Cilt 7 Bölüm 10 [ Shudraq Halkı ] (2/3)

avatar
219 15

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 10 [ Shudraq Halkı ] (2/3)


Çevirmen : Clumsy



――Sen de kimsin?

 

Hikayelerde nispeten yaygın bir soru olsa da pratikte pek sık sorulmazdı.

 

Birinin kimliğinizden şüphe duyup sizi sorguladığı bir olay, gerçek hayatta pek normal sayılmazdı. İster sorgulayan taraf olsun ister sorgulanan, bu tarz şeylere ihtiyaç duyulan bir işiniz olmadığı takdirde tüm hayatınızı bu kelimeleri işitmeden geçirebilirdiniz.

 

Bu bağlamda bu, Subaru’nun da alışkın olmadığı bir soruydu.

 

Bununla birlikte, hayatında ilk defa bu soruyu işittiği anı net olarak anımsayabiliyordu.

 

Subaru kimdi ve amacı neydi?

 

İlk defa bu şekilde sorgulandığında o soruyu yönelten kişi, köşkteki kimliğinden şüphelenen Rem’den başkası değildi.

 

Subaru: [Sen değil, siz ikiniz mi…?]

 

O anıları silkinip atmaya çalışan Subaru, böyle söyledi.

 

Aynı kafese atılmış olsalar da maskeli adamla arasındaki bağlantı zayıftı. Hatta aynı kafeste olmaları yalnızca işlevsellik içindi ve Subaru’nun bu işle ilgisi sıfırdı.

 

Bu yüzden onlara aynı muameleyi göstermek son derece dikkatsizce bir düşünce şekli değil miydi?

 

Maskeli Adam: [Ufak şeylere takılma. Onlara birbirimizi tanıdığımızdan bahsetmiştim. Sorgulamanın tek sebebi bu.] 

 

Subaru: [Sen…gh! Birbirimizi tanıdığımızı söyleyerek… fazla ileri gitmiş olmadın mı?!]

 

Maskeli Adam: [Yalan söylemedim ki. Sen ve ben birbirimize bakınca karşımızdakinin kim olduğunu tanıyabiliyoruz. Bir insanın tanıdığı olman için başka ne lazım ki?]

 

Subaru: [N-ne kadar da mantıksız bir tavır…]

 

Fazlasıyla keyfi bir konuşma tarzıydı ama Subaru, bu tavrı hatırlıyordu.

 

Subaru ve diğerleriyle konuşurken aynı mantığı izleyen bir başka kişiyi daha tanıyordu.

 

Böyle külfetli insanlardan daha fazla olup olmadığını düşünmek başını döndürse de――

 

???: [Oi, sinsi sinsi ne konuşuyorsunuz orada! Soruma yanıt verin.]

 

Subaru: [Ah, ah, benim adım Natsuki Subaru. Görebildiğiniz üzere acınası, yıpranmış ve zavallı bir kayıp çocuğum. Ve arkamdaki kişiye gelince… umm?]

 

Maskeli Adam: [――Abel.]

 

Subaru: [Doğru ya, Abel! Yüzünü örtmek için bir maske takıyor ve kibirli, nahoş bir kişiliğe sahip ama yolunu kaybetmiş insanlara bıçak da veriyor. Bu öngörülemezlik unsurunun yarattığı boşluk yüzünden pek çok kızı kandıran bir çapkın. Tamamdır, şimdi de siz kendinizi tanıtın lütfen!]

 

???: [Oh, ohh…? Ben Mizelda, ama…]

 

Subaru’nun cevap almak için bastırdığı enerji karşısında afallayan lider kadın ― Mizelda, böylece ismini bahşetti.

 

Mizelda’dan başlayarak karşı tarafın tüm üyelerine uzun uzun bakmaya vakit ayıran Subaru’nun aklınaysa auralarını tarif etmek için son derece uygun bir kelime geldi: Amazonlar.

 

Çoğunlukla güçlü, idmanlı ve görünümlerine uygun şekilde boyalı bedenleri olan ve hatta bir kısmı yay taşıyan kadınlardan oluşan ufak bir kabileydi.

 

Ve Subaru kesinlikle Shudraq Halkını Amazonlar olarak aklına kazıyordu.

 

Subaru: [Dürüst olmak gerekirse Maskeli Adamın isminin Abel çıkmasına şaşırdım ama…]

 

Abel: [――――]

 

Subaru: [Bu meseleyi sonraya bırakalım! Beni dinleyin, Mizelda-san ve diğer Shudraqlar!]

 

Maskeli adama ― Abel’e yönelik kinayesini başka zamana bırakan Subaru, toplanan kadınlara karşı sesini yükseltti.

 

Görünüşlerine bakılırsa bu kadınlarla tartışmanın bir anlamı yoktu, çünkü Subaru’yu öldürmeye niyetliymiş gibi durmuyorlardı. Davranışlarından ve onu dinlemeye gönüllü olmalarından bu kadarı anlaşılabiliyordu.

 

Bu durumda onlarla içtenlik ve samimiyetle konuşursa anlayış gösterebilirlerdi.

 

Subaru: [Bunu zaten biliyor olabilirsiniz ama bu ormanın dışında bir İmparatorluk Askerleri kampı kuruldu. Benim için çok önemli bir kız da orada esir durumda ve hemen geri dönmezsem işler tehlikeli bir hal alabilir. O yüzden lütfen bırakın beni gideyim!]

 

Mizelda: [――――]

 

Subaru: [O askerler artık Shudraq Halkını hedefliyor. Konuşabildikleri takdirde sorun çıkmayacağını söylüyorlar ama en kötü senaryoda savaşmaya da hazırlıklılar. Eğer bu gerçekleşirse, ben…]

 

‘İşlerin sorunsuzca ilerlemesine yardımcı olacağım’ diyecekti ama çenesini kapattı.

 

Bu başarılabilirse İmparatorluk Askerleriyle Shudraq Halkı arasında savaş çıkmayabilirdi ama büyük ihtimalle Subaru’nun buna yardımının dokunması imkansızdı.

 

Todd ve grubu, Cadı Yaratığı tuzağına düşmelerinin ana suçlusunu Subaru olarak kabullenmişti. Artık güvenilir olmadığı için bu, çok fazla şey istemek olurdu.

 

Subaru, Rem ve Todd’a dair tüm olasılıkları tartmıştı.

 

Ve Rem’i kurtarmak için askerlere zarar vermeyi seçmişti. Bu seçiminin sorumluluğundan kaçamazdı.

 

Subaru: [Üzgünüm, müsaadenizle düzelteyim. Gerçek şu ki askerler tüm Shudraqları hedefliyor. Kamptaki kişi sayısı da epey fazla, yani savaşsanız bile…]

 

Mizelda: [――Kaybederiz mi diyorsun?]

 

Subaru: [Ah…]

 

Mevcut kaynak ve strateji farklılıkları nedeniyle dezavantajlı oldukları inkar edilemez bir gerçekti.

 

Bunu iletmeye çalışan Subaru’nun sözünü kesen Mizelda, kısık bir sesle açıkça böyle söyledi.

 

Onun tepkisini işiten Subaru’ysa kelime seçiminin yanlış olduğunu anladı.

 

Muhtemelen Shudraq Halkı bir avcı kabilesiydi.

 

Becerilerini bileyen ve kabiliyetlerini mütemadiyen geliştiren tiplerdi. Savaşı kaybedeceklerine ikna etmeye çalışmak, onları kolaylıkla harekete geçirebilirdi. Yani dile getirilmemesi gereken bir argümandı.

 

Mizelda: [Vollachia askerlerinin geldiğini biliyoruz. Ama o heriflerle aramızda eski bir söz var. Bir çatışma çıkmayacak olmalı.]

 

Subaru: [――hk, yo, bekle! O söz hakkında hiçbir fikrim yok ama yine de sizin hakkınızda çok ciddiler…]

 

Mizelda: [Yeter!]

 

Subaru: [――gh!]

 

Subaru yakınlaşmaya çalışırken ahşap parmaklığa çarparak darbenin etkisiyle yere yığıldı. Mizelda yumruğunu parmaklıklara geçirmiş olsa da öfkesini dışa vuran esas nokta gözleriydi.

 

Subaru bir kez daha yanlış kelimeleri seçmişti.

 

Tıpkı savaşmaktan duydukları gurur gibi eski sözler de onlar için önemliydi.

 

Subaru’ysa bilmeyerek ve kabalık ederek onları çiğnemişti. Yine.

 

Mizelda: [Vollachia askerleri birliklerini talim için ormanın dışına çıkardı. Bunu daha önce de defalarca yaptılar.]

 

Subaru: [Birlikleri talim için çıkarmak mı… Yani, askeri egzersiz gibi bir şey mi?]

 

Terim kulağa yabancı gelirken Mizelda, Subaru’nun sözleri karşısında kaşlarını çattı. Bununla birlikte Subaru, Vollachia tarafının kurduğu tuzağın büyük resmini yavaş yavaş görmeye başlıyordu.

 

Vollachia askerlerinin Buddheim Ormanı dışında askeri egzersiz bahanesiyle kamp kurması sıklıkla gerçekleşen bir şeydi. Shudraq Halkı da buna alışkındı. İşte bu egzersizlerin yarattığı dikkatsizliği fırsat bilen Vollachia askerleri, Buddheim Ormanını kuşatacak ve tüm Shudraq Halkını tek seferde ele geçirecekti.

 

Peki endişeleri buysa――

 

Subaru: [Bu insanları hedeflemek için neden bu kadar ileri gidiyorlar?]

 

Elbette ki Subaru’nun gözlerinin önündeki Mizelda’dan anlaşıldığı üzere Shudraq Halkının güçlü bir kabile olduğuna hiç şüphe yoktu.

 

Ama Subaru, Vollachia’nın sırf ormanı kuşatıp onları yakalamak için neden bir ordu gönderdiğini hiç anlamıyordu.

 

Şu anki duruma bakılırsa ormandan ayrılmaya razı olmayacak gibi görünüyorlardı. Burada yaşıyor, nefes alıyor ve çalışıp didiniyorlardı.

 

Bununla birlikte――

 

Mizelda: [Natsuki Subaru da Abel de gerçeği söylemiyor. Demek ki bize uygun değiller.]

 

Subaru: [――gh, ciddi misin sen?]

 

Mizelda: [――――]

 

Mizelda, konuşmanın sona erdiğini işaret edercesine kafasını sağa sola salladı.

 

Shudraq Halkından hiç kimse de onun bu serinkanlı reddine karşı bir argüman sunmadı. Görünüşe göre Mizelda, tüm yerleşimin olmasa da şu anki Shudraq grubunun lideriydi.

 

Böylece onun emirlerine itaat eden Shudraq Halkı, Subaru’nun ithamlarına arkasını dönerek onu Abel’le birlikte kendi haline bırakmaya karar verdi.

 

Ve ellerinde meşaleleriyle ayrılmaya hazırlandılar.

 

Subaru: [Bekleyin! Yalan değil! Yalan söylemiyorum! Herkes tehlikede! Sözünüz… Sözünüz bozulacak! Herkes tehlikede, Rem de öyle!]

 

Dağılıp gidişlerini izleyen Subaru, çaresizce onları uyarmaya çalıştı.   

 

Ancak çoktan liderlerinin kararını işitmiş olan Shudraq Halkının durmaya niyeti yoktu. Subaru’yu azıcık olsun tanıyan tek kişi, düzenli olarak ona bakan küçük kızdı. O bile bunu uzaklaşıp giderken yapıyordu.

 

Subaru kanlı balgamlar eşliğinde boğuk bir sesle bağırıyor ama hiç kimseye kendini dinletemiyordu.

 

Subaru: [Khoff… Lanet, olsun. Neden, daima böyle olmak zorunda…!]

 

Yere çöken Subaru, alnını parmaklıklara yaslayarak durumundan yakındı.

 

Öfkesini kafesten çıkarması bile mümkün değildi. Omzundaki yara yüzünden sağ elini kullanamazken sol elinin parmakları hala kırıktı. Subaru işe yaramaz biriydi, yara bere içerisindeydi ve konuşması bile ikna edici olamıyordu.

 

Hal böyleyken, Natsuki Subaru’nun ne değeri kalmıştı ki?

 

Subaru: […Vazgeçmekte ve kurnazlıkta bu kadar mı kötüyüm?]

 

Çaresizliğin tadına vardıkça gözleri nemleniyordu. Ancak Subaru, yenilgiyi kabul etmeyi kararlılıkla reddediyordu. Dişlerini sıkmalı ve ayağa kalkmalıydı.

 

Eski Subaru olsaydı bir hevesle sınırlarını belirlerdi.

 

O güne dek olup bitenlere dönüp bakınca yürümüş olduğu yolun kolay olmadığını görebiliyordu. Şu anki Subaru’nun da pek farkı yoktu.

 

Yalnızca pes etmekte birazcık daha kötüleşmişti. Ona zifiri karanlık bir yolda rehberlik eden ışık da buydu.

 

Abel: [Bayağı anlamsız bir tartışmaydı.]

 

Subaru: [――――]

 

Küçümseme ve alayla karışık bu sözler, an itibarıyla parmaklıklara tutunmuş halde içerisinden geçebileceği bir boşluk aranan Subaru’nun kulaklarına ulaştı.

 

Can sıkıcı olsa da inkar edemezdi. Gerçekten de tabu denilebilecek bir noktaya değinmiş ve müzakerede başarısız olmuştu. Düşüncesizliğin zirvesinde olduğu kesindi.

 

Bununla birlikte――

 

Subaru: [Madem anlamsızdı, öyleyse senin için de hiçbir anlam ifade etmemiş olmalı, değil mi? Neyse, sana söylememiş miydim? Ormanda tehlikeli insanlar var, içeri girme demiştim.]

 

Abel: [Evet, bu doğru. O talimatlar benim rehberim oldu. Bunun için teşekkür borçluyum.]

 

Subaru: [Ama buna rağmen yakalanmışsın. Kendimi öyle çaresiz hissediyorum ki… Kahretsin, hiçbir gevşek noktası yok mu bunun?] 

 

Ahşap kafese vücuduyla vursa bile hiçbir gevşeme belirtisi vermiyordu. Kütüğü andıran parmaklıklar toprağın derinliklerine ayrı ayrı saplanmıştı ve yapımında ağır araçların kullanıldığına inandırtacak kadar sağlamlardı.

 

Tabii ki bu dünyada öyle araçlar yoktu, o yüzden el emeği olmaları gerekiyordu. Yani ya çok sayıda insan bir araya gelerek yapmıştı ya da aralarında Emilia veya Garfiel seviyesinde insanüstü güçte biri vardı.

 

Subaru: [Hepsi kızlardan oluşurken inşa ettikleri şu şeye bak…]

 

Abel: [Shudraq Halkını hafife alma. Onlar yalnızca kız doğuran anaerkil bir kabile ve savaş tanrılarının torunları olarak yüzlerce yıldır bu ormanda yaşıyorlar. Çocuklarını doğurmak dışında erkeklere ihtiyaçları yok. Bu erkekleri başka yerlerden kaçırmak gibi bir adetleri bile var.]

 

Subaru: [Gerçekten Amazonlarmış… Dur bir saniye, yoksa bizim kaçırılma sebebimiz de…]

 

Erkekleri kaçırıp üreme aracı olarak kullanıyorlardı.

 

Bu fikir ve düşünce tarzı eskiden fakir ve dağlık bölgelerde, köy gibi yerlerde görülürdü. Yine de Subaru şu anda kendi normallerinin geçerli olmadığı başka bir dünyada, yabancı bir ülkede olduğu için, bu insanlar tarafından benimsenen çok gerçek bir inanç olabilirdi.

 

Ancak Abel, Subaru’nun sözlerine gülüp geçerek,

 

Abel: [Sakin ol. Onlar evlatlarını seçerler. ――Onları kandırmak için yalan söyleyen birinin çocuğu bir utanç kaynağı olur. Böyle bir dölü arzulamazlar, diye düşünüyorum.]

 

Subaru: […Yalan mı?]

 

Abel’in beyanını kabul eden Subaru, beceriksiz açıklama teşebbüsüne lanetler okudu.

 

Mizelda ve diğer Shudraqların Subaru’ya inanmama sebebi kısmen sabırsızlığı, kısmen de argümanının güçsüzlüğüydü.

 

Karşı tarafın özellikleri ve gururunun kaynağı anlaşılmazsa samimiyet ve ciddiyetle dolu bir argüman bile hakaret veya fiziksel saldırıdan farksız olurdu. Yaşananlar da bunun örneğiydi.

 

Subaru: [Ama, ben yalan söylemedim ki. İmparatorluk askerleri Shudraq Halkını hedef alıyor. Ve…]

 

Abel: [Ve…?]

 

Subaru: [Son çare olarak… Aslında, hayır. İlk çare olarak her yeri ateşe verecekler.]

 

Subaru’nun bu beyanıyla birlikte Abel ilk defa sessizce nefesini tuttu.

 

Alevler içerisindeki orman, Todd’un ormanda gezen Cadı Yaratığını öğrenişinden sonra meydana gelmişti. Geçen sefer İmparatorluk Ordusu sadece Subaru’nun ifadesine dayanarak Buddheim Ormanını yakmayı seçmişti.

 

Cadı Yaratığının varlığını bizzat teyit ettikleri durumdaysa ormanın yakılmasından kaçınmak epey zor olacaktı.

 

Subaru: […Gerçi Todd ve diğerleri ortadan kaldırıldıysa işler değişir.]

 

Cadı Yaratığını kışkırtmaya karar verdikten sonra bu olasılığı değerlendirmişti.

 

Potansiyel olarak ölümcül bir düşmanı çağırmak, dolaylı cinayetle eşdeğerdi. Subaru, bunu bile bile yem planına devam etmişti. Yani insanlar gerçekten ölmüş olabilirdi.

 

Bunu düşündüğü anda göğsüne bir ağırlık çöktü. Ve kalbi sıkışmışçasına bir acı duydu.

 

Yine de bu cinayetler yüzünden hayatı boyunca taşıyacağı suçluluk ve tiksintiyi bir kenara bırakarak daha önemli olan bir başka noktaya odaklandı ― Todd ve diğerleri -büyük ihtimalle- tamamen ortadan kaldırılmamıştı.

 

Subaru: [――――]

 

Todd’un grubu, Cadı Yaratıklarıyla savaşmak konusunda hiç tecrübesi olmayan yirmiye yakın güçlü adamdan oluşuyordu.

 

Yine de Todd’un karar verme kabiliyeti ve Jamal’ın şaşırtıcı özgüveni hesaba katılınca Subaru’nun o tek Yılan Cadı Yaratığının tüm grubu yok etmesini umması imkansız bir hal alıyordu.

 

Doğal olarak Todd’un grubunun kurtulup ormandan kampa geri çekilmekte olduğuna inanmak daha makuldü.  

 

Kampa geri döndüklerinde de Subaru’nun ihanetini ve Cadı Yaratığının varlığını rapor edeceklerdi. Duruma bağlı olarak Subaru’nun Shudraq Halkından olduğuna ve Shudraqların onlara karşı saldırıya geçtiğine inanma ihtimalleri de olacaktı.

 

Eğer bu gerçekleşirse, geçen sefer olanlar tekrar edecekti. Zayiatı minimumda tutmak isteyen İmparatorluk Askerleri, hiç tereddüt etmeden ormanı ateşe verecekti. ― Hiç şüphesiz ki tüm Shudraq Halkı cayır cayır yanacaktı.

 

Abel: [――O gözlerindeki bakış da neyin nesi?]

 

Subaru: [Yok bir şey…]

 

Abel, Subaru’nun bakışlarına yorum yaptı. Subaru’ysa hemen gözlerini kaçırdı ama hala Abel’in son döngüdeki kaderini düşünmekle meşguldü.

 

Büyük ihtimalle Abel bir önceki döngüde de benzer şekilde Shudraq Halkı tarafından esir alınmıştı. Ve bu şartlar altında, ormanın ateşe verildiği hesaba katılınca, onlarla birlikte alevler arasında ölmüştü.

 

Shudraq Halkının esir denilebilecek birini o cehennemden kaçırmaya uğraşacağını düşünmek zordu. Yani en kötü senaryoyla vaktinde kafesinden bile çıkamayıp yanarak can vermiş olmalıydı.

 

Durum buysa――

 

Subaru: [――Shudraq Halkı, Abel. Resmen hepsini öldürdüm.]

 

 

#Subaru gerçekten de kendisini ve Rem’i kurtarmak için ormanda yürüdüğü askerleri dolaylı yoldan öldürmüş oldu. Şimdiyse Shudraqların esiri ve yanlış cümleleri yüzünden onları ikna edemedi. Yakında hep birlikte cayır cayır yandıklarını mı okuyacağız, yoksa şaşırtıcı bir gelişme olacak mı acaba? Bu soruyu cevaplamak için okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32599 Üye Sayısı
  • 332 Seri Sayısı
  • 43293 Bölüm Sayısı


creator
manga tr