Cilt 7 Bölüm 20 [ İmparator - Tüccar - Natsuki Subaru ] (4/5)

avatar
213 13

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 20 [ İmparator - Tüccar - Natsuki Subaru ] (4/5)


Çevirmen : Clumsy



Rem: [Abel-san çeşitli koşullar ekliyor ama Flop-san hiç taviz vermiyormuş gibi görünüyor.]

 

Subaru: […Aynen, o iyi biri. Başkalarının zarar görebileceği bir bilgi sağlayarak yardımcı olmak istemiyor. Etrafı Shudraqlarla çevriliyken böyle bir şey söylediğine göre epey cesur olmalı.]

 

Subaru pazarlık sürecini bir müddet gözlemlemişti ama Flop’un inatçılığı tam da dile getirdiği gibiydi.

 

Beklenildiği üzere tartışmanın odak noktası Guaral Şehrindeki zayiatlardı. İnsanlar ve maddi şeyler――Flop ikisinden de taviz vermeyeceğini açıkça belirtmişti.

 

Abel, kaybedilecek insan sayısını minimumda tutma sözü verse de bu, belirleyici bir faktör olarak yeterli gelmemişti.

 

Paralel çizgiler gibiydiler, asla buluşamıyor ve anlaşmaya varamıyorlardı.

 

Subaru, Flop’un inatçılığından bir rahatlama da duyuyordu.

 

Savaştan sakınan Flop, Abel’e kafa tutuyordu.

 

Kendisi haricinde birinin daha aynı düşüncede olması da Subaru’yu rahatlatıyordu.

 

Ancak――

 

Rem: [Bunun basitçe o iyi bir insan denilip geçilebilecek bir durum olduğunu zannetmiyorum.]

 

Subaru: […Ne?]

 

Rem, Flop’un tavrını onaylayan Subaru karşısında sessizce güçlü eleştirisini dile getirdi.

 

Onun sözlerindeki sertlik karşısında şaşıran Subaru’ysa istemsizce Rem’e bakakaldı. Onunla yüz yüze olmak zor gelse ve bundan kaçınmak istese de görüş alanındaki Rem de gözlerini Subaru’ya dikmiş durumdaydı.

 

Ve bakışlarını hiç kaçırmadan devam ediyordu.

 

Rem: [Bildikleriyle başkalarının canını yakmak istemiyor. Bu hissi anlıyorum. Ama… tüm durumu düşününce bildiklerini paylaşmadığı için kendisi de dahil olmak üzere oluşacak kayıpların hesabını nasıl verecek? Bunun da bildikleriyle başkasının canını yakmak olduğu söylenemez mi?]

 

Subaru: [Bu yalnızca tartışma konusu yaratmaya çalışmak olur. Konuşmuyor diye doğacak tüm zararları Flop’un başına yıkmaya çalışmak haksız bir itham.]

 

Rem: [Bu doğru olabilir. Ama ben sürekli kaçmanın gerçekçi olduğunu zannetmiyorum.]

 

Abel, burası Kurtlar Diyarı demişti. Ve Flop da kuzunun kaçacağını söylemişti.

 

Bu bir peri masalıydı, Rem’in tüm karamsarlığıyla――yo, tüm gerçekçiliğiyle söylediği şey buydu. O da Guaral’a adım atmış biriydi. İmparatorluk Askerlerinin azmi ve amansızlığı iliklerine dek işlemişti.

 

Onların baskıcı takibini bir kez daha atlatabilecekler miydi?

 

Ortada belli belirsiz bir kötü niyet değil, kararlı bir düşmanlık varken Flop ve Medium dünyanın sonuna dek kaçmayı sürdürebilecek miydi?

 

Peki ya onlarla aynı kaderi paylaşan Subaru’nun grubu――

 

Subaru: [Bekle, bekle bir saniye Rem. Söylediğin şey delilik. Sen de savaş istemediğini belirtmiştin. Ama şu anki konuşma şeklin…]

 

Rem: [――――]

 

Subaru: [Savaşmak zorunda olduğumuzu kabul etmişsin gibi.]

 

Boğazı titriyordu. Subaru, kelimelerini doğru düzgün dışa vuramıyordu.

 

Ama tıpkı Subaru ve Rem’in önceki konuşmalarında olduğu gibi gözler, ağızlardan fazlasını anlatıyor, hisleri yalnızca kelimelerle dışa vurulmuyordu. Gözler, kalplerinin aynası oluyordu.

 

Rem’in gözlerine renk veren ağır kararlılık, Abel’e karşı Flop’u savunduğu zamankiyle aynıydı. Subaru, böyle düşünüyordu.

 

Subaru: [… Seni anlayamamak canımı yakıyor.]

 

Rem’in sergilediği tavırları gören Subaru, kalbinin en derinlerinden geçen dürüst hislerini dışa vurdu.

 

Rem, Subaru’nun inançlarına uyduğu için Flop’u eleştiriyor ancak Subaru’ya, inançlarını dile getiren Flop’u savunduğu anki gibi bakıyordu.

 

Subaru’yu Abel’e karşı savunmuş ama Guaral’da çantasını açmamıştı. Sonunda uyanan Rem’le Subaru arasındaki ilişki, başından bu yana tutarsız ve tek taraflıydı.

 

Subaru, Rem uyandığı için canıgönülden mutluydu.

 

Hatıralarının geri dönmemiş olması bir mutsuzluk doğursa da bu problemi çözmenin bir yolunu bulabileceklerine inanıyordu.

 

Bununla birlikte içtenlikle güvenebilecekleri hiç kimsenin olmadığı ve onu oradan çıkartıp Emilia’yla diğerlerinin yanına götürmesi gereken bu İmparatorlukta Rem’in iş birliğine yanaşmayan halleri, Subaru’nun bacağına saplanan bir bıçaktan farksızdı.

 

Bunun gerçekleştiği her seferde acıdan çöküp kalmanın eşiğine geliyordu.

 

Subaru: [… Guaral’da çantanı açmamıştın, değil mi? Bu sayede kaçmamız için gereken zamanı azalttık ama başından beri bunun tuhaf olduğunu düşünüyorum.]

 

Rem: [Bu…]

 

Subaru: [Normal bir insan bir hana ulaşınca rahatlar ve çantasını açmaya veya yerleşmeye başlardı. En azından ben öyle düşünüyorum. Tabii ki senin böyle biri olmaman da mümkün. Ama…]

 

Cümlenin devamını getirmek istememişti.

 

Gözlerini kaçırabilseydi yapardı ama artık Rem’i bu anlaşılamaz tavrı yüzünden sorgulamadan edemez hale gelmişken bunu yapmayı sürdüremezdi.

 

İşte bu yüzden――

 

Subaru: [Yine benden kaçmayı deneyecektin, değil mi?]

 

Rem: [――――]

 

Rem’in sessizliği deliciydi. Subaru, kanın bedeninde akışını hissedebiliyordu.

 

Ama çoktan soyulmuş bir kabuk iş görmezdi. Açıkta kalan yaraya aldırış etmeyecek, kanın akmasına izin verecekti. Acıya katlanacaktı.

 

Subaru: [Eğer… eğer bana inanamıyorsan, bunda sorun yok. Canımı yaksa da seni anlarım. Hiçbir şey hatırlamıyorsun ve kokum sana affedilemez birini anımsatıyor. Ayrıca bana güvenmeni sağlayacak bir kanıtım da yok. Bana neden inanmadığını ve benden neden uzaklaşmak istediğini anlıyorum.]

 

Rem: [――――]

 

Subaru: [Ama seni bekleyen kişiler… Sana kalplerinde büyük bir kıymet veren kişiler, onlar gerçek. Benden hoşlanmıyorsan benimle konuşmak zorunda değilsin. Elimi kırsan da razıyım. Ama lütfen gitmeye çalışma.]

 

Rem: [――――]

 

Subaru: [Sana yalvarıyorum, o yüzden, lütfen… Lütfen beni hayatından çıkartma.]

 

Yalvarırken sesi titriyordu, gözlerinden yaşlar dökülmesineyse ramak kalmıştı.

 

Yavaş yavaş beliren o gözyaşı damlalarının sebebi kendisine duyduğu acıma mıydı yoksa Rem’e mi, bunun cevabını o bile bilmiyordu.

 

Gerçekten fazlasıyla acınası davranıyordu. Öylesine absürttü ki gülesi geliyordu.

 

Pes etmese bile şu anki yakarışları yüzünden terk edilmesi şaşırtıcı olmazdı.

 

――Rem’in önünde umutsuz ve acınası benliğini sergilemeye devam ediyordu.

 

Bu kesinlikle Emilia’ya, Beatrice’e veya diğer arkadaşlarına göstermeyeceği bir manzaraydı.

 

Hiç değilse onlara göstermemek için çabalıyordu. Bunu gerçekten başarıp başaramadığı bir yana, şu ana dek yaptığı şey buydu.

 

Çünkü güçsüzlüğünü yalnızca Rem’e gösterme kararı almıştı.

 

Ancak bu, yabancı bir ülkede yapayalnız kalan, güvenecek hiç kimsesi olmayan ve hafızasını yitiren Rem’in Natsuki Subaru şeklindeki ağır yükü omuzlamasını istediği anlamına gelmiyordu. İstediği şey kesinlikle bu değildi.

 

Rem: [――――]

 

Subaru’nun utanç verici yakarışlarını işiten Rem, tek kelime etmiyordu.

 

Subaru yine de yaşlarla dolup bulanıklaşmış gözlerini Rem’den ayırmıyordu. Rem de bakışlarına karşılık vermeyi sürdürüyordu.

 

Aralarındaki atmosferi anlık bir sessizlik bürümüştü.

 

Rem: [――Ben.]

 

Subaru: [――――]

 

Rem: [Ben seni terk etmeye çalışmıyordum.]

 

Rem, kelimelerini dikkatlice seçerek tuhaf bir şekilde böyle söyledi.

 

Bu, Rem’in Subaru’ya hiç göstermediği bir duyguydu. Bir kez olsun.

 

Temkinli olması gereken kişiye düşünceli ve dikkatli bir şekilde yaklaşıyordu. Duygularını incitme arzusundan yoksundu.

 

Kelimeleri kulağa çaresizce veya düşüncesizce konuşuyormuş gibi gelmiyordu. Ses tonu, Subaru’nun buna inanmasını sağlıyordu. Gerçi Subaru’nun umudu onun adına konuşuyor da olabilirdi.

 

Subaru: [Sen…]

 

Bu minicik umut ışığına, tutunmaması gereken umut zerresine tutunan Subaru, doğru kelimeleri arıyordu.

 

Rem ne düşünüyordu? Ne istiyordu? Bu kelimeleri ağzından çıkarmasına yol açan inanç neydi?

 

Bu soruların cevaplarını alması gerekip gerekmediğini bile bilmeyen Subaru, yalnızca onun sesini birazcık daha duymak istiyor ve cümlesinin devamını getirmeye çalışıyordu.

 

Ama――

 

???: [Aaaa, uuuu!!]

 

Subaru: [Guoh!?]

 

Subaru bu fırsatı bulamadan bir güç beline doğru atıldı ve bedeni bulanıklaşarak yana doğru devrildi.

 

Kendisini hiçbir şekilde destekleyemeyen Subaru, havaya uçarak tepeden aşağı savruldu. Atmosfer darmadağın olmadan önceyse başı dönerek gözlerini iyice açtı ve durumdan bir anlam çıkartmaya çalıştı.

 

???: [Lou! Suu’nun üzerine oturma! Bu kötü bir şey! Uu onu durdurmaya çalıştı. Ama Lou yine de yaptı.]

 

Subaru: [U-Utakata…? Bunun anlamı…]

 

Komik denilebilecek pat pat sesleriyle koşturan kişi, hafiften kızarmış zeytin rengi teniyle Utakata’ydı. Ve Utakata tarafından kolundan çekiştirilir halde Subaru’nun göğsünde oturan kişi de uzun mu uzun sarı saçları başının arkasında toplanmış genç kız――

 

Rem: [Louis-chan, in lütfen. Adamı ezip suyunu çıkartacaksın.]

 

Louis: [Uuu?]

 

Neşeli ve güleç yüzüne bir soru işareti yerleşmiş halde Rem’in sözleriyle kafasını eğen kişi, Louis’ti.

 

Poposunu Subaru’nun göğsüne yerleştirmiş şekilde dünyayı umursamadan Subaru’nun yanaklarını okşuyordu. Zaten Subaru’nun canını en çok sıkan şey de onun bu umursamazlığıydı.

 

Subaru: [Hey, önemli bir konuşmanın ortasındayız. Kalk hadi.]

 

Louis: [Aaa?]

 

Subaru: [Bana aaalama. Utakata, lütfen ama?]

 

Utakata: [Suu istediği için lafını dinleyeceğim. Uu iyi bir eş ve iyi bir anne.]

 

Ne söylediğinin farkında mıydı acaba? Öyle ya da böyle Utakata, Louis’i kolundan tutup Subaru’nun göğsünden ayırdı. O baskının ortadan kalkışıyla birlikte de Subaru, olduğu yerde ayaklandı.

 

Yine de tatminsiz görünümlü Louis görüş alanında olduğu için siniri bozuktu.

 

Subaru: [Neticede, senin ne olduğuna dair bir cevap alamıyoruz.]

 

Günah Başpiskoposu, şeytani varlık, “Oburluk”, Louis Arneb.

 

Önündeki sarışın kızı tasvir etmek için birkaç kelime seçecek olsaydı aklına pek çok iğrenç ve yerici şey gelebilirdi. Ama tüm bu kelimeler önceki benliğini tarif ederken hiçbiri şu anki haliyle uyuşmuyordu.

 

O şeytani kız Subaru’yu kurtarmaz, dinlemez veya ona umursamazca gülmezdi.

 

Bununla birlikte――

 

Louis: [Uuu?]

 

Louis kafasını eğmişti. Ve onun tüm eylemleri Subaru’nun zihninde oynuyordu.

 

Rem tarafından boğazlanırken onu kurtarmıştı. Subaru’nun yaşadığı pek çok açmaza dahil olmuş ve çığlıklar atmıştı. En son örnek olan Todd ve baltasında bile durum aynıydı.

 

Todd’un dirseğini yiyip burnunun kanadığı an, Subaru’nun zihninde hala tazeydi.

 

Yüzünde önceki yaralanmasına dair herhangi bir iz taşımıyor ve bu olayın en ufak bir negatif etkisi yokmuş gibi hareket ediyordu. Bu da bir bakıma sinir bozucuydu ama――

 

Rem: [Louis-chan.]

 

Louis: [Uuu!]

 

Çağrılan Louis, hızlıca mutlu bir ifadeye bürünerek Rem’in yanına koşturdu.

 

Ve bastonlu Rem’in üzerine atlamayı öğrenmişçesine pek fazla güç uygulamadan kucağına atlayıverdi. Rem de Louis’i yakalayıp kafasını usulca okşadı.

 

Evet, şu anki durumunun sorumlularından biri olan Günah Başpiskoposunu yakaladı. Onların bir kısmı olan Louis Arneb’i.

 

Rem: [Şu gözlerin…]

 

Subaru: [Ha?]

 

Rem: [Gözlerinin bu çocuğa bakarken aldığı hal. İşte bu kafamı karıştırıyor. Bu çocuk sana bu kadar bağlıyken sen…]

 

Subaru: [――――]

 

Rem, Louis’in küçük bedenini kucaklarken böyle söyledi. Subaru’ysa sessizleşti.

 

Bu, az önce yarıda kesilen konuşmalarının devamı mıydı? Guaral’da çantasını açmamış olan Rem, bu konuşmanın devamıyla gerçeğe ışık tutacaktı.

 

Ancak Subaru beklese de Rem, bundan öte bir şey söylemiyordu. Tek yaptığı, neşe saçan Louis’i göğsüne sarmaktı.

 

Subaru: [… Ne yapmamı istiyorsun?]

 

#Güzel bir bölümdü ya. Subaru’yla Rem’in konuşma sahnesini gözümde canlandırırken duygulanmadan edemedim. Aralarındaki o sağlam ilişkiden sonra bu hale gelmek Subaru’ya çok koyuyordur. Ama yine de Rem’in buzları erimeye başlıyor gibi. Senden kaçmayacaktım bile dedi. Öyleyse bu yaptıklarının ardındaki sebep ne ve bu konuşma devam edebilecek mi? Cevaplar için bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32643 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43319 Bölüm Sayısı


creator
manga tr