Cilt 6 Bölüm 90 [ Kahraman ] (2/6)

avatar
319 24

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 90 [ Kahraman ] (2/6)


Çevirmen : Clumsy



Subaru ve diğerlerini kumdan kuleye getirip beşinci katta kalan ejder vagonu, Pleaides Gözcü Kulesinin ana girişinden geçiyordu. Yanında da gruba el sallayan biri vardı.

 

Anastasia: “Görüşmeyeli epey olmuştu, Emilia, Natsuki.”

 

Emilia: “…Yoksa Leydi Anastasia’yla mı karşı karşıyayız?”

 

Gözleri irileşen Subaru, gülümseyerek yavaş yavaş el sallayan figüre dikkatle gözlerini dikti.

 

Hareketlerinin, tavrının ve hatta ifadelerinin bile tamamıyla doğal olduğunu teyit etti. Yapay ruh, Echidna, bir insanın doğasını kopyalayıp tıpkı orijinali gibi hareket edebilir hale mi gelmişti? —Yo, o bir kopya değildi.

 

Bu, onun ORİJİNAL karakteriydi. Şu haliyle ona gerçekten bir kopya diyemezdi. Bu da demek oluyordu ki—

 

Subaru: “Anastasia! Uyandın mı?”

 

Anastasia: “Hı hı. Sanırım gerçekten uzun bir uykuya yatıp sizleri endişelendirmişim. Echidna bana son birkaç ayda olup bitenleri de anlattı.”

 

Emilia: “Echidna da iyi mi?”

 

Anastasia: “Nasıl ifade etsem? Şu anda kendisini suçlamak dışında ‘İzin ver de öleyim’ gibi bir düşüncesi yok.”

 

Anastasia Emilia’nın sorusunu yanıtlarken boynunun etrafındaki atkı kımıldadı ve beyaz tilki, mahcupmuşçasına kafasını eğdi.

 

Anastasia: “Kendini bu şekilde suçlama. Sana daha önce de söyledim ya. Bu bizim tercihimizdi, yani canını sıkmana hiç gerek yok, Echidna. Sen de öyle düşünmüyor musun, Julius?”

 

Julius: “Ben mi?… Evet. Dürüst olmam gerekirse verdiğiniz karar beni gerçekten endişelendirdi, o yüzden korkarım ki bu soruya bir cevap veremeyeceğim, Leydi Anastasia.”

 

Anastasia: “Birazcık utanıyorum ama yine de sormak istiyorum: bununla ne kastediyorsun?”

 

Julius: “Kendi içinize kapanma sebebinizi duymak… bir şövalye olarak isteyebileceğim tek şeydi.”

 

Dudaklarının bağı çözülen Julius, zarafetle bu yanıtı verdi. Onun yanıtını işiten Anastasia’ysa eliyle ağzını örtüp, “Unut gitsin, seni bunu söylemeye zorlamayacağım” diyerek gülümsedi.

 

Son derece uyumlu bir konuşmaydı. Kalkıp da bu ikili arasında bir efendi hizmetkar ilişkisi var diyecek olursanız hiç kimse çıkıp da aksini iddia etmezdi.

 

Emilia: “Anastasia Julius’u gerçekten unuttu mu? Epey iyi anlaşıyor gibi görünüyorlar çünkü…”

 

Anastasia: “Evet, eskiden aramızda olan ilişkiyi sahiden de unuttum… Bu, benim gözümde, başlı başına tepemi attırmaya yeten ve katlanılamaz bir şey…! Ama…!”

 

Echidna: “Duygularını kontrol ediyordu, gerçekten, o yüzden de böyle davranıyor. Neyse ki son iki ayı Julius’la geçirdikten sonra onun hakkında birkaç şey söyleyebilir hale geldim. Görünüşe göre tam da bu amaç uğruna doğmuşum.”

 

Beatrice: “…Sen de…gerçekten tuhaf bir yöne doğru gidiyor gibi görünüyorsun, doğrusu.”

 

Beatrice, dudakları titreyen Anastasia’ya ve onun aracılığıyla boynuna sarılı haldeki Echidna’ya hafif bir nezaketle böyle söyledi. Onu duyan Echidna’ysa tilki burnuyla homurdanıp “aynen” diyerek başıyla onay verdi.

 

Hiçbir geçmişi olmayan ve Anastasia’nın yerine Gözcü Kulesine gelen yapay ruh Echidna’nın da kendine ait düşünceleri vardı ve olumlu bir sonuca varabilmiş gibi görünüyordu.

 

Anastasia’nın bedenini sağ salim geri alabilmesi de bunun bir parçasıymış hissi uyandırıyordu. Pek çok sorununun icabına bakması, kendisini kendi Od’unun içerisine kapatmasından doğan pişmanlığı ve daha çözüme kavuşmamış niceleriyle—

 

Subaru: “Onların meselelerine karışmamız duyarsızlık olur, ha.”

 

Anastasia ve Echidna arasındaki sorunlar kendi aralarında tartışılıp çözülmeliydi. Elbette ki yardımını isteyecek olurlarsa Subaru memnuniyetle çaba sarf eder ve sorunlarını çözmelerine yardımcı olurdu. Bu iki aylık yolculukta aralarında böyle bir bağ oluştuğunu söylemekte bir sakınca yoktu.

 

Emilia: “—Umn, Anastasia. Sağ salim geri döndüğüne ve süüüüüper konuşkan olmana çoooook sevindim ama…”

 

Anastasia: “Biliyorum. Julius’un mağlup ettiği Günah Başpiskoposuna ne olduğunu bilmek istiyorsunuz, değil mi? Şunu bunu yaptı ve sonra da onu ejder vagonuna tıktı.”

 

Emilia: “Julius şunu bunu mu yaptı…”

 

Anastasia omuz silkerek arkasındaki ejder vagonunu işaret etti. Subaru’ysa sessizce söylenenleri irdeleyen Emilia’nın yanı başındaki ejder vagonuna baktı. Oburluk Günahı Başpiskoposu Roy Alphard, o vagonun içerisindeydi.

 

“───”

 

Subaru, o ejder vagonuna girmeden önce vagona bağlı olan yer ejderinin—Gyan’ın boynunu okşadı. Agaress türüne ait kalın bacaklı yer ejderi, Shaula’yla yapılan son mücadelede hayati bir rol oynamış ve beklenmedik bir şekilde Subaru’yla diğerlerini galibiyete ulaştırmıştı.

 

Mümkün olan en iyi sonuca ulaşılmamıştı. Yine de bu, Subaru’nun Gyan’a duyduğu saygıyı baltalamıyordu. Meili’nin Gyan’ın cesareti sayesinde kurtulduğundan bahsetmeye gerek dahi yoktu.

 

Subaru: “Hayatta kalmamı tamamıyla sana borçluyum… Gelecekte de ne olursa olsun bana yardım etmeye devam et lütfen.”

 

Gyan: “───”

 

Kalın ensesi okşanan Gyan, bunun taşınması ağır bir yük olduğunu anlatmak istercesine burun deliklerini genişletti. Subaru’ysa acı acı gülümsedi, yüzüne ciddi bir ifade yerleştirdi ve ejder vagonuna yöneldi. Sonra da Emilia ve diğerlerine başıyla onay vererek içeriye göz gezdirdi.

 

Oburluk Günahı Başpiskoposu…içerideydi—

 

Subaru: “—Bu o.”

 

Atmosfer gerilim dolarken Subaru, ejder vagonunun içerisini inceledi ve orada gördükleri karşısında şaşkına döndü. Alphard sahiden de ejder vagonunun içerisindeydi. Fakat gözaltına alınma yöntemi Subaru'nun hayal ettiğinden biraz farklıydı.

 

Gözleri arkaya dönük olan ve akları görünen Roy Alphard, siyah, kristal bir materyalle kaplıydı ve etkin bir şekilde alıkonulmuş—yo, mühürlenmişti.

 

Julius: “O bir Günah Başpiskoposu…yani yalnızca hareket etmesine mani olmak yeterli olmazdı, değil mi? Bu yüzden onu yeteneğim elverdikçe, titizlikle sağlamlaştırdım.”

 

Subaru: “Bu sağlamlaştırılmış şeyin…arkasındaki prensip ne?”

 

Beatrice: “Prensip…bir Yin büyüsü uygulanması, sanırım. Onu bilincinden ayırmak için Shamak kullanarak bu şekilde sağlamlaştırmış… Oldukça merhametsiz bir yöntem, doğrusu.”

 

Subaru: “Yani bu siyah şey bir Shamak öbeği mi…?”

 

Beatrice’in açıklamasını işiten Subaru birazcık şaşırarak bir kez daha mühre baktı. Shamak, Beatrice ile bir kontrat başlatmadan önce Subaru'nun tartışmasız en güvenilir büyüsüydü ama etkileri ve Julius’un birini mühürlemek için kullanma şekli olsa olsa hayret uyandırıcı şeklinde tanımlanabilirdi.

 

Subaru’nun verdiği tepkiyi gören Julius, “Lütfen beni yanlış anlama.” dedi.

 

Julius: “Hayır… hayır o benim icat ettiğim bir teknik falan değil. Aynı teknik dünyanın en ünlü mühründe de kullanılmıştı. Gerçi arada büyük bir ölçek farkı var elbette.”

 

Subaru: “Dünyanın en ünlü mührü mü… Onu mu kastediyorsun?”

 

Emilia: “—Kıskançlık Cadısı…değil mi?”

 

Mühürlenmiş Alphard’a bakan Emilia, böyle söyledi. Julius ise söylediği şeyi onaylayarak başını uzun uzun salladı. Alphard’ın üzerinde kullanılan mühürle 400 yıl önce yakınlarda, gözcü kulesinin doğusunda Kıskançlık Cadısı üzerinde kullanılan mühür aynı tekniğe dayanıyordu.

 

Başka bir deyişle, denenmiş ve onaylanmış bir yöntemi kullanarak mührü yapan Julius’un sözlerinin fazlasıyla güvenilir olduğu iddia edilebilirdi. Ancak burada sorulması gereken soru bu değildi.

 

Subaru: “Esas soru…bu herifi neden hayatta tutmak istediğiniz?”

 

Emilia: “Subaru…”

 

Mühürlenmiş Alphard’a bakan Emilia, kaşları çatılarak Subaru’ya böyle söyledi. O bakışlarla kalbi acıyan Subaru’ysa kafasını çevirerek, “Ama hal böyle değil mi?” dedi.

 

Subaru: “Oburluklardan biri… Batenkaitos ölünce herkes Emilia’yı tekrar hatırladı. Yani bu herif de ölürse geri kalan Hatıralar…”

 

Julius: “Geri döneceklerine dair kesin bir kanıt yok. Hayatına son vermememin en büyük sebebi bu.”

 

Subaru: “───”

 

Julius: “Ram Hanımın Batenkaitos’u katlettiğine hiç şüphe yok. Fakat Leydi Emilia’nın İsmi yalnızca bu sebeple mi geri döndü? Belki de…ona isteyerek geri vermiştir…bu olasılığı eleyemeyiz. Acelece karar verirsek her şeyi kaybetme ihtimalimiz var.”

 

Julius sağlam argümanları ardı ardına sıralıyor, sabırsızlığı için Subaru’yu paylıyor gibiydi. Ve argümanları sahiden de öyle sağlamdı ki Subaru’nun karşı çıkması mümkün olmuyordu. Yine de—

 

Subaru: “Öyleyse…bu durumda, onun Ölü Kitabına ne dersiniz?”

 

Subaru, alternatif olarak yalnızca gözcü kulesinde bulunan bir yöntemi kullanmayı önerdi. Bir kişinin gerçek düşüncelerini ortaya çıkarmak söz konusu olduğunda bir Ölü Kitabından daha uygun bir şey olmayabilirdi. Durum ne olursa olsun, birinin bir başkasının hayatını deneyimlemesine izin veren bir mekanizmaydı.

 

Subaru: “Onu sorgulasanız bile ağzındaki baklayı çıkaracağının garantisi yok. Öyleyse bu herifin aklından geçenleri açığa çıkartmak için Ölü Kitabını kullanmamız daha iyi olacaktır.”

 

Emilia: “Subaru, bu… bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum. Bu tarz bir yaklaşım…”

 

Subaru: “Ama ben işe yarayacağına eminim. Eğer bu yolu izlersek…”

 

Anastasia: “Bir şey diyeceğim. Bir saniye araya girebilir miyim?”

 

Emilia, Ölü Kitabını kullanmayı öneren Subaru’yla aynı fikirde değildi. Ancak Subaru bu öneriyle de yetinmeyip argümanını ortaya koymak üzereyken Anastasia, elini kaldırarak araya girdi.

 

Ve mahcup görünen Subaru’ya bakıp ellerini göğsünün üzerinde birleştirerek—

 

Anastasia: “Echidna’dan içlerinde eksikliklerin olabileceğini işittim… yani o Ölü Kitabına, bu kadar güvenmek tehlikeli olmaz mı?”

 

Subaru: “Tehlikeli mi?… Neden öyle söyledin?”

 

Anastasia: “Öyle ya da böyle bu, senin canlı olarak tecrübe ettiğin bir şey, öyle değil mi, Natsuki? Duyduğum kadarıyla ben uykudayken kendini kaybetmişsin.”

 

Subaru: “───”

 

Bu kadar kısa bir süre içerisinde Echidna’yla ne kadar şey konuşmuş olabilirdi? Bu sorunun cevabını merak ediyordu. Anastasia, Subaru’nun yarasına dokunmuştu.

 

Fakat Ölü Kitabının taşıdığı tehlike, Subaru’nun hafıza kaybıyla kesin olarak örtüşmüyordu. Hatıralarını yitirmesi, Ölü Kitabı nedeniyle gerçekleşmemişti. Tabii bu, Ölü Kitaplarının taşıdığı riski tamamen ortadan kaldırmıyordu.

 

Açıkçası Meili’nin Ölü Kitabını okuduğunda zihninin ve duygularının bir kısmı neredeyse onun kişiliğine bürünmüştü.

 

Peki ya kendisini güçlü veya zihinsel olarak kuvvetli gören Subaru’nun yerinde etkilenmesi daha kolay biri olsaydı?

 

Bunun sonucunda eski Roy Alphard’ın ruhunu miras alan yeni bir Roy Alphard’ın doğmayacağını kim iddia edebilirdi ki?

 

Subaru: “Yani… bu herifin hayatta bırakılmasının doğru olduğunu mu söylemeye çalışıyorsun, Anastasia? Şu ana kadar yaptığı onca şeyden sonra?!”

 

Anastasia: “Doğru veya yanlıştan bahsediyorsan bir Günah Başpiskoposunu hayatta bırakmanın doğru olduğunu sanmıyorum. Bu herifi öldürüp Julius’un Hatıralarını geri alabilecek olsaydım iyi olurdu diye düşünüyorum. Ama bu konuda bir teorim var.”

 

Subaru: “Teori mi…?”

 

Anastasia: “Birini hayatta kalması gerekip gerekmediğine bakılmaksızın canından mahrum etmeye yalnızca son çare olarak başvurulmalı. —Bir başka insanı rahatlıkla öldürebilen birinin sonu iyi olmaz. Bu Hoshin’in Deyimlerinden değil, bana ait bir teori.”

 

Anastasia’nın sözlerini işiten Subaru’nun gözleri irileşti. Kılıçlar ve büyülerle dolu bu fantezi dünyası için öyle inatçı, öyle naif bir düşünce şekliydi ki! Ama aynı zamanda Subaru’nun ahlaki yönü, onun haklı olduğunu hissediyordu.

 

Subaru da ne kadar az insan ölürse o kadar iyi inancını taşıyordu. Dostları bir yana dursun, düşmanlarının bile daha azının ölmesini yeğlerdi. Bununla birlikte bu düşünce şekli yalnızca karşı tarafın merhamet edilmeyi hak ettiği durumlarla sınırlıydı.

 

Subaru: “Bu herif bir sürü kişinin başına bir sürü dert açtı ve bugüne dek herkese işkence etmeye devam etti… Buna rağmen böyle birini öldürmememiz gerektiğini mi düşünüyorsun?”

 

Anastasia: “Birini öldürmek için doğru vakit geldiğinde, öldürürüm. Bir karar vermem gerektiğinde ve durum kritik olduğunda ellerimi kirletirim. Ama dürtülere teslim olmak doğru değildir. —Bence sen böyle birisin, Natsuki.”

 

Subaru: “Böyle bir…şey…”

 

Anastasia: “Bu yüzden kaybedilmiş bir başka kişi için gözyaşı dökebilirsin… Kan veya gözyaşı akıtmayan kalpsiz bir Natsuki’dense olduğun bu kişiyle sonsuza dek birlikte olmayı tercih ederim.”

 

Diyen Anastasia, parmaklarını yanaklarında gezdirerek Subaru’nun gözyaşlarını işaret etti. Ve Subaru o anda Subaru bakışlarını eğdi, Shaula’yı kaybedişiyle kalbinde açılan yara hala sızlıyordu. Anastasia’nın söyledikleri ağırdı. Ama epey etkili olduklarına hiç şüphe yoktu.

 

Emilia: “…Subaru, ben de Anastasia’yla aynı fikirdeyim. Uyuyan Rem’i ve Julius’u hesaba katınca geeeeerçekten acele edip işleri çözüme kavuşturmak istiyorum, ama…”

 

Julius: “Hiç değilse benim için endişelenmenize lüzum yok. Bu noktaya gelmişken fevri kararlar vermektense doğru olanı yapmak çok daha önemli… Bu mesele kardeşimi de ilgilendiriyor, sonuçta.”

 

Pristella’da kalmış olan Joshua’nın hatıralarını geri almanın eşiğine gelmişlerdi ve Julius fazlasıyla temkinli davranıyordu—ama daha önce de bahsedildiği üzere doğru yanıt buydu.

 

Onların çektiği acıları ve kayıp hissini telafi etmek adına sonuç almaya hevesliydi. Subaru’nun şu anki hisleri bu doğrultuda olmalıydı.

 

Echidna: “Öyleyse özetleyelim. Ana ve Julius’un fikri Otoritesinin kurbanlarını kurtarmanın bir yolunu bulmak adına Roy Alphard’ı… Oburluk Günahı Başpiskoposunu başkente götürmek. Sonrasında da bağışlanmayacak. İdam cezasından kaçamayacak olmalı.”

 

Anastasia: “Yaşları nedeniyle affedilmelerinin de bir sınırı var. Neticede işler böyle sonuçlanabilir.”

 

Subaru’nun yumruğunu sıktığını gören Echidna ve Anastasia, hikayeyi bu şekilde bir düzene oturttu.

 

Emilia’nın Alphard’ın göreceği muameleye bir itirazı yoktu. Alphard mühürlü bir şekilde başkente götürülecekti, yani, bir bağlamda yakın zamanda oraya götürülmüş olan Sirius’la aynı pozisyonda olacaktı.

 

Anastasia: “Sen de bunda bir sorun olmayacağı düşüncesinde misin, Emilia?”

 

Emilia: “Evet. Ayrıca unutulmuş olan herkesi adamakıllı hatırlayabilmeyi geeeeerçekten çok istiyorum.”

 

Anastasia niyetini teyit etmek adına bu soruyu yöneltirken Emilia, kafasını kaldırarak asilce yanıtladı.

 

Aynı anda hem umutlu hem de hüzünlü hisseden Subaru Emilia’nın sözlerine karşı çıkamazken ejder vagonundaki Günah Başpiskoposundan kafasını çevirdiği gibi ansızın dizlerinin üzerine yığıldı.

 

Subaru: “Hah?…”

 

Beatrice: “Subaru! Ahh, Tanrım, fazla ileri gittiğini biliyordum, doğrusu! Onca zamandır böyle kötü bir ruh halindeyken bu hale gelmen çok doğal, sanırım!”

 

Subaru’nun kafası ağırlaşmış, gözü kararmıştı ve Beatrice, bir yandan öfkeyle bağırıyor, bir yandan da onu omuzlarından destekliyordu. Onun tatlı sesi kulaklarında çınlarken Subaru, düşündüğünden de fazla enerji tüketmiş olduğunun farkına vardı. Asıl Beatrice’in “bu hale gelmen çok doğal” demesi çok doğal değil miydi?

 

Hafıza kaybı yaşarken de sonrasında da defalarca ölmüş, hatıralarını geri kazanmak adına kendisiyle yüz yüze gelmiş, uyandığında kuleye musallat olan beş engelle mücadele etmiş, savaştaki dostlarının yüklerini üstlenmek için Otoritesini kullanmış ve en sonunda Shaula’yı kaybetmişti—

 

Hem bedeni hem de zihni sınırlarını aşacak derecede tükenmişti. Yalnızca birkaç gündür burada olsa da kendisini beş yıldan fazladır bu kuledeymiş gibi hissediyordu.

 

Subaru: “—Ah, ben…”

 

Emilia: “Subaru, rahat ol, her şey yoluna girecek. Şimdi uslu uslu gidip birazcık dinlenebilir misin? Tüm bunları sen uyandığın zaman konuşuruz. Benim de sana söylemek istediğim biiiiir sürü şey var.”

 

Bitkin düşen ve kılını dahi kımıldatamaz hale gelen Subaru, önündeki Emilia tarafından kucaklandı. Normal şartlarda bedeninin kaskatı kesilmesine yol açacak o yumuşacık dokunuşu ve tatlı kokusuysa o anda güçlü bir uyuşturucu etkisi göstererek Subaru’nun bilincinin hızla karanlığa sürüklenmesine yol açtı.

 

Şimdi bu karanlığın içerisinde ölecek olsa, daha eski bir ana, kulenin etrafında koşuşturup Shaula’yı kurtarmanın bir yolunu aradığı zamana dönebilir miydi? Bunu merak ediyordu. Ama imkansızdı. Bunun imkansız olduğunu kısmen anlıyor ama ummadan da edemiyordu.

 

Subaru’nun bilinci, karanlık tarafından ağır ağır yutuluyordu.

 

#Ram’ın Ley’i öldürmemesi pek mümkün değilken Julius Reid’le olan savaşının sonunda Roy’u öldürmemeyi seçti. Şövalyeliğin hakkını veren bir davranıştı. Ley’in ölümü tüm hatıraları ve isimleri geri getirmemişken Roy’u canlı tutmak iyi mi sonuçlanacak, kötü mü, onu göreceğiz. Subaru’yu onca uğraştan sonra baygın bir halde uğurlayarak sonlandırdığımız bölümeyse geri kalanların sohbetiyle devam edeceğiz, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32599 Üye Sayısı
  • 332 Seri Sayısı
  • 43293 Bölüm Sayısı


creator
manga tr