Bölüm 282: Her Şey Ebedidir

avatar
37 0

My Wife is a Beautiful CEO - Bölüm 282: Her Şey Ebedidir


Her Şey Ebedidir


Calosa Not: Bu bölüm çok niş bir bölümdür bu yüzden dikkat ederek okumanızı öneririm


Yang Chen, dün gece Mobses'in bir anda yok olduğu sahneyi hatırladı ve Kutsal Kâse ellerine geçtiğinde hissettiği o belirsiz duyguyu düşündü. Düşüncelere daldı ve oldukça ciddiydi.

"Lilith, dünyadaki her organizmanın ebedi olduğunu biliyor musun?" diye sordu Yang Chen.

Lilith gözlerini faltaşı gibi açtı; Yang Chen'in ağzından böyle bir cümlenin bu kadar ciddi bir şekilde çıktığına inanamıyor gibiydi.

"Bu nasıl mümkün olabilir? Biz kan ırkındakilere gelince; teoride ebedi ve yok edilemez olsak da aslında inanılmaz yavaş bir hızla yaşlanıp ölüyoruz, yani hiç de ebedi değiliz. Diğer organizmalar nasıl ebedi olabilir ki?" diye mırıldandı Lilith.

Yang Chen yerinden kalkıp pencereye yürüdü ve apartmanın dışındaki irili ufaklı, yoğun yollara bakmaya başladı. Sonsuz bir araba ve insan seli akıp gidiyordu.

"Lilith, Rus ruletini bilir misin?" diye sordu Yang Chen.

Lilith başını salladı. "Biliyorum. Altı mermi kapasiteli bir toplu tabancaya tek bir mermi yerleştirip, iki kişinin sırayla kendilerini vurmaya çalıştığı bir kader oyunu."

"Doğru. Bu oyunda, en sonunda bir kişi kesinlikle vurulur." Yang Chen'in dudaklarının kenarında tuhaf ve belirsiz bir gülümseme belirdi. "Ancak, kuantum mekaniğindeki çoklu evren teorisine inanıyorsan, sonunda kimsenin ölmeyeceğini varsayabilirsin."

200 yıldan fazla yaşamış olan Lilith, paralel evrenler ve kuantum mekaniği gibi bilimsel teorilerin gelişimine tanıklık etmişti. Çünkü Einstein öldüğünde Lilith, yaşı itibarıyla bir büyükanne sayılabilecek kadar yaşlıydı. Ancak, sınırsız tecrübeye sahip bir vampir olsa bile, Yang Chen'in bu gerçek dışı konuşmasını duyunca şaşkınlığını gizleyemedi.

Yang Chen, Lilith'in her şeyi tam olarak anlayamayacağını biliyordu. Açıklamaya devam etti: "Çoklu evren teorisi, dünyanın iç içe geçmiş sayısız paralel evrenden oluştuğunu söyler. Bu, evrenlerin herhangi birinde tamamen özdeş şeylerin var olduğu anlamına gelir. Birbirleriyle ilişkilidirler ama bireysel olarak var olurlar. Kuantum mekaniğinde bu dünya, farklı mikroskobik parçacıklardan oluşur. Canlı ve cansız her şey, onları oluşturan parçacıkların durmak bilmeyen hareketinden ibarettir."

"Başka bir deyişle, sayısız sen, sayısız ben ve sayısız özdeş dünya var. Ancak hepimiz ve tüm paralel evrenler iç içe katlanmıştır; her şeyi oluşturan maddeler ise sürekli yer değiştiren mikroskobik parçacıklardır. Bu parçacıkların tam olarak ne olduğu da sürekli değişir," dedi Yang Chen.

Lilith bir kısmını anlamış gibiydi. "Peki bunun Rus ruletinde insanların ölmemesiyle ne ilgisi var?" diye sordu.

Yang Chen gülümseyerek yanıtladı: "Rus ruleti sadece birçok örnekten biri. Aslında, mermilerden herhangi biri şakak gibi ölümcül bir noktaya isabet ettiği an, kuantum mekaniği ve paralel evren teorisine göre -olasılık ne kadar düşük olursa olsun- merminin mikroskobik parçacıkların tesadüfen ayrıldığı noktadan geçtiği bir evren olacaktır. Sonuç olarak o evrende mermi, 'ölü kurbanın' şakağından geçmez, dokularına zarar vermeden kafasının içinden süzülüp gider. Böylece o evrende kişi hayatta kalır."

Lilith bu inanılmaz iddia karşısında gözlerine inanamıyordu. Eğer konuşan kişi, karşı koyamadığı Pluton olmasaydı, adamın saçmaladığını düşünürdü. Nasıl böyle korkunç ve tuhaf bir şey var olabilir?!

"Ekselansları Pluto, anlattıklarınıza göre, o zaman bu dünyadaki insanlar neden hâlâ ölüyor?" diye sordu Lilith.

Yang Chen kıkırdadı. "Az önce dediğin gibi; ölenler, 'insanlar'."

Lilith aniden bir şeyi kavradı. "Yani tanrıların gerçekten ölmediğini mi söylüyorsunuz?"

Yang Chen'in dudaklarında buruk bir ifade belirdi. "Ailenizin tarihi literatüründe bu konuda kayıtlar olduğuna eminim ama siz yazılanlara tam olarak inanmayı reddediyorsunuz. Aslında tanrıların ebedi ve yok edilemez olması göründüğü kadar etkileyici bir şey değil. Bu ne sözde ilahi bir gücü ne de reenkarnasyonu simgeliyor. Tanrıların sonsuza dek yaşayabilmesinin sebebi, bilimsel bir açıdan bakarsak, sonsuz paralel evrenlerin varlığıdır. Hangi hastalığa yakalanırsak yakalanalım veya hangi yarayı alırsak alalım, tamamen iyi olduğumuz bir evren mutlaka vardır."

"Ancak tanrılar dışındaki her canlı organizma, başlangıçta içinde bulundukları evrenden kendilerini koparamazlar. Sonuç olarak ölümcül bir yaradan sonra ölürler; oysa tanrılar çoklu evren aracılığıyla yeni bir hayat kazanabilirler."

Lilith, Yang Chen'in söylediklerini sindirmeye çalışırcasına uzun süre sessiz kaldı. Kafası karışmış bir halde sordu: "Ekselansları Pluton'un dediklerine göre, o zaman tüm tanrıların aşırı yaşlı varlıklar olması gerekmez mi? Çoklu evren aracılığıyla ölümden kaçabilseler bile, vücudun çürümesinden kurtulamamaları gerekir."

"Doğru, ama bu senin bilmene gerek olmayan bir alanı kapsıyor. Sana söyleyebileceğim tek şey, tanrıların gençliklerini geri kazanmanın bir yoluna sahip oldukları," dedi Yang Chen. "Hayal ettiğimden daha zekisin. Sadece bir kez anlattım ve anlamayı başardın."

Lilith sitemkâr bir tavırla Yang Chen'e gözlerini devirdi. "200 yaşından fazlayım. Boşuna yaşamadım herhalde." Bir süre düşündükten sonra devam etti: "Tanrıların neden kendi aralarındaki savaşları sınırlamak için 'Tanrılar Antlaşması'nı kurduklarını şimdi anlıyorum. Hepsi ebedi yaşadığına göre, savaşmak sadece gereksiz hasara yol açan anlamsız bir eylem."

"Haklısın ama tanrılar mutlaka ebedi yaşayacak diye bir şey yok. Onlar da belirli koşullar altında düşebilirler. Ancak bu fazlasıyla karmaşık bir konu ve senin bilmen gereken bir şey değil. Kısacası, paralel evrenlere zarar vermek tanrıları etkilemese de diğer ırklar için büyük bir felakettir," dedi Yang Chen; yüzü oldukça asılmıştı. "Mobses, kurban edilmenin iyi bir örneği."

Lilith şok içinde gözlerini açtı. "Kıdemli Mobses gerçekten evrenin çatlaması yüzünden mi bir anda yok oldu?!"

"Dün gece Kutsal Kâse'yi gözlerimin önünde çalmak için paralel evrene kimin zarar verdiğini ben de hâlâ merak ediyorum." Yang Chen iç çekti. "Bunu bir tanrı yapmış olmalı. Onun benden kesinlikle daha zayıf olmadığını, hatta benden daha güçlü olduğunu hissediyorum. O an mührümü çözüp takip etmek için aynı paralel evren manipülasyonu yöntemini kullansaydım bile onu yakalama şansım olmazdı."

"Kutsal Kâse'yi mi çaldı? Ama Kâse hâlâ sizin elinizde değil miydi?" diye sordu Lilith şaşkınlıkla.

Yang Chen başını salladı. "O artık Kutsal Kâse değildi. Kâse'nin daha önce mucizevi ilahi güçleri olup olmadığından emin olmasam da, yere düşen şeyin üzerinden önemli bir parçanın sökülüp alındığını garanti edebilirim; fail o hırsız tanrıydı. Geriye kalan sadece hiçbir değeri olmayan metal, antika bir kadehti."

Lilith nihayet rahatladı. "Yani o tanrı kan ırkının düşmanı değil, sadece Kutsal Kâse'nin peşindeydi."

Yang Chen onayladı. "Aynen öyle. Bunları sana, Avrupa'ya gönül rahatlığıyla dönebileceğinizi söylemek için anlattım. O herif kan ırkı için gelmiyor. Ayrıca, sadece kutsal su içerek sözde ebediyet kazanılabileceği efsanelerine de fazla takılmayın. Eğer öyle olsaydı, tanrılar bu kadar kıymetli olmazdı."

Lilith sırıttı. "Ekselansları Pluto, bana bu kadar önemli bilgiler verdiğinize göre, yoksa benden mi hoşlanıyorsunuz?"

Yang Chen ellerini sallayarak yapmacık bir şekilde gülümsedi. "Güzellerden hoşlansam da Bayan Lilith, gerçek yaşınızla benim atam olmaya fazlasıyla adaysınız. Sanırım ben almayayım."

"Senden nefret ediyorum!" diye bağırdı Lilith hoşnutsuzlukla ve yere ayağını vurdu. "Bir dahaki sefere görüşürüz!" Sözünü bitirir bitirmez Lilith, toplantı odasından bir rüzgar gibi süzülüp gözden kayboldu.

Yang Chen kendini gerçekten çaresiz hissetti. Lilith'in hassas noktasına dokunmuş gibiydi. Görünüşe göre insan veya kan ırkı fark etmeksizin, tüm kadınlar yaş konusunda hassastı.

Lilith’in gidişi Yang Chen’i oldukça düşünceli bıraktı. Dün ortaya çıkan tanrı belli ki bir Olymposlu yeteneğine sahipti. Ancak tanıdığı kalan Olymposlulardan hiçbirinde o tür bir enerji dalgalanması yoktu...

Kim olabilirdi? Yoksa kadim ve isimsiz, kudretli bir tanrı mıydı?

Hayır, imkansızdı. Dünya yaratıldığından beri en güçlü tanrılar her zaman On İki Olymposlu olmuştu. Bunlardan sadece birkaçı kayıptı. Onlardan biri olabilir miydi?

Ancak gerçekten bir Olymposluysa, neden yüzünü göstermeye yanaşmıyordu? Neden Kutsal Kâse'yi çalıp gitmişti? Neden "Tanrılar Antlaşması"nı  herkesin önünde ihlal edip ilahi gücünün mührünü çözmüştü?

Yang Chen'in başı ağrımaya başladı. Sanırım bunu diğerleriyle tartışmak için vakit bulmam gerek. Umarım durum o kadar da berbat değildir.

O anda Wang Ma, Yang Chen’e yakında eve gelip gelmeyeceğini soran bir mesaj gönderdi. Yang Chen burada çok uzun süre kaldığını o an fark etti. Hızla cevap verip çok yakında evde olacağını söyledi.

Yaklaşık yirmi dakika sonra Yang Chen villaya döndü. Oturma odasında taze pişmiş yemekler servis edilmişti. Lin Ruoxi ve Wang Ma oturmuş, yemeğe başlamaya hazırlanıyorlardı.

Bir süre dinlendikten sonra Lin Ruoxi biraz daha iyi görünüyordu ama hâlâ oldukça bitkindi. Yang Chen’in bütün gün dışarıda kaldıktan sonra eve dönüp hemen sofraya oturmadığını görünce, "Yemekten önce ellerini yıka. Hijyenine dikkat et," dedi.

Yang Chen, Lin Ruoxi’den ilk kez böyle bir hijyen uyarısı duyuyordu. Kıkırdayarak banyoya koştu, ellerini yıkadı ve geri geldi. Wang Ma’nın uzattığı pirinç kasesini alıp aç bir kurt gibi yemeye başladı.

"Daha yavaş ye, kimse yemeğini elinden almıyor," diye şikayet etti Lin Ruoxi kaşlarını çatarak.

Yang Chen mahcup bir şekilde gülümsedi ve yavaşladı. Kendisinin de biraz görgüsüzce davrandığını hissetmişti; sonuçta yanında iki kadın oturuyordu.

Kısa bir süre sonra Lin Ruoxi yine bir şeylerin ters gittiğini fark etmiş gibiydi. "Neden sadece et yiyorsun? Biraz da sebze ye. Kış aylarında vitamin ve su takviyesi yapman gerek," dedi.

Bu sefer Yang Chen yaptığı her şeyi durdurdu. Bu akşamki akşam yemeğinin fazla tuhaf olduğunu hissetmişti. Başını kaldırıp Lin Ruoxi’ye sanki bir araştırma yapıyormuş gibi dik dik baktı.

Lin Ruoxi kendisine böyle bakılınca telaşlandı. Kaşlarını çatarak sordu: "Ne oldu? Neden yemiyorsun?"

"Karıcığım, bugün çok tuhaf davranıyorsun. Kendini iyi hissetmiyor musun?" diye sordu Yang Chen endişeyle.

"Hayır. Neden sordun?"

Wang Ma bu evli çiftin hallerine tanık olurken kıkırdadı. Neler olup bittiğini anlamıştı ama başını öne eğerek sessiz kaldı.

Yang Chen başını sallayarak duygusal bir tonda, "Neden aniden her şeye el koyan bir ev hanımına dönüştüğünü hissediyorum? O her zamanki soğukluğundan eser yok, alışık değilim!" dedi.

Lin Ruoxi’nin yüzü aniden soğudu. "Seni çok fazla kısıtladığımdan mı şikayet ediyorsun yani?!"

"Hayır, hayır!" Yang Chen anında reddetti. Gülümseyerek, "Doğru olanı yapıyorsun, beni tam olarak böyle kısıtlamalısın!" dedi.

Sözünü bitirir bitirmez Yang Chen, yemek çubuklarıyla hızlıca kasesine biraz lahana aldı ve yemeye başladı. Lin Ruoxi gülmemek için kendini zor tutarak ona baktı. Boğazını temizledikten sonra o da yemeğine devam etti.

Wang Ma tüm olan biteni yüzünde tatlı bir tebessümle izlemişti. Keyifle başını sallayarak bu manzarayı onayladı.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 57223 Üye Sayısı
  • 399 Seri Sayısı
  • 44046 Bölüm Sayısı


creator
manga tr