Cilt 6 Bölüm 38 [ Sen Kimsin ] (3/3)

avatar
1868 13

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 38 [ Sen Kimsin ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy



『Taygeta』arayışı hiçbir başarı sağlamayınca grup, ikinci kata çıkma hazırlıklarına başlamıştı.

 

Nihayetinde Subaru’nun önsezili rüyasının kapsamı da aşağı yukarı bu noktada sona ermişti – ve o ana dek geleceği öngörme kabiliyetinin doğruluğundan yana hiçbir şüphesi olmamıştı.

 

Olaylar tam da Subaru’nun daha önceden tecrübe ettiği şekilde gelişmişti. Ancak bundan böyle bir sorun çıkacak olursa, gördüğü önsezili rüyadaki geleceğe dair bilgilerinden faydalanarak tepki veremeyecekti.

 

[Subaru: Olacakları tahmin edebiliyorum, bunu teyit etmiş olmam çılgınca değil mi?]

 

Çılgınca olmanın yanı sıra tuhaftı da. Her şeyden önce Subaru, önsezili rüyalarını aktive etmek için ihtiyaç duyulan koşulları bilmiyordu. Uyuya mı kalmalıydı yoksa tetikleyici bir şey mi gerekliydi – ya da tamamen rastgele miydi? Durumun aciliyetine bağlı olarak uyuyacak bir yer bulması pek olası değildi. Yine de öngörü gücüne güvenebilmek istiyordu – bu konuda daha çok detay keşfetmesi gerekeceği kesindi. Öngörüleriyle neler yapabileceğini adamakıllı araştırması lazımdı.

 

[Subaru: Şimdilik tıpkı rüyamda olduğu gibi Beatrice’i beni yalnız bırakmaya ikna edebildim ama…]

 

Subaru, ilk seferinde Beatrice’ten kendisini yalnız bırakmasını istemiş ve deneme yanılma yoluyla dönüşüm pozlarını gerçekleştirmişti. Fakat bu defa Beatrice, Subaru’nun yanında kalma konusunda daha ısrarcı olmuştu. Muhtemelen bunun nedeni, rüyasına kıyasla daha az bir arada bulunmaları, 『Taygeta』yolunda olduğu gibi uzak durmalarıydı. Her halükarda Subaru’nun yalnız kalmak istemesinin ardında bir sebep vardı.

 

[Subaru: Neden uyandığımı ve uyanmamdan hemen önce neler olduğunu bulmalıyım.]

 

Normal bir şekilde uyanmış da olabilirdi. Bununla birlikte rüyasının içerisindeki bir şeyin onu uyandırmış olma ihtimali de vardı. Mesela korkunç veya acılı bir tecrübe yaşamak gibi.

 

[Subaru: Şu anda azıcık ödüm kopmuş durumda… ya önsezili rüya döngüsüne kapılıp bunu tekrar edip durursam; tüyler ürpertici bir şey, rüyada kelebek olduğunu görmek gibi.]

 

Rüyada kelebek olduğunu görmek öyle bir durumdu ki rüyanızda fiziksel olarak bir kelebekken uyandığınızda rüyasında insan olduğunu gören bir kelebek misiniz yoksa kelebek olduğunu gören bir insan mısınız bilemezdiniz. İnsanın ayağını basacağı o sağlam noktayı belirsizliğin kuytularına sürükleyen, berbat, güvenilmez, sonsuz bir döngü olurdu adeta.

 

[Subaru: … bundan kaçınmak için rüyamın sona erdiği yeri geride bırakmalıyım. Bunu yapabilirsem Emilia ve diğerlerine önsezili rüyalarımdan bahsedebilirim herhalde.]

 

Hafızasını kaybetmeden önceki “Subaru” maalesef ki Emilia ve diğerlerine yeteneğini açıklamaktan kaçınmıştı. Şu anki Subaru’ysa bu durumu değiştirmek ve herkese yapabildiği şeyi itiraf etmek konusunda tedirgindi.

 

Neler olacağını bilmiyordu, gerginlikten sinmesine yol açan böylesine pervasızca bir şeyi yapıp da şu ana dek ertelediği işi başına getirmek istemiyordu.

 

[Subaru … Ama kararımı verdim.]

 

Yine de pozisyonunu tekrar değerlendirmiş ve nihayet önsezili rüyalarından herkese bahsetmeye karar vermişti. Her şeye rağmen başına geleceklerden bihaberdi. Beatrice’in gittiği noktadan itibaren dönüşüm pozlarını gerçekleştirdiği anlar da dahil olmak üzere tüm anıları son derece bulanıktı. Dolayısıyla önsezili rüyalar gördüğünü kanıtlamak epey zor olacaktı. Üstüne üstlük o rüyaları nasıl aktive edeceğini de bilmiyordu. Yani kabiliyetini açıklamaya kalktığında kendisiyle iş birliği yapmalarına ihtiyacı olacaktı.

 

Rüyalarında uzmanlaşabilirse elinin altında son derece güçlü bir silah olabilirdi. Ya da belki de Pleiades Gözcü Kulesini fethetmelerine olanak tanıyacak gerekli bir silah. Aklında bu düşüncelerle–

 

[?: –Natsuki-kun’a gelince, şu anda içerisinde bulunduğu delice durumda bize eşlik etmesi onun için tehlikeli olmaz mı?]

 

[*Uzaklarda*: ………………………]

 

Grubun kalanına katılmak adına salonun önüne varan Subaru, bu kelimeleri işiterek nefesini tuttu.

 

Duyduğu zekice ses Echidna’ya aitti. Her nedense Subaru, varlığını ilan etmekten yana tereddüt ederek duvarın arkasına gizlenmeye karar verdi. Ve salondaki konuşma devam etti.

 

[Emilia: Echidna, tehlikeli derken ne kastediyorsun?]

 

[Echidna: Söyleyecek başka bir şey yok, haksız mıyım? Şu anda içerisinde bulunduğu durumu düşününce hafızasını yitirdiği kesin, ona lafım yok. Fakat sonrasında söyledikleri gerçekten deli saçmasıydı. “Paralel Dünya” tabirini açıklayışı da bunun kanıtı.]

 

[Emilia: Paralel… dünya…]

 

[Julius: Onun gerçekten de Büyük Çağlayanın ötesinden geldiğine inanmıyor musun?]

 

Julius ve Emilia, Echidna’nın sözleri karşısında şaşkına dönmüş görünüyordu. Subaru’nunsa kalbi sızlıyordu, Echidna’nın söyledikleri ne anlama geliyordu? Gizlendiği yerden çıkıp bunu sormak istiyordu ama şimdilik duygularını bastırmak zorundaydı. Hem Subaru sormasa bile mutlaka bir başkası sorardı–

 

[Ram: Kesinlikle absürt bir açıklamaydı.]

 

[Emilia: Ram… sen de mi Subaru’nun söylediklerinden şüphelendin?]

 

Emilia, Ram’ın soğuk, kayıtsız ses tonuna şaşkınlıkla karşılık verdi. Ram ise bu soru karşısında “Emilia-sama” diye lafa girerek,

 

[Ram: Barusu’nun konuşmalarından başından bu yana şüphelendiğimi söyleyemem. Evet, Barusu’nun bildikleri, tavırları ve tuhaf adetleri bize yabancı. Yani hiçbirimizin bilmediği bir yerden gelmiş olabileceği doğru.]

 

[Emilia: E öyleyse–]

 

[Ram: Ama gelmiş olabileceği yer bu dünyayla sınırlı. Büyük Çağlayanın ötesinden gelmenin Barusu’nun tabiriyle “Paralel Dünya” şeklini alabileceğinden eminim ama böyle bir yerin var olabileceğine inanmıyorum… yani artık ona inanmam için herhangi bir sebep yok.]

 

[Emilia: Ram…]

 

Ram’ın açıklamasını işiten Emilia’nın sesi acı çekiyormuşçasına hafifçe kısılsa da hiçbir karşılık gelmeyince sessizce boğazını temizleyerek,

 

[Emilia: Ben Subaru’ya inanıyorum, Beatrice de öyle, bu yüzden lütfen, lütfen siz de Subaru’nun söylediklerine inanmaya çalışın.]

 

[Julius: … Emilia-sama, Echidna Subaru’nun bizi bile isteye kandırmaya çalıştığını söylemiyor. Yalnızca kafasının fena halde karışmış olduğunu söylüyor.]

 

[Beatrice: Şu söylediklerine rağmen o ruha katılmaya devam mı ediyorsun, sanırım!?]

 

Julius, düşüncelerini mantıklı bir şekilde Emilia’ya açıklamaya gayret ediyordu. Fakat bu meselede Subaru’nun tarafını tutmakta ısrarcı olan Beatrice’in umurunda değildi. Öfkesi çok çabuk alevlenmişti. O saniyede odaya sinir bozucu bir sessizlik çöktü ve Subaru’nun alnında terler birikmeye başladı.

 

[Shaula: Heeeey, hepiniz didişmeyi kesip saaaakin olsanız iyi edersiniz. Hepiniz burada tartışıp birbirinizi boğazlasanız da şu anda Ustam burada değiiil, yani onu memnun etmenize imkan yok.]

 

[Meili: Bunun pek de o ölçekte bir tartışma olduğunu sanmıyorum… ama, aman neyse, peki.]

 

Subaru, hala birer gözlemciymiş gibi görünen Shaula ve Meili’nin seslerini işitti. Ve kısa bir müddet oldukça mağrur bir gülümseme sunan Meili, “Delirmiş demişken,” sözleriyle konuşmasına devam ederek,

 

[Meili: Neden doğrudan Onii-san’a sormuyoruz? Onii-san, sahiden delirdin mi?]

 

[Subaru: ………………hk]

 

Subaru, bu haince kelimeler karşısında dişlerini sıktı. Duvarın ardında geçirdiği süre boyunca şaşırtıcı bir şekilde sakindi; ardından adım sesi çıkartmadan dikkatlice orayı terk etti.

 

[“………………………………..”]

 

Aralarına biraz mesafe koyduktan sonraysa o ihtiyatlı adımları hızlandı ve sonra da koşuya döndü. Ve hiç kimsenin olmadığı bir koridora ulaştığında alnını duvara yasladı.

 

[Subaru: Kahretsin…]

 

Kime ne diyeceğini bilemeyen Subaru, duvara vurarak için için yanan duygularını içinden attı. Kendisinin yokluğunda gerçekleşen bu tartışma onda beklenmedik bir şok etkisi yaratmıştı. Tamamen güvenlerini kazandığını düşünecek kadar kibirli biri değildi. Tam aksine, böyle bir şeyin aklından hiç geçmediğini rahatlıkla söyleyebilirdi.

 

Subaru, güvenin çok temel bir ön prensip olduğunu düşünüyordu. Emilia ve Beatrice Subaru’ya karşı çok kibar ve düşünceliydi. Bunun çok rahatsız edici olduğu konusunda ısrarcı olsa da aslında ısrarı tamamen kendisini bunun doğruluğuna inandırma çabasıydı. Hiç şüphe yok ki farklı bir yerden geliyor olmasının kuleyi fethetmelerine faydası dokunacaktı.

 

Tüm anılarını, sükunetini ve derleyip toparladığı düşüncelerini yitirişi nedeniyle işe yararlığını bütünüyle yitirmişti. Objektif olarak bakınca ne kadar utanmaz olduğunu görebiliyordu. Çölün ortasındaki bu kulede güven de neyin nesiydi? Bu kadarına şu haliyle pek anlam veremiyordu. Ve “Natsuki Subaru’nun” kazandıklarıyla baş edip edemeyeceğini bilemiyordu.

 

[Subaru: Bu durumda onlara önsezili rüyalarımdan bahsetmemin hiçbir faydası olmayacak.]

 

Hafızasını kaybettiğine inanmış olmaları bu insanların erdemli olduğunun kanıtıydı. Ama bununla birlikte “farklı bir dünyadan” geldiğine inanmayacak kadar da makullerdi. Dolayısıyla Subaru’nun, önsezili rüyalarını açıklayarak nasıl bir tepki alacağını düşünmesine gerek dahi yoktu.

 

[Subaru: En başından elime yüzüme bulaştırdım…]

 

Mahvetmişti, her şeyi mahvetmişti.

 

Peki bu noktada kendisi hakkındaki düşüncelerini tersine çevirip güvenilir biri olduğunu nasıl gösterecekti? Şimdi aranan, ihtiyaç duyulan şey o “Natsuki Subaru” idi. Bu Natsuki Subaru değil.

 

Cahili oynayıp yanlarına geri dönmesi uygun olur muydu? Peki ya aralarında geçen hiçbir şeyi bilmiyormuş gibi utanmazca onlarla ikinci kattaki sınava katılması? Belki de Emilia ve Beatrice buna karşı çıkar ve onu geride bırakırlardı.

 

Bu durumda ona kim göz kulak olurdu?

 

Hiç değilse Shaula veya Meili olmasını umuyordu, çünkü onlarla konuşmaktan yana bir çekincesi yoktu.

 

[Subaru: …Kahretsin, aptalın tekiyim.]

 

Bu sözleri sesli şekilde dile getiren Subaru, ansızın yürümekte olduğu koridordan çıktı. Dördüncü katı alttaki katlara bağlayan kocaman bir spiral merdivene denk gelmişti – gözcü kulesinin alt yarısına dek uzanan koca bir delikti. Gerçekten devasaydı.

 

[Subaru: Spiral, merdiven…]

 

Gözlerini o manzaraya diken Subaru, ansızın düşüncelere daldı. Rüyası da dahil olmak üzere buraya ikinci gelişiydi. Hem rüyasında hem de gerçekte, hafızasını kaybeden Subaru’ya Emilia ve diğerleri eşlik etmişti. Yani burayı hatırlamasında bir sorun yoktu ama―

 

[Subaru: Yo, bunun dışında, bir tuhaflık hissediyorum…]

 

Tüm bedenine bir ürperme gelmişti, tüylerinin diken diken olduğunu hissediyordu. Kanı donmuştu, kulakları korkunç bir şekilde çınlıyordu. Kalp atışları hızlanmış, kesik kesik nefes alıp vermeye başlamıştı ve her nedense dizleri titriyordu. Dişleri kontrolsüz bir şekilde birbirine vuruyor, takırtı sesleri yayılıyordu. Subaru, tüm bu anormalliklerin farkındaydı.

 

Lakin tüm bunlar sıcaklık değişiminin veya herhangi bir dışsal faktörün etkisi değildi. Bu anormallik, bu alışılmadık fenomen Subaru’nun kendi bedeninden kaynaklıydı. Daha fazlasını anlatmak gerekirse bedenindeki o etki, ruhundan veya daha derinlerinden kaynaklı gibiydi–

 

[Subaru: – ah.]

 

Subaru, tam da bu şekilde öne doğru adım atarken minik bir dokunuşla birlikte ufak bir darbe hissetti.

 

―Yo, Subaru’nun öne adım attığı söylenemezdi.

 

Çünkü öne adım atmak, basılabilecek sağlam bir zemin olduğu varsayımı altında kullanılan bir tabirdi.

 

Subaru öne adım attığındaysa bacağı boşa çıkmıştı.

 

Ve ayağı havayı yarmıştı.

 

İşte böylece,

 

[Subaru:  A
                     A

                         A

                            A

                               A

                                  A

                                     A

                                        A

                                           AA-!?]

 

Düşüyor, düşüyor— yere yaklaşıyordu.

 

Tüm bedeni bir ağırlıksızlık hissiyatıyla sarmalanmış ve neresi yukarı, neresi aşağı göremeden düşmeye başlamıştı. Rüzgar sesi kulak zarlarında uğulduyordu. Neler olduğunu anlıyordu. Düşüyordu.

 

Yo, hafif bir darbe hissetmişti. Ama bu, illa da düştüğüne işaret etmek zorunda değildi.

 

Subaru aşağı itilmi-

 

[Subaru: “AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA –!!”]

 

Avazı çıktığınca bağıran Subaru, çaresizce ellerini uzatıyor — bir yer, tutunabileceği herhangi bir şey arıyordu. Hiçbir şey yoktu. Tutunabileceği hiçbir nokta yoktu. Etrafındaki dünya öylesine dönüyordu ki onu algılaması bile mümkün değildi.

 

Bedeninde ne var ne yoksa alttan yukarı çıkarken çaresizce bir kusma arzusuna yenildi. Ve sarı kusmuk öbekleri ağzından çıkarak dosdoğru önündeki havaya saçıldı.

 

Bu hissiyatı… bunu hatırlıyordu. Tüm bu acı ve kusmaların arasında bir zamanlar belirsiz olan hatıraları ansızın netleşmişti.

 

Evet, evet, öyleydi. Subaru uyanmadan, önsezili rüyası sonlanmadan önce de aynı şeyi tecrübe etmişti.

 

Düşmüş, bu nafile durumdan yakınmış ve ardından bilincini yitirmişti. Sonra da önsezili rüyasından uyanmış ve kendisini Yeşil Odada bulmuştu–

 

Derken bir anda bedeninin sağ tarafında sağlam bir darbe hissetti ve kemikleri paramparça oldu.

 

[*ÇATIRT*]

 

Bir şeylerin kırılma sesi göğü doldurdu, sağ tarafı adeta yıldırım çarpmış gibiydi – böylece Subaru’nun çığlıkları son buldu. Ve hemen ardından, azıcık gecikmeli şekilde bedenine şiddetli bir acı saplandı.

 

[Subaru: GYAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA!!]

 

Sağ kolu tuhaf bir açıyla dışarı çıkmış, dirseğinden tamamen kırılmış ve kemiği teninden fırlamıştı. Üstü başı kanla kaplanmış, ceketi yırtılmıştı ve bitap haldeki teninin altındaki pembemsi kaslarla beyaz kemikleri görebiliyordu.

 

Çarpmıştı. Dibe doğru düşerken bedenini spiral merdivenlere çarpmıştı. Döne döne gerçekleştirdiği kontrolsüz alçalış en nihayetinde Subaru’nun bedenini paramparça edecekti ve Subaru hala durmamıştı.

 

Yo, durum bundan çok daha kötüydü.

 

[Subaru: GHA! GHHH! GHHUU!]

 

Taklalar atarak inen bedeninin spiral merdivenin alt basamaklarından birine çarpışıyla dört bir yana kanlar sıçradı. Bu defa çarpan yerin kafası olması Subaru’nun şanssızlığıydı. Alnı yarılmıştı. Kafatasının içerisinden bir şeyler saçılacakmış gibi hissediyordu.  

 

O saniyede bilincini yitirdi – fakat tam da her şey sona ermiş gibi gelirken bedeninin yeni bir basamağa çarpışı ve sağ kolunun acısı birleşince şeklini yitirmeyi sürdüren bedeni yeniden uyandı.

 

[Subaru: AHHHHHHHHHH!!! GYAAAAAA!!]

 

Acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyordu.

 

Acı, ıstırap, kusma, yanma derken Natsuki Subaru küçücük parçalara ayrılıyordu.

 

Kollarının, ayaklarının, yüzünün, her parçasının fırlatılıp taş merdivenleri sıyırışı, kırılışı, parçalanışıyla insan şeklini andırmaktan uzaklaşıyordu. İnsan olmaktan çıkıyor, “Natsuki Subaru” olmayan bir şeye dönüşüyordu.

 

– İnsanı şekillendiren şey anılardır.

 

Subaru: [*Böğğhh*]

 

Haddi hesabı olmayan miktarlarda kan saçan Subaru, ansızın bu sesi işitti.

 

Onu anlıyormuşçasına böyle aptalca bir şeyi kim söylemişti ki? Gerçi hoş bir sözdü. İnsanı şekillendiren şey anılardı.

 

Evet, hoş bir sözdü.

 

E öyleyse bu, hafızasını kaybetmiş ve bir zamanlar olduğu kişi olmayan birini hangi lanet olasıca kalıba sokardı?

 

[Subaru: …………………………]

 

Ağzından kanlar fışkırıyordu; kelimenin tam anlamıyla kan kusturan bir çığlıktı, boğazı tamamen paramparçaydı. Natsuki Subaru dağılıyor, uzaklarda, çok uzaklardaki zemine ulaşana dek un ufak oluyordu.

 

Bu rüyanın uyanışı yoktu. Natsuki Subaru başarısız olmuştu.

 

Bir daha denemek için ikinci bir şansı olmayacaktı. Son yakındı.

 

Ağır ağır, karanlık, karanlık… etrafındaki dünya karanlığa bürünüyordu.

 

– Sen kimsin?

 

İşte bunca çile ve sıcak kandan sonra Natsuki Subaru, nihayet un ufak halde varlığını yitirdi.

 


#Tekrar merhaba arkadaşlar. Yaşadığımız sistemsel sorun yüzünden ücretsize bölüm atmam da yirmi bölümlük paketi açmam da mümkün olmamıştı ama artık halloldu. İsteyenler anlattığım şekilde paketi satın alabilir, istemeyenlerle 48 saatte bir buluşacağız yeni bir aksilik çıkmadıkça.

Bununla birlikte kısa bir not daha düşmek istiyorum. Yıllardır neredeyse tüm yorumlara cevap vermeye, sizinle iletişimde kalmaya, dürüst olmaya gayret etmiş biri olarak hiçbir şey söylemezsem içim rahat etmeyecek. Telif vb konularda bilgili olmamakla ve içim yüzde yüz rahat diyememekle birlikte şunu söyleyeceğim; takdir edersiniz ki bu sitenin bir çalışanı olarak siteye kazanç sağlayacak işler yapmak durumundayım. Bu serinin hiçbir kazanç sağlamamasına rağmen yıllardır çevrilmeye devam etmesinin yegane sebepleri de benim aynı zamanda satışı olan farklı seriler de çeviriyor olmam ve bu seriyi bırakmak istememekte ısrar etmemdi. Ancak şu anda sitenin içerisinde bulunduğu koşullar, benim satışı olan ikinci bir seri çevirmiyor ve bu seriyi güncele taşımayı gerçekten istiyor olmam bu sonucu verdi. Olumsuz yorumlara verebileceğim yanıt bununla sınırlı, olumlu yorumlar yapanlaraysa teşekkür ediyorum. Gelecek bölümlerde görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 34426 Üye Sayısı
  • 355 Seri Sayısı
  • 43755 Bölüm Sayısı


creator
manga tr