Cilt 7 Bölüm 19 [ Can Sıkıcı Bir Buluşma ] (1/2)

avatar
248 13

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 19 [ Can Sıkıcı Bir Buluşma ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



――Adam hareketsizce kalakalmış, kaskatı toprağın üzerine sere serpe yayılmıştı.

 

???: [――――]

 

Ne ölüydü ne de uykuda.

 

Yalnızca gözlerini kapatmıştı, düzensiz nefeslerine bir ayar çekerken düşüncelerini sessizce organize ediyordu.

 

Onları bir araya getiriyor, topluyor, onlardan yeni bir şey inşa ediyor――

 

????: [Oi, yaşıyor musun?]

 

???: [――Hı hı, yaşıyorum.]

 

Biri kafasının üzerinden seslendiğinde, tanıdığı o adamın yüzünü görmek için gözlerini açtı.

 

Adamın olağanüstü bir yeteneğe sahip olduğu hissini taşıyordu, çünkü ona tepetaklak baktığında bile aynı hoyrat izlenimi süregeliyordu. Her halükarda bunun şu anki meseleyi çözüme kavuşturmalarıyla hiçbir ilgisi yoktu.

 

???: [O tiplere ne oldu?]

 

????: [Beni atlatmayı başardılar ve seni de fırlatıp attıktan sonra olabildiğince çabuk tabanları yağladılar. Sen… sen şu konuda bir şeyler yapsan iyi olacak. Her baktığımda ister istemez acı çekiyorum.]

 

???: [Şu konu mu? …Ha, bunu diyorsun.]

 

Kafasını kaşıyarak oturur pozisyona geçerken bedeninin diğer adamın parmağıyla işaret ettiği noktasına baktı. Ve oraya sağlanmış olan kalın oku gördü.

 

Sol yanına giren o ok, birazcık daha yukarıya ulaştığı takdirde kalbini delmiş olabilirdi.

 

O yara neredeyse canını alacak olsa da bu konuda birkaç güçlü duyguya kapılmıştı. Yalnızca görünümüyle değil, etinin delinmiş olduğu gerçeğiyle ilgili de.

 

Todd: [Gerçekten göründüğü kadar acı verici değil, tamam mı? Şu anda çıkarmak zor olacaktır gerçi…]

 

Jamal: [Aptal. Kim senin için endişelendiğimizi söyledi ki? Ben sadece bakması acı veriyor dedim. Acele et de çıkar şunu.]

 

Todd: [Yaralı yoldaşlarına da amma sert davranıyorsun bakıyorum. ――Ve-]

 

Kaşları çatık partnerinden bu emri işiten Todd, vücuduna saplanmış oku gönülsüzce kavradı. Ok yaralarıyla ilgili sıkıntı, okun etrafındaki et kapanmadan önce çekilip çıkartılmasının gerekmesiydi.

 

Neyse ki okun orada kaldığı süre kısaydı, bu sayede ufak bir çabayla tek seferde çıkartabildi.

 

Kan akışı içinse koparttığı bir kumaş parçasını yarasındaki açıklığın üzerine bastırdı ve o baskıyla kanamayı durdurdu.

 

Todd: [Buyur, sipariş ettiğin ok burada. Şimdi ne yapacağız, ha?]

 

Jamal: [Derin bir yaraysa geride kalıp dinlenmelisin. O kaçan heriflere gelince, peşime birkaç kişiyi takıp onları ezip geçeceğim. O piçlere avın kendileri olduğunu göstereceğiz…]

 

Todd: [――Bu kötü bir hamle olur, Jamal.]

 

Jamal: [Ne?]

 

Bundan böyle izlenecek gidişatı belirleyen adam ―― Jamal, Todd’un müdahalesiyle dizginlendi.

 

Todd, Jamal’ın kendilerini aptal yerine koyan ve kaçan düşmanlarını yakalayıp intikam alma isteğini anlıyordu. Ama aceleyle saldırıya geçtikleri takdirde acı bir tecrübeyle karşılaşan asıl onlar olurdu.

 

Todd: [Bir düşünsene. O herifler tam olarak ne sebeple böyle bir cüretle Guaral’a girdiler? Yaptıkları şey göz önüne alınınca bu şehirde olacağımız barizdi.]

 

Jamal: […Beyinsiz aptallardır belki de.]

 

Todd: [――Hayır, bilerek girdiler. Şehrin dışında gerçekleşecek bir pusuyu gizleyecek kadar bile ileri gittiler.]

 

Jamal, az önce çıkarılmış olan oka kaçamak bir bakış atarak boğazını temizledi.

 

Tecrübeli bir asker olarak, bir okun ateşlendiği yönü ve isabetliliğini algılayabilecek ve atışın gerçekleştirildiği yüksekliği tespit edebilecek kabiliyete sahipti.

 

Yani Todd’la aynı sonuca varması doğaldı.

 

Jamal: [Öyleyse hedefledikleri şey…!]

 

Todd: [Guaral’a giren biz İmparatorluk Askerlerini dışarı çekip avlamak. Eğer bir anda tüm askeri gücümüzle peşlerine takılır veya şu ufak birliğimizle yola koyulursak bizi avuçlarında oynatırlar. ――Bu durumda hangimiz yem olur merak ediyorum doğrusu.]

 

Jamal: [――――]

 

Hüsran içerisinde dişlerini sıkan Jamal, rakiplerinin kaçtığı yöne doğru bakarak kaşlarını çattı.

 

Jamal içinde çalkalanan bir öfkeyle boğuşuyormuş gibi görünse de Todd da o acı hissi gayet iyi biliyordu―― yo, böyle bir şey söyleyemezdi. Onun kalbini ele geçiren şey öfkeden ziyade hayranlıktı.

 

Aptal bir rakibi tuzağa düşürmek için kendisini yem olarak kullanma cesareti göstermiş, hazırlıksızlıktan başarıyla faydalanmıştı.

 

Kesinlikle hatırı sayılır bir düşmandı, bir savaş çocuğuydu.

 

Todd: [Seni öldüremeyerek fena çuvalladım gerçekten…]

 

Jamal’la aynı yöne bakarak bu şekilde mırıldandı.

 

Ve sonra da bir şey hatırlamışçasına bir nefes alıp “Ahh” diyerek,

 

Todd: [Anlaşılan bir intikam fırsatımız olacak. ――Ne olursa olsun geri dönecekler.]

 

Jamal: [O fırsat geldiğinde zerre kadar merhamet etmeyeceğim.]

 

Todd, Jamal’ın öfkesini bastırışını onaylarcasına sessizce başını salladı.

 

Öyleyse şimdilik bu mücadeleyi bir kayıp olarak kabulleneceklerdi. Ayrıca――

 

Todd: [Jamal.]

 

Jamal: [Oh. …O eller ne iş?]

 

Todd’un bacaklarının yere serildiğini ve iki kolunun da kendisine doğru uzandığını gören Jamal’ın kaşları çatıldı.

 

Todd ise onun bu şaşkınlığı karşısında “Ne görüyorsan o işte” deyip devam etti.

 

Todd: [Sırtına bineceğim.]

 

Jamal: [Yapayalnız geber!]

 

Bu sözlere eşlik eden omuz silkiş, sahiden de gerçek bir dostluğa yaraşır cinsten değildi.

 

△▼△▼△▼△

 

Sert zemine güçlü bir şekilde basan Subaru, uzun adımlarla ilerliyordu.

 

Gideceği yere yaklaştıkça huzursuzluğu artıyor, kağnıdan atlayıp gitme ihtiyacını bastırma kabiliyetiyse azalıyordu. Varış zamanı nihayet geldiğindeyse bedeni büyük bir şevkle ileri atıldı.

 

Kendisini durdurmaya çalışan sesler varmış gibi gelse de hepsi bir kulağından girip ötekinden çıktı.

 

Hepsini silkinip atan Subaru, dosdoğru hedeflediği binaya ilerledi. Geri kalanlardan fark edilir şekilde iri, ahşap bir binaydı ve yerleşim alanının merkezine inşa edilmişti. İşte o binaya giren Subaru, içerideki birkaç kişinin bakışlarını üzerinde topladı.

 

Ve――

 

???: [――Demek geri döndün. Beklediğimden de hızlı oldu.]

 

Yüzü oni maskesiyle örtülü küstah bir adam, tüm kibriyle böyle söyledi.

 

Subaru, onun bu kibirli tavrı karşısında tek kelime etmeden ileri atıldı. Ve ana kapılıp hiç tereddüt etmeyerek kendisine tepeden bakan adamın maskesini yüzünden sıyırıp aldı.

 

Böylece maskenin bir direnç sergilemeden çıkartılmasına izin veren adamın zarif yüz hatları açığa çıktı.

 

O şeytani tavırlı, katlanılmaz kişiyi yakasından kavrayan Subaru, onu oturur pozisyona çekti. Sonra da yumruğunu sıktı, o surata uçarcasına indirmeye hazırlandı ve――

 

???: [Subaru, bekle.]

 

Tam da onu dünyayı unutturacak şekilde yumruklayacakken sağ kolu ardından zorla çekilerek durduruldu.

 

Bunu yapan kişi, saçlarının ucu kırmızıya boyanmış uzun boylu biriydi. Yani bu yerleşkenin lideri Mizelda. Subaru tam yaptığı şeyden şikayet etme isteğiyle ağzını açıp “Şimdi mi? Durdun durdun şu anı mı buldun?” demek üzereydi ki ondan daha hızlı davranan Mizelda, “Dinle” diye lafa girerek,

 

Mizelda: [Yüzü olmaz. Onun dışında her şeye göz yumarım.]

 

Subaru: [ORAA――!]

 

Abel: [――hk]

 

Kadının tereddütsüz yanıtını işiten Subaru, kısa bir süre sonrasında yumruğunu doğruca Abel’in gergin gövdesine indirdi.

 

Subaru, Abel’in suratından yumruklanmayı bekleyip beklemediğini bilmiyordu ama hazır olmadığı bir yere darbeyi yediği anda bir acı nidasıyla birkaç adım geriledi. Bu Subaru’nun birikmiş öfkesinin tamamını yatıştırmaya yetmese de――

 

Subaru: [Hala ödeşmiş olduğumuzu sanmıyorum, bok kafa…!]

 

Abel: [――hmph, amma da açgözlü biriymişsin.]

 

Diyen adam, yan tarafa düşmüş olan oni maskesini kaldırıp yüzüne yerleştirdi. O adamın―― Abel’in daima söyleyecek bir şeyleri olurdu.

 

Bir baraj kadar dolup birikmiş öfkesinin kaynağını yumruklamış olan Subaru, sert bir şekilde nefes verdi.

 

Çünkü üç buçuk günlük bu dönüş yolculuğunu yapmasının tek sebebi bu yumruktu.

 

△▼△▼△▼△

 

Flop: [Bak, kardeşim! Görünen o ki burası meşhur Shudraq Köyü! Tıpkı söylentilerde olduğu gibi keşfedilmemiş bölgelerdeki ormanların ardındaymış! Ne keşif ama!]

 

Medium: [Voaa! Bu harika, abi! Bak baak! Hepsinin de karın kasları benimki gibi açıkta! Açıkta! Açıkta, abi!]

 

Flop: [Hem de ne açıkta!]

 

Kardeşlerin dile getirdikleri düşünceleri yerleşke boyunca yankılanıyordu. Nereye giderlerse gitsinler tasasız olacakmış gibi görünüyorlardı.

 

Bu açık etkileşimde bulunan O’Connell kardeşler Flop ve Medium, akışa kapılmış şekilde Shudraq Halkının yerleşkesine davet edilmişti.

 

Meydanın ortasında kağnının üzerinde oturuyorlardı ve etrafları meraklı Shudraqlar tarafından sarılmıştı. Anlaşılan korkusuz tavırları, farklı topraklar ve ortamlarda dahi daimiydi. Mühim insanlar gibi davranıyor, onca kişinin gözlerini ve dikkatlerini üzerlerine çekmiş olmalarına rağmen korku, temkinlilik veya strese uzaktan yakından benzeyen tek bir duygu dahi sergilemiyorlardı.

 

Bununla birlikte insanlarla etkileşime girerken hayatlarına ve bedenlerine yönelik tehlike ve hasarların daha çok farkında olmaları gerekirdi. Korkmaları daha normal ve daha yerinde olurdu, çünkü şu anda etrafları son derece yabancı ve vahşi bir kabileyle sarılmıştı.

 

Abel: [Amma gürültülü bir ekip getirmişsin. Bu kişiler yolculuğun için mi gerekli oldu? Eğer öyleyse senin ve benim değer biçme biçimlerimiz farklı demektir.]

 

Subaru: [Değer biçme biçimlerimizdeki farklılığı inkar etmeyeceğim. Seninle dünya görüşlerimiz arasında büyük bir fark var. ――Bu arada, bu tavrın da epey ilginçmiş yani?]

 

Abel: [Ha?]

 

Toplantı alanının zemininde oturan Subaru ve Abel ikilisi, birkaç gün önce olduğu gibi karşı karşıya gelmişti.

 

Abel Subaru’nun intikam yumruğunu yemiş olmasına rağmen sözlerinde herhangi bir pişmanlık tınısı taşımıyordu. Ne bir özür duymayı bekliyor ne de kendisi özür dilemeyi planlıyordu.

 

Fakat Subaru, onun kardeşlerle ilgili yorumunu göz ardı edemezdi.

 

Çünkü――

 

Rem: [Abel-san, o insanları istemeden bu işe dahil ettik. Şehrin dışında kaldığımızda bize nazik davrandılar… Sırf bu yüzden.]

 

Abel: [――――]

 

Subaru’nun öfkesinin sebebini onun yerine açıklayan kişi, Rem oldu.

 

Geçen seferden farklı olarak bu defa toplantı odası boşaltılmamıştı, yani Subaru ve Abel dışındaki üyeler de konuşmanın bir parçasıydı.

 

Subaru’nun yanında seiza stili oturan Rem ve yol arkadaşları Kuna ile Holly bulunuyordu. Abel’in yanında da Mizelda ve Taritta kardeşler oturuyordu.

 

Ek bir not düşmek gerekirse Louis, yaşına en yakın kişi olan Utakata’nın bakımı altındaydı. An itibarıyla meydandaki kağnının içerisinde, etrafları Shudraqlarla çevrili O’Connell kardeşlerle birlikte olsa gerekti.

 

Her halükarda――

 

Rem: [Onların desteği olmasaydı sağ salim geri dönemezdik. Ama bunu yaparak şehirdeki askerlerin hedefi oldular…]

 

Abel: [Yanılıyorsunuz, bir düzeltme yapacağım. Bizi ve dışarıdaki iki kişiyi hedef alanlar şehir askerleri değiller. Onlar İmparatorluk Askerleri. Bu ülkeye hizmet eden kişileri kendinize düşman edindiniz.]

 

Rem & Subaru: [――――]

 

Abel’in oni maskesinin ardından yükselen soğuk sesi, Subaru ve Rem’in kalplerine işledi.

 

Onun bu kuru söylemini işiten Rem’in tek yapabildiği, bitkinlikle açık mavi gözlerini kaçırmak oldu. Dürüst olmak gerekirse durumun ardındaki inkar edilemez gerçek buydu. Subaru da bunu anlıyordu.

 

Ama anlamak ve gerçeği kabul etmek farklı şeylerdi.

 

Subaru: [İmparatorluk kampının kötü niyetini uyandırmak benim hatamdı. Düşmanlıkları benim seçimlerim ve eylemlerimin sonucu.]

 

Abel: [Doğru. Bu senin Shudraq Halkıyla karşılaşmadan önce bile kendini bağlamış olduğun kader.]

 

Subaru: [O kader için bir bahane üretemem, çünkü onları düşman edinen kişi hiç şüphesiz ki benim. ――Ama bunun bedelini ödeyecek kişi de yalnızca ben olmalıydım.]

 

Suçun büyük ölçüde Subaru’da olduğu doğruydu ama buradaki sorun, Abel’in tavrıydı.

 

Abel, Subaru’nun grubunun Guaral’a girdikleri takdirde tehlikeye düşeceğini en başından beri biliyor olmalıydı. Hayatta kalan İmparatorluk Askerleriyle temasa geçtikten sonra saldırıya uğrama olasılıklarını da öyle.

 

İşte bu yüzden――

 

Subaru: [Kuna ve Holly’den – peşinen – şehrin dışında beklemelerini istedin. Takipçilerimiz yüzünden şehirden kaçmaya çalışırken bize yardımcı olsunlar diye.]

 

Holly: [Cidden ama cidden, siz de amma zor durumdaydınız, anlarsınız ya~. Kuna ve ben olmasaydık, Subaru, bir balta şimdiye kafanı ikiye ayırmış olacaktı~.]

 

Bağdaş kurmuş halde yere çöken Holly, ağzına bir şeyler tıkıştırarak rahat bir edayla böyle söyledi. Tedirgin bir ifadeyle yanında oturan kişinin, yani Kuna’nın aksine Holly, konuşmanın havasını idrak edememişe benziyordu.

 

Elbette ki Subaru, Holly ve Kuna’nın yardımlarına minnettardı. Onların yardımı olmasaydı o olayda kafasının yarılmış olma ihtimali epey yüksekti.

 

Subaru: [Gözcülük için Kuna’nın gözleri ve bizi desteklemek için Holly’nin yayı… Uzun menzilli bir yay ve keskin bir göz. Becerilerinizin birleşimi, işte kombo yetenek diye buna denir.]

 

Kuna: [… Kimse bana durumun bu kadar boktan olduğunu söylememişti ama.]

 

Kuna’nın ruhsuz yorumu, Subaru’nun grubuna karşı duyduğu suçluluğu ortaya koyuyordu.

 

Bununla birlikte o suçluluk gereksizdi. Çünkü Guaral’a girmeden hemen önce söyledikleri, Subaru’ya ihtiyacı olan ipucunu vermişti.

 

Onun tavsiyesi olmasaydı Holly’nin bahsettiği yardıma erişilemeyecekti.

 

Ancak――

 

Subaru: [Bu düşünce şekli yalnızca Kuna ve Holly için geçerli. ――Senin gibi her şeyi öngörmüş birine iyi davranmayacağım.]

 

#Subaru’ya bakın bee, imparatorun suratına yumruğu indirecekti! Elimizde büyüdü iyice kerata. Şaka maka Abel çok ilginç bir karakter değil mi? Her şeyi hesap edip sinsilik yapıyor, son derece kibirli davranıyor ama yumruk yemek gibi bir şeye en ufak bir tepki de vermiyor. Dümdüz bir karakter değil, bunu sevdim aslında. İleride bize daha neler gösterecek merakla bekliyorum. Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32643 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43319 Bölüm Sayısı


creator
manga tr