Cilt 7 Bölüm 20 [ İmparator - Tüccar - Natsuki Subaru ] (1/5)

avatar
265 14

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 20 [ İmparator - Tüccar - Natsuki Subaru ] (1/5)


Çevirmen : Clumsy



――Hisar şehri Guaral’ın düşüşü, işte Abel’in planının bir sonraki hamlesi buydu.

 

Beyni bu cesur beyanın içeriğini sindiren Subaru, saniyesinde sonuca varmıştı.

 

Bu absürt bir plandı.

 

Subaru: [Kusursuz olmasa da sağlamlaştırılmış bir şehir… Dört tarafı duvarlarla çevrili, ayrıca kapılar yoluyla gerçekleştirilen giriş çıkışlar sürekli izleniyor. Öyle elini kolunu sallayarak gidip “teslim olun” diyebileceğin bir yer değil.]

 

Abel: [Hah, orayı görmüş gibi konuşuyorsun… Oh doğru ya, görmüştün. Senin ağzından işe yarar bir şey pek çıkmadığı için neredeyse unutuyordum.]

 

Subaru: [Şu keskin zekan çok hoş. Ama o keskinlik sadece bu tür tartışmalarda karşında oturan rakiplerinde işe yarar. Silahlı rakiplere işlemez.]

 

Toplantı alanının ortasındaki ateşi çevreleyen Subaru ve Abel’in gözleri birbirlerinin üzerindeydi.

 

Abel oni maskesinin ardındaki hiçbir duygunun görünmesine izin vermiyor, bu da Subaru’nun onun aklından neler geçtiğini tahmin etmesini iyice imkansız hale getiriyor ve hem canı sıkılıyor hem de kafası karışıyordu.

 

Şu anda Subaru’nun beslediği meşru endişelerin Abel tarafından da fark edilmemesi mümkün değildi.

 

Ve buna rağmen sağlamlaştırılmış bir şehri düşürmek gibi bir teklifte bulunuyorsa――

 

Rem: […Şehri istila etmek için bir yan yol kullanmayı düşündüğünü mü söylüyorsun?]

 

Subaru nefesini tutarken hemen yanından sessiz bir mırıltı yükseldi; kaynağıysa Rem’di.

 

Rem, bacaklarını bir tarafta toplamış şekilde oturuyordu ve açık mavi gözleri dikkatle Abel’e kilitlenmişti. İğneleyici bir bakıştan ziyade onu süzüyor gibiydi.

 

Bu bakışları karşılayan Abel, “Bunu söylemeye lüzum yok.” diyerek omuz silkti.

 

Abel: [Natsuki Subaru’nun da belirttiği gibi şehrin ana kapılarında gerçekleştirilen denetlemeler birinci engeli teşkil ediyor. Şehre girmek için onlardan kaçınmanın bir yolunu bulmamız şart.]

 

Rem: [Şehre girebildiğimizi varsaysak bile içeride kalabalık bir İmparatorluk Askeri grubu varmış gibi görünüyor. Yani denetlemeyi atlatsak da çok fazla düşmanla karşı karşıya kalacağımızı düşünüyorum.]

 

Abel: [Hm.]

 

Rem, Guaral’ın düşürülmesinin önündeki engelleri sıralayan Abel’e mantıklı bir itirazda bulundu. Abel ise bu tavır karşısında homurdandı, diğer taraftan Subaru’nun şaşkınlığı yoğunlaştı.

 

Elbette ki bu şaşkınlığın kaynağı, Rem’in Abel’le doğrudan tartışıyor olmasıydı.

 

Tartışmanın içeriği gereği Rem’in Subaru’yla aynı pozisyonda olduğu, Guaral saldırısına karşı çıktığı söylenebilirdi.

 

Bununla birlikte bu bakış açısına sahip olması gerçekten çok uygundu. ――Guaral’da geçirdiği kısa süre içerisinde bu noktadan tamamıyla emin olmuş gibiydi.

 

Abel: [――Natsuki Subaru, muharebe açısından saldırı ve savunma güçleri arasındaki farkla ilgili ne biliyorsun?]

 

Subaru: [Ah? Saldırı ve savunma güçleri arasındaki fark diyorsun… Yani, Üç Katla Saldırma Kuralı gibi mi?]

 

Abel: [Üç Katla Saldırma Kuralı… Aynen öyle, bu son derece uygun bir tabir.]

 

Sorgulanan Subaru refleks olarak yanıt verirken Abel, etkilenmişçesine başını salladı.

 

Üç Katla Saldırma Kuralı, askeri güçle ilgili olan ve saldıran tarafın savunan tarafın üç katı güce sahip olması gerektiğini belirten bir muharebe teorisiydi.

 

Bunun sebebi de saldırı ve savunma arasındaki amaç farklılığıydı. Saldıran tarafın rakibi mağlup etmesi gerekirken savunan taraf rakibini mağlup edebilir, püskürtebilir ya da yalnızca saldırıdan kaçınabilirdi ki bu da hatırı sayılır bir avantajdı.

 

Örneğin bu durumda, Abel’in Guaral’ı ele geçirmek için Shudraqlara şehri istila etmeleri emrini vermesi gerekecekti ancak İmparatorluk Askerleri ve muhafızlar, hedeflerine ulaşmak adına saldırıdan kaçınıp şehrin içerisinde barikat kurabilirdi.

 

Genel fikir, hedeflere ulaşmanın mümkün olması adına aradaki farkı telafi etmek için üç kat birliğe ihtiyaç duyulduğu şeklindeydi ancak――

 

Subaru: [Şehrin üç katı güç, böyle bir şeyi toparlayabilmemize imkan yok. Mizelda-san, bu köyde aşağı yukarı kaç kişi var?]

 

Mizelda: [Biz seksen iki kişiyiz. Abel’i ve o adamı… Flop’u da dahil edersek en aşağı yüz oluruz.]

 

Subaru: [Yakışıklı erkekleri kaç kişi sayıyorsun emin olamadım ama en fazla yüz kişiyiz. Kabaca bir tahmin olsa da şehirdekiler bunun üç katından da fazladır.]

 

Mizelda’nın hesaplama yöntemi bir yana Subaru, Guaral’ın askeri gücünün bu çerçevede olduğunu tahmin ediyordu.

 

Şehrin nüfusu 10,000 kişiyi aşmasa gerekti ama içeride, kanun ve düzeni koruyacak kadar asker bulunuyor olmalıydı. Üstelik kampları yakılan İmparatorluk Askerleri de onlara katılıyor olacaktı.

 

――Todd’un da dahil olduğu İmparatorluk Askerleri.

 

Subaru: [――――]

 

Abel: [Hiç değilse kafanda biraz temel bilgi varmış herhalde. Yine de dilini tutmanın sebebi güç farkındansa başka bir korkuymuş gibi görünüyor.]

 

Subaru: […Korktuğum bir şey olduğu doğru, ama güç farkının tehlikeli olduğu da öyle.]

 

Diyen Subaru dilini şaklattı ve içinden geçenlerin doğru tahmin edilmesinin doğurduğu huzursuzluğun tadına vardı.

 

Dürüst olmak gerekirse Guaral’ı ele geçirme planını işittiğinde aklına gelen ilk engel Todd olmuştu. Yalnızca onunla karşılaşma düşüncesi bile içinin burulmasına yetiyordu.

 

Her halükarda Üç Katla Saldırma Kuralı da hesaba katılınca bu, tartışmaya değmeyecek bir plandı.

 

Subaru: [Güç farkının üstesinden gelme yoluna gelirsek, aramıza kudretli bir savaşçının katılması veya karşı tarafın komutanının fena halde yetersiz olması dışında bir şey düşünemiyorum.]

 

Abel: [Maalesef inancım, ikisini de bekleyemeyeceğimiz yönünde. Shudraq becerileriyle toplu haldeki birlikleri dağıtabiliriz ama sayı üstünlükleriyle etrafımızı sardıkları takdirde mağlup ediliriz. Ayrıca düşman komutanın Zikr Osman olduğunu duymuştum. Sağlam ve sıkıcı bir strateji uzmanıdır ama zayıf noktası yoktur.]

 

Subaru: [Zikr… Bu ismi duymuştum.]

 

İlişkileri kötüye gitmeden önce Todd’dan duymuş olmalıydı.

 

İmparatorluk kampı çoktan küle dönmüş olsa da Subaru, o askeri operasyonun başında Zikr isimli biri olduğunu anımsıyordu.

 

Bununla birlikte kamp küle döndüğü için o kişinin de mağlup olduğunu düşünmüştü.

 

Abel: [Kamptakiler sıradan askerler. Daha en baştan öncelikli hedeflerini gizli tutmak adına minimum şekilde bilgilendirildiler… Bir İkinci General, ufak bir kabile karşısında ön safa geçmezdi.]

 

Subaru: [Yani komutanın en başından beri şehirde olduğunu mu söylüyorsun?]

 

Abel: [Açıkçası hiçbir şey yapmayarak yeterli sonuç alacak olmalıydı. Ama bu plan benim komutumla ters gitti… Ahh, bir de senin varlığınla tabii, Natsuki Subaru.]

 

Subaru: [Gah…]

 

Abel, kötü niyetli bir şekilde Subaru’yu, gözlerini kaçırmaya çalıştığı sorumluluğuyla yüzleşmek zorunda bırakmaya çalıştı.

 

Subaru’ysa dişlerini sıkarak elini ağzına bastırdı.

 

Öyle ya da böyle, İkinci General Zikr’in Guaral’da olma ihtimali yüksekti.

 

İmparatorluğun üst rütbelerinin Birinci General, İkinci General, Üçüncü General vb. olduğu söyleniyordu, yani Subaru, zirvenin ikinci sırasının epey güçlü bir kişiye işaret ettiğini anlayabiliyordu.

 

Subaru: [Ee, ne demeye çalışıyorsun? Düşük askeri gücümüzün yanı sıra düşman komutan, elitler arasında sayılan mühim biri. Ayrıca arı kovanını çoktan dürttüğümüz için tetikte olacaklar, haksız mıyım?]

 

Abel: [Çok haklısın. Sorumluluğunun ağırlığını idrak edebiliyor musun?]

 

Subaru: [Ben ondan bahsetmiyorum!]

 

Abel Subaru’yu düşüncesizliği nedeniyle kınasa da problem başka bir noktada yatıyordu.

 

Yani Abel, mini minnacık başarı şansına rağmen mücadeleden vazgeçmeyi reddeden bir duruş sergiliyordu. Subaru’ysa denemenin bile anlamsız olduğu konusunda kararlılığını koruyordu.

 

Her şeyden önce――

 

Subaru: [Ben bizzat savaşma fikrine şiddetle karşıyım. Buradan ayrıldığımda bunu netleştirmiş olmalıyım. Benim… benim tek isteğim Rem’le birlikte eve dönebilmek.]

 

Abel: [Ama bunun mümkün olmadığı çoktan kanıtlandı. Düşmanlarının Guaral’daki İmparatorluk Askerlerinden ibaret olduğunu mu zannediyorsun? Başka bir köy veya şehirde güvende olacağını mı sanıyorsun?]

 

Subaru: [――――]

 

Abel: [Bu saatten sonra nereye gidersen git güvende olamayacaksın. Bunu tamamen idrak edebilmen için sana zaman vermeyi ve kanına sızmasına müsaade etmeyi amaçlamıştım. Yoksa zehir hala yeterli değil mi?]

 

Abel’in alaylı bakışları, Subaru’nun zayıf ruhunu tartaklamaya başlıyordu.

 

Bunun yanı sıra büyük bir zorluğa katlanmanın acısını da duyan Subaru, uzunca bir iç çekti; can sıkıcı olsa da Abel’in sözlerinin doğruluğunu inkar edemezdi.

 

Surlarla çevrili o şehirde yaşadığı zorluklar, Subaru’nun içerisinde zihinsel bir bariyer yaratmıştı.

 

Bu saatten sonra Rem’i alıp kaçmaya kalksa ve Guaral’dan başka bir yere gitse bile duyduğu temkinlilik ve korku ortadan kaybolmayacaktı.

 

Subaru, beş ölüm karşılığında gururunu yitirmişti.

 

Subaru: [――Madem durum böyle, seni düşmana satarsam ne olacak?]

 

Çıkış yolu kapanan ve düşüncesizliği yüzünden taciz edilen Subaru, çarpık bir surat ifadesiyle bu soruyu sordu.

 

Ve o saniyede, ağzından dökülen sözcüklerle toplantı alanındaki hava gerginleşti. Subaru, yanı başında oturan Rem’in gözlerinin irileştiğine göz ucuyla tanık olabiliyordu.

 

Ancak satılma tehdidiyle karşı karşıya kalan Abel, ufak bir kahkaha patlattı.

 

Abel: [Hmm. Nihayet kafan normal bir şekilde çalışmaya başlıyor anlaşılan. Ama maalesef…]

 

Mizelda: [Bu konu tartışmaya açık değil, Subaru.]

 

Diyen Mizelda, kaşla göz arasında hançerini çekerek Subaru’nun boynuna dayadı.

 

Subaru’ysa bu ani başarı karşısında soluksuz kalarak bir anda harekete geçen uzun boylu kabile şefinin yüzüne baktı. Mizelda’nın gözleri, güzel yüzündeki inatçı inancı yansıtıyordu, bunlar merhametsiz bir avcının gözleriydi.

 

Mizelda: [Biz Abel’le birlikte çarpışma kararını alalı çok oldu. Bu Yaşam Kaynağı Ritüelinin sonucuydu, yani yoldaşımız olarak gördüğümüz kişinin arzusu buysa yapacak bir şey yok demektir.]

 

Subaru: […Rem’i geri almak için sizin gücünüzden faydalanan benim bunu söylemem cüretkarca olacak biliyorum. Ama tüm bunlar gerçekten size uyuyor mu?]

 

Mizelda kararlı görünürken ansızın Subaru’nun sorgusu işitildi.

 

Mizelda, şefleri olarak Shudraqların olması gereken kişiliği temsil etmeli ve aklı çelinmemeliydi. Buna rağmen diğer Shudraqların aykırı fikirleri olabilirdi.

 

Yani oradaki diğer kişilerin, Taritta, Kuna ve Holly’nin fikirleri...

 

Subaru: [Bu herif az önce bir sürü şey anlattı. Askeri güç uçurumu ortada ve rakip general son derece tecrübeli, cesur biri. Daha en başta onunla mücadele etme şansınızın olmadığını görebiliyorsunuz…]

 

Holly: [Belki de Subaru yanlış bir fikre kapılmıştır~]

 

Subaru: [Yanlış bir fikir mi…?]

 

Şaşırtıcı bir şekilde Subaru’nun yeni fikir arayışını yanıtlayan ilk kişi Holly oldu.

 

Ağzına kuru etleri tıkıştırarak bir köşeden konuşulanları dinleyen Holly’nin gözleri, hareketleri kısıtlanmış olan Subaru’nun üzerindeydi.

 

Holly: [Kazanmak veya kaybetmekten bahsediyorsan, geri çekilmek de bizim kaybımız olur~. Yoldaşımız için savaşamazsak ruhumuz lekelenir~]

 

Subaru: [Ruhumuzda bir leke diyorsun… Gurur gibi veya ataların yüzüne bakmak gibi bir şey mi?]

 

Holly: [Aynen aynen, anladın, Subaru~]

 

Diyerek gülümseyen Holly, Subaru’nun sözlerini onayladı.

 

Ancak bu, karşılıklı anlaşmanın kanıtından ziyade birbirlerini anlayamadıklarının kanıtıydı.

 

Subaru da böyle bakış açılarının var olmasını anlıyordu.

 

Gurur veya aile onuru gibi şeyler, tabiri caizse, kişinin fiziksel bedenine doğrudan katkıda bulunmayan görünmez savunma mekanizmalarıydı―― Onların ciddi bir endişe kaynağı olduğunu düşünen ve onlara her şeyden çok paha biçen tutumların sergilendiğiyse kesindi.

 

Yine de bu, Subaru’nun ‘hiçbir şey hayattan değerli değil’ inancıyla bir arada var olamayacak bir düşünce şekliydi.

 

Subaru: [Kuna! Taritta-san! Siz de mi aynı fikirdesiniz!?]

 

Kuna: […Ben bu meseleyi Holly veya şef kadar derinlemesine irdelemiyorum açıkçası.]

 

Taritta: [――. Ben de ablamın kararına uyacağım. Arzum bu yönde.]

 

Subaru: [Peki, anlıyorum…]

 

Subaru, diğer ikiliden de bilgi almak istemiş ama arzu ettiği karşılığı bulamamıştı.

 

Belki diğer Shudraqlardan biraz ayrılan Kuna’dan bir şey çıkabilir diye düşünmüştü ama görünen o ki umutları yersizdi. Taritta’nın Mizelda’ya tamamıyla itaat ettiğinden bahsetmeyeyse gerek dahi yoktu.

 

Yani Subaru’nun hiç müttefiki yoktu, ensesine bir hançer dayanmıştı ve bu çıkmaz süregelecekmiş gibi görünüyordu, ama――

 

Rem: […Mizelda-san, silahını geri çek lütfen. O kişinin Abel’i düşmana teslim etmek gibi bir niyeti yok.]

 

#Zikr Osman ne ya, ismi görünce ne tepki vereceğimi bilemedim :D Bu olaylar arasında bir osmanımız eksikti, nasıl bir tip çıkacak merak ediyorum doğrusu. Bu arada Subaru’nun çabaları ve ortadaki imkansızlıklar bir şey değiştirmeyecekmiş gibi görünüyor. Yakın zamanda bizleri riskli bir mücadele bekliyor anlaşılan. Ama son replik Subaru’nun bir müttefik edindiğini gösteriyor, hiç değilse Rem’i kazanıyoruz sanırım/umarım. Hadi okumaya devam!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32577 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43281 Bölüm Sayısı


creator
manga tr