Yang Chen’in aniden sorduğu soruyu duyan Li Jingjing hafifçe titredi. Başını öne eğmeye devam etti ve tamamen sessiz kaldı.
Calosa not: EYŞAN
Kızın eve gelmek istemesi, odasının kapısını çalıp ona sarılması ve ardından bu belirsiz karmaşayı kasten dile getirmesi... Yang Chen, bunun kesinlikle bir tesadüf olmadığı sonucuna hızla varmıştı.
Yang Chen bir süre ona baktıktan sonra derin bir iç çekti. Onu açıklama yapmaya zorlamadı.
"Bunu neden yaptığını bilmiyorum ama tanıdığım Li Jingjing'in, insanların ilişkilerini kasten bozacak kadar kötü biri olmadığına inanıyorum," dedi Yang Chen, gözlerini kıza dikerek. "Eğer hala anlatmak istemiyorsan, daha fazla soru sormayacağım. Ancak umarım bu, kendin gibi davranmadığın ilk ve son sefer olur."
Yang Chen sözünü bitirdiğinde, Li Jingjing artık daha fazla dayanamadı. Gözyaşları yere damlarken hıçkırarak ağlamaya başladı.
Yang Chen, Li Jingjing’i teselli etmek için öne atılmadı; çünkü aşağıda teselli edilmeye çok daha fazla ihtiyacı olan biri onu bekliyordu.
Kapıya doğru yürüyen Yang Chen, yerdeki parçalanmış porselen tabağa ve etrafa saçılmış meyvelere bakarken kalbinde derin bir sızı hissetti. Şu an onun kalbi de tıpkı bu porselen tabak gibi paramparça olmalı.
Yang Chen aşk meselelerinde duyarsız bir aptal değildi. Lin Ruoxi ile etkileşim kurduğu şu günlerde; kadın onunla daha fazla konuşmaya başlamış, onu belli konularda kısıtlamış ve ara sıra geçmişini sormuştu. Bugün ise Yang Chen’e çalışkan ve hanımefendi tarafını göstermek için gizlice yemek yapmayı öğrendiğini bile görmüştü.
Bu işaretler kadının ona sırılsıklam aşık olduğunu göstermese de, onu kabul etmek ve nitelikli bir eş olmak için çok çabaladığını kanıtlamaya yetiyordu. Ancak Li Jingjing’in az önce Yang Chen’e sarılırken söylediği o sözler, kadının gururlu ve saf kalbine saplanan keskin bir bıçak darbesi gibiydi.
Lin Ruoxi’nin önünde Yang Chen, Li Jingjing’i tanımıyormuş gibi davranmıştı; kız da onu tanıdığı gerçeğini gizlemişti. Lin Ruoxi, Li Jingjing’e çok güvenmiş ve onu iyi bir dostu olarak görmüştü. Karşılığında ise hem kocasından hem de en iyi arkadaşından çifte bir ihanet almıştı.
Eşini sık sık üzen bir adam olarak Yang Chen, sadakatsiz kişiliğinden nefret ediyordu. Ancak bu sefer kendinden duyduğu nefret, her zamankinden çok daha derindi. Li Jingjing bunu bilerek yapmış olsun ya da olmasın, bir dereceye kadar yine de kendi hatasıydı.
Yang Chen, Lin Ruoxi’nin yatak odasının kapısına kadar yürüdü. Hassas işitme duyusu, oda ses yalıtımlı olmasına rağmen içeriden gelen hafif hıçkırık seslerini duymasını sağlıyordu. Yang Chen elini uzattı ve kapıyı çalmak istedi. Ancak eli yarı yoldayken vazgeçip geri çekti.
Açıklamak istiyorum ama neyi açıklayabilirim ki? Durumun nasıl bu hale geldiğini ben bile bilmiyorum.
Uzun bir süre kapının önünde bekledikten sonra Yang Chen kendi odasına döndü. Li Jingjing hala yerde çökmüş haldeydi. Ağlamaktan gözleri kızarmış ve şişmişti. Yang Chen’in yaklaştığını görünce gözlerinin içine bakmaya cesaret edemedi.
Yang Chen yavaşça yatağına oturdu. Kısa bir süre sonra, "Jingjing, bana bunu neden yaptığını anlat. Eğer anlatmayı reddedersen, arkadaşlığımızı tamamen bitirmek zorunda kalabiliriz," dedi.
Li Jingjing başını kaldırdı ve nemli gözlerini ona çevirdi. "Yang Abi, anlatacağım. Ama benimle bir yere gelebilir misin?" dedi.
"Nereye?"
"İkinci Şehir Hastanesi'ne."
Li Jingjing’in bu sözleri, Yang Chen’e meselenin o kadar basit olmadığını hissettirdi. Daha fazla soru sormadan kızı evden çıkardı ve arabayla hızla İkinci Şehir Hastanesi’ne vardılar.
Li Jingjing önden yürüdü ve bir yoğun bakım ünitesine doğru ilerledi. Odanın dışında, Yang Chen pencereden bakınca yatakta yatan hastayı gördü.
"Yaşlı Li?"
Yang Chen donakalmıştı. Yatakta baygın yatan kişinin Li Jingjing’in babası, eski dostu Yaşlı Li olacağını hiç tahmin etmemişti!
Li Jingjing alçak sesle, "Yang Abi, babamı hastaneye getirdiğim ve seninle karşılaştığımız o günü hatırlıyor musun?" dedi.
Yang Chen dikkatlice hatırlamaya çalıştı; böyle bir şey gerçekten bir kez yaşanmıştı. O gün Li Jingjing’e bilerek soğuk davranmış, hatta Yaşlı Li ile de selamlaşmıştı.
"O zamanlar babam sürekli kendini iyi hissetmediğini söylüyordu. Onu kontrol için buraya getirdim... ve öğrendik ki..." Li Jingjing duraksayıp burnunu çekti, "...karaciğer tümörüymüş."
Yang Chen ciddileşti. Bir şeyler anlamaya başlamıştı ama sessiz kaldı.
Li Jingjing devam etti: "O an ailece perişan olduk. Doktor, ameliyatın hemen yapılması gerektiğini, kanser hücreleri vücuda yayılırsa kurtarılamayacağını söyledi. Ancak bizim o kadar paramız yoktu. Babama senden borç alabileceğimizi söyledim Yang Abi, ama annem de babam da buna şiddetle karşı çıktılar, hatta beni azarladılar. Babam, sana tekrar yük olursam ölmeyi tercih edeceğini söyledi."
"O an gerçekten çok korktum, bizi aniden bırakıp gitmesinden korktum. Ama henüz yeni bir öğretmenim; evi ipotek ettirip bankadan kredi çeksem bile gereken parayı toplayamazdım," dedi Li Jingjing. "Tam çaresiz kalmışken biri ortaya çıktı ve eğer dediklerini yaparsam babamın ameliyat masraflarını karşılayacağını söyledi."
Yang Chen içinden derin bir ah çekti; tam tahmin ettiği gibiydi. "Kimdi o?" diye sordu.
Li Jingjing yavaşça başını kaldırdı. "Yang Abi, seninle mobilya almaya gittiğimizde karşılaştığımız o adamı hatırlıyor musun?"
Yang Chen zihnini yokladı ve aniden irkildi: "Zeng Xinlin?!"
Li Jingjing ile mobilya bakmaya gittiklerinde Zeng Xinlin ile karşılaşmışlardı. O zaman adamın gülümsemesinin tuhaf olduğunu hissetse de sonrasında özel bir şey yaşanmamıştı. Zeng Xinlin’in o zamandan beri gözünün Li Jingjing’in üzerinde olacağı hiç aklına gelmemişti!
"Evet," dedi Li Jingjing. "Talimatlarını uygularsam ameliyat masraflarını ödeyeceğini söyledi."
Gerçekten çok sabırlıymış... Yang Chen, Zeng Xinlin’in iş dünyasında Lin Ruoxi’ye yenildikten sonra savaştan çekileceğini düşünmüştü. Onun Li Jingjing’i bir satranç taşı olarak kullanacağı aklına gelmemişti. Zeng Xinlin iş dünyasında kaybetse bile, Yang Chen’in Lin Ruoxi ile huzurlu bir hayat sürmesine izin vermeye niyetli değildi.
İkili hastanenin tenha bir köşesine yürüdüler; Li Jingjing, Yang Chen'in tüm durumu kavraması için her şeyi detaylarıyla anlattı.
Zeng Xinlin, Yang Chen ve Li Jingjing arasındaki samimiyeti fark edince, Li Jingjing’in aile geçmişini araştırmaları için adamlarını göndermişti. Bu sırada Li Jingjing’in, Lin Ruoxi ile aynı yetimhanede gönüllü olduğunu tesadüfen öğrenmişti. Bir süre sonra Lin Ruoxi’den ağır bir darbe alıp Zhonghai’den ayrılmak zorunda kalınca, elindeki bilgileri hemen kullanamamıştı.
Yaşlı Li hastalanıp hastaneye yattığında, Zeng Xinlin tekrar ortaya çıkmıştı. Li Jingjing’e, yetimhanede sık sık karşılaştığı kadının Yang Chen’in karısı olduğunu söylemiş ve ondan Lin Ruoxi ile arasını iyice düzeltmesini, ardından da çiftin ilişkisini bozacak bir fırsat yaratmasını istemişti.
Bu, Li Jingjing için hem bir kışkırtma hem de bir tehditti. Zeng Xinlin, Yang Chen'in soğuk davranışı yüzünden kızın Lin Ruoxi'ye karşı içten içe bir kıskançlık duyduğunu ve babasının ameliyat parası için endişelendiğini biliyordu. İki sebep birleşince, Li Jingjing acı içinde de olsa bu teklifi kabul etmişti. Üstelik Li Jingjing sıradan bir öğretmendi; Zeng ailesi gibi zengin bir aileye karşı gelmeye cesaret edemezdi. Zeng Xinlin'in, her şeyi itiraf etmesini engellemek için onu tehdit etmesi yetmişti.
Bundan sonra her şeyi gizleyen Li Jingjing, Lin Ruoxi ile hızla yakınlaşmış ve yemek öğrenme bahanesiyle bugünkü sahneyi kurgulamak için fırsat kollamıştı. Bu, tam da Zeng Xinlin’in beklediği sonuçtu.
Zeng Xinlin, Yu Lei International'ı kendi kalesi yapmak istemişti ama iş dünyasında yenilince Lin Ruoxi’yi elde etme umudunu kaybetmişti. Bu sefer Li Jingjing'i Yang Chen ve Lin Ruoxi'nin arasına sokarak, her ne kadar Lin Ruoxi'yi kazanamayacak olsa da, ilişkilerine nifak sokmayı ve dahil olan herkese zarar vermeyi başarmıştı. Ağır bir yenilgi alsa da sonunda bir şeyler kazanmıştı.
Yang Chen’in yüzündeki ifade uzun süre değişip durdu. "Jingjing, seni bu şekilde kullandığını bilmeliydin. Bana daha önce söylemeliydin," dedi.
Li Jingjing kederle yanıtladı: "Hata yaptığımı biliyorum Yang Abi. Ama ben... o zaman gerçekten aklımı yitirmiştim. Beni tamamen görmezden geldiğin ve bu kadar soğuk davrandığın her an, Lin Abla'ya karşı içimde kötü düşünceler oluşuyordu. Kendime engel olamıyordum... Şimdi hatalı olduğumu biliyorum ama seni ve Lin Abla'yı incittim. Ben... gerçekten ne yapmam gerektiğini bilmiyorum... Yang Abi, beni artık asla affetmeyeceksin, değil mi?"
"İnsanlar bazen hata yapabilir. Sana karşı aşırı soğuk davranmak benim de hatamdı. Eğer insanlar daha anlayışlı ve bağışlayıcı olsaydı, belki bu mesele önlenebilirdi. Zeng Xinlin’in bir daha böyle bir şey yapmasına izin vermeyeceğim," diyerek iç çekti Yang Chen. "Madem işler bu noktaya geldi, sen sadece babanla ilgilen. Ona olanları anlatma. Sadece isimsiz bir bağışçının parayı ödediğini söyle. Ben artık gidiyorum."
"Yang Abi!"
Li Jingjing ağlayarak bağırdı ve arkasını dönüp gitmekte olan Yang Chen’i durdurdu.
"Başka bir şey mi var..." Yang Chen kalbinin tükendiğini hissediyordu.
"Beni... beni... beni artık gerçekten hiç mi sevmiyorsun..."
Bu titrek soruyu duyan Yang Chen olduğu yerde donakaldı. Yang Chen’in tepki vermediğini gören Li Jingjing’in gözlerinden yaşlar tekrar boşaldı. Kalbinin küle döndüğünü hissetti. Mırıldandı: "Yang Abi, aptallığım ve ikiyüzlü davranışlarım yüzünden benden ne kadar nefret ettiğini biliyorum. Ama lütfen söyleyeceklerimi dinle.
Şu günlerde nasıl yaşadığımı biliyor musun... Boğazımdan tek lokma geçmiyor, geceleri gözüme uyku girmiyor. Bunlar en temelleri... Uyuyakaldığımda ise gecenin yarısı uyanmak benim için sıradan bir hal aldı; çünkü en sevdiğim ve en yakın olduğum kişinin nasıl olup da bir anda gözlerimin içine bile bakmayan bir yabancıya dönüştüğünü anlayamıyordum.
Bunu aileme ya da başka birine anlatmaya cesaret edemiyorum. Onları rahatsız etmekten korkuyorum, bu yüzden yapabildiğim tek şey kimsenin olmadığı bir yerde ağlamak.
Ama en acı verici olanı... uğruna ağladığım kişinin beni hiç düşünmüyor gibi görünmesi. Bunu sadece ben yapıyorum. O kişi beni unutmuş gibi görünüyor ve hayatını başka bir kadınla keyifle yaşıyor.
Gerçekten ölmek istiyorum ama yapamıyorum, çünkü korkuyorum... o kişiyi bir daha görememekten korkuyorum. Seni bir daha görememekten korkuyorum Yang Abi..."
Yang Chen’in sıkılı yumrukları hafifçe titredi, sonra yavaşça gevşedi. Derin bir nefes vererek, arkasına bakmadan büyük adımlarla oradan uzaklaştı.
Li Jingjing’in tüm enerjisi tükenmiş gibiydi. Dizlerinin üzerine çöktü ve gitgide uzaklaşan Yang Chen’in sırtına bakakaldı. Yalnız kış gecesinde, en ufak bir darbeye dayanamayıp sessizce solup giden bir çiçek gibiydi…
Calosa not: kıyamam ya :D Bak sen şu işe
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
