Cilt 6 Bölüm 31 [ Kulede İş Birliği Teşviki ] (2/2)

avatar
1646 8

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 31 [ Kulede İş Birliği Teşviki ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Ejder vagonunda taşınan yemeklerin büyük bir çoğunluğu tütsülenmiş ya da kurutulmuş gıdalardı, dolayısıyla ham ve katıydılar―― Fakat büyünün bu alanda da büyük bir katkısı olduğu ortaya çıkmıştı.

 

Emilia’nın özel Buz Büyüsü aracılığıyla ejder vagonunda ufak bir buzdolabı yaratmak mümkün olmuş, bu da taze malzemelerin uzunca süreler saklanabilmesini sağlamıştı.

 

Bu sayede grup bolca taze meyve alarak düzenli kuru etle birlikte diyetlerini dengeleyebilmişti.

 

Emilia: “Yine de çabuk bozulacak gıdaları bir an önce tüketmemiz gerekiyor.”

 

Subaru: “Bu konuda endişelenebildiğimiz için bile gerçekten şanslıyız, bilirsin ya. Sen sahiden E-M-S’sin (Emilia-tan, Maji Shoku no Megami)! Bu yolculukla birlikte aşçılıkta daha da iyiye gittiğine eminim, yani ömrümün geri kalanı boyunca bana her sabah miso çorbası yaparsın belki, ha?”

 

Emilia: “Üzgünüm ama ne söylediğini anlamıyorum.”

 

Yine de Emilia’nın aşçılık becerilerinin geliştiği doğruydu.

 

Bizzat Emilia’nın talebi doğrultusunda yolculuklarda aşçılık işi nöbetleşe yapılıyordu. Elbette Emilia asla tek başına yemek yapmıyor, bunun yerine başka bir aşçının yaptıklarına ayak uydurarak eğitim alıyordu.

 

Bu sayede daisukiyaki tabaklarını kapkara hale getiren kimse olmuyordu.

 

Çünkü Emilia, yemek işinin tabağı içermeyen kısmından sorumluydu.

 

Konusu açılmışken, yolculuk grubu arasında gerçek anlamda yemek yapabilenler yalnızca köşkteki bir yılı aşkın hizmetkarlığı sırasında bu beceriyi geliştiren Subaru, aklına koyduğu her şeyi yapabilirmiş gibi görünen Julius ve son olarak da aşçılıkta şaşırtıcı bir derecede iyi olan Ram’dan ibaretti.

 

Pristella yolculuğunda bile kendilerini aşçılık görevine adayanlar yalnızca Subaru, Otto, Garfiel üçlüsü olmuş, onlar da düzenlerini taş kağıt makas yoluyla belirlemişti.

 

Bu mesele bir kenara bırakılırsa――

 

Ram: “――bana bu şekilde baktığına göre söyleyecek bir şeyin mi var?”

 

Subaru: “… ı ıh, yani, biz bu yolculuğa başlayalı bir aydan fazla zaman geçti biliyorum ama hala gerçekten inanamıyorum. Demek Ram yemek yapabiliyor, ha.”

 

Ram: “Ne söyleyeceğini merak ediyordum ama bu sözler…”

 

Subaru’nun anlamlı bakışlarını bahane olarak gören Ram’ın ona yönelik memnuniyetsizliğini gizlemeye hiç niyeti yoktu.  

 

Ram: “Ram’ın mutfağın yakınına yaklaşmamasının sebebi yemek yapamıyor oluşu değil, canının istemiyor oluşu. Buğulanmış tatlı patates içermeyen hiçbir yemekte parmağım olmaz.”

 

Subaru: “Demek bu yüzden… Ehh, öyle olsun madem.”

 

Ram: “Hmm, öyle işte… Neden yalnızca buğulanmış tatlı patatesin benim için bir istisna olduğunu ben de merak ettim gerçi.”

 

Kendi tercihlerini sorgularken yüzü karmaşık bir surat ifadesine büründü. Onu profilden izleyen Subaru ise kendi kendine iç çekti.

 

Söz konusu hangi ev işi olursa olsun Ram daima Rem’den sonra gelirdi.

 

Artık Rem’in tüm izleri dünyadan silinmişken Subaru, aralarındaki kardeşlik bağının görünürdeki gibi olmayabileceğini gözlemliyordu.

 

İşin doğrusu Ram’ın bir hizmetkar olarak görev tanımında yer alıp almadığına bakılmaksızın kendisine verilen her görevi yerine getirebiliyor olması gerekiyordu. Bu nedenle Rem’in yokluğunun Ram’ın kabiliyetleriyle hiçbir ilişkisi olmayabilirdi.

 

Başka bir deyişle Ram, aklından geçtiği ve Rem’in sağlığı iyi olduğu sürece canı ne isterse yapabilirdi. Bunları yapmama sebebiyse büyük ihtimalle―― tembelliği değildi.

 

Subaru: “――――”

 

Subaru, bu meseleleri kurcalamaması gerektiğini hissediyordu.

 

Şu anki Ram’ın bu konuda hiçbir fikrinin olmadığı kesindi. Ve Rem geri dönecek olursa da bu konuyu açmak gereksiz olurmuş gibi geliyordu.

 

Geri dönecek olursa değil, geri dönünce.

 

Subaru: “Böyle olacağını tahmin etmiştim aslında ama sen gerçekten sofra adabı nedir bilmiyorsun, değil mi?”

 

Shaula: “*ham, ham*… Hah? Ustam, az önce bir şeey mi dedin?”

 

Shaula, kaşları çatık halde kendisine bakan Subaru karşısında birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.

 

Bu dünyada güzel görünümlerini tamamen harcayan üst sınıf güzelliklerin sayısı azımsanamayacak seviyedeydi. Shaula da Liliana’yla aynı düzeyde olacak derecede, üst sınıfın da üst sınıfıydı.

 

Fakat şu anda bir yandan yemeğini ağzına götürürken bir yandan da diğer eliyle kafasını kaşıyordu.

 

Subaru: “Oi, ağzında yemek varken konuşma. Ya yemek ye ya da konuş, yalnızca birini yap.”

 

Shaula: “Tamaaam, öyleyse Ustamla konuşurum! Ustamla ebediyete dek konuşabilirim ben.”

 

Subaru: “Bu haldeyken kim seninle konuşmak ister ki!... Sessiz ol da yemeğini ye.”

 

Shaula: “Pekiiiiii.”

 

Sadakatinin düzeyine, Subaru’yla konuşmaya yemek yemekten daha çok öncelik verme arzusuna birazcık saygı duysa da tam da bu itaatkarlığa olan hazırlığından ötürü risk seviyesinin aslında düşük olduğunu hissediyordu.

 

Gerçekten de bir insan olarak doğası ve diğer tüm alanlardaki kabiliyeti ile herkese karşı teşkil ettiği tehdit düzeyi arasında tam bir dengesizlik söz konusuydu.

 

Meili: “Söylesene, yarı çıplak onee-san~ Gerçekten, umm, oburca bir beslenme şeklin var, o kadar mı açtın cidden~?

 

Shaula: “I ıh, yalnızca bu yemeek süpeer lezzetli olduğu için! Gerçekten yemek yemeyi büyük bir mesele olarak görmem, söz hakkım olsaydı yemekler sadece geldiği gibi giden şeylerdir derdim ama buu kadar leezzetli bir şey söz konusu olunca o yarı şeytanın çırağı olmayı umursamam!”

 

Emilia: “Eh? Benim çırağım mı? Yani, aşçılık konusunda mı?”

 

Meili’nin değindiği noktayla yetinmek yerine konunun ötesine geçen Shaula, her ne çiğniyorduysa yutarken parmağını Emilia’ya doğru şaklattı. Emilia irkilmiş şekilde yerinde sıçrarken de kafasını aşağı yukarı sallamayı sürdürerek,

 

Shaula: “Bu aşçılıık epey iyiymiş. Beni kandıramazsın. Aşçılığı da kavrayacak, bu işte hemencecik iyi olacak, Ustamın kalbine giden yola midesinden ulaşacak ve onu bu gece hiç uyutmayacağım!”

 

Meili: “Gerçek niyetin açığa çıkıyor~”

 

Emilia: “Shaula, ne hissettiğini anlıyorum. Ama bilirsin ya, aşçılık yolu çetin bir yoldur. Eğer gerçekten hazırsan seni çırağım olarak alma işini ciddi ciddi değerlendirebilirim.”

 

Subaru: “Emilia-tan, bilirsin ya, en tuhaf meselelerde arsızlaşıyorsun cidden.”

 

Ayrıca bugünkü yemeğin %70i aslında Ram’ın emeklerinin sonucuydu. Dolayısıyla Emilia’nın aşçılıkla ilgili ne var ne yoksa çözmüş gibi hareket etmesi ve Shaula’nın kendisini amatör aşçılığa bu derece kaptırmış olması çok komikti.

 

Subaru: “Bunu aradan çıkarmak istiyorum ama dünyada bir sürü lezzetli şey var. Emilia-tan’ın yemekleriyse, ah… Şey, sırf onun elinden çıktığı için tam not alırlar ama bunun dışında son derece ortalama düzeydeler. Sen normal şartlarda ne yiyordun ki?”

 

Shaula: “Sorduğun için teşekkürler, Uustam. Benim beslenme alışkanlıklarım pek de özel değil. Genellikle ne indirirsem onu pişirerek karnımı doyuruyorum.”

 

Subaru: “Ne indirirsem derken… Eh, bekle, dışarıdaki Cadı Yaratıklarını mı kastediyorsun?”

 

Shaula Subaru’nun sorusunu dinledi, sonra da kollarını seksi tepeciklerinin altında bağlayıp ardı ardına başıyla onay verdi.

 

Düzenli olarak Cadı Yaratıklarıyla beslenmek normal denilemeyecek kadar tuhaftı. Dolayısıyla Subaru, bir uzmanın fikrini almak istercesine Beatrice’e dönerek doğal soruyu bakışlarıyla ona yöneltti.

 

Subaru: “Daha az önce Miasma bulaşmış suyu içmeme üzerine konuştuğumuzu biliyorum ama…”

 

Beatrice: “Cadı Yaratığı eti bedene iyi midir kötü müdür konusunu düşünmek bile istemiyorum, doğrusu. Ama yalnızca bundan ibaret, öyle anında kötü etki edecek kadar tehlikeli bir şey değil, sanırım.”

 

Julius: “Belirli kayıtlara göre zamanında Cadı Yaratığı eti yemeye kalkan birkaç araştırmacı olmuş.”

 

Subaru, parmaklarıyla Beatrice’in alnında beliren kırışıklıkları açarken Julius, ilginç bir bilgiyle sohbete dahil oldu.

 

Duraklayışının ardından herkesin ifadelerinin onu konuşmaya teşvik edişiyle de tek gözünü kapatıp yeniden başlayarak,

 

Julius: “Halihazırda farkında olduğumuz üzere Cadı Yaratıklarında insanlara saldırma alışkanlığı mevcut. İster yürüyüş ister uzun yolculuklar esnasında yemek konusunda yeterince zora düşen kişi, kısıtlı topraklarda dolanan çok sayıda Cadı Yaratığı bulabilir. Sonuçta yaratıklar saklanmayı hiç düşünmezler. Daima saldırıya geçerler. Onları mağlup ederek sağlam bir besin kaynağı elde edileceği de barizdir. Yani bunu gerçekten aklından geçiren insanlar olduğu şüphe götürmemeli.”

 

Subaru: “Ee, peki işler onlar için iyi sonuçlanmış mı?”

 

Julius: “Görünüşe göre beslenme meselesini geliştirmek adına pek çok iniş çıkışla karşılaşmış, deneme yanılma gerçekleştirmişler. Lakin herhangi bir gelişme mümkün olmamış. Elbette o etleri yiyenler zehirli olmadıklarını görmüşler ama…”

 

Subaru: “Ama?”

 

Julius: “Tadında bir problem varmış sanırım.”

 

Subaru, problemin tat olması konusunda şaşkına dönmüş görünüyordu.

 

Tadı kötüyse çeşitli baharatlar veya çeşnilerle kaplamak iyi bir çözüm olurdu. Vahşi canlıların etlerinin ham ve topraksı bir tadı olduğu doğruydu fakat madem zehirli değillerdi, öyleyse hiç değilse birazcık daha çabalamaları gerekirdi.

 

Julius: “Kayıtlı bilgiler bununla sınırlı. Shaula Hanım, sizin şahsi tecrübeniz nasıl?”

 

Shaula: “Tatları kanalizasyon suyuyla yıkanmış kum gibi. Tam anlamıyla.”

 

Subaru: “Ah, baharatın fayda etmeyeceği cinsten yani.”

 

Shaula: “Ustam biraz denemek isterse bir Aç At Kralını bütünüyle pişirebilirim. Acayip mide bulandırıcı, çılgınca müptelası olursun. Yalan söylüyorum.”

 

400 yıldır ne derece akıl almaz bir beslenme şekli olduğu öğrenilince herkes oybirliğiyle onu zayıf sofra adabı konusunda suçlamamaya karar vermişti.

 

Bu sırada Subaru bütün halde pişirilmiş Aç At Kralı teklifini kibarca reddetti. Zaten halihazırda alevli olan Cadı Yaratığını pişirme fikri başlı başına yeterince rahatsız ediciydi.

 

Subaru: “Yemek konusunda endişelenmenin gerçek bir problem olduğunu düşünüyordum ama…”

 

Kendisini yere bırakarak yüzünü örttü.

 

Gözlerinin önündeki Shaula ışıl ışıl bir gülümsemeyle tüm yüzü aydınlanmış şekilde, insanların gözlerini yaşartacak bir hızla ağzına çeşit çeşit yemek tıkıştırıyor ve onun beslenişini izleyen Emilia’nın annelik içgüdüleri aşçılığını iyice geliştirmesine teşvik edecek derecede kuvvetleniyordu.

 

Bir ay, fazlalıkları da dahil olmak üzere ellerindeki besinlerle onlara kalan tüm vakit bundan ibaretti.

 

Ve Subaru, Shaula bu şekilde yemeye devam ederse zaman sınırımız daha da geriye çekilebilir diye düşünüyordu.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Yemeğin sonlanışının ve kaynak suyuyla banyoların yapılışının (bedenlerini silmekten ibaret bir aktiviteydi) ardından gün sona erdi ve yataklara dağılma vakti geldi.

 

Mevcut durum ışığında Kuleyi Fethetme Takımının geceyi önlerindeki çıkmazı aşmak adına bir plan yapmaya çalışarak geçirmesi gerektiği söylenebilirdi ama hepsi de bu şekilde olmayacağı düşüncesinde hemfikirdi.

 

Yarına dair meselelerin yarına dair benlikler tarafından çözümlenmesini beklemek―― Bugün hallolacağına inanç beslemekten daha uygundu.

 

Subaru: “Yalnızca yüzümüze tokadı yiyecek değiliz ya canım. Birazcık daha vakit harcayabiliriz.”

 

2. Katın『Sınavının』koşulları düşünülünce en kötü senaryoyla ertesi gün hiçbir planları olmaksızın işe atılmaları gerekebilirdi.

 

İncelikli bir çözüm geliştirmek yerine ellerinden geleni yapıp hücuma geçmek―― Gerçi dürüst olmak gerekirse hepsi de rakibi gerçekten ezip geçmekten kaçınmak istiyordu. Hiç değilse sınav sorumluları olan Birinci Jenerasyon『Kılıç Azizinin』onları öldürmeye niyeti yoktu.

 

Ya da belki de yalnızca konuşarak bu engeli aşmanın bir yolunu bulabilirlerdi. Tıpkı Emilia’nın sadece birkaç cümlelik sohbetle kazanma koşullarını kopardığı gibi.

 

Subaru: “Ehh, başımı dik tutabilmek için yapmam gereken neyse yapmalıyım. Bu yüzden iyi beslenmek, iyi dinlenmek ve daima formumun zirvesinde olmak zorundayım.”

 

Yanaklarını çimdiklerken aklından bunları geçirdi, sonra da o gün için tüm endişelerini bir kenara bıraktı.

 

Emilia ve diğerleri de büyük oranda Subaru’yla hemfikirdi―― ya da daha ziyade şevkleri öyle kırılmıştı ki başka şansları kalmamıştı.

 

Ve böylece geceki toplantı sona ermişti. Herkes dinlenip ertesi güne hazırlanmak için geçici olarak yatak odası şeklinde kullanılan ejder vagonuna geçmişti. Ya da hiç değilse olması gereken buydu.

 

Beatrice: “Subaru, Betty Emilia ve diğerleriyle kalacak, doğrusu.”

 

Subaru: “O-oh, anladım. Seni endişelendirdiğim için üzgünüm, Beako. Çok geçe kalma. Yoksa büyümen durur ve böyle ufacık kalırsın… Yo, böyle çok tatlısın aslında. Tamamdır, Beako, geçe kalmayı ihmal etme.”

 

Beatrice: “Endişelenmene gerek yok, Betty bundan daha fazla uzamayacak, sanırım. Sonsuza dek tatlı olacağım, doğrusu. Erken uyusam bile böyle kalacağım yani, sanırım.”

 

Esneyişini tamamlayan Subaru, Emilia’yla el ele uzaklaşan Beatrice’e el salladı.

 

Subaru: “Emilia-tan, Beako’ya iyi bak. Yarın görüşürüz.”

 

Emilia: “Un, yarın görüşürüz… Subaru, sen de çok geçe kalma, tamam mı?”

 

Emilia, doğrudan yapmamasını söylemek yerine bu sözlerle yetinerek Büyük Merdivenlerden alt kata yöneldi. O görüş açısından çıktığındaysa Subaru, birkaç kez gerinerek 4. Kat koridorunda ilerlemeye başladı.

 

Hedefi barizdi. Sarmaşıklarla örtülü bir kapı, yani Yeşil Odanın girişi.

 

Ve orada――

 

Julius: “Sen misin, Subaru?”

 

Subaru: “…ah, sen de buradasın.”

 

Kapının önüne ulaşan Subaru, iri gözlerle kendisini izleyen Julius’a rastlamıştı.

 

Tam da odaya girmek üzereyken Subaru gelmiş, uzunca bir süre gözlerini dikip baktıktan sonraysa bilmiş bilmiş çenesini tutmuştu.

 

Julius: “Anlıyorum. Bu odaya girmek için aynı sebebi paylaşıyoruz anlaşılan.”

 

Subaru: “Aklımızda farklı insanlar olduğuna epey eminim ama… Ee, bu gecelik sana bırakayım mı?”

 

Julius: “Gerek yok…”

 

Subaru’nun teklifi karşısında kafasını sallayan Julius, kapalı kapıya baktı. Takip eden anlık bir sessizlik sonrasındaysa bir çift sarı göz yeniden Subaru’ya çevrildi.

 

Ve sonra da kapıdan bir adım uzaklaştı.

 

Julius: “Bu seferlik fedakârlık yapması gereken taraf benim. Düşününce bu sabaha dek tam iki gün boyunca bilinçsizdin. Sonrasında toparlandığını ona söyledim ama yine de gece yanında olmanı özlemiştir eminim.”

 

Subaru: “…eh, şey, madem benim için hakkından vazgeçiyorsun, öyleyse ben de teklifini memnuniyetle kabul edeceğim.”

 

Onun zarif tavrını taklit eden Subaru, Julius’a kaçamak bakışlar atarak kafasını kaşıdı.

 

Julius’un ifadesinde herhangi bir memnuniyetsizlik ifadesi görmese de Subaru, insanların hislerini çözmeye çalışma işinde kötüydü. Hele de karşısındaki gerçek hislerini gizliyorsa durum daha da beter olurdu. Yani şu anda Julius’un hislerini çözmesi resmen imkansızdı.

 

Subaru: “Sen iyi misin? Ona eşlik etmek istediğine eminim çünkü.”

 

Bu nedenle iç çekerek aklındaki şeyi doğrudan söylemeyi seçti.

 

Julius ise hafif bir gülümsemeyle,

 

Julius: “Eğer mümkün olsaydı uyandığında kesinlikle Anastasia-sama’nın yanında olmak isterdim… Ama yalnızca bundan ibaret, uyandığı zaman ona söyleyecek doğru kelimeleri bulamayacağımı hissediyorum. Kendimi bu konuda kaybolmuş hissettiğim doğrudur. İçler acısı bir durum.”

 

Subaru: “‘Çok endişelenmiştim, uyandığına sevindim.’ gibi bir şeyle lafa girmen fena olmaz. Esas mesele sonrasında ne geleceği. Onu da… ah, şey, onu da sana bırakıyorum.”

 

Julius: “Pfft-”

 

Subaru: “Oi, ne diye gülüyorsun! Bilesin ki son derece ciddiyim!”

 

Subaru ciddi olsa bile Julius bu meseleye pek sıcak bakmıyor gibi görünüyordu. Ardından topukları üzerinde dönerek şaşkın bir ifadeye bürünen Subaru’yu arkasında bıraktı.

 

Julius: “Canın ne isterse özgürce söyleyebiliyorsun. ―― Bunu kıskanıyorum.”

 

Subaru: “Daha ziyade bana aptal diyormuşsun gibi hissettirdi. Oi, nereye gidiyorsun?”

 

Julius: “Senin için vaktimden feragat ediyorum. Ejder vagonuna dönüp dinleneceğim. Bugün olup bitenlerden sonra birazcık bitkin düştüm.”

 

Sırtı hala Subaru’ya dönük halde elini kaldıran Julius, uzaklaşmadan önce bu sözleri ardında bıraktı.  

 

Subaru, Julius gerçekten『Sınavın』onu birazcık yorduğu hakkında şaka yapacak kadar iyi miydi yoksa yalnızca öyle mi davranıyordu sorusunun cevabını bilemiyordu.

 

Bilemiyordu ama――

 

Subaru: “――Julius, yine de Anastasia uyandığında yanında olman daha iyi olur. İşimi bitirdiğimde seni almaya geleceğim, o yüzden buna hazır olsan iyi edersin.”

 

Julius: “――――”

 

Subaru: “Sana önceden haber vereceğim ama benim sırtımda senden daha çok pişmanlık yükü olduğuna eminim. Bu yüzden tavsiyem bu yönde. Uy gitsin.”

 

Subaru, koridorda kaybolan Julius’un ardından bu şekilde bağırdı. Yanıt gelmediği için duyup duymadığından emin değildi. Fakat Julius’un bu sözleri yanlış anlamayacağı kesindi. En azından Subaru’nun inancı bu yöndeydi.

 

Subaru: “İçeri giriyorum.”

 

Kafasını sallayıp Julius’la ilgili tüm düşüncelerini silkinip atan Subaru, kapıyı iterek Yeşil Odanın içerisine adımını attı. Solgun ve hafif bir ışıltıyla aydınlanan odaya hala yeşillikler hükmediyor ve iki kız, sarmaşıktan yatakların üzerinde yatıyordu.

 

Anastasia girişe yakın yataktaydı, Rem ise gerilerdeki bir yatakta.

 

Subaru: “Ve sen de arkadasın, ha.”

 

Patrasche: “――――”

 

Patrasche, odayı ziyaret eden Subaru’ya hafifçe homurdanarak karşılık verdi. Onun geleceğini bilirmiş gibi bir hali vardı.

 

Belki de biliyordu. Subaru sarmaşıktan yatağının kenarına oturabilsin diye kendiliğinden kımıldayıp yer açmıştı.

 

Subaru: “Gerçekten harika bir kızsın… O yaralar da güzelce iyileşiyor, ha.”

 

Subaru acı bir gülümsemeyle Patrasche’nin siyah pulları üzerinde ellerini gezdirdi.

 

Yeraltında Aç At Kralına karşı çarpışırken aldığı yaralar geride kalan üç gün içerisinde epeyce iyileşmişti. Normal şartlarda Subaru’nun yaralarının gerçek boyutunu bilmesine izin vermezdi. Fakat bu defa kendisini güçlü göstermek yerine toparlanmaya içtenlikle odaklanmış durumdaydı.

 

Subaru: “Gerçekten bu ruha minnettarlığımı yeterince göstermem mümkün değil. Bu oda olmasaydı her şey ne kadar zorlaşırdı kim bilir…”

 

Subaru, hayatını kaybetme pahasına bile olsa Patrasche’nin az da olsa yaralanmasına asla iyi gözüyle bakamazdı. Onun gözünde en iyi sonuç daima sıfır yaralanmaydı ama Augria Kum Tepeleri yolculukları esnasında alınan yaraların boyutunun bu düzeyde olması nedeniyle kendisini şanslı hissediyordu.

 

O olayda yalnızca Subaru ve Patrasche yaralanmıştı. Yeniden işlevsel standartlara dönebilmelerini ise tamamen bu Yeşil Odaya borçluydular.

 

Buna bir de 2. Kat『Sınavının』yaralı ikilisi Julius ve Anastasia eklenince Yeşil Odanın varlığı sahiden mucizevi bir hal almıştı. Birileri bunların yaşanabileceğini bilip önceden önlem almış gibiydi adeta.

 

Subaru: “İyi öyleyse.”

 

Patrasche’ye olan sevgisini onaylamayı sonlandıran Subaru, derin bir nefes aldıktan sonra odanın ötesindeki yatağa―― Rem’e yöneldi.

 

Oraya ulaştığındaysa sarmaşıklar ipek misali kayıp bir noktada birleşerek oturması adına bir nevi sandalyeye çevrildi.

 

Subaru: “Adamım, gerçekten iyiliğinin de bir sınırı olmalı.”

 

Yeşil Odanın ruhuna olan sonsuz minnettarlığını daha az önce dile getirmiş olsa da bunun daha iyi bir muamele uğruna gerçekleştirilen bir pohpohlama olarak görüldüğünü hissediyordu.

 

Aslında niyeti hiç de bu değildi ama yine de sunulan teklifi geri çevirmedi.

 

Subaru: “Julius Rem’in gece beni özlediğinden bahsetmişti, ha…”

 

Bu konuda yanılıyordu.

 

Durum hiç de böyle değildi. Çünkü gece geç saatlerde, hiç kimseler tarafından rahatsız edilmezken sohbet etmeyi bekleyen taraf elbette ki Rem değil, Subaru’ydu.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

――Subaru, omuzları hafifçe sarsıldığında bir terslik olduğunu fark etti.

 

Subaru: “――ah?”

 

Yüzünü yataktan kaldırarak birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. Fiziksel tepkilerinin aksine zihni tepki vermekte çok daha yavaş kalıyordu.

 

Derken yavaşça zihni de bedenine yetişti. Ve o anda fark etti.

 

Subaru: “Ben… Ben uyuyakalmışım galiba?”

 

Elini çenesine götüren Subaru, gerçekten uyuyakaldığı şeklindeki şaşırtıcı gerçek üzerine düşündü.

 

Görünen o ki hala Yeşil Odadaydı, Rem’in yatağının dibindeki sarmaşıktan sandalyede oturuyordu ve tamı tamına o pozisyonda uyuyakalmıştı. Fakat sandalyenin şekli hatırladığından biraz farklı gibiydi.

 

Hafızasındaki sandalyenin arkalığı yoktu. Ama şu anki sandalyede uykusunda onu destekleyecek geniş bir arkalık vardı ve Subaru’yu rahatlatabilmek adına olabildiğince yumurtavari bir şekil almıştı. Odanın ruhu beyin yakıcı derecede iyiydi.

 

Öylesine rahattı ki esnemeleri gerçek bir uykuya dönüşmüştü.

 

Subaru: “Demek ben de çok yorgunmuşum… Eh, Patrasche?”

 

Uyuyakalışı hakkında mırıldanan Subaru, Patrasche’ye―― kendisini uyandırmak için uzun kuyruğuyla dürten kibar hanımefendiye döndü.

 

Sarmaşıktan yatağının üzerinde kıvrılan biricik yer ejderi, onu bir şeyler konusunda uyarmak adına uyandırmıştı. Dolayısıyla Subaru da onun baktığı yere doğru gözlerini kısıp baktı ve sonra…

 

Subaru: “――uaah, yok artık.”

 

…sandalyesinden fırladığı gibi Yeşil Odanın girişinin yanındaki yatağa doğru koşturdu―― Yani Anastasia’nın üzerinde yatıyor olması gereken yatağa!

 

Evet ‘olması gereken’ yatağa koşturmuştu, çünkü Anastasia orada değildi. Ve bunu fark ettiği saniyede Subaru’nun yüzü tüm rengini yitirdi.

 

Subaru: “B-bu konuda Julius’a nutuk çeksem de…”

 

Sırf Subaru uyuyakaldığı için Julius, uyandığında Anastasia’yı karşılayamamıştı. İstese onunla yüzleşemezdi bile.

 

――Ama maalesef ki tek sorun bu değildi.

 

Subaru: “Uyandı ve sonra…? Nereye gitti? Tuvalete mi? Beni uyandırmadan mı?”

 

Mesele gerçekten tuvalete gidip gitmediği değildi. Mesele Anastasia’nın―― yo, daha doğrusu Echidna’nın uyanıp hemen burnunun dibindeki Subaru’ya en ufak bir bilgi vermeden odadan sıvışmış olmasıydı.

 

2. Kat『Sınavının』hemen sonrasında öylece ortadan kaybolduğunu düşününce ―― O da mı tıpkı Julius gibi Reid’le tekrar karşılaşmaya gitmişti acaba? Yo, Subaru bunu hayal etmek bile istemiyordu.

 

Subaru: “Yatağı hala ılık… Çıkıp onu aramam lazım.”

 

Anastasia’nın yatağı hala hafiften ılıktı. Bir de Patrasche’nin Subaru’yu uyandırdığı gerçeği vardı.

 

Yani Anastasia’nın gidişinin üzerinden çok uzun bir süre geçmemiş olmalıydı.

 

Subaru: “Patrasche! Rem sana emanet! Ve doğru ya, beni uyandırdığın için teşekkürler!”

 

Patrasche: “――”

 

Yanıtını olabildiğince kısa tutan Subaru, ayrılmadan önce Patrasche’ye el salladı.

 

Kızın tam olarak nereye gidebileceğini bile bilememek kalp atışlarını hızlandırıyordu. Onun yerinde Subaru olsaydı ilk önce Emilia ve Beatrice’in iyi durumda olduğundan emin olmak isterdi―― Yani öyleyse doğal olanı onun da Julius’un olduğu yere yönelmiş olmasıydı.

 

Subaru: “Ama yo, bekle, şu anda içindeki kişi Kürk-Dona. Bu kadar basit bir sonuç çıkmasına imkan yok. Peki öyleyse…”

 

Bu sorunu çözmek için yeterli insan gücüne sahip değildi. Dolayısıyla uyuyakalma utancını ifşa edeceği anlamına gelse bile diğerlerine ulaşmalı ve Anastasia’yı bulma konusunda yardımlarını almalıydı――

 

Subaru: “――ha?”

 

Fakat tam da diğerlerine seslenmek için merdivenlerden inerken duraksadı.

 

Afallamıştı. Kesinlikle kulede olmaması gereken bir şey, inanılmaz anormal bir şey bulmuştu.

 

Subaru: “――――”

 

Subaru’nun sersemlemiş suratının önünden hızlıca bir şeyler uçuvermişti.

 

Dar koridorda beyaz kanatlarını kocaman açmış bir kuş, yolunu bulmaya çalışıyordu.

 

Subaru: “Kulenin içerisinde… neden bir kuş var ki?”

 

Kulenin içerisinde olmaması gereken bir varlığı, bir kuşu görmenin şaşkınlığıyla Subaru’nun dudaklarından bu kelimeler döküldü.

 

Pleiades Gözcü Kulesinin penceresi yoktu. Dış dünyaya tamamen kapalı bir binaydı, tek bağlantıysa 5. Kattaki devasa kapıydı.

 

En azından Subaru böyle düşünüyordu ve 4. Kattaki rehberi Beatrice de dışarıya açılan bir pencerenin varlığını hiçbir şekilde sezemediğini söylemişti.

 

Subaru: “――tch! Be-bekle!”

 

Büyük bir terslik olduğunu hisseden Subaru tam da kuşun arkasından koşmaya başlayacakken bir anlığına tereddüde kapıldı. Hemen kuşu mu takip etmeli yoksa önce diğerlerine seslenip Anastasia’yı bulmalı, kuş meselesini sonraya mı bırakmalıydı?

 

Neticede kuşu takip etmeyi seçti. O kuşu gözden kaybederse karşısına daha büyük bir tehlike çıkabileceğini hissetmişti. Basitçe, böyle bir önseziye kapılmıştı.

 

Subaru: “――――”

 

Elbette kuşlar Subaru’yu dinleyip sırf o seslendi diye uçmayı kesece kadar naif yaratıklar değillerdi. Dolayısıyla bu kuş da Subaru’dan uzaklaştıkça uzaklaşıyor, koridorun derinliklerine ilerliyordu.

 

Subaru ise kuşu kovaladıkça kovalıyordu ve çok geçmeden de――

 

Subaru: “――!? Gözden kayboldu?! B-bu da ne demek oluyor!”

 

Koridorun sonuna ulaşan Subaru, bu şekilde bağırdı.

 

Koridor kulenin şeklini almış şekilde daireseldi. Fakat hemen hemen yarısı civarında bir duvar yolu kestiği için daire, bir noktada bağlanmıyordu.

 

Bir saat gibiydi. 12:00da başlarsanız saat yönünde ya da tersi yönde 06:00’ya dek gidebiliyordunuz ama ötesi yoktu.

 

Subaru bunu biliyordu, yani kapılardan biri açılmadığı takdirde kuşu yakalayabileceğinden emindi, fakat――

 

Subaru: “Duvara çarpıp düşmüş gibi de görünmüyor. Burada ne haltlar dönüyor?”

 

O bir çift kanadın nereye kaybolduğu konusunda kafası karışan Subaru, defalarca etrafını arayıp taradı.

 

Ama maalesef ki etrafta bir kuşun girebileceği açık bir kapı yoktu. Yani kuş bir anda belirip aynı hızla bir anda kaybolmuştu. Subaru, bir düşün puslu perdesine sarıldığını hissediyordu.

 

Ancak rüya görmediğini teyit etmesi çok sürmedi.

 

Subaru: “Bunlar―― Bunlar kuş tüyleri, değil mi?”

 

Dönüş yolunda yere düşmüş beyaz tüyleri keşfetti. Hala şüphelerini korusa da durumsal bir bakış açısıyla incelendiğinde o beyaz tüyler kesinlikle kovaladığı kuşa ait olmalıydı.

 

Bu da kuşun gerçekten var olduğunun kanıtıydı. O tüyleri alıp Emilia ve diğerlerine ‘Kulenin içerisinde bir kuş vardı!’ diyebilirdi ama nihayetinde mevzu hiçbir yere varmazdı.

 

Her şeyden önce Anastasia’nın nereye kaybolduğu sorusunu cevaplamazdı――

 

Subaru: “Dur bakalım, dur bakalım… Eğer burada tüyler yatıyorsa, öyleyse-”

 

O noktada bir şeyler olmalıydı.

 

Bu düşünceyle tüylerin düşmüş olduğu noktadaki duvarı ve zemini arayıp taradı. Taş zemini ve tavanı inceledi, yakınlardaki odaları kontrol etti, hatta duvarın bazı taşlarına bastırdı.

 

Ancak hiçbir sonuç alamadı ve nabzının her geçen saniye daha da hızlandığıyla kaldı.

 

Gerçekten gidip yardım çağırmalıyım artık――

 

İşte tam da bunu düşündüğü anda,

 

Subaru: “Ah――!?”

 

Avcunu tüylerin düştüğü noktada gezdirirken olanlar oldu. Parmakları hemen yanı başındaki duvarı okşadı ya da Subaru öyle düşündü. Gerçekteyse parmaklarının bir illüzyonmuşçasına duvarı aşıp geçtiğini fark etti.

 

Parmaklarını dikkatlice bastırmaya çalıştığında da aynı şey tekrarlandı, yani hayal görmüyordu.

 

Subaru: “Ama buradaki duvarları kontrol ettiğimden oldukça eminim.”

 

Bu adamakıllı araştırma yapmakta başarısız olduğu anlamına gelmese de belinin yukarısındaki o illüzyon duvar az önce katıydı.

 

Girişi örten hayali bir duvar―― Böyle bir şeyi en son Petelgeuse ve Cadı Tarikatı o mağarada saklanırken görmüştü.

 

Subaru: “Kazanmak için her şeyi riske atacağız, ha.”

 

Sürünerek ilerlenirse o hayali duvardan geçilebilirdi.

 

Subaru da uzunca bir tereddüt sonucunda sürünerek duvarın diğer tarafına geçmeye karar verdi. Büyük ihtimalle kuş da bu şekilde kaybolmuştu.

 

Eğer bu duvar kulenin dışına veya belki de farklı bir kısmına açılıyorsa――

 

Subaru: “Puah!”

 

Duvarın ötesindeki karanlık Subaru’nun beklediği kadar uzun sürmedi.

 

İllüzyon duvardan dalıp çıktı ve sualtına dalıp çıkan biri gibi derin bir nefes aldı. Belirli bir sebep olmaksızın karanlığın içerisindeyken nefesini tutmuştu.

 

Hızlıca dışarının havasını fark etti―― Yüzüne soğuk rüzgarlar çarpıyordu.

 

Subaru: “――voa-”

 

Gözlerini açarak yavaşça dış dünyanın karanlığına alışmalarını sağladı.

 

Uçsuz bucaksız ufuk boyunca dört bir yana yayılan kum denizi, Augria Kum Tepeleri, Subaru’nun aklının ermeyeceği bir yükseklikten görünüyordu. Ve bu manzarayı ışıl ışıl sayısız yıldızın doldurduğu karanlık bir gökyüzü izliyordu.

 

İşte orada――

 

Subaru: “――――”

 

Kulenin balkonu olması gereken noktada bir kuş sürüsü tarafından çevrili şekilde, mor saçları yıldız ışıkları altında parıldayarak duran kişi de Anastasia’ydı.

 

#Shaula’ya acımaya başladım ya. Manyak falan ama 400 yıl bir kulede tek başına kalıp ‘kanalizasyon suyuyla yıkanmış kum’ tadında yemekler yiyip de bu hale gelmemek her yiğidin harcı değildir. Neyse yakında bir olay olur, yine bizimkilere düşman kesilir falan, acımam da sona erer herhalde :D
Peki Subaru’nun duvarda bir nokta bulup geçerek kendisini balkonda bulması, güzelim bir gökyüzü, kuşlar ve Anastasia’yla karşılaşması? Bir sonraki bölüm neler olacağını epey merak ettim doğrusu. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32599 Üye Sayısı
  • 332 Seri Sayısı
  • 43293 Bölüm Sayısı


creator
manga tr