Cilt 7 Bölüm 15 [ Korumak İstediklerim ] (1/2)

avatar
254 13

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 15 [ Korumak İstediklerim ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



Geyik: [――MUU!]

 

O anda bir gümbürtü ve yüksek bir çığlık yükseldi ve hayvanlar toprağı tekmeleyerek kaçıştı.

 

Çayırlıkta ilerleyen grup, tesadüfen ufak bir ormana denk gelmişti. Ve ağaç gölgelerinin arasında ot yiyen geyik benzeri hayvanlar görülmüştü. Bu hayvanlar, etkileyici boynuzları ve siyah kürkleri nedeniyle kara geyik olarak adlandırılıyorlardı. Lugnica Krallığında da yaşayan bu hayvanların bu paralel dünyanın en önemli hayvanlarından biri olduğu söylenebilirdi.

 

Sürünün ortasında, sesin ve darbenin gerçekleşişiyle kaçışan geyiklerin arasında çimlerin üzerine yığılmış halde bir kara geyik kalmıştı.

 

Kara geyiğin kaburgaları kalın bir okla delinmiş, tek atışta kalbi parçalanmıştı.

 

Dört uzvu ölüm sonrası sarsıntısıyla seğiriyor ve titriyordu ancak çok geçmeden bu da sonlandı.

 

Her halükarda――

 

???: [Eti indirdim~! ]

 

????: […“Et”. Hiç değilse kara geyik diyebilirdin.]

 

???: [Ha? Az önce ne dedin~? Kuna’nın sesi çok kısık, seni gerçekten duyamıyorum~]

 

Ağır yayını indirip tezahürat eden kişi Holly idi.

 

Aydınlık bir gülümsemeye bürünmüştü, yanındaki genç kız, yani Kuna’ysa işitilemeyecek bir mırıltı çıkartarak Holly’nin meraklı bir ifadeyle kafasını yana eğmesine yol açmıştı.

 

Ancak genç kadının dudaklarını büzdüğünü gördüğünde,

 

Kuna: [Yok bir şey! Kanı boşalt! Hadi çabuk!]

 

Holly: [Ah, bekle lütfen~!]

 

Holly, Kuna’nın peşinden hızla koşturmaya başladı. Ama daha oraya varamadan hareketi kesip bir “Oh” sesi çıkartarak arkasına döndü.

 

Gözlerini yoldaşlarına doğru çevirerek――

 

Holly: [Çok yorucuydu, o yüzden kısa bir mola vereceğiz. Subaru, sen de dinlenmek ister misin~?]

 

Subaru: […Um, ahh, çok gerekmez, ben gayet iyiyim, ama neden olmasın.]

 

Şelale gibi ter akıtan Subaru, Holly’nin mola teklifini bu şekilde yanıtladı.

 

Subaru’ya bakan Holly de “Sevindim” deyip Kuna’nın yanına doğru koşturmaya geri döndü. Ve onların uzaklaşışını gören Subaru, yavaşça olduğu yere çöktü.

 

Tamamen bitkin düşen Subaru’nun sırtındaki tahta oturaktaki Rem’se ufak bir nefes alarak,

 

Rem: […İnatçı.]

 

Diye mırıldandı, Subaru tarafından işitilemeyecek kadar kısık bir sesle.

 

△▼△▼△▼△

 

Subaru: [Dostum, cidden beni epey zorladı. En büyük oğul olduğum için katlanabildim. Ama ikinci veya en küçük oğul olsaydım yapamazdım.]

 

Topladığı çalıları birleştiren Subaru, serin bir esinti arasında açıklamasını yaptı.

 

Rem ilgisiz bir bakış atarken Louis, ne düşündüğünü belirsiz kılan boş bir ifadeyle dinliyordu. Öyle ya da böyle Rem, tepesi atmışçasına kısa bir iç çekişle,

 

Rem: [Ne kastettiğini anlamıyorum. Her şeyden önce, insanın kardeşi olmasıyla azmi arasında nasıl bir bağlantı var ki?]

 

Subaru: [Şimdi, biraz aptalca bir klişe olabilir ama kişinin kardeş durumuyla göreceli tahammülünün ilişkili olduğunu hissediyorum. Mesela, ilk doğan oğul ebeveynler tarafından katı yetiştirilirken en küçük çocuk şımartılır, haksız mıyım?]

 

Rem: [Buna “haklısın” demek mümkün mü bilmiyorum. Tek çocuk durumunda geçersiz olmaz mı?]

 

Subaru: [O durumda katı yetiştirilirken şımartılırsın… Doğal olarak ben tek çocuk olduğum için hem en büyük hem de en küçük oğulun özelliklerini taşıyorum.]

 

Ebeveynlerinin yakınlığı hesaba katılınca Subaru’nun kardeşinin olmaması büyük bir gizemdi.

 

Anne babasının sevgisinin tamamen kendisine ait olduğunu bildiğinden kardeşi olmasının nasıl bir şey olacağını merak etmeden geçememiş ama bu durum gerçekleri değiştirmemişti.

 

Subaru: [Ayrıca, artık orada olmadığım için bir kardeşim olup olmadığı kesin değil…]

 

Rem: [――――]

 

Louis: [Aauuaah]

 

Subaru korkunç şeyler hayal ederken Rem, kucağında oyunlar oynayan Louis’e baktı.   

 

Tahta oturak Subaru’nun sırtına sabitleniyor ama yere indirildiğinde sandalye görevi de görüyordu. Olağanüstü potansiyele sahip bir nesneydi.

 

Bu sayede Rem’i kaldırma ve indirme işlemleri fazla güçlük çekmeden gerçekleştirilebiliyordu.

 

Rem Subaru’dan yardım isteme zorunluluğu doğuran koşullardan büyük ihtimalle utanç duyuyor olsa da şu an için bu utancı kabullenmek zorundaydı.

 

Rem: [Kardeşler…]

 

Subaru: [Hı hı?]

 

Rem: [Benim benden önce veya sonra doğan… Bir kardeşim var mıydı?]

 

Subaru: [Oh…]

 

Rem ansızın bu soruyu sorarken Subaru, refleks olarak nefesini tuttu.

 

Subaru’nun irkilerek kafasını kaldırdığı sırada Louis’in parmaklarına dolanmış saçlarıyla ilgilenen Rem’in mavi gözleri Subaru’ya döndü.

 

Ve içlerinde, anlam veremediği duygularla belli belirsiz bir ışık titreşti. Belki de Rem de o duyguları tam olarak ayırt edemiyordur diye düşündü.

 

Her halükarda――

 

Subaru: [Bu bir ilk. Bana hatıralarınla ilgili bir şey sormayı denediğin ilk sefer.]

 

Rem: [Neredeyiz, sen kimsin, ben kimim, ne yapacaksın, bu ne cüret… Sanırım şu ana dek bu sorulardan bol bol sormuştum.]

 

Subaru: [Bu tarz negatif şeylerden bahsetmiyorum. Ayrıca, henüz bu ne cüret dediğini zannetmiyorum…]

 

Rem’in huysuzca itirazına zoraki bir sırıtışla karşılık verse de bu, az da olsa bir rahatlama doğurmuştu.

 

Tıpkı Rem’e de söylediği gibi bu, Rem’in pozitif anlamda bir şeyler sorduğu ilk seferdi. Ve Subaru, bunu ilişkilerindeki bir gelişme şeklinde algılıyordu.

 

Dürüst olmak gerekirse Shudraq köyünden ayrılmalarından yolculuklarının şu noktasına dek Subaru her saniyeyi tedirginlikle geçirmişti.

 

Sonuçta Rem, Subaru’ya yönelik düşmanlığını ve şüphelerini ortaya koymuş ama yine de bu sebeplerle birkaç günlük köy yolculuğu teklifini reddetmemişti.

 

Açık konuşmak gerekirse Subaru, Shudraq köyünden ayrılmalarının önündeki en büyük engelin Rem'in kendisinin sözünü dinleme konusundaki inatçı isteksizliği olacağını düşünmüştü.

 

Ama Rem, Subaru’nun planına karşı çıkmamış, destekçi olmuştu. ――Subaru’ysa bunun bir mucize olduğuna inanmaktansa nasıl bir felaketin habercisi olduğunu merak etmişti.  

 

Ve Rem, an itibarıyla iş birliğine yanaşmanın yanı sıra tahta oturağın üzerinde taşınırken abartılı sorularıyla Subaru’nun canını bile sıkmamıştı. Bunun yerine huzursuzca kıpırdandığı ve yürüyüşlerini engellediği için Louis'i azarlamış ve Subaru'nun yükünü hafifletmeye çalışmıştı.

 

Subaru: [――――]

 

Rem: [Ne oldu? Canın konuşmak istemiyor mu?]

 

Subaru: [Yo, yo, hiç de bile. Yanlış sonuca vardın. Yalnızca, şey, bizim ilişkimiz bayağı gergindi, haksız mıyım?]

 

Rem: [Hala öyle ama gerginden ziyade mesafeli diyelim.]

 

Subaru: [Mesafeli birazcık hafif kaçtı sanki!]

 

Rem’in gözlerinin tiksintiyle kendisine bakışı Subaru’nun kalbini bir kez daha yaraladı. Ancak Rem’den aldığı bu yarayı da koruma konusunda özen göstererek parmaklarıyla yanaklarını kaşıdı.

 

Subaru: [Ben de senin hakkındaki her şeyi bilmiyorum. Ama senin bildiğinden fazlasını biliyorum. Sormak istediğin herhangi bir şey olursa elimden geldiğince yanıtlayacağım. Fakat…]

 

Rem: [Sana inanıp inanmayacağım bana kalmış…]

 

Subaru: [Mhm.]

 

Subaru kısa bir baş sallayışıyla onay vererek Rem’in görünümünü inceledi.

 

Parmaklarını Louis’in saçlarının arasından geçiriyordu ve kaşları, derin düşüncelere dalmışçasına çatılıydı. Kısa bir sürenin ardındansa gözleri yeniden Subaru’nun gözleriyle buluşarak,

 

Rem: [Emin olamıyorum.]

 

Subaru: [Emin olamadığın şey… kendin mi?]

 

Rem: [Sensin… Nasıl bir insan olduğunu hiç ama hiç anlamıyorum. Çünkü hissettiklerimle gördüklerim uyuşmuyor.]

 

Dudaklarını sımsıkı büzen Rem’in soğuk bakışlarına bir sıcaklık karışmıştı.

 

Mesele kalplerinin uzaklığının değil, ciddiyet düzeyinin yükselmesiydi. Subaru’yu değerlendiren Rem’in gözlerindeki içtenlik yükseliyordu.

 

Bu da hiç değilse Subaru’nun insaniyetini sorgulanmaya değer bulduğunun kanıtıydı.

 

Subaru: [Bana kendimi açıklama fırsatı bile tanımadan kötülüğün vücut bulmuş hali gibi davrandığın zamana kıyasla büyük bir sıçrama gerçekleştirmişiz gibime geliyor.]

 

Rem: [Hala kötülüğün vücut bulmuş haliyle aranda pek bir fark olmadığı düşüncesindeyim… Ama o ufacık farkın bile fena görünmediği bir noktaya ulaştık.]

 

Subaru: [――――]

 

Eklediği son birkaç kelime, uzlaşmaya yönelik bir el sıkışma gibiydi.

 

Subaru da rahatlayıp bu görünmez el sıkışmasını kabullenerek elini uzattı. Rem ise onun havada görünmez bir eli sıkışı karşısında kuşkulu bir yüz ifadesine büründü.

 

Her halükarda――

 

Subaru: [Evet, kırılgan ilişkimiz o ufak farkın fena görünmediği bir noktaya geldi… Ne dersin? Sormak istediğin bir şey var mı?]

 

Rem: […Müsaadenle biraz daha düşüneyim lütfen.]

 

Subaru’yla samimileşmeye hazır olmayan Rem, kafasını sallayarak bu talepte bulundu.

 

Rem hazırlık sürecindeydi―― Daha doğrusu, henüz kendisini Subaru’ya inanmaya hazırlayamamıştı.

 

An itibarıyla Subaru’ya tamamen güvenemediği için hikayesini dinlemekten ve baş edemeyeceği bilgiler edinmekten endişe ediyor olabilirdi.

 

Açıkçası Rem’in bu endişeleri Subaru’yu sabırsızlandırmıyor demek yalan olurdu, ancak,

 

Subaru: [――Anlaşıldı. Hazır olmanı bekleyeceğim.]

 

Rem: […Lütfen başka birinin problemiymişçesine böyle söyleme. Sonuçta bu senin gündelik tavırlarına da bağlı bir şey diye düşünüyorum.]

 

Subaru: [Anlıyorum… Başka bir deyişle bu rotaya erken erişim sağlamamın tek yolu, Rem'den çılgınlar gibi beğenilirlik ve güvenilirlik puanları kazanmam?]

 

Rem: [Ne kastettiğini anlayamadım ama nahoş bir şey olduğunu anladım.]

 

Elini çenesine yerleştiren Subaru, bir kez daha Rem’in hoşnutsuzluğunu arttırdığını görebiliyordu.

 

Bu konuşma gerçekleşirken ötelerinden――

 

Holly: [Beklettiğimiz için üzgünüz~. Kara geyiği parçalamaktan keyif aldık ve işimizi bitirdik~.]

 

Diyen Holly, koca bir sırıtışla geri döndü.

 

Omzunda taşıdığı daldan sarkan paramparça kara geyiğin ona büyük bir keyif verdiği belliydi. Parçalayıcı Holly’nin arkasındaysa parçalanma işinde daha çok çaba harcamışa benzeyen Kuna’nın yorgun suratı görünüyordu.

 

Kuna: [Neden her şeyi ben yapmak zorundayım ki…]

 

Holly: [Çünkü Kuna daha iyi beceriyor~. Et mahvolsaydı yesem bile karnım boş kalırdı~]

 

Kuna: [Neden?! Bir şey yersen o şeyi ciddi ciddi midende tutmalısın, seni tuhaf tip!]

 

Kuna tasasız Holly’i azarlasa da Holly gülüp geçti.

 

Sonra da gözlerini Subaru’nun toplamış olduğu kuru dal öbeğine çevirdi.

 

Holly: [Oh, güzelce toparlamışsın~. Etkilendim, etkilendim~.]

 

Subaru: [E ben avlanamıyorum. Hiç değilse bu kadarını yapayım… Bana ateş yakmam için yol gösterir misin?]

 

Holly: [Yol mu göstereyim? Daha önce bu sözü hiç duymamıştım~.]

 

Kuna: [Bana öğret diyor işte…]

 

Holly derin düşüncelere dalıp kafasını eğdikten sonra Kuna’yı bir kıkırtı eşliğinde “Öyle mi~?” diyerek yanıtladı.

 

Sonra da çantasından küçük, siyah bir taş çıkarttı. Ve Subaru’nun tanık olmasına imkan tanıyarak taşa hızla vurarak çıkan kıvılcımlarla dalları kolaylıkla tutuşturdu.

 

Subaru: [Voa, voahhhhhh, harika. Resmen sanat.]

 

Holly: [Bu bir ateş yakma taşı~. Bir kere alışınca çocuk oyuncağı~. Subaru, sen de denesene~.]

 

Subaru: [Denememe izin veriyor musun? Tamam, hemen alayım…]

 

Holly ateş başlatma taşını Subaru’ya fırlattı. Subaru da Holly’nin yaptıklarını tekrar etti ve üç başarısızlığın sonunda dördüncü denemesinde nihayet kıvılcım çıkartmayı başardı.

 

Şimdi tek yapması gereken aynı şeyi kuru dalların üzerinde tekrarlamaktı――

 

Subaru: [Yandı!]

 

Holly: [Aferin~! Artık et bulduğumuz sürece istediğimiz zaman pişirip yiyebiliriz~!]

 

Kuna: [Etten kastı ete dönüşmeden önceki haliyle hayvanlar, yani onun sözlerini dikkate almayın.]

 

Küçük bir başarı duygusu yaşayan Subaru, Holly ve Kuna’dan zıt uçlarda yorumlar aldı.

 

Ve ikisini de içtenlikle kabullenen Subaru, bakışlarını kamp ateşinin üzerinde pişmekte olan kara geyik etine çevirdi. Sonra da “Bu arada” deyip yeni bir konu açarak,

 

Subaru: [O geyik sürüsünü gördüğümüzde Holly’nin hızı mükemmeldi. Ben fark edene dek okunu atmıştın bile.]

 

Holly: [Sürüyü Kuna bulduğu içindi~. Onun sayesinde taze etimiz olabildi~.]

 

Kuna: [Benim tek yaptığım sürünün orada olduğunu söylemekti… Hızlı olması bir yana tüm Shudraqlar ok atabilirler.]

 

Holly: [Kuna hariç, bilirsin ya~.]

 

Kuna: [Uguh]

 

Hassas bir noktasına değinilen Kuna’nın kaşları çatıldı.

 

Onun bu tepkisi karşısındaysa Rem’in gözleri irileşti.

 

Rem: [Gerçekten mi? Bu beklenmedikti. Ama Kuna’nın gözleri keskinmiş, Mizelda’dan öyle duymuştum…]

 

Kuna: [… Gözlerim keskin olsa da kollarım kötü olunca bir anlamı olmuyor.]

 

Holly: [Kuna, kim okçulukta Utakata’ya bile kaybeder ki! Ne tatlı~.]

 

Kuna: [Kapa çeneniiiiii!]

 

Utakata’dan da kötü olarak değerlendirilen Kuna, elini hançer kullanırcasına Holly’nin karnına geçirdi. Ama Holly’nin dolgun bedeni bu darbeyi geri sektirdi.

 

Rem ikisi arasındaki bu alışıldık görünen etkileşimi gülümseyerek izliyordu, ancak Utakata’nın okçuluk performansını işitmek onu çelişkili bir duruma sokmuştu.

 

Çünkü Subaru, zamanında Utakata’nın zehirli okuyla can vermiş biriydi.

 

Utakata, Subaru’yu öldürecek kuvvette biri değildi. Yine de mesela ok başında zehir kullandığı takdirde öldürme gücünde büyük bir handikap olmazdı.

 

Ancak söz konusu avlanma olduğunda zehir kullanımı pek takdir görmese gerekti.

 

Subaru: [Ve bir de…]

 

Parmaklarını dudaklarına götüren Subaru, ağır bir şekilde çekilen yayı kullanan kişiyi düşündü.

 

Yani İmparatorluk Askerleri kampı tarafından yakalanmadan önce Subaru’yla Rem’e ormanda saldıran kişiyi. O yay üstadı bir seferde Subaru ve Rem’i Cadı Yaratığından kurtarmış, bir keresinde de Subaru’yu öldürmüştü.

 

Subaru, henüz o Avcının gerçek kimliğini tespit edememişti.

 

İşte bu yüzden Holly kara geyiği vurduğunda beti benzi atmıştı.

 

Yine de Shudraq Halkının okçuluk becerileri hakkındaki sohbetini işittikten sonra――

 

Subaru: [――Bir Shudraq mıydı? Başka birinden şüphe etmek boşa mı olur?]

 

Subaru’nun grubu o sırada ormana giriş yapmış meçhul bir endişe kaynağıydı.

 

Subaru bağıra bağıra Rem’i arıyordu. Yani Subaru’nun zarar amacı güden şüpheli bir düşman zannedildiğini ve bir tehdit olması gereği imha edilmesine karar verildiğini düşünmek imkansız değildi. Büyük ihtimalle sonraki Cadı Yaratığı yüzleşmesinde de durum aynıydı.

 

Aslına bakarsanız Avcı, Subaru’nun grubunu Cadı Yaratığından korumuştu. ―― Yani Avcının kesinlikle düşman olduğunu ilan etmek pek mantıklı olmazdı.

 

Rem: [Holly-san ve Kuna-san iyi arkadaşlar anlaşılan.]

 

Subaru düşüncelere dalarken Rem, Holly ve Kuna’yla ilgili bir sohbet başlattı.

 

Evet, Rem Holly ve Kuna’dan――gruplarına eşlik eden kişilerden, genç Shudraq Halkı ikilisinden bahsediyordu.

 

Fakat bu açıklamaya gülen tek kişi Holly oldu. Kuna’ysa tiksintiyle yüzünü buruşturdu ve kötüleyici bir ses tonuyla dilini çıkarttı.

 

Subaru: [Bu tepki ve surat da neyin nesi? Tatlı kızların ikisini de yapmaması gerekir, anlıyor musun?]

 

Kuna: [Sadece ne kadar nefret etsem de ayrılamayacağımızı hatırladım. Çile üstüne çile çekmeye terk ediliyorum…]

 

Holly: [Ahahaha, Kuna da amma endişeli.]

 

Kuna: [Kimin. Suçu. Acaba. Bu!]

 

Öfkelenen Kuna Holly’i omzundan tutarak sertçe salladı. Ancak fizikleri arasındaki fark çok fazlaydı ve Kuna’nın yaklaşık iki katı olan Holly bir milim dahi kımıldamadı.

 

En sonunda kendisini yormaktan öteye gitmediğini fark eden Kuna omuzlarını devirdi. Ve dişlerini sıkıp hüsran içerisinde “Kahretsin” dedi.

 

Holly: [Kuna ve ben aynı gün doğduk~. Komşuyuz ve aynı zamanda kardeş sayılırız~.]

 

Kuna: [Senin gibi birini, kardeşim olarak görmeyi reddediyorum. İster büyüğüm ol ister küçüğüm.]

 

Holly: [Ah, etimiz güzel bir renk almaya başlıyor~.]

 

Kuna: [Beni dinlesene!]

 

Kuna’nın tamamen kendi halinde takılan Holly’e sergilediği tek taraflı direnç boş ve nafileydi.

 

Bu manzaraya tanık olan Subaru’ysa Kuna'nın Holly'nin insafına kalmış görüntüsünün hafiften yaygaracı ve şiddetli iç işleri görevlilerine benzediğini düşünüyordu.

 

Subaru: [Kuna’nın saçları da yeşile boyalı, yani renk temaları örtüşüyor… O herif de eksik olduğu durumlarda bile kendisini bayağı güçlü şekilde ortaya koyardı.]

 

O kişi dinliyor olsaydı muhtemelen “Bu yanlış itham olumlu bir özellik aslında, anlarsın ya!?” gibi bir şey söylerdi. Ama şu anda orada olmadığı için Subaru, bu düşünceyi işitsel bir halüsinasyon olarak savuşturdu.

 

Rem ise pişmekte olan etin rengiyle ilgili tartışan Holly ve Kuna ikilisini küçük bir gülümsemeyle izledi ve Subaru, onun “Kıskandım” şeklinde mırıldandığını işitti.

 

Rem: [Dürüstçe böyle şeyler konuşabileceğin biri…]

 

Subaru: [… Ahhhh, Rem, tek bir şey söyleyebilir miyim?]

 

Rem’in mırıltısında bariz ve içten bir kıskançlık vardı.

 

Hafızasını yitirmiş olan Rem için Subaru da dahil olmak üzere çevresinde ne var ne yoksa, karanlıktan gelen bir istilacı hissi uyandırıyor olmalıydı. Şu anda kendisini iyi hissetmesi mümkün değildi.

 

Subaru onun bu gergin kalbini yatıştırma becerisine sahip olup olmadığını bilemese de――

 

Rem: [Ne oldu?]

 

Subaru: [Sen sorgulayana dek çenemi kapalı tutacağımı söylemiştim ama, tek bir şey söylemek istiyorum.]

 

Rem: [――――]

 

Subaru: [Senin bir ablan var. Seni kalbinin en derinlerinden seven, senden birazcık büyük ikizin… Yani, her nerede olursan ol asla yalnız olmayacaksın.]

 

#Duygusal bir bölüm sonuydu. Shudraq kızlarının tatlı etkileşimlerinden sonra Rem’in yavaş yavaş yumuşadığını görmek de güzeldi. Acaba Subaru’yu hiç değilse hakaret etmeyecek kadar kabullenebilmesi ne kadar vakit alacak? Gerçi Subaru her ölümünde olaylar sarpa saracağı için bu tehlikeli atmosferde işleri biraz zor olabilir. Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32599 Üye Sayısı
  • 332 Seri Sayısı
  • 43293 Bölüm Sayısı


creator
manga tr