Lms 22.2 : Büyük İnşaat (1/3)

avatar
1140 18

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 22.2 : Büyük İnşaat (1/3)


Çevirmen : Clumsy-nim



Weed’in gemileri deniz yoluyla kuzey kıtasına yaklaşıyordu.

 

Deniz kızlarının ilgisini çeken ganimetlerin büyük bir çoğunluğunu çoktan satmış olan Weed, an itibarıyla bulut oymacılığına konsantre oluyor, yetkinliğini arttırıyordu.

 

“Bu bulut işi bayağı ustalık istiyor. Oluşturmaya çalıştığım heykel temasını belirlemek çok zor, ifadeleri canlandırmak bile hiç kolay değil...”

 

Normal şartlarda sanatının eksiklik çeken kısımlarını düzeltmek için bolca taş ve ahşap kullanırdı ama Bulut Oymacılığında böyle bir şansı yoktu.

 

Açık Denizde yelken açtıkları sırada Weed, su kullanarak geminin üzerinde binlerce bulut heykeli yapmıştı. Ancak bariz bir şekilde göze çarpan hatalarını fark etmesi bile mümkün olmuyordu, çünkü her rüzgar esişinde heykelleri dağılıp bozuluyordu.

 

Sadece anlık olarak kullanılabilen bir heykel sanatı şekliydi ve bırakın uzmanlaşmayı, anlamanın bile çok zor olduğu bir konuydu.

 

“Biraz balık yapmalıyım. Belki de basit bir pisi balığı, kaya balığı, karides, yengeç ve hatta bir balina da yapabilirim.”

 

Gerçek sanat eserlerinde taviz verilmezdi!

 

Böylece Weed, sıkı çalışma yoluyla bulut oymacılığı yetkinliğini arttırmak için rastgele şeyler yapmaya başladı.

 

Yüzlerce bulut yaptıktan sonraysa gizemli bir doğal fenomen gerçekleşti.

 

Gemi, beyaz ve kara bulutların çarpıştığı kötü havaya doğru yöneldi.

 

Weed’in bulut heykelleri, esen rüzgar doğrultusunda hareket ederken yaklaşmakta olan fırtınaya karıştı ve bulutlar gökyüzünü kapladı.

 

Aslında hava fena değildi ama sisli ve hafif bir yağmur çiselemeye başladı.

 

“Harika......”

 

“Bu dünyanın en güzel manzarası olsa gerek.”

 

Grubun tembellik eden diğer üyeleri de koşturarak geminin pruvasındaki kargaşaya yöneldi.

 

Karanlık gökyüzüne rağmen bulutların arasından eşsiz bir ışık sızıyordu.

 

*Ting*

 

****

 

- Bir Doğa Heykeli yaptınız. Doğa Ananın Harikası, denize düşen ışıkların resmedilmeye değer manzarası, yetenekli bir oymacı tarafından yeniden üretildi.

- Oymacılık yeteneği yetkinliği gelişti.

- Doğa Oymacılığı yeteneği Başlangıç Düzeyi 3. Seviyeye ulaştı.

- Şöhret 145 yükseldi.

- Sanat istatistiği 7 yükseldi.

- Doğayla yakınlık 15 yükseldi.

- Bilgelik, Zeka ve Şans 3 yükseldi.

- Tüm istatistikler 2 yükseldi.

 

****

 

Denize düşen ışık huzmeleri kesinlikle muhteşem görünüyordu.

 

Evet, bol miktarda hayal gücü ve odaklanma gerektirdiği için herhangi bir bulut heykeli yapmak zordu.

 

Ama harikulade ışık ve bulut heykellerini yapmak da kolay değildi.

 

Doğa Ananın Harikası, kullanıcının mesleğine dayalı istatistiklerde önemli bir artış sağlardı.

 

Weed’in durumundaysa bu fenomen, başta sanatla ilişkili olanlar olmak üzere tüm istatistiklerini mütevazı düzeyde arttırmıştı.

 

Hayranlıkla izleyen arkadaşları da çeşitli istatistiklerinde artış yaşandığını fark ediyordu. Irene’in Rahip sınıfı gereği İnancında büyük bir artış olmuş, Romuna’nınsa Büyücü olması gereği Bilgelik istatistiği 5 yükselmişti. Hwaryeong’un da Dansçı sınıfına bağlı olarak Cazibesi artmıştı. Doğa heykelinin tadını çıkartan herkes, çeşitli istatistik artışlarına kavuşmuştu.

 

“Vaaay, bu çok efsaneviydi!”

 

Arkadaşları şaşkınlıklarını gizleyemiyordu.

 

Weed’in suratınaysa kocaman, çirkin bir gülümseme yerleşmişti.

 

“Tüm bunlar bulut oymacılığının sadece başlangıç düzeyi etkileri.”

 

Her şey bir yana mühim olan sonuçlardı! Bu sırada Sarı Oğlan şaşkınlıktan geriye doğru sendeleyerek canlı heykel Griffin’in üzerine devrildi.

 

Bu gürültü patırtı da Weed’in Las Phalanx’ta hayat bahşettiği diğer canlı heykellerin de küçük geminin güvertesine çıkmasına ve bulutların arasında parıldayan ışığı görmelerine yol açtı.

 

*Ting*

 

- Canlı Heykellerin istatistikleri artıyor.

Yani sanatla yaratılmış canlı heykeller bile tıpkı diğer ırklar gibi bu etkilerden nasibini alıyordu.

 

***********

 

Karaya yaklaşıyorlardı. Uzun seferleri nihayet sona eriyordu.

 

Weed ve arkadaşları karaya çıkma hazırlıkları yaparken canlı heykeller de hızla toparlanıyordu.

 

Dışarıda kalmış oltalar ve pişirme aletleri diğer valizlerle birlikte paketleniyor ve dopdolu sırt çantaları kaldırılıyordu.

 

Ancak nadir rastlanır veya soyu tükenmiş yaratıklara dayanarak yapılan heykellerin kendilerine has bir hayatta kalma içgüdüsü vardı.

 

Onlar Weed’e itaatsizlik etmeye devam ediyor ve türdeşleriyle üremek için ayrılmak istediklerini söyleyip duruyorlardı.

 

“Ben dişi arayışına çıkmak istiyorum. Çocuklarım olsun istiyorum. Uzaklara gidersem türdeşlerimle tanışabilirim.”

 

“Bize özgürlük bahşedecek olursan bu koca dünyada yaşamak ve bir aile kurmak isteriz.”

 

Canlı heykellerden güçlü talepler geliyordu!

 

Yavaş yavaş ölmekten ve acınası varlıklarını bütünüyle yapayalnız, bir eşleri olmadan tüketmekten endişeleniyorlardı.

 

Ve bu yalnızca bir iki tanesinin talebi değildi, Las Phalanx’ta yaratılıp hayat bahşedilmiş heykellerin neredeyse üçte biri bu tarz taleplerde bulunuyordu.

 

“Keheum.”

 

Weed zor durumdaydı.

 

Aslında doğdukları andan itibaren heykellerin saygısını kazanması ve her daim yüksek itibar görmesi gerekirdi.

 

Ama bu defa aynı anda çok fazla heykele hayat bahşetmişti, dolayısıyla onları normalde yaptığı şekilde güç kullanarak yönetmek kolay değildi.

 

Hepsi de ışıl ışıl gözlerle Weed’e bakıyordu.

 

Weed’in kendilerine izin verecek kadar iyi niyetli ve kibar biri olduğuna inanıyorlardı!

 

Ama Weed’in aklından geçen düşünceler bambaşkaydı.

 

“Hepsini dövmüş olmalıydım.”

 

Zor kullanır ve onları köle gibi yanında tutarsa isyan çıkabilirdi, hatta yalnızlıkları yüzünden kaçıp gidebilirlerdi.

 

Canlı Heykelleri yönetmek çocuk oyuncağı değildi.

 

Weed’in yüksek liderlik statüsü sayesinde Wyvernler ve Bingryong onu öylece terk edemiyordu. Ama bu canlı heykeller, güçlü kişilikleri gereği özgür ruhlu bir hayatı kovalamaya mecburlardı.

 

Tıpkı en başta olduğu gibi bir orduyu ilk defa kontrol etmeye çalıştığında pek çok iş yaparak güvenlerini kazanma gerekliliği çok zordu.

 

Vakit fedakarlık vaktiydi.

 

Weed, güçlü karakterlere sahip heykelleri kovmakta gerçekten zorlanıyordu.

 

“Sizlerin arzuladığı şey…”

 

Neden benden ayrılmaya çalışıyorlar! Daha yapmalarını istediğim bir sürü şey vardı.

 

“Bu koca kıtada...”

 

Şu hayatta her şeyin yolunda gitmesini umarak yapmak istediğin her şeyi yaparak yaşamak mümkün değil ki.

 

“Yaşamak...”

 

Weed’in mücadelesi öyle bir noktaya gelmişti ki heykelleri, tıpkı bir ineğe yapıldığı gibi burunlarına halka takarak sürükleyip zorla çalıştırmak istiyordu.

 

Ama bir heykel, Weed için çalışmaktan herhangi bir kazanç beklemezdi. Ayrıca akranlarını bulmak ve bir aile kurmak için çokça zamana ihtiyaçları vardı, dolayısıyla Weed, onların kendisiyle kalmasını bekleyemezdi.

 

“Öyleyse gidip hayatınızı yaşamakta özgürsünüz...”

 

Bu son kelimelerin dudaklarından kaçışıyla Weed’in gözlerinde yaşlar birikti.

 

Canlı heykellerin içten, samimi pişmanlıkları yüzlerine yansıyordu.

 

Bir başka sahip olsaydı sevgi gözyaşları olabilecek bu yaşların Weed’deki karşılığının kayıp yaşları olduğuysa barizdi.

 

“Artık gidiyoruz.”

 

Bu vedayla birlikte nadir rastlanır canlı türleri, devasa deniz kaplumbağasının üzerine binerek denize yöneldi.

 

Ve Weed tamamen yok oldukları ana dek gergince beklese de arkalarında ne bir altın ne de teselli bedeli bıraktılar!

 

“Böyle devam edersek bir iki gün içerisinde Morata’ya varacak olmalıyız.”

 

Heint, kıyıya yaklaşmaları nedeniyle ayağa kalkıp hafifçe kafasını eğerek bu şekilde mırıldandı.

 

Uzun soluklu Las Phalanx seyahati nihayet sona eriyordu.

 

Las Phalanx’ı doğru düzgün turlamış olmasalar da hiç değilse yeni rotalara öncülük etmişlerdi.

 

Weed’in tüm karları üzerine almasına rağmen çeşitli avlanma alanları keşfederek kuzey okyanuslarından geçmiş, güvenli geçitler bulabilmişlerdi.

 

Ve çok şükür ki Weed iblisiyle yollarını ayırma vakitleri gelmişti.

 

“Heheh. Size çok şey borçluyum. Eğlenceli maceralar için teşekkürler.”

 

“Gelecekte diğer oyunculara gerçekten iyi davranacak ve kimsenin başını belaya sokmamaya çalışacağım.”

 

“Weed, umuyoruz ki sen de iyi olursun. Maceralarını izlemeye devam edeceğiz.”

 

“Burada hayatıma yeniden doğmuş gibi bir yol çizdim. Eğer bir kez daha denize açılacak olursan bizi haberdar et lütfen.”

 

Mürettebat kötü bir şekilde sözleşmeye bağlanmış olsa da geriye dönüp bakılınca gezdikleri onca yerle birlikte genel olarak pek de kötü bir macera olmamıştı.

 

Becky-Nin’in 3 Çılgın Köpekbalığı kibarca veda ediyor, grup da vedalarına karşılık veriyordu.

 

Tabii ki Weed onları haberdar ettiğinde ona katılmayı akıllarının ucundan dahi geçirmiyorlardı.

 

“Ahh.”

 

Weed, abartılı bir şekilde iç çekti.

 

Karadaki vedalaşmaları esnasında onları birazcık küçümsemişti ve tavsiyelerine nereden başlayacağını bilemiyordu.

 

Kaşlarını çatarak şöyle dedi:

 

“Gelecekte başkalarına zarar vermeyeceğinizden ve düşünceli davranacağınızdan emin misiniz?"

 

“Tabii ki öyle yapacağız. Çaylak oyunculara yardımcı olacak ve adil, dürüst bir yaşam süreceğiz.”

 

Heint, sinsi sinsi gözlerini devirerek yanıt verdi.

 

Dürüst olmak gerekirse bundan böyle neler olacağını bilmiyordu. Ama şu anki hislerinde samimiydi.

 

Weed, koskoca 2. Haven Filosunu püskürtmüştü ve Heint, korsanlar ve donanma ordusuyla savaşma hatıralarını asla unutmayacaktı.

 

Yayında göründüklerinden ve inanılmaz popüler olduklarındansa haberleri yoktu.

 

Haven Krallığı askerleri ve korsanlarla yaşanan olaylar esnasında bir anahtar, içlerindeki bir şeylerin kilidini açmış gibi coşkulu hissediyorlardı.

 

Ufak çaplı hırsızlıklardan bıkıp usanmışlardı.

 

Kendi güçleriyle denizleri aşmak istiyorlardı. Las Phalanx’taki uzak denizlerden dönmeleriyle büyük tutkuları gün yüzüne çıkmıştı.

 

Ancak Weed, bunu aptalca bularak kafasını salladı.

 

“Dürüst ve sıkıcı bir hayat sürmenize gerek yok.”

 

“Ha?”

 

“Hayatınızı tamamen ziyan etmiş olursunuz. İyi olduğunuz için övgü almanın hiçbir faydası yok. Ama kötü, kaba, korkak ve utanmaz olmak, diğerlerinden daha hızlı gelişmenizi sağlar.”

 

“Ooooh, doğru diyorsun!”

 

İşte Savaş Tanrısı Weed’in mutlak gerçeği buydu!

 

“Daima deneyin. Hiçbir şeyinizi kaybetmeyin ve düşmana ait olanlara da göz koyun. Başından beri sizin olmadıklarını söylemeyin. Birazcık açgözlü olursanız bir fırsat belirebilir. Ve daima işleri yoluna koymaya çalışın.”

 

Aslına bakarsanız Weed ve Becky-Nin’in 3 Çılgın Köpekbalığı benzer karakterlerdi.

 

“Tam bir göt.”

 

“Sahiden takdir edip saygı duyduğumuz, normal bir göt.”

 

“Gerçekten çabalarsam ben de bu göt herif kadar başarılı olabilir miyim?”

 

Bu bir küfür değildi, Weed gerçekten de saygılarını kazanmış bir göttü.

 

Kötü düşlere sahip insanların hayranlık duyduğu bir varlıktı.

 

“Neyse, gitme vaktimiz geldi.”

 

“Kendinize iyi bakın. Yerdeki paraları toplamayı ihmal etmeyin.”

 

Becky-Nin’in 3 Çılgın Köpekbalığı, Weed’in grubuna bir kez daha veda etti.

 

“Demek yollarımız bu şekilde ayrılıyor.”

 

Bellot’un veda sözcükleriyleyse Heint’in morali bozuldu.

 

Bu hengameye katılma sebebi barda Bellot’la tanışması olsa ve dalgalı denizlerde zor zamanlar geçirse de ona bakınca içini bir cesaret dalgası kapladı. Böylece kalbindeki kini unuttu ve onu bir daha asla göremeyecek olma düşüncesiyle hareket etti.

 

Ve gerginlikle yutkunarak, “Bellot, eğer bir mahzuru yoksa seni arkadaşım olarak kaydedebilir miyim?” diye sordu.

 

Spontane bir arkadaşlık isteğiydi.

 

Bellot, anlık bir tereddütten sonra kafasını sallayıp onayladı.

 

“Tabii, olur.”

 

“Seninle daha sonra iletişime geçerim öyleyse.”

 

Heint, ölçülemez bir neşeye kapılarak diğerleriyle de vedalaştı.

 

Bu manzarayı aval aval bakarak izleyen Fractal ve Bodomir ikilisi de aynı düşüncedeydi, Hwaryeong’la konuşmadan ayrılmaya içleri elvermiyordu.

 

“Daha ilk görüşte güzelliğine vuruldum, Hwaryeong. Sana ne kadar deli olduğumu söylemeyi başaramadım ama bana bu fırsatı tanırsan erkeksi tarafımı göstermek isterim. Beni arkadaşın olarak kaydet lütfen."

 

“Lütfen beni de arkadaşın olarak kaydet Hwaryeong. Sen ömrüm boyunca gördüğüm en güzel insansın.”

 

Pale, Irene, Surka ve Romuna, ikiliye acıyarak bakıyordu.

 

Hwaryeong’un Weed’den hoşlandığından haberleri yoktu!

 

“Muhtemelen acınası bir şekilde tekmeyi yiyecekler.”

 

“Üzgünüm. Hwaryeong birinden hoşlanmazsa epey seçici davranır.”

 

Fakat Hwaryeong rahatlıkla başını sallayarak onay verdi.

 

“Sizin gibi harika insanlarla seyahat etmekten onur duydum. Sizi arkadaşım olarak kaydedeceğim.”

 

Böylece Fractal ve Bodomir sessizce tezahürat ederken grubun yolları Becky-Nin’in 3 Çılgın Köpekbalığıyla ayrıldı.

 

Üçlü grup, Las Phalanx’tan beri kullandıkları üç gemiyi alarak gitmekte karar kılmıştı. Tabii hiç paraları olmadığı için az buçuk değeri olan sağlam ekipmanlarını vermişlerdi.

 

Weed’in takas etmek istediği takdirde gemileri limana götürmesi gerekirdi ki bu ona çok vakte mal olurdu ve gemilerden bir an önce kurtulması icap ediyordu.

 

Becky-Nin’in 3 Çılgın Köpekbalığıysa geri dönüp gemileri satacak olurlarsa bu işten birazcık kar edebilirlerdi.

 

Bindikleri gemiler sislerin içerisinde gözden kayboluyordu.

 

Bu sırada Bellot, Hwaryeong’a olup bitenleri sordu.

 

“Arkadaşlık isteklerini neden kabul ettin?”

 

“Herkesin önünde reddetmek tuhaf ve utanç verici olurdu. Kabul ettikten sonra silerim olur biter.”

 

“Ben de hep aynı şeyi yapıyorum.”

 

İki kız da epey popülerdi, dolayısıyla pek çok arkadaşlık isteği alıyorlardı. Genellikle numaralarını veriyor ve sonra da o numaraları değişiyor veya gelen aramaları engelliyorlardı.

 

“Geldik sayılır.”

 

Weed Sarı Oğlanın üzerine binmişken geri kalanlar da diğer heykellerin üzerindeydi ve Morata, yalnızca bir sonraki tepenin ardındaydı.

 

Sokaklar oraya buraya seyahat eden Tüccarlarla dolup taşıyor ve eski püskü kıyafetler giyinmiş çaylak oyuncular enerjik bir şekilde birlikte yürüyordu.

 

Nihayet Weed’in şehrine dönmüşlerdi.

 

“Çocukluğumdan beri evde köpek baktığım için köpekleri oldum olası sevmişimdir. Cerberus, daha sonra seni nehirde yıkayacağım.”

 

Surka, üzerine bindiği üç kafalı köpeği tatlı buluyor ve kafasını okşuyordu.

 

Hayat bahşedilmiş heykel Cerberus, yani ‘Cehennem Bekçisi’, onun gözüne sıradan bir köpek gibi görünüyordu!

 

Weed kadar kötü değillerdi, pek çok yere gidip canavar avlıyor ve onlardan korkmuyorlardı. Hatta gemiyle geri dönüş yolunda mızraklı ve korkunç görünümlü bir kurbağa adamın saldırısına uğradıklarında bile gözleri korkmamıştı.

 

“Canavar dediğin besin, öğe ve tecrübedir!”

 

Weed’in bu bakış açısı sayesinde artık bu gruba doğal geliyorlardı.

 

Cerberus kuyruğunu sallıyor ve tatlı tatlı hareket ediyordu. Hatta diliyle Surka’nın elini bile yalıyordu.

 

Koca bir köpekten farksız görünüyordu ve savaş çıkacak olursa mizacının nasıl bir değişim gösterebileceğini kimseler bilmiyordu.

 

Morata’ya giden grup uzun bir sürenin üzerine et yeme isteğine kapıldığı için ara ara av oyunları oynanıyordu.

 

Cerberus da yeri kokluyor, çalıların arasına atlıyor ve iki dakikadan kısa süre içerisinde dişlerinin arasında bir yaban domuzuyla geri geliyordu. İşte bu manzara karşısında Weed, ona bir isim verdi.

 

“Senin adın Av Köpeği olacak.”

 

Öylece aklına gelen rastgele bir isimdi! Ama arkadaşları, onun isim verme konusundaki bu acımasızlığına kayıtsız kalmadı.

 

“Yok artık! Böyle belirsiz isim mi verilir!”

 

“Bir Cerberus’a benziyor. İsmini Cerberus koysana.”

 

Ama Bellot ve Romuna isyan etse de Weed onları dinlemedi.

 

“I ıh, istemiyorum.”

 

“Neden? Cerberus adını vermek istememe sebebin nedir?”

 

“Çünkü o şekilde seslenmek sinir bozucu.”

 

Onara kalırsa köpekler yalnızca köpek etinden ibaret olur ve yaz geldiğinde sadakatleri azalabilirdi.

 

Bir av köpeği olduğu için ona Av Köpeği diye seslenmek gayet de harika olurdu!

 

Yine de Weed’in arkadaşları o isimle seslenmeye devam etti ve köpek de beğendiğini belli edercesine kuyruğunu sertçe salladı. En sonunda da ismi Cerberus oldu.

 

Ve Weed, gece yarısı diğer canlı heykellerine de isim verdi.

 

“Sana Kır Yılanı diyelim.”

 

Düzinelerce desene sahip zarif yılana ‘Kır Yılanı’ adı verilmişti.

 

“Sana da Solucan diyelim.”

 

Ölüm Solucanı. Toprağı kazdığında bedeni 200 metreye dek ulaşabilen devasa bir canavara dönüşebiliyordu.

 

Las Phalanx’ta hayat bahşedildiğinde boyu yalnızca 1 metre kadardı.

 

Beslendikçe 8 metreye ulaşmıştı. Zephyr balık tuttuğu sırada onu yem olarak kullanmak istese de artık bir balinayı bile yutabilecek kadar irileşmişti.

 

Yani daha önce hiç yakalanmamış bir canavar türüydü.

 

“Sana Dolsoe mu desem?”

 

Weed şövalyeye Dolsoe adını vermek üzereydi ama bu defa onun da fikrini almak istedi.

 

“Şövalyeler bağımsızdır ve güçlü bir gurur duyguları vardır, yani ona herhangi bir isim verirsem özgürlüğünü talep edip beni bırakabilir.”

 

Böylece şövalye, doğruca ismini söyledi.

 

“İsmimin Gümüş Karagüneş olmasını isterim.”

 

“Sebep?”

 

“Beni yaratan kişiyi yad etmek için.”

 

Sadakat güçlü bir şeydi ve bu da Weed’in oymacıya borçlu kalmayacağı bir isimdi.

 

“Peki. Gümüş. Seninle çalışmayı iple çekiyorum.”

 

Ardından peşine takılan heykellere rastgele isimler verdi.

 

Canlı heykeller karaya indikleri andan bu yana birlik olarak Wyvernlerden ayrı şekilde ormanda avlanıyordu. Las Phalanx’tan Anka Kuşu ve Bingryong’la birlikte ayrılmış olan Alev Devi de onlardan önce gelerek koca ormanda avlanmaya başlamıştı.

 

“Canlı heykellerim güçlendikçe onlara bir sürü şey yaptırabilecek ve çok para kazanabileceğim!”

 

Diye düşünen Weed, Morata’ya geri dönmüştü.

 

Doğudaki dağda Işık Kulesi, Tanrıça Freya Heykeliyle birlikte koca bir göl ve şehirde de bir Büyük Sanat Merkezi mevcuttu.

 

Oyuncular sokakların dört bir yanını dolduruyordu.

 

Devasa kara kalenin önü, bir zamanlar vampirlerin yaşam alanıydı. Şimdilerdeyse o mütevazı köyün yıkık binalarının yerini tuğladan yollar, kaldırımlar ve yerleşim alanları almıştı.

 

“Hadi hızlıca gidelim. Geç kalırsak çok kalabalık olacak.”

 

“Gece geri döneceğiz, değil mi?”

 

"Aynen. Işık Kulesinin ışıkları başlayacak.”

 

Avlanmak ve maceraya atılmak için kurulan partiler, ineklerine binerek yakınlardaki zindanlara doğru ilerliyordu.

 

Yol üzerindeki tepelerin yanlarından geçenlerse sıkış tepiş yerleştirilmiş gecekondu oluşumunu görüyordu.  

 

İşte o gecekondu mahallesine bakan Weed, evine döndüğünü hissediyordu.  

 

#Bu bölüm yaklaşık 10bin kelimeydi. Tek seferde koymam mümkün olmadığı ve yoğun olduğum için sizi bekletmek yerine bölmeyi tercih ettim. Bir aksilik çıkmazsa ikinci kısmı yarın, üçüncü kısmı da salı atacağım.
Ayrıca çevirdiğim diğer seriyi bu ayın sonunda güncele getirmeyi düşünüyorum. O güncele geldiği zamansa yeni planlara göre lmsnin bölüm düşme sıklığı üzerinde bazı ayarlamalar yapacağız. Bu bilgiyi de verip susuyorum, tekrar görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32642 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43319 Bölüm Sayısı


creator
manga tr