Cilt 6 Bölüm 39 [ Kalıntılar ] (1/2)

avatar
1315 15

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 39 [ Kalıntılar ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



Kavurucu bir ısı tekrar tekrar tüm benliğini dolduruyordu.

 

Kafatası, uzuvları, gövdesi, organları, eti ve kanı. Bedenindeki her ama her zerre eziliyor, bükülüyor, kırılıyordu. Istırabından zihni tutuşmuştu, sanki her bir sinir ucu koparılıyormuş, ruhu alev almış da yanıp kül oluyormuş gibiydi. Attığı çığlıklar akla hayale gelmez bir hararet ve kayıp hissiyle dolup taşıyordu.

 

Acı, acı, acı, acı, acı, acı acı acı acı acı acı acı acıacıacıacıacıacıacıacı. Acı içindeydi.

 

Yalnızca acı vardı. Sadece acı. Etrafındaki dünya acıyla doluydu. Bunu düşünmek bile daha çok acının üzerine çöreklenmesine yetiyordu.

 

Düşünceleri ve varlığı acıya bürünmüştü. Gerginlik, kafa karışıklığı, stres, keder, öfke, çaresizlik… Acının önünde tüm bu duygular anlamsızdı.

 

Anlamsızlardı, evet, anlamsızlardı.

 

Düşünceler, eylemler, ölçüp biçişler, umutlar, hatıralar – onlar da bir o kadar anlamsızdı. Söz konusu değersizliğin en somut örneği olan o şeyler olunca neticede ezilmelerinin, parçalanmalarının ve yitip gitmelerinin ne değeri olabilirdi ki?

 

Yalnızca ruhuna kazınmış olan o sonsuz acı, Subaru’nun varlığının farkına varmasını sağlıyordu. Derken ansızın o sonsuz acı da… silinmeye başlamıştı…

 

[Subaru: AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAH!!]

 

Çığlık atarak uyandı. An itibarıyla çığlık atan boğazının parçalanışı, biriken kanların ortasında boğulmuş olması bile bir hatıradan ibaretti.

 

[Subaru: AAAAAAAAAAAAH!! AHHHHHHHHH!!]

 

Bağırırken kollarını ve bacaklarını kullanarak vücudunu bir yerlere çarpmaktan korumaya çalıştı. Kolları kırılmış, tamamıyla işlevsiz olmalıydı – ama hareket ediyorlardı. Yine de onların hareket edebiliyor olmasına rağmen bir ağırlıksızlık hissine yenik düşerek yere yığıldı ve zemine çarptı.

 

[Subaru: ……………………………gh]

 

Konuşmaya çalıştı fakat ağzından konuşmayı andıran bir şey çıkartamadı. Yerde yuvarlandı. Zeminin verdiği his tuhaftı; bedenine bir ip değdiğini hissediyordu. Oksijen için yakaran boğazını açtı ve bir anda duyduğu keskin acı, öksürük nöbetine yol açtı. Buna dayanamayarak kustu. Midesi büyük oranda boştu. Kötü kokulu sulu parçacıklar buruk ağzından yere saçıldı.

 

[Subaru: Bööööğh, Bgh! Gh, ghrgh! Gbruuuugh!]

 

Şiddetli öksürükler, tükürülmüş birazcık safra, gözyaşları ve buruşturduğu suratına yapışmış sümükler. Bu halde, korkup yüzünü örterek alnını güçsüzce yere vurdukça vurdu. Ve bu eylemi tekrarlarken nihayet farkına vardı.

 

… Vücudu paramparça olurken çektiği o bunaltıcı acı ortadan kalkmıştı.

 

[Subaru: … ah?]

 

Acısının ansızın yitişi karşısında öylesine şaşkına dönmüştü ki birilerinin sakince sırtını sıvazladığını o ana dek fark edememişti.

 

[???: Artık daha iyi misin?]

 

Yaşlarla kaplı gözleriyle sırtını sıvazlayan kişiyi görebiliyordu. Bulanık görüşüne rağmen o kızın görüntüsü son derece canlıydı; güzelim gümüş saçları ve menekşe rengi gözleri vardı – endişeli bir yüz ifadesiyle Subaru’nun sırtını sıvazlıyordu. Subaru’nun tek yapabildiğiyse bir hırıltı sesi çıkartmaktı.

 

[???: Suba…]

 

[Subaru: AHHHHHHHHHHHHHH!!]

 

Bedenini bükerek sırtına dokunmakta olan soluk tenli eli uzaklaştırdı. Bunu yaptığındaysa o ana dek sırtını sıvazlamakta olan kızın gözlerine bir şaşkınlık belirtisi yerleşti. Ancak orada ruhu ciddi bir hasar almış olan esas kişi Subaru’ydu.

 

Sırtı. Sırtına dokunuyordu.

 

Şimdi de daha önce de biri sırtına dokunmuştu ve sonra da… ıstırap…

 

[Subaru: Ah-]

 

Ondan kaçmak için irkilerek geri sıçradı – ensesindeki tüylerin diken diken olduğunu hissetti. Fakat bacaklarının kontrolünü yitirince yana doğru dümdüz yığıldı. Ve tam düşecekken alacağı darbe, altına uzanan siyah, sert bir varlık tarafından yumuşatıldı.

 

[Subaru: ………………………]

 

Bakışlarını eğdiğinde sürüngenimsi siyah bir yaratığın kendisine baktığını görerek korkuyla tepki verdi. Onun keskin dişlerini ve ağzında sıra sıra dizili uzun dişlerini gördüğü andaysa o dişlerin kolaylıkla kendisini çiğneyebilecek birer silaha dönüşebileceğini fark etti.  

 

[Subaru: AHHHHHHHHH!!]

 

Ve bir kez daha çığlık attı. Bu defa öne doğru kaçmayı denedi. Gözlerinin önünde birilerinin bacağının olduğunu görebiliyordu ama kafasını kaldırmaya cüret edemeyince yolunu kesen o ufak silueti itip geçmeyi seçti.

 

[???: Beatrice!]

 

Kızın gümüşi çanları andıran sesi bir şeylere tiz bir şekilde, delice seslense de kulaklarını kapatmış olduğu için içeriği Subaru’ya ulaşmadı. Ve Subaru, o saniyede odayı oluşturan yeşillikler arasındaki boşluğa yöneldi. Bacakları titreye titreye odadan dışarı fırladı. Taş koridora adımını attı ve bedenini hiç durdurmadan duvara tosladı. Ardından vücuduna yayılan acıyla birlikte duraksadı. Görüşü kırmızıya bulanmıştı ve zihninde kemiklerinin kırılışının yankısını hayal ediyordu.

 

[Subaru: Aaaah–]

 

Çarptığı sağ kolu normal şekilde hareket ediyordu. Sahiden normal mi diye bir kez daha duvara vurdu. Yeniden acı hissetti. Yeniden çığlık attı. Ve kendisini duvara yaslayıp sendeleyerek koşmaya başladı.

 

[Subaru: Ha… hff… *puff*… *of*]

 

Nefes nefese kalmıştı, ağzından salyalar akıyor, alnından terler dökülüyordu – koridorda olabildiğince hızlı şekilde koşmaya devam ediyordu. Arkasından birilerinin geldiğini, kendisini takip ettiğini hissediyor ama arkasına bakma dürtüsüne engel olmak için direniyordu. Çünkü gerçekten bakar ve birisinin kendisini takip ettiğine karar verirse bu ona halihazırda yerinden çıkmak üzere olan kalbini kontrol edemeyeceği kadar ağır gelirdi.  

 

Evet, kalbi yerinden çıkacakmış, bedenindeki kan çürüyormuş, vücudu ayaklarından başlayarak cam bir heykelmişçesine paramparça olacakmış gibi hissediyordu. Bu bir önsezi miydi yoksa doğrular bu şekilde miydi bilinmezdi ama net olan bir şey vardı – böyle devam ederse öleceği mutlak, sarsılmaz bir gerçekti.

 

İnsanlar mahvolmak için doğarlardı. Yaşadığınız her saniye er ya da geç karşılaşacağınız ölüme daha da yaklaşır, sonunuza doğru yürürdünüz. Gerçi Subaru için şu anda “Ölümün” bu mecazi anlamı işlemiyordu.  “Ölüm” ona kararlı bir şekilde, adım adım yaklaşıyordu. Onun kaçmaya çalışan o nahoş, utanmaz benliğini onunla alay edercesine köşeye sıkıştırıyordu.

 

Subaru koşuyor da koşuyordu. Kaçıyor da kaçıyordu. “Ölüm” ise onu takip ediyordu. Öldürülecekti. Öldürülecekti. Bu gidişle öldürülecekti. Gerçi çoktan öldürülmüştü ama yine öldürülecekti. Aslında böyle saf bir ıstırabın varlığında ölmemek mümkün olabilir miydi ki? Bu hayatın bir gizemi miydi? Her ne ise son derece mide bulandırıcıydı.

 

Bunu “gizem” şeklinde süslemek son derece yakışıksız olurdu. İtici, münasebetsiz bir eklemeydi.

 

Ee, Subaru’nun ölmüş olması gerekmiyor muydu…?

 

[*HK*]

 

Kalp atışlarının sesi kulak zarını sarsan bir patlama gibi hissettiriyordu; görüşü gidip geliyordu. Nefes alma şekli bile bir bebeğin ilk nefeslerini andırıyordu. Ölüm korkusundan kaçarken çizdiği manzara tam bir saçmalıktı. Yine de tüm komikliğine rağmen gülen yoktu. Onun için her şey bir korku sebebiydi.

 

[*Etrafındaki Her Şey*: ………………………]

 

Neredeyse nerede olduğunu bilemeyecek halde koşuyor, geride bıraktığı tüm taş koridorlar gözüne aynı görünüyordu. Anladığı tek bir şey varsa o da geldiği yere geri dönmemesi gerektiğiydi. Gerçi bu şekilde istikamet düşünmeden koşmaya devam ederse er ya da geç yolunu kaybedecekti. Ve yolunu kaybederse biri tarafından yakalanacaktı. Biri tarafından yakalanırsa hayatını kaybedecekti. Neden, neden hayatı? Şu anda böyle bir sorunun hiçbir faydası yoktu.

 

Sola mı sağa mı gittiğini düşünecek vakti de yoktu. Her an gelebilecek olan “Ölümden” kaçarken sağ elini duvara yerleştirmişti ve buna güvenerek koşuyor, soluğu tamamen kesilmiş halde delice nefes alıp veriyordu.

 

Boğuluyormuş gibi geliyordu. Bir damla suyun bulunmadığı bir zeminde olmasına rağmen suyun yüzeyine çıkma mücadelesi veriyor gibiydi.

 

Boğuluyor, boğuluyor, boğulurken çırpınıyor, suyun yüzeyine yöneliyor, tekmeliyor ve mücadele ediyor, tekmeliyor ve mücadele ediyor, debeleniyor, debeleniyor, debeleniyor derken nihayet –

 

[???: SEN, sabahın bu saatinde burada napıyosun, OY!]

 

[Subaru: ……………………………………………]

 

Gözlerinin önünde korkunç büyüklükte bir varlık olduğunu hissettiğinde adımları duraksadı… Yo, duraksayan tek şey adımları değildi.

 

Nefes alışı da duraksamıştı, gürültülü kalp atışları da duraksamıştı, korku ve bitkinlikten tir tir titreyen dizleri de duraksamıştı. Tüm hayati belirtileri duraksamış, ensesinden yakalanmış gibiydi.

 

–– Gözlerinin önünde dev gibi bir varlık, bir illüzyon vardı. Fakat bir iki saniye sonra yavaşça anlamaya başladı. Evet uzundu ancak karşısındaki kişinin insanların sahip olabileceğinin ötesinde bir yapıya sahip olmasına imkan yoktu. Ama aynı zamanda kendisini böylesine gaddar, şeytani bir auraya bürüyebilen bir insan olduğu gerçeği değişmemişti.

 

[???: Yalnızca tek bi kişi mi? Sen konuşmaya bile değmeyecek yapayalnız bi ufaklıksın. Ufaklıksın, ee öyleyse, insan yerine mahluk mu diyeyim? Gerçi mahluk desem bile dikkate almaya değmezsin. Git de dün yanında olanları topla, şu seksi kızı da getir. Beni dinliyo musun, hey! Sana diyorum, OY, SANA DİYORUM!]

 

Önünde duran kişi boş boş konuşuyordu. Son derece şiddetli biri olduğuna dair belirtiler veriyor ve konuşma tarzı, her kelimeyle Subaru’yu dövermişçesine kaba hissettiriyordu.

 

Subaru’nun duraksayan nefes alıp verişi, sessizleşen kalp atışları ve titreyen dizleri ansızın hareketlenmeye başlamıştı.

 

–– Tam da adım atmaması gereken yere, hiddetli bir canavarın kafesine girmişti.

 

Yalnızca koşmaya devam etmeli, canını kurtarmak için kaçmalıydı.

 

Taş koridorlar boyunca koşmuş ve kendisine tanıdık gelen her yerden uzaklaşmaya çalışmıştı. Tuhaf bir odanın içerisinde bulduğu, kendisini yukarı taşıyan merdivenleri takip etmişti. Belki de dün o merdivenlerin bahsi geçmişti, yoksa dün gibi bir şey miydi, belki de birkaç saat önceydi? Hafıza kaybıyla hepsi yitip gitmişti.

 

Uzun, uzun, uzun, uzun, inanılmaz uzun merdivenleri tırmanmış, çıkmış ve sonra da… Sonra da o merdivenlerin sonuna ulaşınca olabilecek en korkunç canavarla göz göze gelmişti.

 

[???: Beni dinliyo musun ki?]

 

[Subaru: …………hh–]

 

Bir anda nefesi kesilen Subaru, başka bir suratın hemen gözlerinin önünden kendisine bakmakta olduğunu fark etti. Uzun, kırmızı saçları ve sol gözünü kapatan siyah bir göz bandı vardı. Omuzlarından birini ve göğsünün bir kısmını açıkta bırakan bir kimono giyiyordu. Çıplak göğsüne beyaz keten bezler sarılıydı. Ve Subaru’nun burnunun hemen ucuna ince, ahşap bir çubukla vuruyordu. Çubuğun ucu hiç keskin olmasa da Subaru, önüne çıkan bu şeyi de “Ölüm” olarak algılıyordu.

 

[Subaru: ………….hk]

 

[???: Hey, sakın beni görmezden geleyim deme.]

 

[Subaru: Ne, ah, eh?]

 

Diye geveleyen Subaru, hiç tereddüt etmeden içgüdülerine itaat ederek adamdan kaçmaya çalıştı. Fakat odanın gerisine gitmeye çalışmasıyla adamın göğsüne toslaması bir oldu. Ardından adam tarafından o ahşap çubukla itilerek yere düşürüldü. Kafasının arkası zemine vurdu, görüş alanında parlak ışıltılar oluştu. Gözlerinden acıdan kaynaklanan yaşlar dökülmeye başladı. Çünkü zemine vurmanın, kafasını yere çarpmanın acısı ona… parçalanmanın acısını anımsatmıştı.

 

[Subaru: aa, aaa, aaaaaaaaah…]

 

[???: OYOY, hadi ama, ağlıyo musun? Niye ağlamaya başladın ki? Aşağıda erkek arkadaşınla falan mı kavga ettin? Yoksa seni küçümsediğim için mi ağlıyosun?]

 

[Subaru: Gh…hh…uuuuu!]

 

[???: Tanrım, beş para etmez piçin tekisin, OY!]

 

Sırt üstü yatar halde gözlerinden yaşlar dökülen Subaru, tecrübe ettiği dehşeti yavaşça yeniden yaşıyordu. Bu manzaraya bakan uzun saçlı adamsa kabaca kafasını kaşıyordu. Ardından Subaru’nun yanına eğilerek,

 

[???: Hadi ama, bana neler olduğunu anlatsana. Söylemek istediğin bi şey varsa can kulağıyla dinlerim.]

 

[Subaru: … uh, ah?]

 

[???: Ta buraya dek koşmuşsun. Gerçekten büyük bi mesele olmalı, haksız mıyım seni puşt!]

 

Adam bu kelimeleri kullanırken iç çekmişti. Subaru ise ne kastettiğini anlayamaz halde boş boş gözlerini kırpıştırmakla yetiniyordu. Derken kıyaslanamayacak kadar gaddar görünen adamın yavaşça daha belirgin hatlara büründüğünü hissetti. Yalnızca bir insan şekli almakla kalmamış, aynı zamanda bir insanın duyguları ve özüyle bağlanarak gerçek bir görüntü çizmeye başlamıştı.

 

Subaru’nun gözyaşlarından buğulanmış görüş alanından kendisine bakan adam giderek daha da netleşiyordu―

 

[???: Ne dersen de ahmağın tekisin!]

 

[Subaru: Gh- gha- aaaaAAAAAA!?]

 

–– Derken kana susamış bir köpekbalığını anımsatacak merhametsiz bir görünümle ahşap çubuğu Subaru’nun göğsünün ortasına sapladı. Çubuğun sivri ucu, kaburgalarının arasına girmişti. Adam, soktuğu çubukla Subaru’yu dürtüyor, alay edercesine narin iç organlarını gıdıklıyordu. Tüm bedenine saf bir ıstırap nüfuz eden Subaru’nun kan kusmak istemesine yol açıyordu.

 

[???: Koşturarak ne halt yemeye çalışıyodun, seni puşt!? Daha da kötüsü, bana yaltaklanmayacaksan buraya aklında neyle geldin, seni puşt. Ben senin gardiyanın da değilim, dostun da değilim, seni puşt. Tarafını seçen sen değil miydin, seni puşt. Lanet olasıca canından olmak mı istiyosun?]

 

[Subaru: Gh… Gah… Aaagh… Gghhhgya]

 

[???: Aramızda konuşarak anlaşılabilecek cinsten bi ilişki olduunu sanma, seni puşt. İşler öyle kıyak sona erecek olsaydı en baştan buraya çağrılmazdım. Beni öldürebileceğini düşünüyosan buyur. Seninle oynamaya varım. Nihayet.]

 

Sinir bozukluğu ve düşmanlık içerdiği bariz kelimelerinin her birinde öfkesi daha da artıyordu. Subaru’nun organlarını kurcalayan adamın elleri belirgin bir inceliğe sahipti ve olağanüstü hassasiyetleriyle övünüyordu. Keskin ve katlanılamaz bir acıyla organlarının önemi öğretilen Subaru ise bunu gayet iyi anlıyordu.

 

Karşısındaki adam gergin olsaydı veya duygularının kendisini ele geçirmesine izin verseydi veyahut elleri hassas, incelikli denilebilecek düzeyde olmasaydı Subaru’nun bağırsakları uzun zaman önce patlamış olurdu.

 

[???: Al bakalım, ufaklık.]

 

[Subaru: GH–]

 

Bağırsaklarındaki dürtülme hissiyatının silinişinin hemen ardından adamın ayağı şiddetle beline indi. Onu ayağının kenarıyla tekmelemek yerine bedenine futbol topuymuşçasına vurmuştu. Karşılığında bedeni havalanıp dönen Subaru, havada taklalar atarak içerisinde bulunduğu geniş odanın dışına fırladı. Fakat uçarak çıktığı odanın dışında kendisini karşılayan şey…

 

[Subaru: YOK ARTIIIIıııııııııkkk……]

 

#Yağmurdan kaçarken doluya tutulan gariban Subaru ölümden dönmenin verdiği şokla kaçtığı gibi kendisini Reid’in karşısında buldu. Ve bir güzel aşağılanıp pataklanarak merdivenlere doğru uçuruldu. Hakikaten yok artık demeli miyiz, bir sonraki bölüm Subaru’nun bir kez daha merdivenlerden düşerek ölüşünü mü okuyacağız? Bakalım bu sorunun cevabı neymiş, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32561 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43274 Bölüm Sayısı


creator
manga tr