hediye olabilir.

Sanatsal Değer: 6

Seçenekler: Cazibe +2

 

****

 

Değişiklikleri görmek zordu, öylesine ufak ve önemsizlerdi ki gözünüzü kırpsanız kaçırırdınız. Ama o saf ve masum heykel kendi kendine dönüşüyor, ifadesi ve tasviri tam anlamıyla değişiyordu.

 

*Ting!*

 

****

 

Zalimlikle Dolu Bir Çocuk Heykeli.

Ürpertici bir şekilde gülen küçük bir kız heykeli.

Sonu gelmez şekilde yozlaştığı rapor edilen Oymacı Weed’in elinden çıkma. Bu heykele sahip olan kişinin şansı mütemadiyen kötü olacak.

Kötülük: +15

Seçenekler: Firari Hükümlüler, Aranan Suçlular, Kaçakçılar vb. sınıfların tüm istatistiklerinde 2 puan artış gerçekleşir.

İyi Şans: -10

Normal şartlarda mümkün olmayan tehlikeli felaketlerin meydana gelme ihtimali artar.

 

****

 

Heykelin tamamlanışının ardından Weed’in adını alnının üzerinde kırmızı renkle gösteren kötü şöhretli katil damgası tamamen ortadan kayboldu.

 

“Harika. Nihayet.”

 

Kötü Şöhreti tamamen sıfırlanmamış ama katil damgasından kurtulmuştu. Katil damgası taşımanın pek çok tuhaflığı vardı. Açık konuşmak gerekirse Morata, güvenlik konusunda pek katı bir yer değildi.

 

Ama Morata’nın aksine diğer şehirlerde gardiyanları tarafından katil damgası taşıyanların girilmesine izin verilmeyen kaleler ve dini binalar yer alırdı. Tabii ki -bariz olsa da- o damgayı taşıyorsanız Krallar veya Asillerle de karşı karşıya gelemezdiniz.

 

Şöhretiniz ne kadar yüksek olursa olsun güven vermediğiniz sürece kolay kolay görev alamazdınız.

 

“Şimdi heykellerin menzilini genişletme zamanı.”

 

Las Phalanx’tan kurtulma planının bir parçası olarak katil damgasından kurtulması gerekiyordu. Hazırlıkları tamamlanmak üzereydi.

 

“Bir sürü cam şişe gönderdim ama kaçının ulaştığına dair hiçbir fikrim yok.”

 

Seo Yoon ve Sarı Oğlan küçük bir alanda gizlenme zorunluluğuna iyi direniyordu. Seo Yoon yapılan heykelleri izliyor, Sarı Oğlan da bir şekilde tüm bunları sağ salim atlatabileceği umuduyla katlanabiliyordu.

 

Hayatta kalmaya yönelik şiddetli ve katı bir arzu!

 

Bir zindanın derinliklerinde gizleniyor, heykel yaparken idareli şekilde besleniyorlardı, şu halleriyle mültecilerden farkları yoktu. Weed heykel yapma sürecinde arada bir de terzilik becerilerini kullanarak hazırlık yapmaya zaman ayırıyordu.

 

“Yirmi kıyafet yeter herhalde. Düşük kalite kumaş kullansam bile kıyafetler… yo. Bu kıyafetler için düşük kalite kumaş ve deri kullanmama gerek yok. Sonrasında ne zaman istersem onları maliyeti karşılamak adına satabilirim. Ama giydiğim kıyafetlerin tıpatıp aynısını yapmak zor olacağı için onlara yakın görünmelerini sağlamak önemli olacak.”

 

Weed, Niflheim İmparatorluğu döneminden elbiseler ve aristokratlara has kıyafetler yapıyordu, bu stili esas olarak terzilik becerilerini geliştirmek adına Morata’dayken öğrenmişti. Niflheim asillerinin dönem kıyafetlerine dayanan bu kıyafetler korsanların gönlünü fethetmeye her seferinde bir adım daha yaklaşıyordu.

 

“Korsanlar neden bu kadar iyi giyinmeye zahmet ediyor hiç bilmiyorum, Korsan dediğin Korsanlığını yapmalı ve ucuz paçavralar giyinmeli.”

 

Weed’in halihazırda yüksek olan dikiş becerileri, bu kıyafetlerin son görünümünü biraz aşırı hale getirme sürecinde yeni bir boyuta ulaşmıştı. Ehh, azıcık rafine görünmekten zarar gelmezdi.

 

Para, beceri ve seviye, böyle şeyler size hayatınızda asla ihanet etmezdi.

 

Weed, Kötü Şöhretini azaltmak için heykel yapma ve dikiş dikme çabaları arasında karga formunu kullanarak her gün denizi turluyordu. Yalnızca çok az Kötü Şöhretinin kaldığı gün gelip çattığındaysa ufuk, hayalet gemilerle dolmuş durumdaydı. 

 

“İşte geldiler. Şimdi gerçekten işe koyulabilirim.”

 

Söz konusu mesajlaşmak olduğunda Weed’in cam şişelere olan inancı tam ve mutlaktı. Bununla birlikte hayalet gemilerin görevi denizde boş boş dolaşmakken buraya gelmemek için hiçbir sebepleri yoktu.

 

Hem hayalet gemiler gelmese bile Weed, daha zorlu bir b planıyla devam eder, olur biterdi. Ama gemilerin er ya da geç ortaya çıkması planını çok daha kolay hale getirmişti.

 

Tabii ki bu plan hayalet gemilerin yalnızca sorun arayan Donmayan Nehre girmesini içermiyordu.

 

Gemilerin tam sayısı bilinmese de kalabalık bir hayalet gemi grubunun dar bir nehre girmesi pek de başarının tarifi sayılmazdı. Yalnızca bir taraftan Haven Krallığının 2. Filosuna, bir taraftan da Korsan filosuna yem olduklarıyla kalırlardı. Ve düşmanınızı beslemeyi gerçekten istemezdiniz.

 

*****

 

-Weed’in Seo Yoon ve hayat bahşedilmiş heykellerle birlikte Las Phalanx’tan kaçtığı gün-

 

Weed, Heykel Kulesinin üzerine iniş yapmıştı. Yanı başında duran eşlikçileriyse kömürle kaplı Altın Kuş ve Gümüş Kuştu.

 

“Bu doğru olamaz.”

 

Buraya Weed'in şüphelendiği son bir şeyi kontrol etmeye gelmişlerdi.

 

“Bunun gerçekleşebilmesi mümkün değil.”

 

Las Phalanx’ta patlak veren zorluklar, Weed’in maceraları arasında bilhassa şiddetli kaçıyordu.

 

Weed oraya vardığında normal bir yaklaşımın işe yaramayacağını biliyordu, bu yüzden Liçlik ve Ölümsüzlüğünü kullanmış, bildiği her numaraya başvurmuştu… ama işe yaramamıştı.

 

Bakır İstirahat Plakasını kullanmış ama yeterli gelmemişti. Seo Yoon vaktinde ulaşmış olmasaydı görevi başarısızlıkla sonuçlanabilirdi. Ve bu başarısızlık da fazlasıyla halka açık olurdu!

 

Bu Oymacı görevinin zorluk seviyesi son derece yüksekti ve Weed, belki de İmparator Von Arpen’in Heykele Hayat Bahşetme yeteneğini kullanmam gerekiyordur, öyle yapmalıyımdır diye düşünmüştü.

 

Eski İmparatorun eseri olan Altın Kuşu takip ederek Las Phalanx’a eli boş gelen perişan bir Oymacıydı. Bu Oymacı daha sonra kendisine bağlı Gümüş Kuşu yaratmak için aynı İmparatorun bir başka heykeline hayat bahşetmişti. Bütün bunlar efsanevi bir görev başarısıyla sonuçlanmaz olur muydu hiç!

 

Hiç değilse bu kadarını yapmazsanız uğraştığınız işe görev diyemezdiniz. Buradaki sorun, bu kavrayışa ancak görevin ortasından sonra ulaşılmasıydı.

 

“Heykellerin bir kısmı kalitesiz, pek fazla etmezler. Yine de ufak işleri bıraksak bile geride bırakılamayacak kadar iyi olan bir sürü heykel var.”

 

Heykel Kulesi harikulade sanat eserleriyle doluydu ve çokça başyapıt barındırıyordu.

 

Versailles’in özel sarayları veya Cüce ulusu sınırları haricinde hiçbir yerde Las Phalanx’ın bu unutulmuş kulesinde bulunanlar gibi toplu bir heykel hazinesi bulamazdınız. Dünyada bu tarz yerlerin sayısı çok azdı, hazinelerle dolu terk edilmiş bir kuleydi ve üzerinde hak iddia eden hiç kimse yoktu, varisi olmayan bir servetti.

 

Weed, hepsini götüremeyecek olsa da seviye kaybetmek pahasına olsa bile hiç değilse sağlam olanlardan birkaçını yanına almak istiyordu.

 

Herhangi bir Hermes Loncası üyesi var mı diye kulenin yakınlarındaki bölgeyi adamakıllı araştırmıştı. Ve şansına, kuleye yalnızca iki korsan bekçilik ediyordu.

 

Hermes Loncası üyeleri, Heykel Kulesinin etkilerinden faydalanmak için her sabah buraya geliyordu. Fakat eserlere tekrar tekrar bakmak etkiyi arttırmadığı için günde bir defadan fazla gelmiyorlardı.

 

Heykel Kulesi yapısı gereği göz alıcıydı ve gizlenmeyi zorlaştıran düz bir bölge üzerine inşa edilmişti, dolayısıyla Weed’in oraya geleceğine dair bir şüpheleri yoktu.

 

Ama gelin görün ki Weed paranoyak biriydi ve loncalara karşı savaşma konusunda oldukça tecrübeliydi. Onu numaralarla, tuzaklarla veya sürpriz saldırılarla öldürmek son derece zor bir işti.

 

O güne dek Las Phalanx zindanında gizlenmek zor olmuş ama buna katlanmış ve düşmanlarından başarıyla kaçınmıştı.

 

Hermes Loncası, Weed’in kişiliğini anlamış olsaydı başka bir plan yaparlardı. Büyük bir ordu toplayıp Weed’i köşeye sıkıştırmaya çalışmaktansa çok daha basit bir yol izlerlerdi. Yani yere aşırı derecede pahalı öğeler yerleştirirlerdi.

 

İşte bu, Weed’i fazlasıyla telaşlandıracak bir tuzak olurdu!

 

*****

 

Weed, Gümüş Kuş ve Altın Kuşla birlikte gizli gizli, kuleye gözcülük eden korsanlara yaklaşmaktaydı.

 

“Aaaaoohhh! Uykum geldi ve canım sıkıldı.”

 

“Weed buraya hayatta gelmez, ne diye buraya gözcülük etme zahmetine giriyoruz hiç bilmiyorum.”

 

Weed, korsanların sızlanışlarını duyabiliyordu. Tam kuşlara has sıçrayışlarla hedefine yaklaşmışkense Korsanlardan biri kafasını çevirdi.

 

Böylece Weed ve Korsan, göz göze geldi.

 

“Bir karga mı?”

 

Weed önce bacaklarıyla kanatlarını kaşıdı, sonra da *gaak gaak* diye bağırdı. Ayrıca yanındaki çakıl taşlarına bakarak ayağıyla tekmeledi. Bu sırada Gümüş Kuş ve Altın Kuş ikilisi de bedenlerini ovuşturuyor ve kuşlara özgü bir şeyler yaparak korsanları umursamıyormuş gibi davranıyordu.

 

“Eğlendikleri nasıl da belli. Şunlara bir baksana.”

 

Weed, korsanlar ilgisini yitirdiğinde onlara bir kez daha yaklaşmaya niyetliydi fakat nöbetçilik hayatı sıkıcı olduğu için Weed’i izledikleri süre uzadıkça uzuyordu. En sonunda uzun uzun, uykulu bir şekilde esnedi. Gümüş Kuş ve Altın Kuş da hızla aynı şeyi yapınca Korsanların bakışlarını başka bir yöne çevirmesi çok sürmedi.

 

Ve Weed, öncülük ederek Altın Kuş ve Gümüş Kuşla birlikte hedefe yaklaştı!

 

*Al bakalım, da-da-dak!*

 

İlk önce ayaklarına vurdukları rakiplerin bedenlerinde gagalamayı kesmeksizin tırmandıkça tırmandılar!

 

Korsanların ortalama seviyesi düşüktü, yüksek seviyeli üç kuşsa koordine saldırılarıyla inanılmaz bir hasar vererek kolaylıkla icaplarına baktı.

 

Ardından Weed, dönüşümünü bozarak insan formuna döndü.

 

“Korsan nöbetçilerin öldüğünü keşfetmeleri uzun sürmez, o yüzden acele etmemiz gerekiyor.”

 

Kulenin içerisinde çok sayıda Başyapıt ve Şaheser vardı ki Weed’in hayat bahşetmeyi planladıkları bunlardan ibaretti. An itibarıyla seviyesi neredeyse 400dü, sınırsızca hayat bahşetmeyi göze alamazdı, uzun vadede seviyesinin kendi kendine gelişeceği yoktu.

 

Heykellerle dolu kuleyi ilk görüşünde görevin zorluk seviyesi çok yüksek olduğu için o heykeller büyük ihtimalle ölür ve seviyemi boşuna ziyan etmiş olurum düşüncesiyle hayat bahşetme yeteneğini kullanmamıştı.

 

Weed, kulenin hemen girişindeki şaheser Şövalye heykelinin üzerine dikkatlice elini yerleştirdi.

 

“Bu Şövalyeye hayat bahşetsem mi ki?”

 

Hiç değilse bir Şövalye astı olsun istiyordu. Her seferinde seviye ve sanat istatistiği tükeneceği için son derece temkinli olmaktan başka şansı yoktu.

 

En sonunda kararını verdi.

 

“Heykele Hayat Bahşetme!”

 

Deniz canlıları, büyük canlı organizmalar, isimsiz canavarlar, işte kulenin içerisindeki tüm bu çeşitliliğin ortasındaki Şövalye heykelinin asıl ödül olduğu şüphesizdi ve bu yüzden ona hayat mucizesi bahşedilmişti.

 

‘Şövalyelerin sadakat düzeyi yüksek olur. Onun için harika yemekler hazırlayıp onu oltaya düşüreceğimden emin olmalıyım.’

 

*Ting!*

 

****

 

Bu başyapıt, 8. Oymacı Loncası Ustası Jenbarin ve Oymacı Loncası üyelerinin elinden çıkma.

‘Bir Kahraman Bekleyen Dingin Bir Kule’, hayat bahşedilmeyi bekliyordu.

 

****

 

“Ha?”

 

Weed, Oymacı Villas’ın yarattığı Şövalye heykeline hayat bahşettiğine emindi. Ama sistem mesajı ‘Bir Kahraman Bekleyen Dingin Bir Kule’ hayat bahşedilmeyi bekliyordu diyor ve o mesaj hala Weed’in önünde süzülüyordu.

 

*Gü-gü-gü-gü-gümmmm!*

 

Ardından kuvvetli bir sesin işitilişiyle birlikte kule sarsılmaya başladı, yıllardır yığılıp birikmiş, kabuk tutmuş yoğun tozlar o sesin ve titreşimlerinin etkisiyle ufalandı.

 

O kabuk tutmuş tozların kalkışıyla da ortaya antik bir taş Kule çıktı!

 

Bu, hayat bahşetme yoluyla yaratılan bir mucizeydi!

 

Weed’in gözlerine görüntüler akıyordu. Ve bu seferki görüntüler çok tanıdık bir olaya aitti.

 

*****

 

Oymacılar tekneyle Las Phalanx’a varmıştı. Helyum bulmak için cesurca yola çıkmakla kalmamış, burada sanat eserlerini de meydana getirmişlerdi. Hepsi de hiçbir güçlük karşısında geri adım atmayacak kadar güçlü bir iradeye sahipti.

 

Mesela Jenbarin, bu Oymacı grubuna ilham veren bir rol modeldi.

 

Ve son derece kararlı bir ses tonuyla şöyle söylemişti:

 

“Heykellerden oluşan bu sahipsiz hazine öyle ulu orta ve perişan bir şekilde muhafaza edilemez. Bizler Las Phalanx’a gelen son Oymacılar olmayabiliriz.”

 

Las Phalanx’ta onları bekleyen sona kucak açmış, arkalarından gelebilecek diğer Oymacıları bile düşünmüşlerdi.

 

“Kıymetli heykellerimizi muhafaza edecek yapıyı planlayacak ve yaratacağız. İnşa edeceğimiz bu yapı, tüm umutlarımızı ve düşlerimizi yansıtıp içinde barındıracak.”

 

Elbette ki Helyum bulmak çok önemliydi ama hayatlarının sonuna gelmişken kıymetli heykellerini bırakacakları bir yer hazırlamak en büyük öncelikleriydi. Depremlerden ve volkanik patlamalardan korunacakları güvenli bir yer bulmaları gerekiyordu ve tüm Oymacılar bu hedefe ulaşmak için iş birliği yapmıştı.

 

“Hadi onlara her tehdide karşı koyabilecekleri bir yer yapalım ama yine de sanatsal olsun.”

 

Böylece Kule bütünüyle devasa bir kayayla şekillendirilmişti. Zeminler kesilmiş, bir giriş açılmış, kayalık dış yüzey oyulmuştu.

 

Oymacılık ve Mimarlığın bambaşka dallar olduğunu düşünmek zordu. Oymacılar, bu binayı devasa bir kayayı oyarak yapmıştı.

 

Görkemli bir heykel. Ve hazinelerini güvende tutacak bir Kule.

 

****

 

Başyapıt!

‘Bir Kahraman Bekleyen Dingin Bir Kule’ tamamlandı.

Las Phalanx’a gelen Oymacılar bir ‘Harika’ yarattı!

Jenbarin ve yoldaşlarının yetenek ve çabalarını birleştirmeleriyle üretilmiş bir eser. İçeride birkaç güvenli oda ve geniş galeri mevcut. Kule dört ayrı temaya ayrılmış durumda: Güneş, Volkan, Deniz ve Heykeller.

Sanatsal Değer: 17,695

Özel Seçenekler: Bu kuleyi gören Oymacıların maksimum Sağlık değeri bir günlüğüne ikiye katlanır.

Heykeli yapılan canavarlarla yakınlığınız artar.

Canavar avlama metotları öğrenebilirsiniz.

Kulenin içerisinde dinlenerek Sağlık ve Mananızı daha hızlı onarabilirsiniz.

Las Phalanx koşullarına adapte olma kabiliyetiniz gelişir.

Sıcaklık ve hava durumu etkilerini azaltır.

Ateş büyüleri karşısındaki direnç %55 artar.

Ateş tipi canavarlar karşısındaki direnci arttırır.

Kişi Oymacı sınıfına mensup olduğu sürece tüm istatistikler 39 puan artar.

Oymacılık becerilerinin etkisi bir günlüğüne %8 yükselir.

Kulenin içerisinde heykel sergilendiği takdirde oymacılık başarılarını elde etmek kolaylaşır.

 

****

 

Jenbarin ve yoldaşları tarafından tamamlanmış bir Başyapıttı.

 

Onlar Las Phalanx’ı keşfederken ölmüş ama başka Oymacılar da buraya gelerek eserlerini bırakmıştı.

 

O heykeller tek tek burada depolanmış ve bu nedenle ‘Bir Kahraman Bekleyen Dingin Bir Kule’ harikulade ve şaşılası bir eser halini almıştı.

 

*Ting!*

 

****

 

Heykele 'kalıcı koruma' büyüsü uygulandı; ‘Bir Kahraman Bekleyen Dingin Bir Kule’.

 

****

 

O becerikli Oymacılar arasında büyüye aşina olanlar da vardı. Böylece kule, kendisini çevreleyen güçlü bir koruyucu büyüye sahip olmuş, bu sayede pek çok sanat eseri orada güvenle muhafaza edilebilmişti.

 

Ve kuleyle heykeller yüzyıllar boyunca bir bütün olmuştu.

 

*****

 

Weed’in izlemekte olduğu video bu şekilde sonlandı.

 

“Bu kule bir heykelmiş ve ben bunu fark etmemişim.”

 

Kulenin üzeri en az birkaç santimetrelik bir toz yığınıyla kaplanmıştı. Dolayısıyla kulenin dışı, aslında bir heykel olduğu gerçeğini ele vermiyordu.

 

*Ting!*

 

****

 

-Bir heykele hayat bahşettiniz.

Heykelin seviyesi sanat istatistiği seviyesine dayanır.

Heykel kabiliyeti mevcut sanat istatistiği olan 2,041den dönüştürülecek, dolayısıyla heykelin taban seviyesi 461 olacak.

Heykel, Tarihi Heykel bonusu taşıyan bir Başyapıt olduğu için seviyesi fazladan %32 artışla 608e yükseldi.

Hayat bahşedilmiş heykele üç nitelik bahşedildi.

Bu niteliklerin gücü, heykelin biçimine ve kalitesine göre değişim gösterir.

Sanat Niteliği (%100), Muhafız Niteliği (%100%), Yaşam Niteliği (%100)

Kule, Sanat Niteliğine bağlı olarak heykeller ve resimlerden hoşlanır, eserlerin etkilerini %150ye çıkartabilir.

Bu yalnızca sizin için değil, yoldaşlarınız için de geçerli olur.

Bu heykel, Muhafız Niteliğine bağlı olarak sahibini ve yoldaşlarını tehlikelerden korumaya teşebbüs eder.

Yaşam Niteliğine bağlı olarak çok yüksek bir sağlıkla doğmuştur.

Bu heykele Jenbarin ve de yoldaşlarının eseri olması gereği özel bir cesaret bahşedilmiştir.

Koruyucu büyü sayesinde güçlü bir defansa sahiptir.

5,000 mana kullanıldı.

Yetenek yetkinliği gelişti, hayat bahşederken tüketilen seviye ve istatistikler %20 azaldı.

Sanat istatistiği kalıcı olarak 6 puan düşürüldü.

Düşürülen istatistikler heykel veya sanatla ilişkili diğer aktivitelerle geri kazanılabilir.

Seviye 2 azaldı.

Seviyedeki azalışa bağlı olarak yakın zamanda yükselen istatistiklerden 5 puan düşürüldü.

Kayıp seviyeler telafi edildiğinde bu istatistikler yeniden kazanılacak.

Lütfen hayat bahşedilen heykelin kıymetini bilin.

Ölmesi halinde ruhuna kavuşması için heykele tekrar hayat bahşedilmesi gerekir.

Tamamıyla yok edildiği takdirde diriltilemez.

 

****

 

Canlandırılmış kule Weed’den bir isim talep etmeden önceyse başka bir şey yaşandı.

 

-Kan ve ter dökülerek yapılmış bir heykel. Birbirimizden farkımız yok, biz tek bir vücuduz.

 

****

 

– ‘Bir Kahraman Bekleyen Dingin Bir Kule’ Sanat gücünü kullanıyor. Yaşam gücü tüm heykeller arasında dağıtıldı.

 

****

 

Weed izlemeyi sürdürürken Şövalye heykelinin yüzeyinde sayısız ufak çatlak belirdi ve o çatlaklar açılıp ayrıldı. Bir müddet sonraysa heykel, canlı olduğunu duyururcasına harekete geçti. Bir heykelin hayat buluşu, kaç kez tanık olursanız olun büyüleneceğiniz bir manzaraydı.

 

Ama süreç daha tamamlanmamıştı. Şövalyenin çatlakları diğer heykellere de yayılıyordu.

 

“Belki de bu?”

 

Devasa yaratıklar, çeşit çeşit canavarlar, böcekler… Tozla kaplı tüm o heykeller hareket etmeye başlıyordu. Çeşidi ve sayısı bol olan bu hayat bahşedilmiş heykeller ilk nefeslerini alıyordu.

 

Tek bir noktaya takılıp kalarak geçirdikleri vakit bir yalandan ibaretmişçesine hayat buluyorlardı. Yalnızca Weed’in bulunduğu kattakiler değil, kuledeki tüm heykeller canlanıyordu.

 

****

 

– Oymacı, hayat bahşetme yeteneğine bağlı olarak Oymacı Kulesindeki tüm heykellere hayat bahşetti.

- ‘Bir Kahraman Bekleyen Dingin Bir Kulenin’ yaşam gücünü paylaşması nedeniyle sağlığı yarıya düştü.

 

****

 

Hayat bahşedilmiş türlü türlü heykel, bu hayat hediyesine duydukları minneti Weed’e farklı şekillerde gösteriyordu. Kimileri ona açık ağzını veya burnunu gösteriyor, kimileri kuyruk sallıyor, birkaçı da kılıç savuruyor veya havayı kükremeleriyle dolduruyordu.

 

İşte meydana gelen bu heyecan verici gösterinin ortasındaki Kule memnuniyetsizce, “Bedenim neden bu kadar kirli?” dedi.

 

Temiz kalmaktan hoşlanan sanat eseri, üzerindeki kirleri silkelemekle meşguldü. Diğer heykeller de kafalarına, omuzlarına ve bedenlerine yapışıp kalmış tozları özenle temizliyordu.

 

Weed onları bir kaplıcaya götürmeye fazlasıyla istekli olurdu. Kahretsin, sırtlarını bile fırçalayabilirdi.

 

Hayat bahşedilmiş heykeller hep bir ağızdan konuşuyordu.

 

“Efendim, bana bir isim bahşedin.”

 

“Efendim, doğmama izin verdiğiniz için teşekkür ederim. Size tüm kalbimle, sadakatle hizmet edeceğim.”

 

“Efendim, benim ismim ne olacak?”

 

“Keu keu keu. Kiminle kavga edeyim?”

 

Onca heykel varken hepsine bir isim vermenin kolay bir iş olmayacağı kesindi.

 

Yerde yunusu andıran kocaman bir deniz canavarı yuvarlanıyor, koca bir alev devi başyapıt her konuştuğunda ateş püskürtüyordu. Tek bir ebatta veya benzer bir görünümde değillerdi, tüm heykeller öyle bir düzensizlikle etrafa saçılmıştı ki ortalık tam bir kaos alanıydı.

 

“Sizin isimleriniz…”

 

Weed, isim verme işini ertelemekte karar kıldı. Heykel çeşitliliği bu kadar fazlayken her birine özelliklerine uyacak bir isim bulmakta zorlanacak, onları isimlendirmek için daha çok vakit harcaması ve dikkatlice düşünmesi gerekecekti.

 

“İsimlerinizi sonra vereceğim.”

 

“Ama bu bize seslenmenizi zorlaştıracak.”

 

Hayat bahşedilmiş Şövalye, bir isim isteyerek kibarca böyle söyledi. Onurunu koruyabilmesi adına bir ismi olması önem taşıyordu.

 

“Şimdilik size yalnızca, Hey sen, Ahbap, Şuradaki falan diye sesleneceğim.”

 

“…….”

 

Heykelini yapan kişi Weed olmadığı için Şövalyenin ona olan sadakati yüksek bir noktada başlamamıştı.

 

Şövalyeler onuru çok önemli görür ve onurlarının hafife alınmasına katlanmakta zorlanırlardı. Ama Weed’in gerçekten fazla vakti yoktu.

 

“Kısa bir süre içerisinde savaşmamız gerekebilir, o yüzden adamakıllı isimlendirme işini birazcık sonraya bırakalım.”

 

Yaklaşan bir savaş düşüncesi, hayat bahşedilmiş heykellerin gözlerini ışıldattı.

 

Weed şimdilik hem kara hem de deniz savaşlarını göz önünde bulundurarak hazırlığını yapıyordu.

 

“Her neyse, bu bölgenin hasar gördüğünü varsayarsak anlamsız bir ölüm olmayacaktır herhalde. Şimdilik planlandığı gibi devam edeceğim.”

 

******

 

Korsanlar geçici limanlarını koruyordu. Korsan gemileri ve Haven Krallığı 2. Filo gemileri Donmayan Nehirde uzun sıralar halinde demir atmıştı.

 

“Bu acayip sıkıcı.”

 

“Weed’i ne zaman yakalayacaklar? Tek yaptığımız bu gemileri korumak, bir şey olsa haberimiz bile olmayacak.”

 

“Sadece birazcık bekleyin. Yakında iyi haberler gelecektir. Weed’in ölmesi gerekiyor, sonrasında eve dönünce böbürlenecek bir şeyimiz olacak.”

 

Memnuniyetsiz korsanlardan biri, desteden bir kart çekti. Kumar oynamak, gecenin bir vakti yapacak başka bir şey olmadığında vakit geçirmek için iyi bir yoldu.

 

Las Phalanx’a ilk ulaştıklarında Weed’in çabucak yakalanacağını düşünmüşlerdi ama işler pek yolunda gitmemişti. Weed epey kurnaz olduğunu ve onlardan kolaylıkla kaçabildiğini kanıtlamıştı. Las Phalanx’ın son derece büyük ve geniş yeraltı zindanları, onları tuzaklara çekmek için kullanılmıştı.

 

Hırsızlar ve Suikastçıların Weed’in izini sürebilme ihtimali vardı ama muhtemelen o ihtimal gerçek olmayacaktı. Yerde kalan izleri sürmek bir hedefi avlamanın en iyi yollarından biriydi. Fakat Weed’in bıraktığı sahte izler takip edilmesini öyle zor kılıyordu ki arama ağını Weed’e yaklaştıramıyorlardı.

 

Canavarların, oyuncuların, denizcilerin ve korsanların izleri tamamen birbirine karışmış durumdaydı.

 

“Yine de oraya sıkışıp kaldığı için onu yakalamaları yalnızca an meselesidir. Yeraltı zindanı haritasını da tamamladılar, yani artık her bölgeyi hızlıca arayabilecekler.”

 

“Evet tamam, ama bu yeterli olacak mı? Weed’in itibarının laftan ibaret olduğunu sanmıyorum. Hermes Loncası şu anda gerçek bir acı duyuyor gibi görünüyor.”

 

“Öhöm!”

 

Korsalardan biri ansızın yüksek sesle boğazını temizleyerek yerinden kalktı. Diğer Korsanlar da mesajı alarak hızla ayaklandı.

 

Korsanların başı, Korsan Kralı Griffith, geçici limana ilerler halde görülmüştü.

 

“Rapor veriyorum! Görev başında hiçbir problemle karşılaşılmadı, efendim.”

 

Griffith yürüyerek korsanın sırtını sıvazladı.

 

“Sıkı çalıştınız.”

 

“Teveccühünüz, efendim.”

 

Griffith, bir Korsan Amiral şapkası takıyordu. Seviye kısıtlamasının 400ün üzerinde olduğu bilinen, diğer Korsanlara kıskanmaktan başka şans tanımayan bir şapkaydı.

 

“Sizi buraya getiren şey nedir, efendim?”

 

“İçerisi havasızdı, ben de biraz temiz hava alayım dedim.”

 

Griffith’in sesi sahteymişçesine kasıtlı olarak tok ve boğuk çıkıyordu.

 

“Geminize binecek misiniz?”

 

“Hıı, gemim…”

 

Griffith, bu noktada konuşmayı keserek bir anlığına tereddüt etti.

 

Donmayan nehre demir atmış gemilerin sayısı muazzamdı. Uzun gemi direkleri nehre uzanan bir orman misali şok edici bir manzara sunuyordu. Nehirdeki bu geçici limanda alan kıtlığı vardı. Gemilerin yarısından fazlası hala limana demir atmamıştı.

 

Subaylar daima fazlasıyla büyük ve lüks gemilere heves duyarlardı, Jungfrau da tam olarak öyle bir gemiydi. Fakat çalışması için çok fazla insan gücü gerektiriyordu.

 

“Jungfrau’nun hazırlanması emrini vereyim mi?”

 

“Bu kadar derde girmene lüzum yok, yalnızca temiz havaya ihtiyacım var. Hızlı bir yelkenliyle gidip dönerim.”

 

“Size bir mürettebat hazırlayalım mı? Hepimiz sizinle yelken açmak isteriz.”

 

Bir yelkenlide Korsan Kralla birlikte maksimum yelken hızını deneyimleyebilirlerdi. Korsanların umutlu bakışlarının sebebi tam olarak buydu.

 

Ancak Griffith, kendisine teklif edilen yardımı reddederek kafasını salladı.

 

“Hızlı bir yolculuk için çok meşakkatli olur. Yalnız gideceğim.”

 

“Peki, anlaşıldı efendim. Lütfen bir dahakine bizi de yanınıza alın!”

 

“Fırsat olursa mutlaka size de bir tur attıracağım.”

 

Diyen Griffith, geçici limana demir atmış orta boy bir gemiyle yola çıktı.

 

Geminin salyangoz hızıyla yelken açışını gören korsanlarsa hayal kırıklığı içerisinde homurdandı. Griffith’in neden bu kadar yavaş ilerlediğini anlayamıyorlardı.

 

“Ancak Griffith gibi tam hızda düşman gemilerine çarpabildiğiniz zaman onun yelken açış hızı hakkında yorum yapabilirsiniz.”

 

“O kürekli kadırga gemilerinden ne kadar nefret etsem de kimse o gemilere Griffith'ten daha iyi veya daha hızlı komuta edemez.”

 

Bu esnada orta ebattaki yelkenli gemi ‘Bıldırcın’, Donmayan Nehri denize doğru takip etmek yerine yön değiştirerek Las Phalanx’ın yukarılarına yöneldi.

 

Volkanlar beyaz karlarla kaplı tarlalara dek duman saçıyordu. Nehrin o noktasındaki temiz hava ve manzara hayran olunası olduğu için de Korsanlar herhangi bir şüphe duymuyordu.

 

Fakat korsanlar görüş alanından çıktığı anda orta ebattaki yelkenli gemi Las Phalanx nehri kıyısına geri döndü. Ve kayalar yüzünden demir atmak zor olsa da Griffith, kıyının yakınlarına demir atmayı başardı.

 

“Artık çıkabilirsiniz.”

 

*Mööööööööö*

 

Sarı Oğlan yakınlardaki zindanın çıkışında belirerek yelkenliye doğru koşturdu. Seo Yoon, Altın Kuş ve hayat bahşedilmiş diğer heykeller de hızlıca peşinden gitti.

 

Sonra da karanlığın koruması altında gemiye doluşmaya başladılar.

 

“Acele edin, hızlıca binin hadi!”

 

Griffith, aslında heykel dönüşümüyle kılık değiştirmiş olan Weed’di!

 

Bir sürü heykel yapmak Kötü Şöhretini düşürmüş ve katil damgasını yok etmişti. Elbette ki Donanma ve Korsanlar arasında katil damgası taşıyan veya aranan suçlular bulunuyordu. Bu durum iki mürettebatta da çok yaygındı. Weed de daha gelişmiş bir kılık değiştirme için Griffith’in genelde üzerinde taşıdığı şapka ve üniformasından üretmişti.

 

Gündüz vakti olsaydı kıyafetlerdeki istatistik ve seçenek farkının dünyalar kadar olduğu anlaşılırdı ama gece vakti bu ayrımı yapmak zordu. Orta düzey dikiş becerileriyle dışarıdan orijinale çok yakın görünen sahte materyalleri yaratmaksa gayet kolaydı!

 

İnsansı heykeller ip kullanarak gemiye tırmanmaya başlıyor, uçabilenler diğerlerini kavrayarak güverteye bırakıyordu. Hayat bahşedilmiş heykeller bindikçe artan ağırlık, orta ebattaki yelkenli geminin bir hayli yavaşlamasına yol açıyordu.

 

“Eh, hadi gidelim. Hoşça kal.”

 

Diyen Weed, şapkasını çıkartarak uzaklardaki Heykel Kulesine veda etti.

 

Kule, gemiye alınamayacak kadar büyüktü. Las Phalanx’ta yapılmıştı ve orada kalmak zorundaydı. Diğer heykelleri koruma görevini tamamladığı için son anına dek o toprakların muhafızı olmaya devam edecekti.

 

“Elveda.”

 

Weed, üzüle üzüle bir kez daha veda etti.

 

‘Keşke seni Versailles Kıtasına götürebilseydim, epey işime yarardın.’

 

Heykel Kulesinin kararı kesindi.

 

Geniş bir kıtada yaşamaktansa o topraklardan yiten heykellerin hatıralarını onurlandırmak adına Las Phalanx’ta yaşamaya karar vermiş, kararını değiştirmek mümkün olmamıştı.

 

‘Gelecekte Las Phalanx’ın yeni bir patron canavarı olabilir.’

 

“Guoaaaaaaaaaaaaaaahhh!”

 

Bu sırada Kule, kuvvetli bir bağırışla onları çabucak uzaklaşmaya teşvik etti.

 

Ve Kulenin en alt katından en üstüne dek gizemli bir yankı taşıyan bir ses yükseldi. Heykel Kulesi tüm heykellerini güvende tutma işini mükemmel bir şekilde başarmış ama artık veda etme vakti gelmişti.

 

“Neyse, hadi gidelim.”

 

Diyen Weed, tüm hayat bahşedilmiş heykellere oradan ayrılabilmeleri için attığı demirleri çıkartmaları talimatını verdi.

 

Altın Kuş ve Gümüş Kuş ikilisi de direğe uçup halatları çözerek katlanmış yelkenlerin olabildiğince açılmasını sağladı.  

 

‘Las Phalanx’a veda etme vakti.’

 

Orta ebatta bir gemi için büyük bir ağırlık artışı söz konusuydu. Heykeller kamaraları, koridorları ve güverteyi doldurmuştu.

 

Maksimum kapasite fazlasıyla aşılmıştı!

 

Rüzgar yelkenleri tamamen doldursa bile onları harekete geçirmeye dahi yetmeyecek gibiydi ama ağır ağır hızlanmaya başladılar. Weed ise dümenin başına geçti; gemi ağır ve yavaş olduğu için Donmayan Nehirde yarım dairelik bir dönüş yapmak için çokça alana ihtiyaç vardı.

 

Böylece iskeleyi geçip yelken açtılar, Haven Krallığı 2. Filosunu ve Korsan Filosunu geride bıraktılar. O gemiler Korsan Kralı Griffith’in o gemiyle yelken açtığı bilgisini aldığı için önlerini kesen olmadı. Bu sayede uygun rüzgarı da arkasına alan gemi, Donmayan Nehirde yelken açarken hızlanmaya başladı.

 

Yalnızca bir saniye sonraysa Haven Krallığı Filosu, üstlerine rapor verdi.

 

-Korsan Kralı Griffith bir gemi alarak denize açıldı.-

 

-Ne sebeple?-

 

-Özel bir sebebi yok. Limandaki Korsan muhafız, biraz temiz hava almak istediğini söyledi.-

 

-Tamam.-

 

Gemi trafiğini kontrol etmeye yardımcı olduğu için böyle bir rapor geçilse de Hermes güvenlik ekibi de korsanlar da bu rapora pek önem vermedi. Rapor edilen kişi müttefikleri Korsan Kralı Griffith olduğu için geminin özel bir izne veya özene ihtiyacı yoktu.

 

Derken biraz daha vakit geçti.

 

Ve raporu alan Donanma Şövalyesi aceleyle bir fısıltı gönderdi.

 

-Az önce Griffith’in denize açıldığını rapor etmemiş miydin?-

 

-Evet, ettim.-

 

-Peki o gerçekten Korsan Kralı Griffith miydi?-

 

-Bunu teyit eden Korsanlardı.-

 

-Lanet olsun! Bu kötü oldu!-

 

-Sorun nedir?-

 

-Korsan Kralı Griffith şu anda Drinfeld’le birlikte. Yani o gemideki kişi lanet olasıca Korsan Kralı değil.

 

-N-ne? Şaka yapıyor olmalısın…-

 

-Açıklamak çok uzun sürer. O gemiyi durdurun!

 

-Burada değil ki.-

 

-Öyleyse peşinden yelken açın!-

 

“Acele edin! O gemiye yetişin.”

 

“Daha hızlı!”

 

Böylece limanı ve gemileri koruyan personel en yakın gemiye binerek peşlerinden yelken açtı. Ama hayat bahşedilmiş heykeller arasındaki deniz yaratıkları, pusuya yatmış halde onların harekete geçmesini bekliyordu.

 

Ve neticede, oklar ve güllelere rağmen gemileri battı!

 

Lonca oyuncuları ve Korsan ekipleri öfkeyle limana döndüğündeyse önleri Heykel Kulesi tarafından kesildi.  

 

“Guoooo!”

 

Heykel Kulesi oyuncu ve askerleri ayaklarıyla çiğnedi. Amacı, Weed ve hayat bahşedilmiş heykellerin güvenle uzaklaşmasına imkan tanımaktı.

 

Güçlü bir yok edicinin haşmetini taşıyordu!

 

Askerler Kuleye karşılık vermek üzereyken ise Amiral Drinfeld, emirlerini sıraladı.

 

“O şeyin icabına daha sonra da bakılır. Siz gemilere binin! Weed’i yakalamak bir numaralı önceliğimiz.”

 

Bu emirle Hermes Loncasının ve Korsanların ana güçleri Heykel Kulesinden kaçınarak gemilere biniş yaptı. Ve muazzam bir hasar alsalar da yelken açıp sırayla limanı terk ettiler.

 

“Guoaaaaaaaaaaaa!”

 

Onlara sonuna kadar müdahale eden Heykel Kulesiyse arkasını döndü ve Las Phalanx’ın dumanı tüten volkanik sahalarına doğru harekete geçti.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32561 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43274 Bölüm Sayısı


creator
manga tr