Cilt 6 Bölüm 78 [ Dört Köşe ] (1/3)

avatar
639 22

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 78 [ Dört Köşe ] (1/3)


Çevirmen : Clumsy



Subaru: […Hazır mısınız? Kule şu anda epey kötü durumda. Kalkıp da ne kadar kötü olduğunu açıklayacak olursam, aşağı yukarı dört köşe de elinizden alınmışken Othello oynamak kadar derim.]

 

Ram: [Yani… bayağı kötü olmalı.]

 

Subaru’nun bir parmağını havaya doğrultmuş şekilde bu açıklamayı yapışı karşısında Ram’ın ifadesi donuklaştı. Ve yüzüne son derece ciddi bir ifade yerleşti. Fakat bu işi ciddiye alan tek kişi Ram değildi. Subaru’yu dinleyen Emilia ve Beatrice de aynı durumdaydı.

 

Othello ― daha yaygın adıyla Reversi ― iki tarafın 8×8 = 64lük bir tahtada siyah ve beyaz parçalarla oynadığı bir masa oyunuydu.

 

Doğal olarak bu bilgi Subaru’nun orijinal dünyasına aitti. Ancak yaratılması nispeten kolay bir oyun olduğu için ilk aşamalarda Roswaal Köşküne tanıtmıştı. Epey canlılık getirmiş, başta Emilia olmak üzere herkesçe çok hoş karşılanmıştı.

 

Dolayısıyla Subaru, mevcut durumun ciddiyetini adamakıllı aktarabilmişti. Othello’da dört köşenizi de kaptırmış olmanız, neredeyse kesin olarak kaybettiğiniz anlamına gelirdi.

 

Ayrıca Ram, bu oyun seanslarına pek fazla katılmamış olsa da bir Oni olarak katıldığı her seferde ondan beklenildiği üzere güçlü bir performans sergilemişti.

 

Her neyse…

 

Beatrice: [Dört köşeyi de kaybettiysek durum çok fena demektir, sanırım… Bu bir engel olarak bile çok büyük, doğrusu.]

 

Emilia: [Sanırım bu kadar şey karşısında ben bile kendimi arı gibi çalışkan halde bulacağım ve galip geleceğim…]

 

Subaru: [Bugünlerde “arı gibi çalışkan” diyen mi kaldı…]

 

Emilia: […! Subaru, bir kez daha söyleyebilir misin?]

 

Subaru: [Söyleyeceğim, ama daha sonra. Daha sonra.]

 

Emilia Subaru’nun geleneksel alayını havada kapmıştı ve talebi reddedildiği için birazcık üzgün görünüyordu. Subaru onun bu hali karşısında kendisini suçlu hissetse de daha önce de defalarca söylemiş olduğu üzere flörtleşmenin biraz beklemesi gerekecekti.

 

Şimdiki öncelikleri, içerisinde bulundukları durumdan kurtulmanın bir yolunu bulmaktı. Ve bunun için de…

 

Subaru: [Dört köşe… Kulenin içerisinde iki “Oburluk” var, bir de çağırdıkları Cadı Yaratıkları sürüsü. Ayrıca, bunu söylemek canımı acıtsa da yoldaşımız… oh evet, sanırım ona bu şekilde seslenip seslenemeyeceğim tartışmaya açık olabilir…]

 

Herkes: […?]

 

Subaru dördüncü köşeden bahsetmek üzereyken bir an için sıradaki kelimelerini toparlayamayarak bocaladı.

 

Çünkü o bile istemeden dördüncü köşe olarak karşılarına çıkacak olan kadını düzgün ve anlaşılması kolay bir şekilde tasvir edebileceği bir yanıt bulabilmiş değildi.

 

Bir tanıdık denilebilecek kadar uzak değillerdi. Ayrıca can düşmanı denilebilecek kadar güçsüz bir bağlantıları da yoktu. Ama yoldaş denilebilecek gibi bir kader ortalıkları olmuş muydu? Hiç değilse bilgisiz, onaylanmamış bir öğretmen ile öğrenci ilişkileri olduğu söylenebilirdi.

 

Yine de Emilia ve diğerleri ona ne gözle bakıyor olabilirdi?

 

İşte Subaru tereddüdüne yenik düşerken…

 

Emilia: [Yoldaş dedin, değil mi? Ne olmuş Shaula’ya?]

 

Subaru: […]

 

Emilia: […? Subaru?]

 

Subaru: [Yo, yok bir şey. Evet doğru, Shaula’yı kastediyordum.]

 

Subaru hemen hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya başlayarak Emilia’yı başıyla onayladı. Emilia bu konuda yalnız değildi; Beatrice ve Ram da onun Shaula’yı kabullenme şeklinde bir terslik görmemişti. 

 

Ona dair bir hatıraları olsun olmasın Emilia’yla aynı algıya sahiplerdi. Başka bir deyişle bu, Shaula’yı kendilerine dostane yaklaşan biri olarak gördüklerini kanıtlıyordu.

 

Subaru: [Aptallık mı ediyormuşum…? E yani, tabii ki öyle yapıyordum.]

 

Apaçık ortada olan şeyler konusunda hata yapmak Natsuki Subaru’nun kötü alışkanlıklarından biriydi. Yine her konu üzerine uzun uzun kafa yorup her şeyini verebileceği bir hale getiriyordu ki bu da onun güçlü yanları arasındaydı.

 

Kendisini yerdiği her sefere bir iltifat. İdeal olarak yerdiği her seferde yüz iltifat edebilirdi.

 

Bu kadarı iş görürdü. Gerçi esas ideal kendisini bir kez bile yermeden on bin iltifat etmesi olurdu.

 

Subaru: [Her neyse, Shaula’ya gelirsek… Şey, ondan önce, kule kurallarını hatırlıyor musunuz? Hani aşılmaması gereken kuralları. Onları daha önce açıklamışlardı, değil mi?]

 

Ram: [Evet, öyle. Sınavları tamamlayamadan kuleden ayrılamayız, Sınav kurallarını ihlal edemeyiz, kütüphanelere saygısızlık edemeyiz, kuleye zarar veremeyiz… Sanırım tüm olası ihlaller bu şekildeydi.]

 

Subaru: [Hı hı, aynen öyle.]

 

Subaru, hazırlıklı bir şekilde hepsini sıralayan Ram karşısında parmaklarını şaklattı. Sonra da ayaklarının ucunu işaret edip tüm kuleyi işaret ederek kolunu savurdu.

 

Subaru: [Eee, bu kurallar… içlerinden biri ihlal edildiğinde dördüncü köşe beliriyor. Tam olarak hangisi olduğunu bilmiyorum ama biri ihlal edilecek. Ve sonra da…]

 

Ram: [Tıpkı söylediği gibi bize dişlerini gösterecek. ――Amma can sıkıcı.]

 

Kollarını kavuşturarak tipik pozunu veren Ram, en kötüsünü hayal ederek tek gözünü kapattı.

 

Shaula’nın çılgınca mücadele gücü onun tarafından öldürüldüğü çok sayıda döngüden geçmesi dolayısıyla Subaru’nun gözünde aşikardı. Ama Subaru dışındakiler de onun kum denizinde uzaklardan gerçekleştirdiği iğne yağmuruna tanık olmuşlardı.

 

Beatrice: [O yavan kız şu zımbırtılarını kullandığında epey güçlü hale geliyor, sanırım. Uzaklardan saldırıya uğradığımız için hiçbir şey yapamadığımız zamana nazaran daha iyi durumda olsak da bir düşmana dönüştüğü takdirde o şeylerin sıkıntılı bir hal alacağı gerçeği değişmeyecek, doğrusu.]

 

Kollarını kavuşturan Beatrice ve Ram ikilisinin kaşları çatık, alınları kırışıktı.

 

Subaru’nun açıklama yapmaya harcayacağı zamanı kısaltma imkanı tanıdıkları için olayı bu kadar çabuk kavramalarının yardımı dokunmuştu. İşte tüm bu asık suratlar arasında havaya kalkan tek el Emilia’nınki oldu. Ve hala kırışıklıktan yoksun olan dünyanın en tatlı suratıyla,

 

Emilia: [Ama Shaula’ya karşı çıkacağız, değil mi? Bir şekilde konuşarak ikna edemez miyiz? Shaula Subaru’ya acaaayip bağlı, yani Subaru elinden gelenin en iyisini yaparsa belki…]

 

Subaru: [Böyle barışçıl bir sonuç çok hoşuma giderdi ama Shaula’yı müzakere masasına oturtmak uzak bir ihtimal gibi görünüyor. Bana bağlı olmasına gelince… genel anlamda o konuda bir değişiklik yok herhalde.]

 

Ram: [Yani öncelikle seni hedef alacak, Barusu. Hedeflerini daraltmış olmasının çok yardımı dokunacak.]

 

Grubun güçsüz üyelerini hedef alıyormuş gibi algılansa da Subaru, Ram’ın düşünceleriyle hemfikirdi.

 

Kulede rastgele pusuya yatmış düşmanların kimi hedef alacağını bilemedikleri bir durumdansa Subaru’nun pervasızca hedef alınmasını içeren bir karşı saldırı planı yapmak daha kolay olacaktı.

 

Yani başlarındaki problemler özetlenecek olursa…

 

Beatrice: […Dört köşe şu şekilde: iki Oburluk, Cadı Yaratıkları sürüsü ve bize saldıracak olan Shaula, sanırım.]

 

Subaru: [O köşelerin ikisinin icabına bakmaya çoktan başladık gerçi. Hepsi de Beako’nun komutayı ele alması sayesinde.]

 

Subaru’nun “Taygeta” Kütüphanesinde korkup sinerek geçirdiği vakitte zeki ve tatlı Beatrice, herkesi sırayla etrafına toplamış ve onları kuleye verilen hasarla baş etmekle meşgul hale getirmişti.

 

Meili’yi Cadı Yaratığı sürüsüne tepeden bakabileceği balkona göndermişti. Bunun bir parçası olarak kendisi de Yeşil Odadan Rem’i almalarının ardından Ram ve Emilia’ya katılmıştı―― Ama maalesef yolda Ley’e rastlamışlardı ve bu da Emilia’nın isminin çalınması talihsizliğini yaşamalarıyla sonuçlanmıştı.

 

Emilia: [Mhmnh, sorun yok. Subaru beni hala hatırladığı için hiç dert etmiyorum. Sık sık verdiğimiz sözleri unutuyor olsa da beni doğru düzgün hatırlıyor olması beni geeeeeerçekten mutlu ediyor.]

 

Subaru: [Nnh, beni bir anda sırtımdan bıçaklamak da nerden çıktı şimdi?]

 

Beatrice: [Bana her zamanki hali gibi geldi doğrusu. O kız da seni iyi tanıyor gibi görünüyor, sanırım. Benim kadar olamaz tabii, doğrusu.]

 

Subaru: [Benim için kavga etmenize gerek yok canlarım.]

 

Diyen Subaru, Beatrice’in kafasını okşarken kendisine gösterdikleri sevgi karşısında birkaç kez başını salladı. O duygu yüklü olmayı sürdürürken de Ram, “Barusu” diye seslenerek,

 

Ram: [İki köşenin icabına bakılıyor demiştin, haksız mıyım? Birinin Cadı Yaratıkları sürüsünü uzak tutan Meili olduğunu biliyorum, peki ya diğeri?]

 

Subaru: […Julius.]

 

Ram’a karşılık olarak göğsünü tutan Subaru, ilgisini çarpan kalbine yönlendirdi.

 

“Cor Leonis” gücü hala kuvvetlice çalışıyordu. Doğal bir şekilde Ram’ın yükünü üstleniyordu. Ayrıca yoldaşlarının konumları da içinde naklen yayınlanıyordu.

 

Ve o konumlar arasında kesinlikle Julius’a uygun görünen bir ışık bulunuyordu. O ışığın konumuysa…

 

Subaru: […İkinci katta, düşmanla çarpışmaya odaklanmış halde.]

 

Emilia: [İkinci kat… yoksa kastettiğin şey…]

 

Subaru: [Evet, aynen öyle.]

 

Beti benzi hızla solan Emilia’ya başıyla onay veren Subaru, üst kata doğru kaçamak bir bakış attı.

 

Araya giren tavandan ötürü doğrudan göremese de bakışlarının ötesinde gerçekleşen şiddetli çatışma sinyallerini kesin olarak hissedebiliyordu.

 

――Julius Euculius ve Reid Astrea’nın rövanşı başlamıştı.

 

Subaru: […]

 

Neticede Subaru, bu sonuçtan kaçınamamış gibi görünüyordu.

 

Subaru dizlerinin üzerine yığılıp ayaklanmayı başaramazken Beatrice, yoldaşlarının sorumluluğunu üstlenmişti. Julius’un kendisini Reid Astrea’yla çarpışır halde bulması bile Beatrice’in komutu üzerine gerçekleşmişti.

 

Doğal olarak bunda Roy Alphard’ın parmağı vardı ― Ya da daha ziyade Oburluk Günah Başpiskoposunun bedenini ele geçirip özgürlüğünü kazanmış olan Reid, aktif olarak bir sonuca ulaşmaya çalışıyordu.

 

Her halükarda Subaru pek çok “ölüm” tatmış ve istese de istemese de çok sayıda olasılığın üstünden geçmişti. Bu da onun bir şeyi anlamasını sağlamıştı.

 

――Ne kadar can sıkıcı olsa da kader diye bir şey vardı.

 

Hangi yolu izlerseniz izleyin var olan o katı, değiştirilemez gerçekliğe kader denirdi.

 

Tarihin dalgalanmaları öylesine inatçıydı ki sizi gerçekten her şeyin önceden belirlenmiş olduğuna inanmaya iterdi. Pek çok yol ortada birleşirken her şey kaderinizde olduğu gibi sonuçlanırmış gibi gelirdi.

 

Hedeflerine ulaşma çabasıyla bir araya gelen tüm iradelerin sonucu buydu. Gelin görün ki tam da bu yüzden, birbirlerine öyle bir kenetlenmişlerdi ki asla ayrılmıyorlardı.

 

Peki bunun önlerinde hiç umut ışığı olmadığı anlamına geldiği de söylenemez miydi?

 

Julius Euculius ve Reid Astrea karşılaşmasının kaçınılmazlığının gelebileceği tek anlam…

 

Subaru: [Reid Oburluklardan birini asimile etmiş, devralma işlemini hemen hemen tamamlamış olmalı. Yine de Reid’le ilgilenme işini Julius’a bırakacağız. Biz kalan üçlüyle ilgileneceğiz.]

 

Ram: [Gerçekten sorun olmayacak mı, Barusu?]

 

Subaru: […? Ne demek istiyorsun?]

 

Subaru, Ram’ın sorusu karşısında ciddiyetle kafasını kaldırdı. Fakat onun bu tepkisini gören Ram, yalnızca “boş ver” diye mırıldanmakla yetinerek devam etti.

 

Ram: [Barusu’nun işleri halletme konusunda nasıl olduğunu artık biliyorum. Anlaşılan ben de yeteneğimi yitiriyorum. Sanırım Barusu’nun teklifine uymaktan başka şansımız yok.]

 

Subaru: [Ne kastettiğini tam olarak anlayamadım ama benimle dalga geçtiğinde anladığımı biliyorsun değil mi?]

 

Emilia: [Ha? Yo, yo, yalnızca sana iltifat ediyor. Ram sana çoooook güvendiğini söylüyor, Subaru. Hehe, şimdi benim de sıkı çalışmam gerekecek.]

 

Ram: […Seninle daha sonra konuşacağım, Emilia.]

 

Emilia utanıp sıkılan Ram’a, sesinde hafiften mutlu bir tınıyla “Emredersiniz efendim” diye karşılık verdi.

 

İçinde bulundukları duruma rağmen Ram’ın kendisine saygı ekleriyle hitap etmemesini son derece sevindirici ve rahatlatıcı buluyordu. Artık aralarındaki efendi hizmetkar ilişkisi ortadan kaybolduğu için Emilia’ya bir arkadaşı, hatta belki de ele avuca sığmaz kardeşi gibi davranıyordu. 

 

Kız kardeşinin halledilecek pek bir gereksinimi olmadığı için Ram’ın becerikli abla rolüne bürünme fırsatı kalmamıştı. Yine de tuhaf bir şekilde gamsız Emilia sayesinde şu anda bunu yerine getirebiliyor gibi görünüyordu.

 

Subaru: [Neyse, kulede olup bitenler bu şekilde. Şimdi yapmamız gereken her konum için en iyi kişiyi belirlemek. İşte Natsuki Subaru tam da bu sınıflandırma noktasında gerçekten parlıyor!]

 

Ram: [Epey mütevazı olduğun kesin…]

 

Subaru: [Mütevazıyım ya da değilim, sonuçta mühim bir iş! Şarkılarda anlatılmayan kahramanlardan kasıtları bu işte! Bu yalnızca benim… Evet, yalnızca benim yapabileceğim bir şey! Bu benim mücadelem… Ofofofofof!!]

 

Ram: [Acele et de sınıflandırmaya başla artık.]

 

Ram, girizgaha fazlasıyla zaman ayırdığı gerekçesiyle Subaru’nun suratına tokadı indirdi. Aldığı hasarın acısını hisseden Subaru’ysa etraftaki üçlünün―― ve yer ejderinin suratlarına bakarak, “Hepiniz hazır mısınız?” dedi.

 

Şu andan itibaren savaş gerçek anlamda başlayacaktı. İnsan veya yer ejderi olmalarının pek önemi yoktu ki daha en başta Patrasche genellikle Subaru’dan çok daha faydalı oluyordu.

 

Ama karışıma Süper Subaru’yu katınca olasılıklar ona ve sonra da ikiye katlanıyordu.

 

Subaru: [Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için. Hepimiz bu işe el atmadıkça kazanamayız. Tek birimiz bile eksik kalamayız. Eğer herkesi toplayabilirsek kazanmaya başlayacağız, çünkü biz…]

 

Emilia: […Çünkü biz bu kuleye bizden alınanları geri almaya geldik ve onların elimizden kayıp gitmesine müsaade edemeyiz.]

 

Subaru: [Aynen öyle.]

 

Subaru, soğukkanlılığını yeniden kazanmadan önce parmaklarını şaklatarak Emilia’yı başıyla onayladı.

 

Subaru: [Evet, öncelikle, Ley Batenkaitos’un rakibi olacak kişi…]

 

#Eveeet, grubumuz tatlı tatlı toplanıp her zamanki dinamikleriyle sohbeti ilerletti ve nihayet planlama evresi başladı. Tehditler belli, biriyle Meili, biriyle Julius ilgileniyor. Bakalım geri kalanlar kalan tehditler karşısında nasıl bölünecek ve nasıl bir yol izlenecekmiş, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32594 Üye Sayısı
  • 332 Seri Sayısı
  • 43292 Bölüm Sayısı


creator
manga tr