Cilt 7 Bölüm 13 [ Bir Ölümlü Olarak ] (1/2)

avatar
506 17

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 13 [ Bir Ölümlü Olarak ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



――Titriyor, sallanıyor, sendeliyordu.

 

Bilinci ağır ağır dalgalanıyordu.

 

Uçsuz bucaksız bir okyanusta ilerleyen bir gemi gibi sağa sola yalpalıyordu.

 

Şuuru bocalıyor, ağırlaşıyor ve gözleri kapalı olmasına rağmen başı dönüyormuş gibi geliyordu.

 

Yeterli değildi. Her şeyi yeterli düzeyde değildi.

 

Kan, et, kemik, huzur, öfke ve mutluluk. Bir insanı şekillendiren bu şeyler, yeterli değildi.

 

Onlardan yeterince yoktu, her şey bir yerlere dökülmüş de damlacıklar halinde dağılmıştı adeta.

 

Onları bir araya getirmeliyim, diye düşünüyordu.

 

Onları yeniden toplamalı, birleştirmeli ve bir kez daha ayağa kalkmalıydı.

 

Gitmesi gereken bir yer vardı. Oraya gitmeye can atmasını sağlayan bir arzusu vardı.

 

Yaşamak zorunda olmasının bir sebebi vardı. Yaşamak istiyorum diye haykıran bir dileği vardı.

 

İşte bu yüzden, işte bu yüzden, işte bu yüzden…

 

İçinde her şeyden yeterince olmasa bile, kusurlu ve eksik olmayı sürdürse bile, devam etmek zorundaydı.

 

İşte bu nedenle Natsuki Subaru――

 

▼△▼△▼△

 

Subaru: [――Ubeh]

 

Natsuki Subaru, uyanır uyanmaz yüzünde duyduğu yapışkan his yüzünden dudaklarını büzdü.

 

Yüzünden göğsüne dek sırılsıklam olmuş gibiydi. Bu ılık his, kabus gördükten sonra kan ter içerisinde uyanmaya benziyordu.

 

Kafasının ağırlaşışı ve sersemliğinin de etkisiyle ateşim de olabilir diye düşündü.

 

Subaru: […Tavan tanıdık değil.]

 

Görüş alanına giren eski püskü, ahşap tavan karşısında kulağa klişe gelmesi niyetiyle bu şekilde mırıldandı.

 

Herhangi bir mimari üsluptan uzak, ahşap malzemelerin kaba bir şekilde bir araya getirilmesiyle yapılmış bir kulübedeydi. Deneyimsiz tekniğini ham kas gücüyle telafi eden kişinin şaheserine bakan Subaru, ne düşüneceğini bilemiyordu.

 

Onu bu kulübeye getiren şey neydi? Bunu hatırlamak için ağır ağır anılarını yokladı.

 

Subaru: [Doğru hatırlıyorsam marketten çıkıp gözlerimi kırpmamla kendimi farklı bir dünyada buldum, orada Emilia-tan’la tanıştım ve ― birazcık uzun olacak, diğer detayları atlayayım.]

 

Kimsenin duymasına müsaade etmeyeceği bir monologdu ama bu şekilde şakalaştıkça düşüncelerini işleme hızına kavuşuyordu.

 

Evet, genç Natsuki Subaru farklı bir dünyaya ışınlandıktan sonra aşırı güzel gümüş saçlı bir kızla tanışmış, ardından çeşitli maceralara atılmış, en nihayetinde kum kulesini fethedip komşu ülkeye gönderilmişti.

 

Subaru: [Neden bahsettiğim hakkında hiçbir fikrim yok…]

 

Her neyse, eldeki gerçek durum, tüm bu tuhaflıkların içerisinde bulunduğu çıkmazdan yakınmak isteyeceği noktaya ulaşıncaya dek ısrarcı olması şeklindeydi.

 

Ve anılarını ne kadar tararsa tarasın, beklenildiği üzere, bu derme çatma tavanı gördüğünü hatırlayamıyordu. 

 

Subaru: [Sığınak gibi bir yer olması düşük bir ihtimal ama Garfiel tarafından hapsedildiğim zamanki bina fena değildi.]

 

Sevimli Garfiel, bugünlerde Subaru’ya “Kaptan” diyordu ama Subaru, kaybolmuş bir dünyaya dair bir hatıra olmasına rağmen elleri ve ayakları bağlı şekilde onun tarafından esir alındığı zamanları anımsıyordu.

 

Bunu ona karşı kullanmış değildi ama esir alınmak kıymetli bir deneyim olmuş, dolayısıyla denese de bu tecrübeyi unutamamıştı.

 

Fakat tavanla ilgili anıları, o zamanki kötü koşullarla örtüşmüyordu.

 

Sonuçta Subaru farklı bir dünyada, medeniyet seviyesinin oldukça yüksek olduğu bir yerde yaşıyordu. Bir modern çağ ferdi olan Subaru, nadir rastlanır fırsatlardan birini idrak ediyordu.

 

Ve derin duygularla dolu halde, bu farkındalığı daha iyi bir ortamda gerçekleştirmek istediğini düşünürken――

 

Subaru: [――hk]

 

Kafasından geçen düzensiz içerikleri tek tek organize ederken ansızın, yıldırım düşmüşçesine beliren bir farkındalık tarafından delinip geçildi.

 

Evet, bu Lugnica Krallığı değil, Vollachia İmparatorluğuydu.

 

Beklenmedik bir şekilde içerisine atıldığı ülkede güvenebileceği insanlar yoktu――

 

Subaru: [Rem…!]

 

Bu ülkede ne yaşanırsa yaşansın korumak zorunda olduğu kız da onunla birlikteydi.

 

Bunun yanı sıra ondan ayrı düşmüştü ve etrafı hala tehlikeli adamlarla sarılıydı――

 

Subaru: [Aptal mıyım ben? Yo, tabii ki aptalım…! Şimdi bunu düşünecek zama…]

 

???: [――Kendini neyle meşgul edip de gürültü patırtı çıkartıyorsun?]

 

Subaru: [――ah,]

 

Büyük bir kararlılıkla Rem’i arama arzusuyla doğrulduğu saniyede yan tarafından işittiği katı bir sesle Subaru’nun nefesi kesildi.

 

Doğrulana dek farkına varamamış olsa da Subaru, tıpkı tavan kadar eski püskü bir yatağa yatırılmış gibi görünüyordu. Gözleri yanı başındaki bir çift mavi gözle buluştuğundaysa alaycı bir bakışla karşılaşmıştı.

 

Sert bir şekilde kısılarak kendisine bakan o tatlı gözler, son derece kısa, mavi saçlara sahip bir kıza aitti.

 

Subaru: [Re… m…?]

 

Rem: [――. Bu soruya “evet” yanıtını vermek konusunda çok ılımlı değilim. Sonuçta henüz senin Rem dediğin kişi olduğumu kabullenemedim.]

 

Rem’in elinden geldiğince duygusuz görünmeye çalışırmışçasına katı bir şekilde konuşuşu karşısında Subaru’nun gözleri irileşti.

 

Hemen önündeydi, konuşuyordu ve Subaru, ondan yayılan sıcaklığı ve tatlı kokuyu duyabiliyordu ki bu, yaşananların ne bir hayal ne de illüzyon olduğunun göstergesiydi. Evet, elinin sıcaklığı da bunu kanıtlıyordu.

 

Subaru: [Ha? Bir el mi?]

 

Rem: [――――]

 

Ansızın Subaru, bedenini örten paçavra şeklindeki kumaşların altındaki sağ elinin kızın ― Rem’in eli tarafından tutulduğunu fark ederek sersemledi.

 

Ancak tam olarak neler yaşandığını anımsayamıyordu.

 

Subaru: [Bekle, sen uyanıncaya dek benim elimi mi tuttun?]

 

Rem: [Ha? Böyle mide bulandırıcı şeyler söyleme. Bakınca da anlaşıldığı üzere sen benim elimi tuttun ve gitmeme izin vermedin.]

 

Subaru: [O-oh, anlıyorum. Sanırım doğru söylüyorsun. Hı hı, asıl ben senin elini tutmuşum…]

 

Subaru, beklentilerle gerçek arasındaki farkı ayırt edemeyerek Rem'in huysuzluğunu tetiklemişti.

 

Görünen o ki bilinçsiz olduğu süre boyunca Rem’in elini tutmuştu. ――Buna rağmen Rem’in elini silkinip atmamış olması zihnine bir ağırlık veriyordu.

 

Rem: [Gözlerindeki o bakış da neyin nesi?]

 

Subaru: [Y-yo, yo, yok bir şey. Hı hı, yok bir şey.]

 

Rem: [Anlıyorum. E bırak artık beni hadi. Elin terden vıcık vıcık olmuş.]

 

Subaru: [Yeniyetme bir oğlana büyük bir hasar verdin ama…!]

 

Tatlı bir kızdan bunu duymak, duyan tarafa bağlı olarak onarılamaz bir yara açabilirdi.

 

Neyse ki Subaru dayanıklılığı sayesinde ölmekten ucu ucuna kurtulmuştu, yine de elini çekine çekine bıraktığı Rem’in o eli göğsüne götürüp kıyafetleriyle temizleyişi adeta ikinci bir saldırı oldu.

 

Her halükarda, Subaru’nun içinden geçenler bir yana――

 

Subaru: [Rem, herhangi bir yaran var mı? Varsa gizleme ve söyle lütfen.]

 

Rem: [Ha?]

 

Subaru: [Eh, o surat da ne…? Tuhaf bir şey mi söyledim…?]

 

İlk etkileşimleri bir kenara atılırsa Subaru, Rem’in güvende olduğundan emin olmak istiyordu. Fakat bu sorunun özü onun iyiliğine yönelik endişesi olsa da Rem’n tepkisi fena halde soğuktu.

 

Subaru anlık olarak paniklemişti ve söylememem gereken bir şey mi söyledim diye merak ediyordu ama ne olabileceğine dair en ufak bir fikri bile yoktu.

 

Tek dile getirdiği Rem’e yönelik endişesiydi, sıra dışı bir şey söylememişti.

 

Rem: […Ağır yaralanan sensin. Ölüm döşeğinde olmana rağmen bunun farkına varmadın mı?]

 

Subaru: [Farkına varmak mı…? Umm, şey…]

 

Rem: [Anlıyorum, demek ki varmamışsın. ――Tam da düşündüğüm gibi, sana güven olmazmış.]

 

Subaru, kendisine reddediş dolu sözler sarf eden Rem’in gözleriyle buluştuğu anda yutkundu.

 

Rem Hatıralarını yitirmişti ve Subaru’nun etrafını saran miasmanın da kötü bir izlenim bırakmasına büyük bir katkısı oluyordu, dolayısıyla Rem’in Subaru’ya yönelik tutumu her daim ilgisiz ve soğuktu.

 

Bundan da öte Subaru, bu sefer ikisi arasındaki uçurumu kapatma fırsatı bulamamıştı.

 

Gerçekten çaresiz durumdaydı, Rem’i İmparatorluk kampından kurtarmak için elinden geleni yapmıştı ve――

 

Subaru: [――ah,]

 

Eksik hatıralarının bir parçasının daha yerine gelişiyle beyninin titremesine yol açan bir yanılsama altındaymış hissine kapıldı.

 

Şu anda hissettiği şaşkınlık, Rem’in varlığına rakip olacak kadar özeldi.

 

Subaru, İmparatorluk kampı tarafından esir alınışının ardından Rem’i kurtarmak adına her şeyi riske atmıştı.

 

Neticede ormandaki kabileye ― yani Shudraq Halkına denk gelmiş ve kendisiyle aynı kafese konulan savaş esiriyle birlikte ritüellerini tamamlamıştı.

 

Ve sonra da――

 

Subaru: […Bir sağ elim var… Ve siyah değil.]

 

Sağ elini kaldırıp yırtılan kıyafetine ve oradan görünen kola bakan Subaru, bu şekilde mırıldandı.

 

Sağ kolunda beliren korkunç kara desenler. İşte Su Kapısı Şehri Pristella’da Günah Başpiskoposlarıyla gerçekleştirdiği karşılaşmanın artçı etkisi olan o desenler, o ana dek silinmez olmalarına rağmen en ufak bir iz bırakmaksızın yitip gitmişlerdi.

 

――O kara desenler, paçavraya dönmüş sağ kolundaki yaraları iyileştirmişti.

 

Bu, Subaru’nun korkunç bir hatıra olarak hafızasına kazıdığı bir olaydı ama bir rüya veya kabusmuş gibi görünmüyordu. Yo, bir kabustu ama gerçekte meydana gelmiş bir kabustu.

 

Sakat sağ kolu iyileşmişti ve Rem, yatağının başındaydı.

 

Bu da demek oluyordu ki Subaru, Yaşam Kaynağı Ritüelini ölmeden tamamlamış ve Rem’i geri almakta başarılı olmuştu. ――Karşılığındaysa çok sayıda zayiat verilmişti.

 

Subaru: [――――]

 

Rem: […Betin benzin atmış. Sanırım… yataktan çıkmamalısın.]

 

Anormal şekilde pürüzsüzleşmiş koluna bakarak sessizleşen Subaru’yu izleyen Rem, böyle söyledi.

 

Hakkındaki izlenimi pek iyi olmasa da hasta göründüğünü görüp endişelenmesi, içindeki iyiliğin sonucu olsa gerekti. Ya da belki de Subaru’nun ifadesi ölü bir adamınkini andırdığı içindi.

 

Bir yanı onun iyiliğine güvenip kendini bırakmak istiyordu.

 

Ama bunu yapamıyordu. Emin olması gereken çok fazla şey vardı.

 

Subaru: [Benim adıma endişelendiğin için teşekkürler. Ama sana sormam gereken bir sürü şey var… Öylesine soruyorum ama bu ev Shudraq Halkından birine ait, değil mi?]

 

Rem: [Evet, kendilerine öyle diyorlar herhalde.]

 

Subaru: [Anlıyorum… Öyleyse Mizelda-san ve diğerlerini görmek isterim. Ayrıca,]

 

Rem’e sormayı istemediği bir konuydu ama teyit etmemeyi göze alamazdı.

 

İmparatorluk kampında esir alınmış olan Rem buradaydı. Bu durumda benzer şekilde esir tutulan diğer kişiyi ― yani Louis’i merak etmemek elde değildi.

 

Kabaca konuşmak gerekirse, endişeliydi.

 

Louis’in güvenliğinden yana değil, yalnız bırakıldığı takdirde verebileceği hasardan yana.

 

Subaru: [Sana karşı dürüst olacağım, o kız… Louis nerede?]

 

Rem: [――. Yüzünde hoşnutsuz bir ifade var. Neden ona karşı bu kadar mesafelisin?]

 

Subaru: [Açıklamak zor. Ve muhtemelen açıklasam da anlamayacağın bazı sebeplerim var.]

 

Louis ile ilgili herhangi bir konuşmanın yapıldığı her seferde Rem’in siniri bozuluyordu.

 

Subaru’ysa bundan acı duyuyor ama aynı zamanda bunun konuşarak aktarılamayacak bir mesele olduğunu düşünüyordu.

 

Subaru: [Her neyse, o nerede? Kampta mı ka…]

 

Rem: [――Soluna baksaydın cevabını bulurdun.]

 

Subaru: [Ah?]

 

Rem’in söylediği şey üzerine düşünen Subaru, irileşen gözlerini soluna ― yani sağındaki Rem’in karşı tarafına çevirdi.

 

Ve bunu yaptığı anda gecikmeli bir şaşkınlıkla suratı kaskatı kesildi.

 

Çünkü orada――

 

???: [Zzz… zzz…]

 

Subaru: [N…e…]

 

Louis, masum ve uykulu suratıyla gürültülü bir şekilde uyuyordu.

 

Subaru’nun sol yanında, onunla aynı yatakta, aynı derme çatma kumaşlara sarılmış halde yatıyordu. Ve açık ağzından salyalar dökülerek çizdiği bu utanmaz manzarayı gören Subaru, nihayet durumu idrak ediyordu.

 

Uyandığında göğsü ve yüzünde duyduğu ıslak ve yapışkan hissin kaynağı――

 

Subaru: [――――!!]

 

Bunu düşünen Subaru’dan sessiz bir çığlık yükseldi.

 

▼△▼△▼△

 

???: [Oh, Subaru! Görünen o ki sorunsuzca uyanmışsın.]

 

Rem'in rehberliğinde açıklığa geldiğinde Subaru'yu karşılayan kişi Mizelda oldu.

 

Shudraq Halkının siyah saçları kırmızıya boyanmış genç reisi, kulübeden çıkan Subaru’ya doğru yürüdü ve onu baştan ayağa iki kez kontrol etti.

 

Subaru’ysa onun son derece rahatlatıcı hissettiren kayıtsız ama güçlü tavrı karşısında ufak, kuru bir kahkaha patlattı.

 

Subaru: [Sizin sayenizde sağ salim geri döndüm. Sizi de endişelendirmişim sanırım.]

 

Mizelda: [Hiç endişe etme. Ölecek olsaydın sadece cesur yoldaşımızın ruhunu göklere geri göndermemiz ve yas tutarken cesedini toprağın altına gömmemiz gerekecekti. Bunun yerine ruhunun bizimle kalması iyi oldu.]

 

Subaru: [Mizelda-san…]

 

Kaslı kollarını önünde bağlayan zeytin rengi tenli, uzun boylu Mizelda’nın başı dikti.

 

Bu gösterişsiz kelimeler göğsüne nüfuz eden Subaru, onlardan sessizce ve fazlasıyla etkilendiğini hissediyordu. Gerçi dürüst olmak gerekirse Shudraq Halkı tarafından yakalanıp o kafese kapatıldığında kendisini yeni bir ölüme hazırlamıştı.

 

İşte bu şekilde Subaru kendisinden etkilenmekle meşgulken Mizelda, “Bu arada” deyip gözlerini kısarak,

 

Mizelda: [Başının bağlı olması çok kötü oldu. Rem ve Louis… en azından bir kişi daha eklemek ister miydin?]

 

Rem: [Mizelda-san!]

 

Subaru’nun yanı başındaki Rem, Mizelda’nın kulağa yaramazca gelen bu teklifi karşısında sesini yükseltti.

 

Yüzünde sert bir ifade vardı ve yeni bastonuyla yürürken hala titriyordu. Az önce uyanmış olan Louis de koluna tutunuyordu ve Rem’in sesinin doğurduğu şaşkınlıkla gözleri irileşmişti.

 

Louis’in sarı saçlarını okşayan Rem, Mizelda’ya bir kez daha ismiyle seslendikten sonra,

 

Rem: [Böyle söylememelisin. Bu kişiye ne güveniyor ne de onu anlıyorum.]

 

Mizelda: [Öyleyse, benim olabilir mi?]

 

Rem: [Evet, elbette. Onu sana vereceğim.]

 

Subaru: [Bu konuşma benim arzularıma uygun ilerlemiyor!]

 

Louis: [Aaa! Uuu!]

 

Rem, sert bir tavırla Subaru'yu transfer etme teklifini kabul etti.

 

Subaru buna bir son vermek için atıldığındaysa atmosfere ayak uyduran Louis’in bağrışı yükseldi.

 

Subaru’yu duyan Mizelda “Sadece şaka yapıyordum” dese de Subaru, onun sokulgan mizacını gördükten sonra şaşkınlığının önüne geçemedi.

 

Yaşam Kaynağı Ritüelinin ardından yaşananları zar zor hatırlayabiliyordu.

 

Buna rağmen hatıralarını arzularından ayıran, kendisine uygun hale getiren çizgiyi hala tam olarak tanımlayamıyordu. Bununla birlikte Mizelda’nın tavırlarını görünce her şey bir hayalmiş gibi görünmüyordu.

 

Subaru: [Yani bir kez olsun yeni tanıştığım biriyle iyi bir ilişki kurabilmişim. Bu harika, ama…]

 

Mizelda: [Mh, solgun görünüyorsun. Kendini kötü mü hissediyorsun? Vücudundaki bozuk kısımları kesip atabilirim.]

 

Subaru: [Düşüncesizce “Evet, lütfen!” dersem işler bir felaketle sonuçlanacakmış gibime geliyor, o yüzden reddedeceğim.]

 

Muhtemelen bu bir şakadan ziyade içten bir öneriydi.

 

Haliyle hiç düşünmeden evet demenin ölümcül bir hata olabileceğini hayal edebiliyordu.

 

Her neyse――

 

Subaru: [Geçen sefer etrafa doğru düzgün bakacak vaktim olmamıştı ama…]

 

Diye mırıldanan Subaru, Shudraq köyünü gözlemlemek için daireler çizdi.

 

Köy, uçsuz bucaksız bir ormanın derinliklerinde bulunuyor ve Subaru'nun uyandığı kulübe de dahil olmak üzere uygarlığın gelişiminin durma noktasına geldiği bir dünyaya benziyordu.

 

İşlenmemiş bir ormanda yaşayan etnik azınlık şeklinde adlandırılabilecek bir izlenime yaraşır bir manzaraydı.

 

Erkek işçileri olmaksızın hayatlarını avlanarak geçiren Amazonlar ― Subaru onlara bakıp köylerinde herhangi bir medeniyet belirtisi göremiyor ve orası gerçekten de gelişmemiş bir bölgeymiş gibi görünüyordu.

 

Subaru: [Sayıları az, bu sayede her gün avlanarak geçinebiliyorlar… ama, ben…]

 

Rem: [――――]

 

Subaru, dudağını ısırırken sıkıntılı bir şekilde kaşlarını çatarak mırıldandı.

 

Rem ise yüzünde aksi bir ifadeyle, tek kelime etmeksizin yan taraftan yüzünü izledi. O mavi gözlerin derinliklerinden geçen düşünce her ne ise, şu anki Subaru tarafından algılanması mümkün değildi.

 

Subaru, Rem’in düşüncelerini okuyamıyor olmaktan korkuyordu. Ayrıca kendisine gülümseyen Mizelda’ya da gönül rahatlığıyla gülümseyemiyordu.

 

İşte bu yüzden, bu durumun üstesinden gelmek için――

 

Subaru: [Seninle konuşmak istiyorum, Mizelda-san. ――Sanırım o herifle de… konuşmam gerekecek.]

 

Mizelda: […Aynen. İyi bir vakitte söyledin. Muhtemelen şu anda Taritta ve diğerleriyle toplantı alanındadır.]

 

Subaru’nun ağzından çıkanları işiten Mizelda, başıyla onay vererek çenesini kaldırdı.

 

Açıklığın ardındaki büyük bir binayı işaret ediyordu ― yani toplantı alanı olarak tarif edilen mekanı. Büyük ihtimalle adından da anlaşılan görevi yerine getirmeye yönelik bir yerdi ve köyün en güzel görünümlü yapısı olup olmaması bir yana, bu rol en büyük binaya biçilmiş gibi görünüyordu.

 

Subaru: [――Hadi gidelim.]

 

Hedefini belirleyen Subaru, o yöne doğru yürümeye başladı.

 

Bir ihtimal diye düşünerek Rem’e destek olmak adına elini uzattı ancak reddedildi. Louis’i tutan Rem, tavrını sergileyerek kendi başına yürüyebileceğini işaret etti.

 

Onun değişmez karşılığı karşısında kuru bir gülümseme sergileyen Subaru da ifadesini sertleştirdi.

 

Ve böylece grup, toplantı alanının girişini aşarak içeri girdi.

 

İşte orada――

 

???: [Görünen o ki nihayet uyanmışsın. Keyfin yerinde mi, Natsuki Subaru?]

 

Evet, Subaru’yu karşılayan kişi, bir dizini kaldırmış halde toplantı alanının zemininde oturan maskeli adamdı.

 

#3 kişilik ekibimiz yine toplaşmış. Valla Louis benim de hiç aklıma gelmemişti, bir an için varlığını unutmuşum. Ama ondan öyle kolay kurtulabileceğimizi sanmıyorum. Peki bu toplantıda neler konuşulacak ve güç bela hayatta kalan kahramanımızı neler bekleyecek? Cevaplar için okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 34433 Üye Sayısı
  • 355 Seri Sayısı
  • 43756 Bölüm Sayısı


creator
manga tr