Cilt 6 Bölüm 85 [ Kaybetmekte İyi ] (1/3)

avatar
659 23

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 85 [ Kaybetmekte İyi ] (1/3)


Çevirmen : Clumsy



ーー『En İyi Şövalye』, kendini bu şekilde adlandırmak cesaret isterdi.

 

Başkaları tarafından bu şekilde anılmaktan, övülmekten gerçekten gurur duyuyordu.

 

Ama bugüne dek bir kez olsun kendisini “en üstün”, “en iyi” olarak adlandırdığı olmamıştı.

 

Günlerini bitmek bilmez çabalarla ve öğrenmeye yönelik azimli bir bağlılıkla geçirmenin gururunu taşıyordu.

 

Bununla birlikte yetersiz ve deneyimsiz kaderi içerisinde etrafını saran mükemmel öncülerin, saygı uyandıran yoldaşların ve takdire şayan astların sonu yoktu.

 

Üzücü olsa da bunu bir lütuf olarak görüyordu.

 

Birileri tarafından kabul görmek, yorucu çaba ve gayretlerin ödülü olmalıydı.

 

Hele hele herkes tarafından kabul görmek için o yorucu çaba ve gayretler olağanüstü görülecek kadar yoğun bir özveriyle gerçekleştirilmeliydi ki insanlar yalnızca onlara bile hayranlık besleyebilsin.

 

ーーPeki Julius’un benliği gerçekten buna layık olacak kadar gayret vermiş miydi?

 

Evet, günlerini bitmek bilmez çabalarla ve öğrenmeye yönelik azimli bir bağlılıkla geçirmenin gururunu taşıdığı kesindi.

 

Ama sınırların ötesine geçmiş miydi? Her gün tüm gücünü tüketinceye dek kendisini parlatıp arındırmış mıydı? Başkalarının yoğun çabalarından ilham alarak kendi idealleri üzerinde daha çok çabalamaya yemin etmiş miydi?

 

Kendisinin sorduğu bu soruya kendisi yanıt verecekti.

 

Evet Julius Juukulius, gerçekten de bunu başarmıştı.

 

Sınırları aşmış, tüm gücünü tüketene dek kendisini parlatıp arındırmış, başkalarının yoğun çabalarından ilham alarak kendi idealleri üzerinde daha çok çabalamaya yemin etmişti.

 

ーーBu nedenle『Kılıcın』zirvesi olarak karşısında duran varlığın önünde özgüvenle başını dik tutabiliyordu.

 

Julius: “ーーBen『En İyi Şövalye』, Julius Juukulius. Kraliyetin seni kesecek olan kılıcı.”

 

Reid: “ーーーー”

 

Pelerininin ucunu tutan Julius eğilmişti ve karşısındaki『Kılıç Azizi』sessizce dikiliyordu.

 

Ardından göz bandıyla örtülü olmayan gözünü de kapatmış ve Julius’a bakmak yerine iri, hantal kollarını sararak sessizce bir şeyler düşünmeye başlamıştı.

 

Ancak bu düşünme seansı üzün sürmedi. Şimdiye kadarki kısa yoldaşlıkları hesaba katılınca düşünme eylemine hiç yatkın olmayan bir mizaca sahip olduğu açıktı.

 

Bu nedenleーー

 

Reid: “Ah, ah, a~a~a~a~h, aaaaaaaaaaaaahーー lanet olasıca!!”

 

Kafasını sertçe kaşıyan 『Kılıç Azizi』Reid, ayağını tek bir kez kuvvetle yere geçirdi.

 

O tek darbe üzerine ikinci katın zemini çatlıyormuşçasına sarsıldı. Ancak ikilinin karşılaşmasını izlemekte olan Echidna geri çekilse de Julius hiç sarsılmadan, dimdik durmayı sürdürdü.

 

Buna tanık olan Reid, “Tch” sesiyle dilini şaklattı.

 

Reid: “Görünüş, görünüş, görünüş……… hı hı, görünüş aye. Cidden takipçim gibi saçma sapan konuşuyosun. Ne dayanılmaz bi piçsin, sana diyorum.”

 

Julius: “Maalesef ki onu tanımıyorum ama yine de takipçin olduğunu söylediğin adama acımak durumundayım.”

 

Reid: “Ha? Takipçimin erkek olduunu kim söyledi ki? Her şeyden önce piçleri peşimde dolaştırmak hiç eğlenceli olmazdı. Benim bahsettiim takipçi bi kadın. Güzel bi yüzü var ama kahretsin ki mantığı çok sinir bozucu.”

 

Julius: “Bir kadın…… öyleyse ben ve bahsettiğin o kadın arasındaki benzerlik ne?”

 

Reid: “Ah? Bana defalarca söyletip durmasana.”

 

Burnunda kırışıklıklar beliren Reid, köpekbalığını andıran vahşi bir gülümseme sergiledi.

 

Ve bağladığı kollarını ayırıp elleriyle yanaklarına vurarak,

 

Reid: “Kokuşmuş bi mantık ve güzel bi surat.”

 

Julius: “ーーーー”

 

Reid: “Hayırdır, demek sinir bile olmiycaksın. Bu hiç hoş diil…… neyse, sıkıntı yok.”

 

Julius’tan bir tepki alamayan Reid, büyük bir kuvvetle boyun kemiklerini çatırdattı. Sonra da mavi gözüyle Julius’uーー yo, yalnızca Julius’u değil, etrafını da gözlemledi.

 

Julius’un etrafı titreşen, yanıp sönen ışıklarla çevriliydi ve parlaklıkları öncekine nazaran güçlenmişti.

 

Her şeyden önce bu, Julius’un kızlarını Reid’in karşısına çıkardığı ilk sefer olacaktı.

 

Julius: “Tomurcuklarım…… yo, benim tatlı kızlarım, bir ihtimal onlara bir itirazın olabilir mi?”

 

Reid: “Hah, itirazım falan yok. Irklarından bağımsız olarak hoş kızlar. Ama maalesef yatamadııım kadınlarla ilgilenmiyorum. ーーHey, kabuğunu kırmış olsaydın daha da güçlenirdin, biliyo musun?”

 

Julius: “Öyle diyorsan böyle bir yol kesinlikle var olabilir demektir.”

 

Reid’in kişiliği düşünülünce astlarına tavsiye vermek gibi bir kararsızlık sergilemesi düşünülemezdi.

 

Onun bunu yapması kendi huysuzluğundan ve kılıcına sarılmaktan başka bir şey yapmayan Julius'un çaresiz formunu savurgan bulmasından kaynaklanıyor olmalıydı.

 

İlla da kılıca tutunmaya devam edeceksen hiç değilse nasıl göründüğüne aldırış etme. ーーJulius’ta aradığı tutum ve kararlılık buydu ve bu da izlenebilir bir yoldu.

 

Ancakーー

 

Julius: “Ben, bu yolda yürümeye kararlıyım. Ya da dediğin gibi, belki de gerçek benliğimi açığa vurmak beni daha güçlü kılabilir.”

 

Julius, bunun adamakıllı bilincinde olmadığı takdirde gidişatın doğal olarak böyle olacağının farkındaydı.

 

Ansızın, kısıtlı bir etkileşim sırasında kabuğunun tek bir parçası bile ölümle yaşam arasında ayrılacak olursa Julius’un gerçek yüzü ortaya çıkardı.

 

Fakat bu, yaşananların adamakıllı bilincinde olmadığı takdirde gerçekleşecek bir senaryoydu. ーーVe Julius artık tereddüt etmeyecekti.

 

Julius: “Bu vesileyle beyan ediyorum ki bundan böyle kendimi bir şövalye olarak düşüneceğim. Ayrıca beni yönlendirmeye çalıştığın yol yerine tüm cephelerde üstün olan kendim olacağım.”

 

Reid: “Ha, hangi boktan akıl yürütme şekli sana bunu yapıcaanı söyletiyo, sana diyorum?”

 

Julius: “Cevap bariz. ーーGüvendiğim şövalye, ideallerin kişiselleştirilmiş hali. O herkesten asil, adil ve güçlü. Öyleyse kendisini bir şövalye olarak adlandıran benim de öyle olmamın gerekmesi kaçınılmaz.”

 

Reid: “ーーHah.”

 

Kendi kelimeleriyle bile gülünç bir akıl yürütme, mantıksız bir argüman ve iddia dizisi, alay konusu olacak keyfi bir küstahlıktı.

 

Lakin bunu duyan Reid bile öfkesini açıkça ifade etmesine rağmen keskin dişlerini sergileyerek, hiçbir tiksinti veya küçümseme sergilemeyerek gülümsedi.

 

Veーー

 

Reid: “Seni ağlatıcam.”

 

Diyen Reid, elinde tuttuğu yemek çubuğunu bir kenara atıp şaşkınlıkla kendisine bakan Julius’un önünde büyük bir sıçrayış yaparak geri çekildi. Sonra da elini yavaşça yan tarafına uzattı.

 

Koca avcuyla kavradığı şey, beyaz zemine yerleştirilmiş koşullu bir kılıçtı.

 

Reid Astrea’nın en başta Gözcü Kulesinin sınav görevlisi olarak varlığını ödünç vermesi gerekiyordu.

 

Ama kaderin bir cilvesiyle ve yoğun bir öz bilinçle kulenin bu düzeninden sapmış ve nihayet kendisini baskın yapan『Oburluk』Günahı Başpiskoposunun fiziksel bedeninin üzerine yazarak sahte bir diriliş bile gerçekleştirmişti.

 

Ve kulenin『Sınavına』uyma gerekliliğinin kalmadığı bu durumda nihayet orijinal rolüne uyum sağlayarak kendisine koşullanan kılıcı çekmişti.

 

Yaniーー

 

Julius: “ーーGöksel Kılıca uzanan Aptalın eliyle, onun affını kazanın.”

 

Reid: “Bu benim repliğim, bilirsin ya…… şey, gerçi tamamen unutmuştum.”

 

Julius: “Ben de öyle düşündüğüm için senin yerine dile getirdim. ーーSana meydan okuyorum.”

 

Reid: “Sen benim affımı bok kazanırsın, mankafa. Seni öyle çirkin ağlatıcam ki.”

 

Şövalye kılıcını önüne alan Julius’un karşısındaki Reid, çektiği kılıcı kabaca önüne uzattı.

 

Herhangi bir aralık yoktu. Rahat bir duruş sergileyen, en uç noktalara erişmiş olan nihai kılıç ustasıーー

 

ーーKılıç kuşananların zirvesindeki『Kılıç Azizi』Reid Astrea.

 

Julius: “Ve artıkーー”

 

Reid: “Canın nası isterse.”

 

Julius: “ーーEn Garde!!”

 

Kendisini şekillendiren şövalyeliğe güvenen Julius Juukulius, gücünün her zerresiyle『Kılıç Aziziyle』çarpışmaya başlıyordu.

 

△▼△▼△▼△

 

Hem bedeni hem de kalbi hafiflemişti.

 

Mecazi anlamda değildi, bu şövalye kılıcını savuran Julius’u etkisi altına alan güçlendirmenin kudretiydi.

 

Savaşta zihinsel istikrarın muazzam bir rol oynadığını söylemeye lüzum yoktu.

 

Düşününce Julius’un Pleiades Gözcü Kulesine vardı varalıーー yo, benliğinin『İsmi』Su Kapısı Şehrinde çalındı çalınalı güvensiz bir ruh hali içerisinde olduğunu söylemek hata olmazdı.

 

Tabii ki kendisini azarlamış, benliğini olabildiğince dizginlemiş, bunun yüzüne yansımasına engel olmuştu.

 

Evet, herkesin öveceği, sarsılmaz bir öz kontrole sahip olduğu söylenebilirdi amaーー aslında bu hiç de övülecek bir şey değildi.

 

Üstelik benliğinin bu güçsüzlüğünün yüzüne yansımasına mani olmasının, yoldaşlarını ve hatta kendisini kandırmasının sonucu art arda gelen nahoş yenilgiler, bu kuleye gelmelerinden bu yana verilen ardışık kayıplar olmuştu.

 

Julius daha en başında başkalarına güvenmek zorundaydı.

 

Benliğinin unutulmasının etkisiyle soğukkanlılığını yitirir ve başka insanların dünyasından koparılan benliğine acırken en çok inanması gereken şeyi fark etmeyi başaramamıştı.

 

Julius’un değer verdiği, güvendiği, sadakat yemini ettiği, sırtını yasladığı insanlar, farkında olmaksızın dünyalarından koparılan Julius Juukulius’u öylece hiçe sayabilir miydi?

 

ーーKesinlikle yapmazlardı, bunu iddia edebilirdi.

 

Bu nedenle, Julius'un yapması gereken tek bir şey vardı.

 

İçtenlikle yaklaşmalı, sevgisini kendi istemiyle göstermeliydi. ーーTıpkı tomurcuklarıyla olduğu gibi.

 

Julius: “Kopan bağlarımı onarmalıydım. Hiç kimse olan kişi herkes olabilir………. herkesten önce ben, bunun canlı tanığı değil miyim!”

 

Hiç kimse olan halktan bir çocuk, bu dünyanın en çekici, en havalı şövalyesi bile olabilmişti.

 

Hiç kimse olan Julius’un bir kez daha birileri olması gerekiyordu.

 

Veーー

 

Julius: “Bana kaç fırsat verilirse verilsin yine o günkü alevlere bürünmüş görünümlü o genç adamın büyüsüne kapılır, şövalyeliği temsil eden o kişinin sırtındaki idealleri algılar ve sonunda sana, 『Kılıcın』zirvesine meydan okurdumーー!”

 

Reid: “Ne boklar geveliyosun seni lanet olasıca arsız, sana diyorum!!”

 

Kararlılığını kılıcının ucuna adamış olan Julius’un kafa kesici darbesini aynı kılıç darbeleriyle eşleştiren Reid, bu şekilde böğürdü.

 

Vücudu bütünüyle bu kılıç hamlelerine ve kılıcın kudretine konu olan Julius ise şaşkınlığa kapılarak sarı sarı ışıldayan gözlerini kıstı.

 

Tekrarlarla birlikte bu, Reid’le bu şekilde çarpıştığı dördüncü seferdi.

 

İlk mücadele ve hemen ardından gelen mağlubiyet. Derken kısıtlı Gözcü Kulesinin tamamen sınırlandırılması ve tomurcuklarıyla yeniden, başarıyla kontrat oluşturmasıyla dördüncü sefer gelmişti.

 

Yemek çubuklarına silah demenin biraz aşırıya kaçtığı şüphesiz olsa daーーbu, şu ana kadarkiler arasında Reid’in yemek çubuklarından başka bir silah kullandığı ilk seferdi.

 

İşte bu seferde, 『Kılıcın』zirvesi olan『Kılıç Azizinin』kılıcını kuşanmış olduğu bu anda Julius’un aklından bir düşünce geçiyordu.

 

Julius: “Kılıç gücün yemek çubuğu kullandığın zamana kıyasla bir değişim göstermedi……!”

 

Reid: “Sa~na söyledi~ğim gibi işte, lanet olasıca. Benim güçlü olma sebebim kılıç sallamam diil. Güçlü olmamın tek sebebi güçlü olmam.”

 

Tepeden öylece sallanan kılıç darbelerine karşı kendisini savunuyor, dizlerini kırdığında da dosdoğru aşağıdan hedef alınıyordu. İlk kez tanık olduğu bu saldırının üstesinden zar zor gelen Julius, darbenin etkisiyle geriye uçtu.

 

Reid ise koşarak değil, yalnızca birkaç uzun adım atarak peşine düştü.

 

Bu tuhaf yürüyüşü insanda şüphe uyandırsa da özel bir yanı yoktu.

 

Yalnızca geri çekilen rakibini yakalama düşüncesiyle adım atarak var olan okulların hepsinden farklı, yeni bir yürüyüş biçimini rahatlıkla icat edip geliştirmek Reid’e mahsus bir kabiliyetti.

 

Reid’in de bizzat dile getirdiği üzere bu yalnızca onun normunun『Varoluşu』aşmasıyla ilgili bir meseleydi.

 

Reid: “Artık ağlamak istiyo musun?”

 

Julius: “ーー Hayır, bir efsaneye meydan okuma hissi göğsümü canlandırıyor!”

 

Julius blöf yapmamış, harekete geçerken dürüstlükle karşılık vermişti.

 

Evet, bu doğruydu. Gözlerinin önündeki kişi Reid Astrea’ydı.

 

Ona dair efsanelerle kalbi kaç defa çarpmış, gözleri kaç defa ışıldamış, ona kaç defa hayran olmuş ve onun gibi olmayı kaç defa arzulamıştı!

 

Kişiliği karşısında hayrete düşmüş olsa da o kişiyle bizzat tanışmış, gücü tam da hayal ettiği ve arzuladığı düzeyde çıkmıştı.

 

Yani içerisinde bulunduğu bu durumda benliği nasıl da savurganlık ediyordu!

 

Onunla konuşma, kılıçlarını çarpıştırma, inançlarını ve görüşlerini paylaşma fırsatı varkenーー

 

Julius: “Hah.”

 

『Hakiki Olanla』kılıç çarpıştıran Julius, beklenmedik bir düşüncenin varışıyla tuttuğu nefesi bıraktı.

 

Bununla birlikte, fazlasıyla yersiz olan bir beklenti, kalbinin gerçek bir keyif ve keskinlikle çarpmasına sebep oldu.

 

Reid: “Ne bok yemeye gülüyosun?”

 

Julius: “Yok bir şey, yalnızca aklıma bir fikir geldi. ーーBuradaki amacımı tamamlayıp lordumun hizmetine döndükten sonra dostuma, Reindhard’a meydan okuyacağım.”

 

Julius, Reid’in sorusu üzerine fikrini beyan etti.

 

Bugüne dek bir kez olsun Reinhard’la kılıç becerilerini yarıştırmamıştı. Hatta Kraliyet Seçiminde farklı gruplarda olacakları belirlenmiş olsa bile herhangi bir konuda rekabet edecekleri düşüncesi asla aklına gelmemişti.

 

ーーOnunla eşit bir konuma ulaşmaya teşebbüs etmemenin pişmanlığı.

 

Bu, Julius’un Anastasia’ya hizmet etme ve Kraliyet Seçimlerine girme sebeplerinden biriydi.

 

Tabii bu duygulara sahip olmasa bile Anastasia’nın muazzam yeteneği karşısında büyülenir, onunla aynı rüyaları görmeyi ve aynı yerde durmayı dilerdi.

 

Bu nedenle, daha en başta asla sıkıcı bahanelere veya dolambaçlı duruşlara ihtiyaç duymamalıydı.

 

En başta iki ahşap kılıç alıp Reinhard’ın karşısına geçmeliydi.

 

Zamanında Reinhard ve Vollachia İmparatorluğunun en güçlü kılıç ustası kılıç çarpıştırmıştı.

 

O gün geçit törenindeki herkes kılıcın havasına çılgınca bir coşku beslerken Julius da göğsünde bir sıcaklık duymuştu.

 

İşte bu yüzden yanıtーー

 

Reid: “Hah, hiç duymadıım bi isim. Kimin nesi ki o önemsiz?”

 

Julius: “O senin soyundan geliyor. Ve günümüzün『Kılıç Azizi』olmasının yanı sıra benim de arkadaşım.”

 

Reid: “Kah! Çocuğumun çocuğu dediiin o noktada lanet olasıca bi yabancı işte. Onu yol kenarında görsem bile tanımam.”

 

Kılıç hareketleri ve tekmelerini birbirine dolaştıran Reid, burnundan homurdanarak sorumsuzluğunu sergiledi.

 

Bu tezde belli belirsiz bir yalanlama sezen Julius kılıçlarını çarpıştırırken ağzını açmaya çalışırkenseーー

 

Reid: “Yabancılardan bahsetmekten usanmaya başlıyorum. Hey, benimle lanet olasıca bi sohbet gerçekleştirmeye mi çalışıyosun sen?”

 

Julius: “ーー İnkar etmek istemesem de edeceğim.”

 

Reid: “ーーーー”

 

Julius: “Vaktimiz olsaydı seninle hiç değilse iki üç gün konuşmak isterdim. Fakat maalesef ki şu anda bu niyetimi gerçekleştirebileceğim vakte sahip değilim. Bana acele etmem söyleniyor, teşvik ediliyorum. Bu nedenleーー”

 

Aralarında bir mesafe açılırken Reid, Julius’u izleyerek yanaklarını kaldırdı. Ve Reid’in mavi gözlerine yansıyan Julius’un formu ışıltısını arttırdı.

 

Etrafında dönen altı renkli ışığın birbirine dolanışıyla usulca bir Aurora, bir gökkuşağı şekillenmeye başladı.

 

Veーー

 

Julius: “ーーAl Clauseria!!”

 

Oluşan gökkuşağının ışıltısı, fethedici beyaz bir dünyayı Reid’e doğru savurdu.

 

#Öncelikle bölümün adı ‘good loser’, yani kaybetmeyi kabullenebilen, kaybedince kızıp mızıkçılık etmeyen kişi gibi bir anlama geliyor. Kısaca çeviremediğim için bölüm ismini böyle kullansam da açıklamak istedim.
Julius-Reid mücadelesi tam gaz başladı. Bizim karakterlerin kendine güvenip dik durduğu bölümleri seviyorum, onlar savaşa başlarken ben de gaza geliyorum. Ama her şeye rağmen Reid karşısında galip gelebilmesine ihtimal vermiyorum. Yine de okuyup göreceğiz diyerek sıradaki bölüme geçiyorum, orada görüşmek üzere!







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 34427 Üye Sayısı
  • 355 Seri Sayısı
  • 43755 Bölüm Sayısı


creator
manga tr