Cilt 6 Bölüm 79 [ YERLERİNİZE... HAZIR... BAŞLA! ] (3/4)

avatar
534 22

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 79 [ YERLERİNİZE... HAZIR... BAŞLA! ] (3/4)


Çevirmen : Clumsy



Emilia: [Subaru bana Shaula’dan beşinci kuralı duyduğunu söyledi. Ayrıca bu fikri bulmadan önce uzun uzun kafa yorduğu için izlenecek doğru yolu seçtiğinden oldukça eminim.]

 

Echidna: [Bana fazlasıyla körü körüne bir inanca dayalı bir fikirmiş gibi geldi ama…]

 

Emilia: [Hala şüphelerin varsa onlara değinebiliriz ama bunun vaktinin şu an olduğunu sanmıyorum… Hem sen de Subaru’ya inandığın için benimle buraya gelmemiş miydin?]

 

Emilia’nın kristal berraklığındaki gözlerini diktiği Echidna ne diyeceğini bilemedi. Onun bu tepkisini gören Emilia’ysa birazcık yersiz olmasına rağmen neşeli bir gülümseme sergiledi.

 

Emilia: [Görüyorsun ya, benim saygıdeğer şövalyem geeeeeerçekten bizim için her şeyini ortaya koyuyor.]

 

Emilia, sıkı çalışmalarının takdir edilmesinden duyduğu gururu tavırlarıyla sergiledi. Echidna’ysa bunun karşılığında tuhaf bir sızı duydu. Ve avcunu Anastasia’nın düz göğsünün üzerine koyarak iç çekti.

 

Echidna: […]

 

Ve “Bu tarz duygular tehlikelidir”, diye uyardı kendini.

 

Tamamıyla yersiz ve mantıksızlardı. Hiç değilse böyle bir zamanda hissetmesi gereken şeyler değillerdi. Mümkünse onları unutmalıydı, değilse de en azından şimdilik aklından çıkartmalıydı.  

 

Emilia: […Subaru bana güveniyor!]

 

Echidna, hissettiği diğer şeylerin yanı sıra Emilia’yı kıskanıyordu. Kendisine bu denli yakın olan yoldaşına bu denli inanan Emilia’yı kıskanıyordu.

 

“Bu anı unutmalı ve içerisinde bulunduğumuz durumun üstesinden gelmeye odaklanmalıyız”, diye düşündü kendi kendine.

 

Echidna: […]

 

Merdivenlerden yukarı uçarcasına çıkan Emilia’nın uzun bacakları zarifçe ilerliyordu. Çok sayıda merdiveni geride bıraktıktan sonraysa her yere kıvılcımlar saçan muazzam bir gümüş parıltı gözler önüne serildi.

 

Görüşlerindeki engelin kalkışıyla da baktıkları noktada meydana gelen savaşı gördüler. Julius Euculius, dalgalanan eflatun rengi saçları ve kanla lekelenmiş beyaz üniformasıyla oracıktaydı.

 

Ve karşısındaki kişiyse…

 

Julius: [Gh, khh…!]

 

???: [Voavoavoavoavoa! Benimle ilgili bi şey yapamiycakmışsın gibi görünüyo, seni puşt. Beni hafife alayım deme, seni puşt. Buraya ortalıı karıştırmaya mı geldin? Ortalııı karıştırmak istiyosan git de azıcık makyaj yap. Bunu yaptııında üstüne basıcam, sana zorbalık edicem ve seni hırpaliycam, seni lanet olasıca puşt.]

 

Şiddetin somut örneği olan Reid Astrea, yeminini ederken ellerinde tutmakta olduğu bir çift yemek çubuğuyla kabus gibi bir darbe indirmekteydi. İkinci katı sahnesi bellemiş şekilde bir ölüm dansı gerçekleştiriyordu.

 

Onlarınki insanlığın idrak sınırlarının ötesinde bir savaştı; buna rağmen -maalesef- Julius’un Reid’den çok daha güçsüz olduğu öylesine aşikardı ki eğitimsiz bir göz tarafından bile anında anlaşılabiliyordu.

 

Julius: […tch]

 

Reid’den gelen darbe ve tekme sağanağıyla boğuşan Julius, Şövalye Kılıcını döndürerek ve bulduğu bir boşluğa saplayarak karşılık verdi.

 

Olağanüstü bir teknikten kaynaklı bu keskin saldırı, bulanık bir ışıktan fazlası değildi. Her halükarda Reid, ondan esneye esneye kolayca kaçındı ve bunu görüşünü kısmen engelleyen göz bandına rağmen yaptı.

 

Reid: [RRRRHAAA!!]

 

Julius ise Reid’in saldırısından kaçınmış olması karşısında bakakaldı. Hemen sonrasındaysa gövdesine sıradan görünen bir tekme indi ve samuray sandaletlerinin tabanları doğrudan karın kaslarına saplandı. Ve Julius birkaç adım geri çekilerek acılı bir çığlık attı.

 

Sonra da yemek çubuklarının birinden kafasına bir darbe indi…

 

Reid: [Un ufak ol, seni puşt.]

 

Reid, bir şok dalgasıyla birlikte beliren dikey bir ışıltıyla, bir kesikle havayı, uzayı ve mantığı kesip geçti.

 

Kılıç darbesi öylesine kuvvetliydi ki artık ifade etmenin bir yolu bile akla gelmiyordu. Öylesine güzeldi ki söz konusu silah bir yemek çubuğu, izleyiciler de kılıç oyununda amatör olsa da büyüsüne kapılmamak elde değildi―― Burada gözler önüne serilen şey kılıç oyununun zirvesiydi, doruk noktasının ta kendisiydi.

 

[…]

 

Öylesine hoş bir darbeydi ki muhtemelen yalnızca hayran olarak bile canınızdan olabilirdiniz.

 

Julius ise sıçramış ve o darbeden kaçınmıştı. Ancak pelerininin ucu vaktinde yetişemeyince Reid’in saldırısıyla yutularak buharlaştı. Bilinmeyen materyallerden yapılı Gözcü Kulesinin ikinci kat zemininde de tüm bunlar bir şakaymışçasına dikey bir oluk açıldı.

 

Ve daha da kötüsü…

 

Reid: [Heyheyhey, kurtulduunu sanarak saflık etmiyo musun?]

 

Julius: […hk]

 

Alaylı bir şekilde gülerken kesmiş olduğu oda havası eğilip bükülmeye, bir rüzgar hiddetlenmeye başladı.

 

Kenara sıçramayı başarmış olması gereken Julius ise yutkundu ve sonra da yırtılan uzayın içerisine – Reid’in kılıç kesiklerinin menziline doğru çekilircesine ayaklarından sürüklendi.

 

Gözlerine inanamasalar da bu, açılan uzay boşluğundan doğan yerçekimi kuvvetinin kendini onarmasından kaynaklıydı. O şey, ölümden kılı kılına kurtuluşunun ardından Julius’u doğruca bir sonraki darbenin menziline çekiyordu.

 

Ve Reid, olup bitenlerden ötürü kımıldayamaz hale gelen Julius’u yumruklamaya başlıyordu…

 

Emilia: […Bu kadar yeter.]

 

Ancak yumruğunu savurmasına ramak kala gümüşi bir çan sesi, iki kılıç ustasına müdahale etti.

 

Lakin çınlayan o sesin güzelliğinin aksine mücadeleye dahil olma şekli son derece gözü pekti. Echidna’ysa gözlerinin önünde sergilenen bu ekstrem manzara karşısında tek kelime edemez haldeydi.

 

Reid: [Haah?]

 

Julius: […]

 

Reid, sesindeki şüpheyi gizleyemeyerek bakışlarını yukarıya çevirdi. Öte yandan tamamıyla nutku tutulmuş olan Julius’un gözleri şaşkınlıkla irileşti.

 

Üzerlerinde gerçekleşen tuhaf şeye bakıyorlardı―― Yani tavanı örtecek kadar iri bir buz kütlesine.

 

Bir Ejder Vagonunu bile anında paramparça edebilecek bu yıkım kütlesi, iki kılıç ustasına doğru alçalıyordu.

 

Reid ve Julius’un tepkileri taban tabana zıttı. Julius buz kütlesinden kaçınmak için sıçrarken Reid, dudakları kıvrılarak bir kahkaha patlattı.

 

Reid: [Hah!!]

 

Azılı bir gülümsemeyle yemek çubuklarından birini düşmekte olan buz kütlesine doğru kaldırıp sapladı. Ve kaldırdığı yemek çubuğu, buz kütlesinin düşüş noktasıyla çakıştı. Mucize eseri iki nokta arasındaki güçlerin denk gelişi de Reid’in yemek çubuğunun bükülmesine sebep oldu, yine de buzun düşüşünü engelledi.

 

Reid sandaletini sertçe yere geçirdi; gücü çubuk yoluyla ilerledi ve hala o çubuk tarafından tutulmakta olan buz kütlesine aktı. Çubuk ikiye ayrılırken de buz kütlesine bir çatlak yayılmaya başladı.

 

Reid: […İşte bu bi şeye benziyodu.]

 

Reid’in ağzından bu kelimeler döküldü ve hemen sonrasında merkezinden bir çatlak yayılan buz kütlesi kaşla göz arasında paramparça oldu.

 

Buz parçacıkları yağmaya başladı ve onların tadını çıkaran Reid yavaşça kendi etrafında döndü. Onun açıktaki mavi gözleriyle attığı delici bakışları karşılayan Emilia’ysa yüzüne yerleşmiş bir kararlılıkla avcunu ona doğrulttu.

 

Bakışlarının kesişmesiyse Reid’in Emilia’ya şaşkınlık içerisinde bakakalmasına sebep oldu.

 

Reid: [Cidden girişken bi şeymişsin, di mi? Senin gibi kadınlardan hoşlanmıyo diilim ama… Ha!? Bu da nesi, hey hatun, cidden fena halde seksisin ha!? Çok fena bi çıtırsın! Senin gibi seksi bi çıtır bu kum denizinin ortasında ne halt yiyo! Hadi, sen benim rakibim olcaksın, hatun!]

 

Emilia: [Özür dilerim, müdahale etmek istemezdim ama Julius’un seni yenmesine ihtiyacım var…]

 

Reid: [Ne?]

 

Emilia, Reid’in bencilce sözlerini hiç umursamayarak yüzüne yerleşmiş mahcup bir bakışla devam etti. Reid’in kaşları çatılırken esas afallayan tarafsa az önce kurtarılan Julius oldu.

 

Emilia’nın gönderdiği buz kütlesinden kaçmayı başarmış olsa da kızın ansızın ortaya çıkışı karşısındaki şüphelerini gizleyemiyordu. Kendisiyle Reid arasında mesafe koyduktan sonraysa sarı gözlerini Emilia’nın yanında dikilen Echidna’ya çevirip şöyle dedi:

 

Julius: [Bana yardım ettiğini anlıyorum ama… bu kız da kimin nesi, Echidna?]

 

Echidna: [Onun kim olduğunu açıklamak benim için biraz zor. Ama basitçe anlatmak gerekirse, o da seninle aynı gemide, Julius.]

 

Julius: [Bu da n…?] 

 

Julius bir kez daha gözlerini Emilia’ya dikti ve muhtemelen temel hatlarının tanıdığı bir varlıkla uyuşmasından ötürü o gözler hafiften irileşti.

 

Julius: [Gümüş saçlı, ametist gözlü bir elf… Yo, bu kadar özgün birinin ansızın kulede belirdiğine inanmakta zorlanıyorum. Öyleyse, acaba onun…]

 

Kuledeki durumun ışığında ve görünüşünün özgünlüğünün yanı sıra varlığının kendi bünyesinde hiçbir şekilde yer almayışı nedeniyle Julius, bir şeylerin pek de doğru olmadığı hissine kapıldı.

 

Julius kendi kendine bir yanıta ulaşırken onun gözlerindeki ürperişi gören Emilia ise ciddiyetle başını sallayarak onay verdi.

 

Emilia: [Julius, şu anda tamı tamına nasıl hissettiğini biliyorum.]

 

Julius: [Öyleyse sen gerçekten de…]

 

İkisinin de “İsimlerini” Oburluğa çaldırması gereği Julius, neler döndüğünü anında anlamıştı. Bunu yaptığı andaysa Emilia’nın müttefikleri olduğuna dair inancı arttı.

 

Ve Echidna ile Emilia’nın önüne geçip onları koruyarak kılıcını bir kez daha Reid’e doğrulttu.

 

Julius: [Az önceki yardımlarınız için teşekkür ediyorum. Ama kulede olup bitenler düşünülünce buraya koşturma sebebinizi tam olarak anlayabilmiş değilim. “Taygeta” Kütüphanesinde neler oluyor ve Rem Hanım ile dışarıdakiler için durum nedir?]

 

Echidna: [Tüm bu meseleleri tek seferde halletmeye yönelik bir teşebbüs söz konusu. Fikir Natsuki-kun’dan çıktı, kuledeki herkes de ona bu konuda yardım ediyor.]

 

Julius: [Subaru’nun fikri mi? Ama o…]

 

Echidna’nın açıklamasının ortasında Subaru’nun ismini geçirişi sonrası kafası karışan Julius’un kaşları çatıldı.

 

Bildiği kadarıyla Subaru “Taygeta” Kütüphanesinde Reid’in “Ölü Kitabını” okumuş ve geri dönüşü nedeniyle bilinci karman çorman olmuş olmalıydı. Beatrice Subaru’nun dönüşünün zorlu olduğunu söylemiş ve Julius da bu yüzden kuledeki kargaşanın üstesinden gelebilmeleri için kendi yoluyla bir mücadele vermek adına Reid’le savaşmaya devam etmişti.

 

Dolayısıyla Echidna onun uyandığını ve bu fikri geliştirdiğini söylese bile anlık gelişenlerle onayladığı şeyler arasında gerçek bir bağlantı olmamasının çok doğal olduğu söylenebilirdi. Yine de…

 

Reid: [Hepinizin birbiriyle sıkı fıkı olmasına diycek lafım yok ama beni görmezden gelerek gevezelik edeyim demeyin!]

 

Bu sözlerin ardından zemin güçlü bir şekilde patlayarak Julius’un Reid’in araya giren yemek çubuğundan bir darbe yemesiyle sonuçlandı. Bir yemek çubuğunu yitirmiş olsa da elinde bir çubuk daha vardı. Ve çubuk kullanmak gibi bir zorunluluğu da yoktu. Elleri boş çarpışsa bile gücü azalacak gibi değildi.

 

Julius: [Kh!]

 

Reid’in keskin saldırılarıyla hırpalanan Julius, kendini toparlayarak çaresizce defansını sürdürmeye odaklandı. Bunu gören Reid ise bir eliyle kelimenin tam anlamıyla bir ejderhayı bile indirebilecek bir darbe indirdi. Aynı zamanda boştaki elini de bir açıklık arayan Emilia’ya doğru iterek parmaklarını uzattı.

 

Reid: [Ne halt yemeye çalıştııına dair hiçbi fikrim yok ama gönlünce hareket etmene izin vericeemi sanmıyorum, seni puşt. Bu çaylakla işim bittikten sonra senin rakibin olucam… Ha?]

 

Ancak Reid, cümlesinin ortasına geldiğinde bir anda şüphe içerisinde kafasını kaldırdı. Ve boştaki elinin parmaklarını bantlı sol gözüne götürüp [HeyHeyHeyHey] şeklinde zehirli bir tirat saçtı.

 

Reid: [Bu da nesi, seni puşt. Her nedense elim seni durdurmuyo. Bi anda sana kör kütük aşık falan olmadıysam… “Sınavı” geçmiş olman gerekiyo, yok artık!] 

 

Emilia: [Aynen, geçtim! Yemek çubuklarınla göğsüme dokunduğun için kaybettin!]

 

Reid: [Kah! İşte bu gerçekten arkasında durabilceğim bi kaybetme şekli! Hatırlayamamam ne fena oldu, seni ateşli çıtır!] 

 

Diyen Reid dilini şaklattı. Sözleri, Emilia’yı durdurmasına müsaade etmeyen bir nevi prangası olduğuna işaret ediyordu. Başka bir deyişle bu, Emilia’yla görevi arasındaki engelin ortadan kalktığı anlamına geliyordu.

 

Emilia: [Julius, ben…]

 

Julius: [Gidebilirsin güzel leydim; yani sen, tıpkı benim gibi ismi bilinmeyen kadın.]

 

Diyerek yalnızca kafasını çeviren Julius, bir şeyler söylemek üzere olan Emilia’yı durdurdu. Onun Şövalye Kılıcının yeniden hazır hale geldiğini gören Emilia’ysa bu sözler karşısında sessiz kaldı.

 

Ve onun yüzündeki şaşkınlığı gören Julius, ona cesurca gülümseyerek,

 

Julius: [Senin yerine getirmen gereken bir görev var. Benim yardım edemeyeceğim bir şey olduğunu biliyorum ama sakıncası yok. ――Her şeyin yolunda gitmesi için dua ediyorum.]

 

Emilia: […Hı hı, ben de senin için!]

 

Julius tarafından cesaretlendirilen Emilia, ona başıyla onay vererek koşmaya başladı. Reid ise onu durdurmak adına herhangi bir teşebbüste bulunmadı. Tek gözlü kırmızı aslan, onun kendisini geçip uzaklaşmasına izin verdi.

 

Ve Emilia tam da ikinci katın iç bölgesinden yukarıya uzanan merdivenleri çıkacakken adımını durdurup arkasına dönerek,

 

Emilia: [Emilia.]

 

Julius: […]

 

Emilia: [Benim adım Emilia, yalnızca Emilia. ――Ve seninle kesinlikle tekrar görüşeceğiz!]

 

#Bu kule yolculuğunda olaylar bu tayfayı bayağı yakınlaştırdı ya. Bizim çekirdek kadro zaten birbirine çok bağlıyken yeni dostluklar da bayağı pekişti. Neticede kraliyet adaylığı için yarışacak olmaları ileride işleri değiştirebilir mi orası merak konusu. Her neyse. Bakalım şimdi Emilia’yla yola devam mı edeceğiz, yoksa Julius-Reid karşılaşmasını mı okuyacağız, hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32594 Üye Sayısı
  • 332 Seri Sayısı
  • 43292 Bölüm Sayısı


creator
manga tr