Ertesi gün Pazar'dı; yani Li Jingjing'in geleceğini söylediği gündü. Wang Ma, misafiri düzgünce ağırlamak için sabah erkenden çeşitli et ve sebze alışverişine çıkmıştı.
Yang Chen ondan bilerek kaçmayı planlamıyordu. Alt kattaki oturma odasında oturmuş, televizyon izleyerek Li Jingjing'in gelmesini bekliyordu. Ancak Lin Ruoxi'nin üzerine bir önlük geçirip mutfakta Wang Ma'ya yardım ettiğini, sanki kendisi de yemek yapacakmış gibi davrandığını görünce Yang Chen oldukça şaşırdı. Lin Ruoxi'nin mutfak becerileri pek parlak olmadığı için Yang Chen onun bu halini eğlenmeye çalışan bir çocuk gibi gördü ve üzerinde fazla durmadı.
Öğlene doğru kapı zili çaldı. Lin Ruoxi tüylü terliklerini giyip hızla kapıya koştu. Şu anki hali her zamankinden çok daha canlı görünüyordu. Yüzünde bir gülümsemeyle Li Jingjing'i içeri buyur etti; belli ki Li Jingjing ile aralarındaki ilişki istisnai bir boyuta ulaşmıştı.
Beyaz bir kaz tüyü palto giyen Li Jingjing, zarifçe içeri girdi. Genç kadın, üzerinde taşıdığı öğretmen aurası ve hafif zarafetiyle eskisinden daha olgun görünüyordu. Yang Chen, Lin Ruoxi'nin Li Jingjing'in ellerini tutup samimiyetle konuştuğunu görünce, karısının normaldeki sessiz tavrını düşünerek buna pek inanamadı. Aralarındaki ilişki biraz fazla mı hızlı gelişiyor? diye düşündü. Ancak Lin Ruoxi'nin bir süredir Li Jingjing'den yemek tarifleri öğrendiğinden haberi yoktu.
"Vay canına Jingjing, neden yanına bir şeyler getirdin ki?" dedi Lin Ruoxi, Li Jingjing'in elindeki poşeti görünce sitem ederek. "Bugün öğle yemeğinde seni ben ağırlayacağım dememiş miydim? Neden zahmet ettin?"
"Buraya ilk gelişim olduğu için tabii ki nezaket kurallarına dikkat etmem gerekiyordu," dedi Li Jingjing gülümseyerek. "Lin Abla, sanırım senin hiçbir eksiğin yoktur; bu yüzden ben de et yemeklerinde kullanabileceğin bazı kurutulmuş sebzeler getirdim."
Lin Ruoxi bu sözleri duyunca mutlu bir gülümsemeyle poşeti aldı ve Li Jingjing'i oturma odasındaki kanepeye götürdü.
"Yang Chen, Jingjing bizim misafirimiz. Neden ayağa kalkıp onu selamlamıyorsun?" diye sordu Lin Ruoxi. Yang Chen'in kendi dünyasına dalmış bir halde haber izlediğini görünce hoşnutsuzluğunu belli etmişti.
Yang Chen hafifçe gülümsedi ve Li Jingjing'i selamladı: "Hoş geldiniz, Bayan Li."
Yang Chen ona "Bayan Li" diye hitap edince Li Jingjing'in yüzü hafifçe soldu. Zoraki bir gülümsemeyle başını salladı.
Lin Ruoxi bir anormallik fark etmemişti, sadece Li Jingjing'in yabancıların yanında utangaç olduğunu düşündü. "Ben Wang Ma'ya yardım edeyim. Yemek birazdan hazır olur," dedi.
"Ben de yardım edeyim mi?"
Li Jingjing ayağa kalkmak istediğinde Lin Ruoxi onu durdurdu. "Gerek yok. Bugün yemeği sana ben yapacağım diye söz verdim." Lin Ruoxi'nin inadını gören Li Jingjing daha fazla üstelemedi ve gülümseyerek yerine oturdu.
Lin Ruoxi mutfağa koştuktan sonra Li Jingjing ve Yang Chen kanepede baş başa kaldılar. Aralarındaki mesafe kısa olsa da aynı zamanda birbirlerine bir o kadar uzak görünüyorlardı.
Yang Chen içten içe kederlendi. Çok değil, kısa bir süre önce ikisi hala son derece samimiydiler. Ancak Yaşlı Li'nin ailesi hatırına aralarına acımasızca bir çizgi çekmişti. Başka türlüsünü yapamazdı.
Li Jingjing televizyondaki haberlere bakıyordu ama aslında onları izlemiyordu. Zihni karmakarışıktı ve gözlerinden karmaşık duygular okunuyordu. Yaklaşık yarım saat boyunca sessizce oturdular; sonunda Wang Ma yemekleri servis edip ikisini sofraya çağırdı.
Yang Chen televizyonu kapatıp yemek masasına yürüdü. Li Jingjing de o hüzünlü bakışlarını gizleyip masaya oturdu. Wang Ma nezaketle, "Bayan Li, ilk gelişiniz olduğu için lütfen çekinmeyin, dilediğiniz kadar yiyin," dedi. Li Jingjing sessizce gülümseyip onayladı. Anormal davrandığı dışarıdan belli olmuyordu.
Masadaki görkemli yemekler gerçekten göz kamaştırıcıydı. Yang Chen fazla konuşmadan başını tabağına gömdü ve büyük lokmalarla yemeye başladı. Lin Ruoxi, Yang Chen'in iştahla yediğini görünce keyiflendi. Kendisi de her yemeğin tadına baktı ve lezzetten oldukça memnun kaldı.
O sırada Yang Chen ağzı dolu bir halde övgüler yağdırdı: "Wang Ma'nın yaptığı yemekler her zaman çok lezzetli oluyor. Bu kadar hızlı yediğim için beni suçlayamazsınız, gerçekten duramıyorum."
Wang Ma kıkırdadı. "Genç Efendi, bugünkü yemekleri ben yapmadım."
Yang Chen şaşırıp Lin Ruoxi'ye tuhaf bir bakış attı. "Ruoxi bebeğim, yoksa tüm bunları sen mi yaptın?"
Li Jingjing'in önünde kendisine bu şekilde hitap edilmesi Lin Ruoxi'nin kızarmasına neden oldu. İçinden ona sitem etse de dışarıdan, "Bir itirazın mı var?" diye sordu.
Yang Chen bu sefer ona tamamen farklı bir gözle baktı. "Bu kadar kısa sürede bu kadar çok mu geliştin?"
Lin Ruoxi gururla yanıtladı: "Alt tarafı yemek yapmak değil mi? Jingjing bana birkaç kez öğretti. Ciddiyetle öğrenmek istedikten sonra aslında o kadar da zor değilmiş."
Yang Chen’in kalbi ısındı. Bu kadın, onun arkasından gizlice Li Jingjing’den yemek yapmayı öğrenmişti. Bu durum biraz safça görünse de aynı zamanda çok tatlıydı. Demek Li Jingjing ile bu yüzden bu kadar yakınlaşmışlar. Hatta onun mutfak öğrencisi bile olmuş.
"Lin Abla çok yetenekli. Aslında ben ona pek bir şey öğretmedim," dedi Li Jingjing gülümseyerek; ama gözlerinde buruk bir ifade vardı. Yang Chen ve Lin Ruoxi arasındaki bu samimiyeti görmek belli ki canını yakıyordu.
Yarım saat sonra yemek bitti ve Yang Chen sahte bir şekilde esnedi. Öğle uykusunu bahane ederek odasına çıktı. Aslında Li Jingjing'in ara sıra ona kederle bakması kendisini berbat hissettiriyordu.
Lin Ruoxi gözlerini devirdi. "Tek bildiğin yiyip yatmak."
Görünüşe göre ev işlerine iyice alışmıştı; Lin Ruoxi, Wang Ma ile birlikte bulaşıkları ve mutfak gereçlerini yıkamak için mutfağa girdi. Bunu yaparken de Li Jingjing’den oturma odasında televizyon izlemesini rica etti.
Li Jingjing itaatkar bir şekilde bir süre kanepede oturdu. Birkaç dakika sonra, tüm cesaretini toplayarak bir karar vermiş gibi göründü. Derin bir nefes alıp ayağa kalktı ve yukarı kata yöneldi.
İkinci kata çıkan Li Jingjing, Yang Chen'in odasına gidip kapıyı çaldı. Kısa bir süre sonra kapı açıldı. Yang Chen uyumamıştı, üzerinde hala ince bir kazak vardı. Li Jingjing'i kapıda görünce bir an ne diyeceğini bilemedi.
Li Jingjing’in güzel yüzünde derin bir keder vardı. Yang Chen’in gözlerinin içine bakarak sordu: "Yang Abi, seninle biraz konuşabilir miyiz?"
Yang Chen onun umut dolu bakışlarını görünce kalbi yumuşadı ve içeri girmesi için geri çekildi. Li Jingjing’in yüzüne bakmamak için arkasını dönerek, "Ne söyleyeceksen çabuk söyle," dedi.
Li Jingjing odaya girdi ve kapıyı kapatmadı. Hafifçe hıçkırarak sordu: "Yang Abi, gerçekten bu kadar acımasız mı olmak istiyorsun?"
"Acımasız davranmıyorum. En uygun olduğunu düşündüğüm seçimi yapıyorum. Babanın o zaman söylediklerini sanırım sen de anlıyorsun." Yang Chen iç çekti. "Senin iyi bir kız olduğunu biliyorum ama senin o şekilde olmanı istemeyen bir ailen olduğunu da biliyorum."
"Ama Yang Abi, hiç düşündün mü? Aramızdaki tüm bağı koparıp bir yabancı gibi davransan bile, bu şekilde ailemi mutlu edebileceğimi mi sanıyorsun?" dedi Li Jingjing kederle.
Yang Chen ona dönüp bakmadı. Li Jingjing’in sözlerini dinlerken zihni karmakarışık bir halde sessiz kaldı. Geçmişte Li Jingjing ile yaşadığı sayısız anı gözlerinin önünden geçti. Yurda döndüğünden beri tanıdığı, peşinde dolanan o utangaç üniversite öğrencisi; bugün bağımsız ve olgun bir öğretmene dönüşmüştü. Sadece bir yıl geçmiş olmasına rağmen, aralarındaki bağ rüzgara karşı yanan bir alev gibiydi; bastırılması imkansızdı.
Kızın gece geç vakit eve döndüğünde pencereden ona nasıl baktığını hala hatırlıyordu. Onunla gittiği o toplantıda şarkı söylerken kızın yüzündeki gülümsemeyi ve gözlerindeki bakışı hala hatırlıyordu.
"Ben sadece sevgi istiyorum, Yang Abi’nin sadece benimle ilgilenmesini, beni ve sadece beni sevmesini istiyorum... Ancak istediğim tek şey, aynı zamanda asla elde edemeyeceğim tek şey..."
O akşam gün batımında Li Jingjing'in sözlerinin ne kadar yumuşak ve hüzünlü olduğunu, sesinin hala kulaklarında çınladığını hatırlıyordu.
Milyonlarca düşünce Yang Chen’in zihninden geçerken, nerede olduğunu yavaş yavaş unuttu. Sırtına yaslanan yumuşak ve narin bir vücut hissetti; ardından bir çift ince kol beline dolandı, Li Jingjing ona arkasından sarılmıştı.
Li Jingjing başını sıkıca Yang Chen'in sırtına yasladı ve mırıldandı: "Yang Abi, onları unutmayacağım. Çok şey yaşadık ve sen benim için çok şey yaptın. Seni nasıl unutabilirim? Sana olan hislerimi nasıl koparıp atarsın?"
"Chen Dehai ve Chen Feng ile benim için nasıl hesaplaştığını, beni kıyafet almaya götürüp senin prensesin olduğumu söylediğini ve o toplantıda karşımda şarkı söylerken nasıl göründüğünü asla unutmayacağım..."
Yang Chen, Li Jingjing'in ellerini çekmesini istiyordu ama böyle bir hareketin kızın duygularını daha da inciteceğinden ve çok ağır bir yara açacağından korkuyordu.
"Jingjing, düzgünce konuşalım. Bu sadece senin isteyip istememenle ilgili bir mesele değil," diyerek iç çekti Yang Chen.
Li Jingjing aniden galeyana geldi. Bağırdı: "Hayır! Yang Abi, beni nasıl reddedersin?! Evde ben banyo yaparken tuvalete nasıl daldığını unuttun mu?! Sen... Bana nasıl bu kadar acımasız davranabilirsin?!"
ŞRAK! GÜM!
Kapıda porselenin yere çarpıp parçalanma sesi yankılandı. Yang Chen bir anda kendine geldi. Zihni o kadar karmakarışık düşüncelerle doluydu ki, birinin yukarı çıkıp kapısına geldiğini fark etmemişti!
Yavaşça arkasına döndüğünde Yang Chen olduğu yerde donakaldı.
Odanın dışında Lin Ruoxi’nin durduğunu gördü. Bir eliyle ağzını kapatmış, diğeriyle önlüğünü sıkıca kavramış, gözyaşlarını dökmemek için kendini zor tutuyordu. Yüzünde büyük bir acı, dehşet ve çaresizlik vardı.
Yerde ise parçalanmış bir porselen tabak ve her yana saçılmış taze kesilmiş meyveler duruyordu; tam bir kaos manzarasıydı.
"Lin Abla..." Li Jingjing kollarını Yang Chen’den çekti. Başını öne eğip yanlış bir şey yapmış bir çocuk gibi kenara büzüldü.
"Ruoxi, biz..."
"Konuşma! Dinlemek istemiyorum!"
Lin Ruoxi hızla arkasına dönüp kaçmaya başladı. Hemen ardından kapının çarpma sesi yankılandı. Belli ki kendi odasına koşup kapıyı suratlarına çarpmıştı.
Yang Chen çok uzun bir süre şok içinde öylece durdu. Sonra dönüp tüm enerjisi tükenmiş gibi görünen Li Jingjing’e baktı. Karmaşık bir ifadeyle sordu: "Bunu bilerek yaptın, değil mi?"
Calosa not: Ağzım bir ton şeyle doldu ancak küfretmek istemiyorum
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
