Lms 3.3 - Enstrüman ve Entrika

avatar
4801 21

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 3.3 - Enstrüman ve Entrika


 

ÇEVIRI IÇIN RATEL,DÜZENLEME,KONTROL VE EDIT IÇIN WERTYUL’A TEŞEKKÜRLER.KEYIFLI OKUMALAR…

 

 

Uyarı:

Siz enstrüman seven cücenin yattığı mağaraya giren ilk maceracılarsınız.

Kazançlar:
Şöhret 200 arttı..
-Çifte Deneyim puanı, Çifte item düşürme şansı.
– Her türden öldürdüğün ilk yaratık yüksek kalitede item düşürecek.

 

//90’LARIN ONE DIRECTIONI OLAN BACKSTREET BOYS 

//Klibi çok hojdur özellikle Mina’yı oynayan kıza bayılıyorum.


“Vaauv!”


“Müthiş.”


“Biz burayı ilk bulanlarız!”


Dörtlü zindana girdiğinde heyecanla bağırdı. Seviyeleri ortalamadan daha yüksek görünebilirdi ama bu yükselişin çoğu avlanmaktan değil, oyuncu katletmekten geliyordu. Bu nedenle bu onların ilk zindan keşfiydi.


“Gel! Bu noktadan sonra ancak birbirimize güvenebiliriz.”


Dörtlü cesaretle öne geçti. Kanyona esas geliş sebepleri keşifti, hedeflerine ulaştıktan sonra neşeleri de tavan yapmıştı.


“Ben keçileri kaçırdım! Di mi, Weed-nim?”


Mapan mutluydu. Tüccarların normalde maceraya girmeye verdikleri tepkinin aksine. 


Weed sadece sessizce kafasını salladı.


‘Bu adamların hedefi bizi buraya getirmekti o zaman.’


Şimdi dörtlünün hareketlerini anlayabiliyordu. Bu neden garip bir şekilde nazik olduklarını açıklıyordu, neden kanyondan aşağı inmek istediklerini de.


‘Bu adamlar Bar Khu Dağlarını geçmeye uğraşmıyorlardı, ilk ve öncelikli hedefleri buraya varmaktı. Bir şeyin peşindelerdi: Hazine.’


Yani bizi buraya bir amaç için getirdiler, diye düşündü Weed. Eğer öyle değilse. İkisinin dörtlüyle beraber buraya kadar gelmesinin arkasında hiçbir açıklanabilir neden kalmıyordu. Weed bunu çok açık olduğunu düşündü.


“Bu harika bir deneyim ve bu tamamen sizin sayenizde Mr. Gran. Oymacılar böyle deneyimleri kolay edinemezler…”


“Evet, ben şuna inanıyorum: Kraliyet Yolundaki eğlence diğerleriyle avlanmaktan geçer.”


İçeri giren dörtlü derinlere doğru bir yol açtı. Weed ve Mapan ise yavaşça onları takip ediyordu.


“Keeek! Düşman.”


“Düşmanlar gözüktü!”


“Şu insanlar bizim yuvamıza girdi.”


Kurtadam İz sürücüleri!


Sesin geldiği yer mezarın biraz içlerindeki kurtadamların dinlendiği kamp ateşiydi. Yüksek sayıda Kurtadam bu zindanda yaşıyordu.


Kurtadamlar Bar Khu Dağlarında genişçe bir yayılım gösteriyordu. Mağaradaki Kurtadamlar kurtlara dönüşüp saldırıya geçmeye başlıyordu.


“Ne… sadece Kurtadamlar mı?


“Ne kadar büyük bir hayal kırıklığı!”


Kılıçlarını çeken dörtlü ayrılarak kurtadamlarla zarifçe ilgilendi. Alandaki Kurtadamlar 130. seviyeden birazcık daha yüksekti. Gran ve Levi endişelenmiyorlardı.


‘Bu dördü gerçekten güçlü.’ diye değerlendirdi Weed .


Sadece seviyeleri değildi. İyi refleksleri ve karar verme yetenekleri de vardı. Nerede duracaklarını biliyorlardı ve düşmanın neresine saldırmanın daha iyi olduğuna dair hisleri güçlüydü. Savaşta yetenekliydiler!


//Weed diyorsa doğrudur.


‘4 oyuncu… Dwichigi dörtlüsü olabilirler mi?’


Bir web sitesinde izlediği bir video Weed’in zihninde tekrar belirdi. Video intikam umuduyla yüklenmişti. Şimdiye kadar yüzlerinin niye bu kadar tanıdık geldiğini bir türlü çıkartamamıştı, şimdi nasıl savaştıklarını görünce fark etmişti. Weed iç çekti.


‘Bir grup yeni başlayan macera.. evet, tabii!’


İlk öldürdükleri canavar yüksek kalite bir item düşürecekti, bu bir zindanı ilk keşfetmenin yarattığı bir durumdu. Bu nedenle iyi item düşürmek için fazla zayıf kalan Kurtadamları kovalamak daha tercih edilesiydi ve boss-sınıfı güçlü bir canavar aramaya koyuldular. Fakat dörtlü kurtları avlamayı önemsiyor gibi değildi, mağarada daha derinlere iniyorlardı. Weed’in gözünde bu yaptıkları zindanı ilk bulan grup olma avantajlarının boşuna kullanılmasıydı.


“Sadece birbirimize güvenebiliriz.”


“Öyleyse kanser ol.” (İngilizceden direk çeviri…)


Dörtlü kurtadamları katlederken anlamsızca gülüyordu.


Her halükarda kimse onların dövüş yeteneklerinin kalitesini görmezden gelemezdi. Bir oyuncu katilinin yetenek gelişimindeki ustalığı benzer seviyelerdeki normal oyunculara göre çok yüksekti. Hem insanlarla hem canavarlarla savaştığınız zaman deneyim kazanmak için çok zamanınız oluyordu, kendinizi daha çok zorluyordunuz. Dolayısıyla yetenekleri harikulâdeydi, saldırıları tek bir fırsatı kaçırmıyordu.


Weed değerlendirme için biraz zaman ayırdı: Parayı su gibi harcıyorlardı, can ve manaları düştüğünde yenileme iksirini tepeye dikiyorlardı ki tanesi 4 altın ediyordu. Su içiyormuşçasına mağarada durmaksızın ilerliyorlardı. Öldürdükleri kişilerin itemlerini satarak para kazanıyorlardı, keseleri pek boş kalmıyor olmalıydı.


Kendi başına canavar öldürmek kârlı olmaktan çok uzaktı: bir kuruş kazanabilirdiniz ve eğer iki kuruş kazanırsanız kendinizi şanslı hissederdiniz. Ama dörtlü bakır sikkeleri yerden toplama zahmetine bile girmiyordu! Dükkanda bir gümüşe satabilecekleri itemleri israf etmeleri Weed’in kanına dokunuyordu. Tamamen farklı dünyaların çarpışmasıydı bu.


‘Bir Pk mı olmalıyım? Tüm bu para, fakat….şöhretim düşebilir!’


Weed’in savaş alanından bakırları toplamasını izlerken Mapan, kendini bir krizin içinde buldu. Dörtlü Kurtadamların yaklaşan dalgalarıyla ayrılmıştı.


“Oh lanet! Bir Kurtadam…”


Weed’e baktı ve kurtarılmayı bekledi ama Weed de Mapan gibi şoktaydı. Weed’in etrafı da çok sayıda Kurtadamla sarılmıştı.


Çok ama çok fazla Kurtadamla!


Normalde onlar ortaya çıktıktan kısa bir süre sonra Weed onları lime lime parçalardı.


“Kuhaha ha ha!”


Kurtadamlar onun ellerinde acımasızca bir püreye dönüşürdü. Kılıcı tamire ihtiyaç duyduğunda ve kullanılamadığında, tekmeleyerek ve kafa atarak yolunu açardı. Weed’in dövüşememesi imkansızdı. Bir tüccardan böylesi kendine güvenen bir davranış görmek garip olabilirdi ama Weed etraftayken Kurtadamlardan korkmazdınız bile. Mapan’ın Weed’in onu koruyacağına dair sarsılmaz bir inancı vardı. O cebindeki kozdu.


Ama…nasıl olabilirdi?


Weed Kurtadamların hak ettiğinden çok daha fazla korku gösteriyordu. Yüzü koyu mavi bir tona dönmüştü; vücudu korkuyla titriyordu, dümdüz bir perişanlık içerisindeydi.


“Um…Weed?”


Weed onu duymuyordu bile.


“Biz ölecek miyiz?”


“……”


Bu seferlik, Mapan cevapsız kalmıştı. Weed’in ne düşündüğü hakkında hiçbir fikri yoktu.


Kurtadam saldırdı!


“Kuwoeo!”


Kurtadam ona hücum etti ama Mapan yerde yuvarlanarak salise farkıyla sıyrıldı. Öyle olsa bile inanılmaz şanslıydı. Kurtadam dikkatinin çoğunu Weed’e vermişti. Düz bir çizgide saldırıyor, pençeleri ve dişleri yakın mesafe dövüşünü tehlikeli yapıyordu. Bu nedenle Mapan ucu ucuna kaçmayı başarabiliyordu. Kurtadamın hararetli ataklarından kaçınmak için Weed de yerde yuvarlanmak zorunda kalıyordu. Elbiselerine çamur bulaşmıştı.


Kurtadam Weed’i kovalıyordu


Weed çevik vücudu sayesinde kaçabiliyordu. Şanslarına dörtlünün üçü kısa bir süre sonra geri döndü. Margaux kalan kurtadamla ilgilendi.


Savaştan sonra dörtlü, Mapan ve Weed’den özür diledi.


“Bunun için üzgünüz. Bir anlığına sizi unuttuk, bu büyük bir hataydı.”


“Hayır hayır sorun değil; nasılsa hayattayız. Bizi kurtardığınız için teşekkürler.…”

//ÇOK KEDERLIYIM BEYLER

//.******Spoiler****** Spoiler******Spoiler******Spoiler****** Şu anda Kiralık aşkta 12. bölümü yeni izliyorum. Sinan artık Defne’ye aşık oldu ama salak kız Ömer’e kafayı takmış vaziyette. Sinan üzülecek diye çok üzülüyorum. İşte öyle yani…


Weed’in sözlerini duyan Halman sırıttı.


‘Bu oğlan gibiler genellikle savaşmaktan korkarlar.’ ‘Gerildikleri zaman herhangi bir silah onların ellerinde işe yaramaz olur.’ ‘Şey, canavarlarla savaşmayan sınıflar silah kuşanmamaya meyilli oluyorlar. En fazla 100. seviyelerdir. Büyük ihtimalle bir silahı nasıl tutacaklarını bile bilmiyorlardır.’ ‘Hepsi nazik küçük insancıklar!’


//Bundan sonra fısıldamalar ve sadece parti elemanlarının arasında geçen iletişimler yukardaki biçimde olacak.


Böyle düşünceler akıllarından geçerken dörtlü sonunda onlara karşı gardlarını düşürdü. Aslında mağaraya girdiklerinden beri dikkatsizlerdi, Weed onların karanlık niyetleri olduğunun farkındaydı ve bu anı bekliyordu.


Kurtadamlar, ha!


Weed sadece bir tanesinin dörtlünün katliamından kaçtığını izlemişti.


O bir tanenin dörtlüyü geçip Mapan ve Weed’i tehdit etmesinin tesadüf gibi görünmesi lazımdı fakat apaçıktı ki en başından beri planlanmıştı, dörtlünün dövüş kabiliyetleri hepsini durdurmaya yeter de artardı bile. Weed’in düşünce oyunlarının mantıksal sonucuna göre onlar Weed’in ve Mapan’ın yeteneklerini ve davranışlarını görmek istemişlerdi. Ve Weed’in numarası onları aldatmıştı.


Kwadang! Crack!


Wareureureu!


“Aaaaahhhh!”


Takımda bir hırsız olmadan tuzakların riski yok edilemiyordu.


Şimdiye kadar 10 kadar tuzağa yakalanmışlardı, kumda yürümeye çalışırken çelikten engeller fırlamış ve onları ezmeye çalışmıştı. Her yerde tuzaklar vardı, bazen yakalandıktan sonra kaçmaya çalışırken başka bir tuzağa düşüyorlardı. Weed’e göre bu tuzaklar çok çok açıktı, tuzak çukurlarını uzak mesafeden görebiliyordu.


“Gah, bu oluyor olamaz.”


Halman kendi kanını gördüğünde ve can barı havaya karıştığında çığlık attı.


Cücenin yeraltı mezarının 2 katı vardı. Aşağı inen merdivenleri bulduktan sonraysa Gran en ufak bir tereddüt göstermeden dimdik yürüdü.


“Haha, şans bize güldü.”


Gran böbürlendi.


Weed ne onu ciddiye aldı ne de gülümsemesini.


İkinci kata geldiler.


Bu mekan daha da tehlikeliydi, her yere bubi tuzakları kurulmuştu. Bazen Kurtadamlar beliriyordu ama tuzaklar yüzünden gerçekten acınası hale gelen zindan yürüyüşüyle karşılaştırıldığında düşük seviye kötü kaçıyorlardı.


Hwareureuk!


Tavandan yağ püskürdü ve tutuşarak alev aldı. Ciddi miktarda hasar görmüş olan Halman ateş yağmurunun altındayken hızla ölerek gri bir aleve dönüştü.


Arkadan yavaşça takip eden Weed ve Mapan hala güvendeydiler.


“Bu…biraz aşırı bir tuzak değil miydi?”


Dörtlünün diğer üyeleri düşen yoldaşları için gözyaşı dökmediler. Olaylara farklı bir açıdan yaklaşıyorlardı: Bir kişinin eksilmesi onların hazineden aldığı payı arttırıyordu.


‘Bir tanesini daha öldürmeyi denemeliyim, iki kişinin hayatta kalması yeterli…ben ve biri daha.’


‘İyi, biri daha ölürse, ben…’


‘Hayatta kalan tek kişi olmak istiyorum.’


Sadakati önemsemiyorlardı.


Halman’ın ölümünden sonra kalanlar sessizce diğerlerinin de ölmesini diliyordu. Mapan’ı ve Weed’i öldürmeye çoktan niyetliydiler, bir ya da iki kişiyi daha öldürseler hiçbir şeycik olmazdı.


“Fakat…” Gran aniden konuştu.


“Tek risk altında olanın biz olmamız biraz adaletsiz.”


Margaux ve Levi, Gran’ın sözleriyle şaşırdı.


Gran, ne halt yiyordun? Yıldırımlara kurban etmek için birisine ihtiyacımız var. Onlarla şimdi ilgilenmemizi planlıyor olamazsın değil mi? Sadece izle. Bir fikrim var.


“Hiç kusura bakmayın.” Mapan beceriksizce yalvardı ama Gran buna karşılık güldü.


“Büyük bir şey değil. Benim istediğim sadece riski bölüşmek. Benim dostlarımdan birisi hayatını kaybetti, siz çocuklar kendinizi sorumlu hissetmiyor musunuz?”


“Yani bizden ne istiyorsun?”


“Sizden birisinin en öne geçmesini. Biz merkezde kalacağız ve diğeriniz de kenardan gelecek. Hepimiz aynı riski paylaşacağız.”


Mapan açıkça kararsızdı. Onun zihninde nasıl açıklanırsa açıklansın sonuç aynıydı. Ama bir şekilde atmosfer, konuşmak için kötü bir zaman olduğunu söylüyordu. Asla böyle bir yere gelmemeleri gerektiğine dair bir izlenimi vardı!


‘Ama ne olursa olsun Weed’e hala borçluyum…’


O anda Mapan önden gitmeye karar verdi.


“Önden gitmek istiyorum.”


Weed öne çıktı ve ilk olarak gönüllü oldu.


“Bir oymacı olarak saldırım düşük olabilir ama harcayabileceğim Can puanlarım var, lütfen önden gitmeme izin verin.”


“Oh, öyleyse sana müteşekkirim.”


Bu andan sonra, Weed önden gitti. Onlara parti diyemezdiniz çünkü ne Weed ne de dörtlü bunu teklif etmişti!


Onları EXP’yi paylaşmamak için partiye davet etmemişlerdi. Sadece istemedikleri ucuz ganimetleri almalarına izin vermişlerdi.


Oyuncu Katilleri(PK) genellikle çoğu kasabaya giremezlerdi. Ciddi durumlarda ise köy korucuları PK’lara saldırabilirdi. Ayrıca onlara kin besleyen birilerinin onları bulma ihtimali vardı, yani kasabaları ziyaret etmekten kaçınmak en iyisiydi. Her türlü onların tek istediği ganimeti bölüşmekti, düşünceleri değersizdi.


‘Burası ilginç bir mekan.’


Weed canavarlı pek çok zindan ve mekan keşfetmişti. Kana susamış yaratıklar sürüler halinde hareket ederdi, tehlikeli av sahaları dolaşan Ölü Şövalyelerce işgal edilmişti. O kadar zindan içerisinde bu, tuzaklı olan ilk zindandı.


‘Tetikte olmam lazım, yoksa hızlı bir ölümle karşılaşabilirim.’


Sadece azıcık ötesinde mavi ve kırmızı karolar bir pano gibi dizilmişti. Bir tuzak bulma yeteneği yapılmış olmalıydı ancak aralarında bunu kullanacak bir hırsız ya da kolcu yoktu.


“Hey Weed, devam etmemiz lazım.” Gran onu arkadan cesaretlendirdi.


Weed zemine hafifçe basarken inanılmaz yavaştı, herhangi bir tuzağa anında tepki verebilmek için yapıyordu bunu.


‘Hadi ilk mavi karoyu deneyelim.’


Hiçbir şey olmadı.


‘Ne kadar rahatlatıcı.’


‘Bir dahaki sefere kırmızı karoya basacağım.’


Yine hiçbir şey olmadı.


Bu bir patikaydı ama Weed hala sonuna yaklaşamamıştı, 50 metreden biraz daha fazlası vardı.


Bir tuzağın tetiklendiğiyle ilgili hiçbir işaret yoktu.


‘Mavi karo. Kırmızı karo. Mavi karo. Kırmızı karo. Farklı adımlar ve hiçbir şey olmadı. Eğer bu tuzağı atlatmanın yoluysa fazla kolaydı. Eğer böyleyse…?’


Weed’in bir fikri vardı: farklı renklere basmayı bıraktı. Mavi karolara iki sefer üst üste bastı. Hala hiçbir şey olmuyordu.


Bu onu daha da dikkatli yaptı.


‘Bu renkli patika bir aldatmacaydı. Hiçbir manası yoktu, sadece dikkat dağıtmaya yarıyordu. Eğer durum buysa..’


Weed’in gözleri keskinleşti.


‘Bu…’


Hemen ileride, bilek seviyesinde neredeyse görünmez bir ip olduğunu fark etti. Mavi ve Kırmızı karolar arasına yerleştirilmişti. Çok çok konsantre değilseniz bu tuzağı bulmanız çok zordu.


‘Bu tuzağa düşen iyice boka batacak.’


Weed tetik mekanizmasının üstünden normal bir şekilde geçti. Garn onun hemen arkasından geliyordu, arkasına yapışmaktansa biraz mesafe bırakmayı tercih etmişti. Gran tuzağa düşerse Weed’in onu kurtarmak gibi bir niyeti yoktu! On adım sonra Gran güvenle tuzağı geçti. Margaux Levi ve Mapan kalmıştı; güvende tutmak istediği kişi en arkadaydı, yani olabileceği en güvenli yerdeydi.


Gran da tehdidi görmüştü. Belli belirsiz ve ince olduğunu düşünmüştü, Weed’in atlatma hareketi sayesinde farkına varabilmişti. Weed çok şanslı olmalıydı, neredeyse kendisi bile göremeyecekti.


‘Hmm, bu tuzak…Onun sessizce kaçınması bir tesadüf mü? Yoksa….’


Gran tetik mekanizmasını hafifçe geçti. Fakat ne durdu ne de arkadakileri uyardı. Eğer hala fark edemedilerse, birkaç adım sonra fark edeceklerdi.


Tuduk


Levi ise tetiğe doğru umursamazca yürümüştü, geçerken ipi koparttığı aşikardı. O anda sağdaki ve soldaki duvarlar açıldı ve müthiş bir ok yağmuru başladı.


“Keuahak!”


Levi vücudunu delip geçen okların şokuyla yere yığıldı! Oklar zırhını delerken tek yapabildiği çaresizce bağırmaktı.


“Birisi, yardım etsin!”

//ŞU ANDA WEED :D***********:D BU DA OLUR!


Levi yalvarırken, Gran ve hatta Margaux kıllarını bile kıpırdatmadı. Eninde sonunda da sayısız ok yarasından sonra Levi öldü ve bir saniye önce durduğu yerde tek bir tane göğüs zırhı belirdi.


“Ahmak.”


“Böyle bir yerde ölmek ne kadar da acınası.”


Margaux zırhı kendisi için aldı. Gran ve Margaux birbirlerine bakarak sırıttılar. Levi ölürken kıllarını kıpırdatmadıkları için birbirlerini suç ortağı olarak görüyorlardı.


Her şeyden öte Dwichigi’nin dört üyesi birbirleriyle en başında katiller olarak tanışmışlardı. Grup katıksız bir şekilde birilerini öldürme zevkine ve onların eşyalarını yağmalamaya dayanıyordu. Arkadaşlık ve sadakat asla bu işin bir parçası olmamıştı.


Kureureung!


Boom! Boom! Kwaang!


Koridorun görünüşü değişti.


Tek ve dikine giden bir tünelle karşı karşıyaydılar, bu tünel bir yeraltı mağarasına doğru gidiyordu.


Şimşekler yolun üstüne çarpıyordu. Beyaz şimşekler önlerindeki yola rastgele bir şekilde düşüyordu. Harika bir görüntü olsa da sonsuz bir tehlike içeriyordu.


Şimşekler.


Üç halkalı büyünün kendi aklı vardı, bir düzen olmadan saldırıyordu.


Weed arkaya baktı.


“Oraya yürümem mi gerekiyor?”


Gran küçük bir taş çıkardı.


“Şanslıyız. Bu taş şimşekleri çekiyor. Bununla karşıya güvenle geçebiliriz.”


“Anlıyorum.”


Weed taşı aldığı gibi tanımladı, sadece kendini güvenceye almak için.


Şimşek Taşı:

Dayanıklılık 100/100.

Bu taş yüksek demir içerdiğinden dolayı özel olarak değerlendirilebilir.

Elektriği çekme ve ona karşı koyma gücü var. Eğer rafine ederseniz yüksek kaliteli demir elde edersiniz.

Özellikler: Elektrik Direnci %99


Weed taşın açıklamasını okuduğu gibi Gran ve Margaux soğukça güldü.


‘O şimşekleri yerse biz karşıya geçebiliriz.’


‘Son engeli de geçtiğimizde bizi hazine dağları bekliyor.’


Yolu geçmek için bir kurban yeterliydi. Bu şimşek-toplayan-taş sayesinde bir ihtimal hayatta kalırdınız.


“Hey Weed, sadece dümdüz git. Sen ölebilirsin ama biz güvenle karşıya geçeriz, sence de riske değmez mi?”


Gran dişlerini göstererek sırıttı.


İşte o anda sonunda gerçek renklerini belli etmişlerdi!


Weed buna boyun eğdi.


“Sadece ben öleceksem ve siz güvenle geçecekseniz bu güzel bir şey.”


“Tabii ki”


“Peki geri dönüş yolunda ne yapacaksınız?”


“….!”


Gran ve Margaux birbirlerine şaşkın şaşkın baktılar.


Sadece hazineyi almayı düşünmüşlerdi. Geri dönmeleri gerektiğini bile düşünmemişlerdi. Zihinleri bu konuyu tamamen atlamıştı.


“Bu….”


“Benimle alay ediyor olmalısın.”


Sadece bir tane şimşek taşları vardı! Geri dönerken ölecek olmaları reddedilemezdi.


Gran kılıcını çekti.


“Sizi hayatta bırakmayacağım çocuklar, artık hiçbir işe yaramadığınızı biliyorum. Geberin.” Gran saldırı duruşuna geçerek bağırdı. Sabrı taşmak üzereydi.


“Seni lanet p*ç….”


Mapan durumun gerçeğini kavrayınca tersledi. Hala cebinde bir kozu vardı. Weed.


Weed onlarla ilgilenebilirdi. Şu ana kadar gözlemleyen Mapan, onun onlarla savaşmaya yetip de artacağını biliyordu. Ancak Weed’in yüzünde hala kormuş bir bakış vardı. Bu durumda hiçbir şey yapamaz gibiydi. Kılıcını çekmesi bile imkansız duruyordu.


‘Neden… neden korkuyor? Weed onlarla baş edebilir…’


Gran’ın saldırısının başlamasıyla Mapan Gran'la ilgili bir şeylerin ters gittiğini anladı. Gran Mapan’a ya da Weed’e saldırmaya çalışmıyordu, Margaux’u hedefliyordu. Buna en fazla Mapan şaşırmıştı.


“Geber!”


“Gran, bunun olacağını biliyordum!”


Böylece Gran ve Margaux ölümüne savaşmaya başladı.


Gran istediği zaman Weed’i ya da Mapan’ı öldürebileceğini düşünüyordu. İlk önce bir profesyonel olan Margaux’un ölmesi lazımdı. Birbirlerine başından beri güvenmiyorlardı, yani Margaux da buna hazırlıklıydı.


“Alevlerin Kılıcı!”


“Buz Kılıcı!”


Ateş ve Buz elementleri.


Gran'ın ikinci işi ateş bükücülüğüydü. Margaux’un bir katil olarak uzmanlığıysa karanlığı manipüle etmekti. Gizli kalırken hasar vermeye çalışıyordu. Yetenekler coşarken alevler ve kan damlaları fışkırıyordu. İkisi de saldırı temelli katillerdi, savunmaktansa saldırmayı gönülden tercih ederlerdi. Yetenekleri neredeyse eş olsa da eninde sonunda Gran galip geldi. Belki de suikastçılığa odaklanmış birisi olmasa böyle kafa kafaya bir mücadeleyi kazanamazdı.*


// Ember Spirit vs Riki gibi oldu sanki.


“Elveda, Margaux.”


“Lanet girsin, çok yaklaşmıştım, hazineye sadece birkaç adım kalmıştı….”


Margaux ihanete uğramış olsa bile ölmek üzereyken aralarında hiçbir gücenme belirtisi yoktu.


Adalet, arkadaşlık, hiçbir şey! Eşit biriyle yüzleşirken alınan zevk işe yaramaz bir konuydu, Margaux ölmek üzereydi. Gran kılıcını Margaux’un boğazına sapladı.


“Keuhahaha! Şimdi hazine benim.”


Gran’ın gülümsemesi bir sırıtmaya dönüştü, Margaux’un öldüğü yerde bir kalkan duruyordu.


“Weed, Mapan. Aranızdan biri birisi taşı tutarken diğerinizle içeri gireceğim. Dönerken taşı ben alacağım ve ben de bu kalkanı benimle gelene vereceğim. Kalkanın gereksinimi 200 seviye ya da üstüdür, ölmeme ihtimalinizle birleştiğinde tatmin edici bir sonuç sayılır. Reddetmemeniz daha iyi olur. Kalan kişiyi ise şimdi öldüreceğim, çünkü sadece bir kişiye ihtiyacım var.”


// Taşın %99 elektrik direncini hesaba katıyor.


Gran kafasında denklemi kurmuştu.


Girdiğinizde bir kişiyi kurban ederdiniz ve hazineye ulaşırdınız.


Öldüğünüzde hazineyi kaybetme ihtimaliniz çok düşüktü. Eğer hazineyi düşürüyorsanız cidden çok kötü bir şansınız var demektir. Her ihtimalde öldüğünüzde o zindandan elde ettiğiniz bir eşyayı düşürme ihtimaliniz gerçekten düşüktü.. Ek olarak hazine karşılığında kendi itemlerinden birini düşürmek kabul edilebilirdi.


//Gran’ın hakkını vermek lazım. Adam en az Weed kadar pratik ve zeki. İleride tekrar karşılaşmak isterim. Şukular şelale…


Gran hazineyi şimdiden elde etmiş kadar sarhoş olmuştu. Ta ki Weed kılıcını çekene kadar.


Seureureung.


Kil kılıç kınından yavaşça sıyrıldı. Weed ona kılıç doğrultmaya cüret ettiğindeyse Gran’ın ruh hali anında değişti.


“Voaa, beni yenmeyi mi planlıyorsun? Öyleyse burada öl. Mapan, bana sen eşlik edeceksin. Ciddi miktarda hasar almış olabilirim ama bu çok eğlenceli, saldırmayı biliyorsan iyi olur. Tamam sana bana saldırabilmen için üç saniye veriyorum, istediğini dene.”


“Sana şükranlarımı sunuyorum.”


Şövalyelik romanlarından fırlamış üç saniyelik bir imtiyaz. Weed bunu reddetmedi.


“Sen bilirsin, senin yolunla yapalım. Oyma Bıçağı!”


Kılıcın parlamasıyla Gran’ın gözlerinde güvensiz bir duygu belirdi.


‘Vazgeçmek için çok mu geç? Evet, şövalyevari davranmadan önce bunu sezmen lazımdı!’


Kafası sallandı, Gran Weed’in kılıç kuşanabileceğini ya da boynuna doğru savurabileceğini aklına bile getirmemişti.


“Oymacı…..”


Ölmeden önceki anda bir inanmazlık maskesi tüm yüzünü kaplamıştı.


Weed saldırısını karşılık verilebilecek hiçbir yol bırakmadan uyguladı, mükemmel tek bir saldırıyla Gran’ın azalmış canını tamamen yok etti. Mapan bir ohlama koyverdi. Beklediği gibi olmuştu. Bu dörtlünün planlarına bir son vermişti, en azından bir süreliğine.


“Şimdi ne yapacağız? Geri dönmemiz gerekmiyor mu?”

“Buraya kadar geldik, yani ben hazineye bakacağım. Gerçi bunu şüpheli buluyorum.”


“Nasıl? Bir kere girdin mi bir daha çıkamazsın… bu dördü tarafından buraya  kurban olmamız için getirildik.”


“Bu gerekli değil, yani ölmen gerekmiyor.  Bu adamlar konu maceraya geldiğinde çok tecrübesizler; doğru yolu seçmekte başarısız oldular, o kadar. Bu mekan çok iyi hazırlanmış olsa da bu yolun kendisi öyle değil, anlıyorsun değil mi?”


“Aydınlat beni”


“Uçmak.”


Weed yetenek kullandı ve sırtından bembeyaz kanatlar çıktı. Başından beri Bar Khu dağlarından uçarak geçmek konusunda kendine güveniyordu. Özgüveni ise kanatlarında yatıyordu.


Laviastaki Mirkan Kulesinden 10 altın sikkeye alınmışlardı ve bir ay süresince uçmaya yarıyorlardı.


Düşen şimşeklerden kaçınarak karşıya uçtu. Küçük borular ve müzik aletine benzeyen bir şey gözüküyordu, bir arp. 


//tr.wikipedia.org


‘Hazine bu mu?’


“Tanımla!”


Cüce Vino’nun Arpı:

Dayanıklılık 20/20.

Gösteri.
Vino şişko ve kısa bir cüceydi.
Ama bir insan kadına aşıktı.
Irkı yüzünden, bu aşk asla karşılık bulamazdı!
İnsan Kadın cüceleri hor görüyordu, bu nedenle Vino umutsuzdu.
Bu yüzden kendini müziğe verdi.
Müziği gerçekten bir kadının kalbini çalabilecek kadar sanatsal bir güzellik taşıyor.

Yetenek: Kadın NPC’ler arasında popülerliği %30 arttırır.


Weed arpa baktı, şok olmuştu. Sonunda ağzı bir kahkahayla açıldı.


“Puhahaha!”


Halman, Margaux, Levi, Gran.


Onca komployla kendi kurguları içinde ölmüşlerdi! Ve hazine basit büyülü bir arptı. Güçlü silahlar, daha iyi zırhlar olabilirdi, ama hayır, sadece bir kadının şerefine yapılmış bir enstrümandı. Ve harita da zaten bunu işaret ediyordu.

// LA LUNA

// Bu bölüm toplunun son parçası olabilir. Ama 4. bölümü de yetiştirmek için elimden geleni yapacağım.

// İngilizce güncele 234 bölüm kaldı.

// Japoncaya ağırlık vereceğim bu aralar birlikte çalışalım diyen varsa yada ben sana öğretirim diyen varsa bana ulaşsın: [email protected]

// Bu son mu? Tabii ki değil

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32561 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43274 Bölüm Sayısı


creator
manga tr