Lms 26.8 : Ratzeburg'un Konumu

avatar
860 3

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 26.8 : Ratzeburg'un Konumu


Çevirmen : Clumsy-nim



Petrov resim çizdiği sırada Weed’in dönüşünü işitti.

 

"Nihayet can düşmanımla karşı karşıya geleceğim."

 

Vargo Kalesi civarında resim çizmeye başladı başlayalı bu anı bekliyordu.

 

Derken bir anda Morata ve Vargo Kalesini bağlayan kapılar açıldı ve yüksek seviyeli oyuncular Morata’dan akın ederken diğer oyuncular da peşlerine takıldı. Kapı yalnızca iki muhafız tarafından korunduğu için gelenleri engelleyecek bir şey yoktu.

 

Böylece kısacık bir sürede çok sayıda oyuncu ve vatandaş etrafa dağıldı.

 

Tam da ressam Lordla buluşmayı planlarken!

 

"Lord bir et partisi veriyormuş."

 

"Valla mı?"

 

"Ambarlardaki tüm etler beleşmiş. Gönlümüzce alabilirmişiz. Ama stoklar sınırlı tabii. Ayrıca Lord da buradaymış ve etleri bizzat o pişiriyormuş."

 

"E gidelim öyleyse!"

 

Weed istemeden canavar saldırısından da beter bir kaosa yol açmıştı.

 

Tüm oyuncular ambardaki beleş etlerden bahsediyordu.

 

Bir Lordun stoklanan eti karşılıksız dağıtması akıl almaz bir şeydi.

 

"Lord yüksek kalite domuz eti de dahil olmak üzere tüm etleri dağıtıyormuş."

 

“Gulp. Kaliteli domuz eti mi! Sağlığı yüksek domuzlar sadece dağın diğer tarafında bulunuyor.”

 

Gulp.

 

Eti düşünmek bile istemsizce yutkunmalarına yol açıyordu.

 

"Bu kadar düşünmemeliyim. Gidip yesem mi ki acaba?''

 

Petrov ise Weed’e borçlanmak istemiyordu.

 

Ama er ya da geç Weed’i tanıması gerektiği için fırsat bu fırsattı!

 

"Hadi gidelim."

 

Diyen Petrov, hızla Weed’in yemek bölmesine yöneldi.

 

Pişirilen etler için koca bir kuyruk oluşmuştu bile.

 

"Aaah. Bugün sıra gelir mi acaba?"

 

"Çok sürmez ya, Weed bayağı hızlı hazırlıyor çünkü. Bir saate sıra gelir herhalde."

 

Petrov iç çekerek sıranın arkasına geçti.

 

Ve uzun bir süre bekledi. Bu uzunlukta bir sıra olacağını hiç düşünmemişti. Weed’in yemekleri sahiden çok mu lezzetli diye merak ediyordu.

 

O sırada Heykel Yaşam Formları da Weed’in bölmesine yönelmişti.

 

Koca ve güçlü bir şövalye olan Gümüşi Kara Güneş ve iri bir köpek olan Cerberus bölmenin dışında bekliyordu. Onların sıraya girmesine gerek yoktu, Weed hazır olan yemeklerden onlara da veriyordu.

 

"Hav hav.”

 

Etin tadı muazzamdı. Cerberus daha fazlasını alabilmek için yerde yuvarlanıyor, kuyruğunu sallıyordu.

 

İlk defa şirin ve dost canlısı bir hayvan gibi davranıyordu.

 

"Etin tadı fantastik ya."

 

"Weed’in aşçılıktaki yeteneği benim kılıç ustalığımdan da öte."

 

Gururlu Gümüşi Kara Güneş bile Weed’e büyük bir saygıyla yaklaşıyordu.

 

Ateşi ve baharatları mükemmel ayarlayan Weed’in ızgara etleri sulu sulu oluyor, hele bir de tuz ve sarımsak sosu ekleyince tadına doyum olmuyordu.

 

Weed’in heykellerle yakınlığını gören Petrov, pes etmenin eşiğine gelmişti.

 

“Yo. Hala hizmetkarlarım olabilirler. Yeterince çabalarsam bir fırsatını bulurum.”

 

Sırada beklerken Weed hakkında konuşulanları da dinliyordu.

 

"Lord Weed kadınlar arasında bayağı popüler."

 

"Aynen, şu kız da çok hoş ya."

 

Sıranın yarıya inişiyle Petrov nihayet Weed’i görebilir hale gelmişti.

 

Tozlular ve Alevli Çakıllar Weed’in etleri kızartmasına yardımcı oluyordu.

 

Doğal bir edayla yahnileri karıştırıyor, sıcaklığı ayarlıyor, baharat katıyorlardı.

 

"Hmm, güzel miymiş gerçekten?"

 

Derken Petrov, Hwaryeong’u gördü.

 

Güzel bir kadının mutfakta bir erkeğe yardım etmeye gönüllü olması nadir rastlanır bir manzaraydı.

 

Ocağın ısısıyla terleyen kızın nemli yüzü ışıl ışıldı.

 

"Böyle bir fıstığı nasıl yanına alabilmiş ki?"

 

Petrov artık Weed’den daha da çok nefret ediyordu.

 

Tam da o anda Weed’in yanına sıra dışı güzellikte bir kız daha geldi. Ve birbirlerinin aklından geçeni okuyormuşçasına mükemmel bir uyumla Weed’e yardım etmeye başladı.

 

Petrov, St. George Kalesinde tanıştığı o kadını hiç unutmamış ve bula bula Weed’in yemek kuyruğunda bulmuştu işte!

 

Tek adam iki güzelliği de yanına almıştı. Petrov’un göğsü kıskançlıkla kavruluyordu.

 

"Yurin."

 

Onun Weed’le gülüştüğünü görmek iyice canını yakıyordu.

 

Hemen gidip onunla konuşmak istiyordu. Ama et yemek de istiyordu ve Yurin’le konuşmak için sıradan çıkacak olursa yeniden en sona geçmesi gerekeceğini biliyordu.

 

"Adam gibi geri çekilip Vargo Kalesini onurumla terk etmeyi yeğlerim.”

 

Et? Yurin? Umurunda değildi. Artık hiçbirinin önemi yoktu. Burada kaldığı süre uzadıkça çilesi de çoğalacaktı. Her şeyi kalbine gömüp ardında bırakacaktı ama Weed’le Yurin’in gülüştüğü görüntüleri aklından silemiyordu işte.

 

Bu hislerle uzaklaşırken bir konuşmaya kulak misafiri oldu.

 

"O kız kim?"

 

"Bir ressam..."

 

"Haberiniz yok mu? Weed’in kız kardeşi o. Todeum Krallığındaki macerada da beraberlerdi."

 

"Çok güzel kız cidden. Sevgilim olmasını isterdim..."

 

"Bu durumda Weed de kayınbiraderin olurdu. Seni nasıl bir gelecek beklerdi acaba!”

 

Bunu duyan Petrov arkasını dönerek bir kez daha sıraya girdi.

 

"Demek kardeşi, ha.”

 

Şimdi Yurin’in neden St. George Kalesinden ayrıldığını anlıyordu.

 

#

 

Geomchilerin yiyip içtikleri Weed’in cebinden karşılanıyordu.

 

"Şunu bana uzatsana."

 

"Karnım patlayacak gibi."

 

Oburlukları yüzünden diğerlerinden çok daha fazla yemiş olmalarına rağmen servis edilen yeni yemeklerden de geri kalmıyorlardı.

 

"Eeet!"

 

"Buharda kaburga bee!"

 

"Buharda pişince aroması bir başka oluyor."

 

Weed her şeye rağmen onlara yemek servis etmeyi sürdürüyordu. Normal şartlarda 504 kişinin bu kadar çok yemesi imkansızken Geomchiler için imkânsız diye bir şey yoktu.

 

“Zavallı Weed, profesyonel bir şef olmak berbat bir şey olmalı.”

 

"Ejderler bile onlar kadar dur durak bilmez değildir."

 

Pale ve Zephyr ikilisi, Geomchilerin tüyler ürpertici açlığını hayretler içerisinde izleyerek yorumluyordu.

 

Tam da başlangıçtaki et dağı Geomchiler tarafından tüketilmişken avdan dönen Barbarlar daha da büyük bir dağ yığmıştı.

 

"Yeni etler!”

 

"Vaaay!"

 

Civardaki diğer oyuncular da gelip Geomchilerin etrafına yayılmıştı.

 

"Hadisenize, alın biraz."

 

"Kardeşim, çok cömertsin be!"

 

"Abartısız ve mütevazı bir hayat süreceksin. Açgözlüler genç ölürler!"

 

"Hafta sonundayız. Fazla çalışmak makineleri bile bozar, o yüzden keyfimize bakalım!”

 

"Sınav, iş, terfi. Sınav, iş, terfi. Aah ahh ha hah!"

 

Oyuncular abartılı porsiyonlarla gündelik streslerinden arınabiliyordu.

 

"Çok yedim ya."

 

"Weed’in ızgara eti bayağı leziz gerçekten."

 

"Daha iyisi gelmez."

 

Periler de etleri parça parça ederek uça uça mideye indiriyordu.

 

Ama dozunu kaçırıp kilo aldıkça uçmak giderek zorlaşıyordu.

 

O gece geç saatlerde Geomchiler kamp ateşlerinin etrafında toplaşarak sohbet etmeye başladı.

 

"Nihayet tatlı vakti geldi!" dedi Geomchi.

 

"Weed son zamanlarda çok düşman edindi." diye karşılık verdi Geomchi3.

 

Geomchi 4 ve 5, "Hermes Loncası yayında Weed’i öldürmeye çalışıyordu." diyerek katıldı.

 

"Kötü bir namları var. Acımasız ve açgözlüler."

 

"Versailles Kıtasının en güçlü loncası onlar. Güç anlamında kimse onlara meydan okuyamaz."

 

Öğrencilerse sessizce dinlemekle yetiniyordu.

 

Oldukça ciddi bir konuşmaya benziyordu.

 

Geomchi başıyla onay verdi.

 

"Hemen savaşmaya lüzum yok. Her şeyi etraflıca düşünmeliyiz."

 

Elbette ki Weed’in Hermes Loncasına karşı aldığı bir önlem vardı.

 

Kıtayı fethetme yolculuğunda birbirlerinin yoluna çıkıyorlardı.

 

Weed, ‘Oymacılık Üstatlığı Görevini’ tamamlamak için Heykel Dönüşümünü kullanarak onların vereceği zarardan kaçabilirdi.

 

Ama Hermes Loncasının kıskacından kaçabilecek olması onların yakasından ilelebet düşeceği anlamına gelmiyordu.

 

Geomchi3, yumruğunu havaya savurdu.

 

"Doğru söylüyorsunuz. En gencimizle ilgilenmeliyiz. Onu bu şekilde bir başına bırakma düşüncesi…......"

 

"En gencimizin bir başına savaştığını düşünmek gerçekten can sıkıcı. Üstelik Üstadımızın varisi o.”

 

"Ehh, elbette ki biz Geomchiler ona yardımcı olacağız. Bize akıllıca nasihatlerde bulun lütfen, Üstat."

 

Geomchi bakışlarını yıldızlarla kaplı gece göğüne çevirdi.

 

“Versailles Kıtası gizemlerle dolu ve burada özgürüz. Tabii özgür irademize rağmen bizleri bekleyen şeyleri öngöremeyiz."

 

"..........."

 

Geomchi’nin anlatmaya çalıştığı şey, eğitmen ve öğrencilere katıldığıydı.

 

Gerçek hayatta fiziksel ve zihinsel kabiliyetlerinin bir limiti vardı.

 

İstatistikmiş, seviyeymiş, yetenek yetkinliğiymiş, böyle parametreler yoktu.

 

Karmaşık bir iş olsa da Versailles Kıtası Geomchilerin özgürce yaşayıp güçlü düşmanlarla çarpışabildiği, harika maceralara atılabildiği ve dostlarıyla partileyebildiği yegâne yerdi.

 

"Böyle bir dünya yalnızca düşlerde mümkün."

 

"Güçlü bir adamın kıtayı fethetmesine itirazım olmaz ama sırf kendini tatmin etmek için başka insanların canını sıkan rezil ve tiran karakterlere tolerans gösteremem."

 

"Aynen, hepimiz aynı fikirdeyiz."

 

Geomchi gülümsedi.

 

"Burada eğlenmiyor muyuz?"

 

"Eğleniyoruz tabii ki."

 

"Hem de çok."

 

Geomchiler Kraliyet Yoluna kılıç ustalıklarını geliştirmek için görev yapıp canavar dövmeye gelmişti.

 

Kulağa delice gelebilirdi ama onlar bu özgürlüğün tadını çıkartıyordu.

 

"Artık daha güçlüyüz. Öldürmeyen acı güçlendirir ve bizler hep bir aradayken tek bir kişinin başaramayacağı şeyleri başaracak güce sahibiz."

 

"Fırtınadan sağ çıkanı devirmek daha zor olur."

 

Zaten Geomchinin öğrencilerini Kraliyet Yoluna sokma sebebi de buydu: Kraliyet Yolunun seviye sistemi doğrultusunda yeteneklerini pekiştirip bunu yaparken keyif alabilmeleri.

 

#

 

Ratzeburg.

 

Lee Hyun Karanlık Oyuncular Birliğinden Kraliyet Yoluyla ilişkili bilgi toplamaya çalışsa da ‘Ratzeburg’ ile ilgili hiçbir bilgi yoktu.

 

Hermes Loncasındaki bazı oyuncular ilan panosu aracılığıyla Karanlık Oyuncuları tutmaya çalışıyor ve bazı makalelerde Embinyu Kilisesinin yol açtığı sıkıntılarla onlara karşı koyanlardan bahsediliyordu.

 

"İlk günden bulma şansımı arttırmalıyım."

 

Kıtanın her noktasını kontrol etmeye kalkarsa şehri bulmadan önce kafayı sıyırabilirdi. Ama ipuçlarına dayanarak ihtimalleri aza indirgeyebilirdi.

 

"Neyse ki kutup bölgesinde değil."

 

Doğal ortama bakılırsa ya bir yağmur ormanında ya da çöldeydi, kutupta olmadığı kesindi.

 

"Aynen, ırklar birlikte yaşamış ve tüm kıtaya yayılmış. Uçlardaki bir adaya yerleşmiş olma ihtimalleri düşük."

 

Basit bir fikirdi ama koca adayı aramaya kalksa bile hangi bölgeye öncelik vermesi gerektiğini bilmeliydi.

 

"Geniş bir araziye ve nehre sahip bir yer."

 

Lee Hyun, elindeki Versailles Kıtası haritasına bakıyordu.

 

Yalnızca oyuncuların keşfettiği alanlarla ilgili bilgi vermesi nedeniyle kusursuz bir harita değildi ve çok sayıda oyuncuya dayandığı için gerçek konumlarla ilgili birtakım tutarsızlıklar olabilirdi, dolayısıyla körü körüne inanamazdı.

 

"Dört ırkı barındırdığına göre büyük bir şehir olmalı, yani geniş, düz bir bölge arıyoruz.”

 

Bu bile arayışını büyük ölçüde daraltıyordu.

 

Bolca ağaç olduğuna göre orman olma ihtimali vardı ve etrafta yüksek dağlar yoktu.

 

"Taş evler inşa edilmiş, yani etrafta bina dikecek kum veya odun yok muymuş? .... Yo. Elfler odun kullanmaya karşı çıkmıştır. Her halükarda taştan ev yaptıklarına göre etrafta bolca taş olmalı. Evleri inşa etmek için yakınlardan bayağı taş kazıp çıkartmış olmaları gerekiyor...... "

 

Lee Hyun Britten İttifakı ve Ritten Krallığı civarını analiz etmeye çalışıyordu.

 

"Manzarada büyümekte olan bir sürü ağaç, kuş ve kelebek vardı. Muhtemelen merkez krallık civarındadır."

 

Baktığı yer kıtanın ortaları, bir tık güneyiydi.

 

Ortalıkta dolanan canavarlar konusunda nispeten bereketli topraklardı.

 

Krallıktaki şehirlerin yakınlarında akan tam yirmi dört koca nehir vardı.

 

Lee Hyun, taşın materyal ve topografik özelliklerine dayanarak Ratzeburg Şehri olabilecek düzinelerce mekan bulmuştu.

 

"Versailles’te binlerce yıl önce var olmuş bir şehri bulmak hiç kolay değil gerçekten."

 

Tam üç gündür yorulmak bilmeksizin haritanın detaylarını analiz ediyordu.

 

"Gezginlerin fotoğraflarına bakalım."

 

Kullanıcıların ziyaret ettiği meşhur mekanların fotoğrafları internette erişilebilir haldeydi.

 

Lee Hyun da mütemadiyen aklındakiyle örtüşen yerleri bulup araştırıyordu.

 

"Bu uyuşmuyor. Çimenler ve ağaçlar bile doğru yerde değil… Nehrin akışı farklı, güneşin yönü de. Ve bu resimde ekinlerle dolu koca bir arazi olsa da çok fazla kaya var. Rüzgarın yönü ve tahıl tarlaları da örtüşmüyor. "

 

Tarım izleri taşıyan o araziyi bulamıyordu.

 

Fotoğraflara bakmak için Kraliyet Yolu Çiftçilerinin grup toplantılarına bile katılmıştı.

 

Kraliyet Yolu, çiftçilerin hayallerini yaşaması için de muazzam bir yerdi.

 

Çiftçi Loncası tohum atmaktan ekin toplamaya dek her şeyi yapıyordu.

 

Çiçeklerin büyüyüşünü, kelebekleri ve arıları izlemek bile zihni mutlulukla dolduruyordu.

 

Toprağa yapılan yatırım, arsa değerinin artmasıyla sonuçlanıyordu. Tıpkı gayrimenkulle uğraşan Tüccar Loncası gibi çiftçiler de burada oturduğu yerden zengin olabiliyordu.

 

Arsaları gözlemekte uzmanlaşan organizasyonlar bile vardı.

 

Ancak Weed, bu gruplarca paylaşılan tüm fotoğrafları incelese de Ratzeburg’la örtüşen bir yer bulamamıştı.

 

"Hmm, ipucu çok yetersiz. Hiç ama hiç kolay bir görev değil."

 

Böylece nokta atışı yapmaya çalışarak kendisine işkence etmektense Ratzeburg hikayesinde gördüklerine benzer yerleri seçmeye başladı.

 

Tüm kaynaklarıyla analiz yaptığı iki günün sonundaysa seçenekleri altmış sekize indirdi.

 

"Bunlardan biri olmalı. Artık geriye kalan tek şey bu bulmacayı çözmek sanırım. Neticede bu bir akıl oyunu."

 

Seçeneklerin kırk ikisi insan şehrine daha yakındı.

 

Lee Hyun, düşünme şeklinde bir değişikliğe gitti.

 

Ratzeburg, hemen hemen her ırkın yaşayabileceği bir alandı.

 

Yılan gibi kıvrılan nehir sayesinde bölgeyi canavarlara karşı savunmak kolaydı.

 

"Bir ev inşa edip yerleşmek isteseydim..."

 

Ev perspektifinden analiz yapacaktı!

 

Arsanın değerini düşünmektense bir ev inşa ettiğinde sağlam kaynaklara erişebileceği güzel bir yer seçecekti.

 

"Uygun bir konum seçeceğim."

 

Derken aklına özgür bir şehir olan Al-Bath geldi.

 

Verimli ve geniş arazilerinin yanı sıra köyü çevreleyen nehirler sayesinde köy, canavarlardan üç taraflı olarak korunuyordu.

 

Ayrıca düzlüklerin ötesinde ortalama yükseklikte dağlar uzanıyordu.

 

"Orada konuşlanan ork birlikleri bayağı etkin şekilde çarpışabiliyordu. Çiftlikler ve ambarlar da kolay kolay baskına uğramıyordu."

 

Canavarlar yemek çalmaya geldiğinde savunma yapmak kolay oluyor ve etrafta çokça taş ocağı da bulunuyordu.

 

Yine de Ratzeburg’un karakteristik özelliklerine uyan beş mekan daha vardı ve seçim yapmak kolay değildi.

 

"Ratzeburg’un bu altı mekandan birinde olma ihtimali yüksek..."

 

Lee Hyun fena halde gergindi.

 

Seçtiği altı mekan da çok uzaktı ve tek tek hepsine gitmek çok vakit alacaktı.

 

Ayrıca Ritten Krallığı veya Britten İttifakının antik Ratzeburg Şehrinin üzerine inşa edilmiş olma ihtimali de vardı.

 

"İlk önce Al-Bath bölgesine bakacağım. Geri dönünce de diğerlerine bakarım."

 

Neticede bu kararı verdi.

 

Ve derslere girdiği anlar dışında tüm vaktini Kraliyet Yolunda, Vargo Kalesinde heykel yaparak yetenek yetkinliğini arttırmaya adadı.

 

Bir gece yarısı Yurin abisinin yanına gelerek, "Oppa, uyumayacak mısın?" dedi.

 

"Düşünecek çok şey var."

 

"Sorun nedir?" diyen Yurin, buzdolabındaki süt şişesine uzandı.

 

"Sorun yok ya, sadece kıtanın ilk şehriyle ilgili görevi çözmeye çalışıyorum."

 

Lee Hyun, kardeşine aklından geçenleri ve keşfettiği şeyleri detaylarıyla açıkladı.

 

Bilgisayardan edindiği materyaller üç kalın kitaba yetişmişken tahtayı çizimler ve notlarla doldurmuştu.

 

Weed’in Ratzeburg Şehrini bulmak için yaptıkları bir film sahnesinden farksızdı.

 

"Eveet, gördüğüm şehir manzarasına dayanarak topladığım bilgiler bunlar işte."

 

Lee Hyun'un sesi giderek alçalıyordu. Zeki kız kardeşine ümitsizliğini ele veremeyecek kadar gururluydu.

 

"Oh, şehrin resmini bulmak istiyorsun yani?"

 

"Evet."

 

Lee Hyun’un dinozorları kurbağaya, nehirleri solucana, karıncalarıysa Transformers’a benziyordu. Resim yeteneği bu düzeydeydi.

 

Videoda gördüğü manzaraya benzer yerleri bulabilmek için Kraliyet Yolundan aldığı resimleri kullanıp üzerlerine bir şeyler çizmişti.

 

"E burası, Aidern’li Borghese Nice Krallığı işte?"

 

"Ha? Ama Özgür Şehir Al-Bath daha uygun bence?"

 

"Hayır, ben oraya gitmiştim, bir Kelebek Bahçesi bile vardı."

 

Diyen Yurin, fareyi eline alıp bilgisayar ekranındaki görüntüyü döndürüp ayarladı.

 

“Bak. Şurası işte, gördün mü?"

 

Böylece Lee Hyun, ekranda yılan gibi kıvrılan bir nehir ile ağaçlar, kuşlar ve çiçeklerle dolu geniş topraklar gördü.

 

Nehrin akışı bir nebze farklı olsa da arazinin, ormanın ve dağların görünümü birebir aynıydı.

 

"Aradığın yer bir plato. Ve Ilste Ovası da buna mükemmel derecede uyumlu, haksız mıyım Oppa?"

 

"......"

 

Weed gözlerini devire devire ekrana bakıyordu. Ve ne kadar kusur bulursa bulsun manzara Ratzeburg Şehri videosuna fazlasıyla benziyordu.

 

"Öhöm öhöm! Neden olmasın canım… Al-Bath’a gitmeden önce bir kerecik uğrayalım, ne kaybederiz ki!"

 

#Yurin bir kez daha günü kurtarmış gibi görünüyor. Normal şartlarda inanılmaz zaman alabilecek bu görevi pıt diye tamamlayıp mekanı bulacaklar herhalde. Bakalım gerçekten doğru nokta mı ve eğer öyleyse gittiklerinde karşılarında ne bulacaklar! Son olarak Geomchilerin Weed’i koruma konusundaki kararlılığına, dinmek bilmez açlığına ve savaşçı ruhlarına bir kalp bırakmadan geçemeyeceğim diyor ve susuyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 45363 Üye Sayısı
  • 398 Seri Sayısı
  • 44158 Bölüm Sayısı


creator
manga tr