Cilt 7 Bölüm 24 [ Kibir ] (1/4)

avatar
233 11

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 24 [ Kibir ] (1/4)


Çevirmen : Clumsy



――Ziyafetin başlangıç saati yaklaştıkça gerginlik yükseliyordu.

 

???: [――――]

 

Beş kişinin toplaştığı bekleme odasında en ufak bir konuşma dönmüyor, çıt çıkmıyordu.

 

Ne konsantre olan Abel ne de Subaru tek kelime ediyordu. Flop bile sessizdi, dolayısıyla atmosfer boğucuydu.

 

Bu noktaya dek ulaşmışlardı, yani endişelenecek bir şey kalmamıştı.

 

Ya da hiç değilse böyle düşünme imkanları vardı ama insanlar bu kadar basit canlılar değillerdi. Kılık değiştirmekte ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar ana etkinlik yaklaştıkça gerginlikleri tavan yapıyordu.

 

Subaru’nun kalbindeki çığlıklar giderek kuvvetlense ve sırtı terden sırılsıklam olsa da zamanın akışına dur denilemiyordu ve beklenen an gelip çatmıştı.

 

???: [Ziyafet hazırlandı. Çıkma vaktiniz geldi.]

 

Korumalık yapan askerin sesi bu şekilde çınlarken gerginliklerinden kurtulma vakitleri gelmişti.

 

Aralarında bakışan Subaru ve grubu, enstrümanlarını toparlayıp odadan çıkarak onları yönlendiren askerin peşine takıldı. Hızlı bir fiziksel arama yapılsa da üzerlerinde incecik kıyafetler olan Subaru ve diğerlerinin silah taşıması mümkün değildi.

 

Böylece aramayı geçen grup, meraklı ve ahlaksız bakışlar altında ziyafet odasına giriş yaptı.

 

Ancak――

 

Taritta: [――Hk.]

 

Subaru: [Taritta-san?]

 

Taritta’nın kaskatı kesilen yanaklarını ve ağır ağır ilerleyişini gören Subaru, tek kaşını kaldırdı.

 

Onlara öncülük eden askerlerin duyamayacağı kadar kısık bir sesle konuşsa da söylediklerinin Taritta’ya ulaştığı kesindi fakat kızdan bir karşılık gelmedi. Bakışları, zihinsel durumunu anlamak için yeterliydi.

 

Bedeninde biriken ekstrem gerginlik, yoğun ve bunaltıcıydı.

 

Aşina olduğu köyünden ayrılmış, ablası ve kabile şefine sırtını yaslayamaz halde, neredeyse silahsız şekilde düşman safına karışmış olmak onu adamakıllı strese sokmuş olabilirdi.

 

Zar zor nefes alıyor, her an yığılıp kalabilirmiş gibi görünüyordu. Subaru’ysa onu neşelendirmek istese de ne söyleyeceğini bilemiyordu.

 

Evet, “Endişelenme” ya da “o iş bende” gibi teselli edici cümleler kurmak kolaydı.

 

Ama bunlar Taritta’nın sakinleşmesine yeter miydi?

 

İşte Subaru’nun içindeki tereddütlerden ötürü bir adım atamadığı bu süreçte――

 

Abel: [――Taritta.]

 

Taritta: [――――]

 

Abel: [Endişelenecek hiçbir şey yok. Yalnızca beni izle.]

 

Korkunç derecede kibirli ve kendini beğenmiş ama bir o kadar da özgüven dolu bir sesti.

 

Sözlerinin bir dayanağı da Subaru’nun aklına gelenlerden bir farkı da yoktu. Ancak o basit teselli sözcüklerinin etkisi muazzamdı.

 

Taritta, belli belirsiz bir nefes vererek gözlerini kırpıştırdı.

 

Nefes almayı unutmuş, beti benzi atmıştı ama sarsılıp kendine getirilmişti. O sesin ağzından dökülenler basit kelimeler olsa da karşısındakilerin kalplerinde etki doğuracak güce fazlasıyla sahipti.

 

İmkanı olanlar, olmayanların çabalarını anında geride bırakırdı.

 

Subaru bu gerçeğin farkına defalarca varsa da şimdi, açıkça tanık olma fırsatına erişmişti.

 

Subaru: [Artık öfkeli değilim sanırım.]

 

Subaru, teselli olması adına kendi kendine mırıldandı. Ama çok geçmeden yalnızca Taritta’nın değil, kendisinin gerginliğinin de yatıştığını fark etti. Ve dudakları büzüldü.

 

Tabii ki bunu Abel’e itiraf edecek değildi, aksi takdirde bununla hava atacağı kesindi.

 

Derken――

 

???: [――Hoş geldiniz. Bugün bizlere harika bir şarkı ve dans performansı sergileyeceğinizi duydum.]

 

Subaru ve diğerleri, ziyafetin hazırlandığı salonda otuza yakın güçlü erkek tarafından karşılanmıştı. Bugünkü ziyafete katılanların sıradan askerler olmadıkları söylendiğine göre bu kişiler görevli memurlar ve generallerden oluşuyor olmalıydı. Grubu selamlayan kişiyse tüm bu generallerin arasında, en uçtaki sandalyede oturan adamdı.

 

Subaru: […O İkinci Sınıf General Zikr Osman mı?]

 

Subaru sessizce mırıldanıp göz ucuyla yanı başındaki Abel’e, yani yüzü bir duvakla örtülü dansözlerine bakarken Abel, bu soruya evet yanıtını verircesine çenesini hafifçe salladı.

 

Bu yanıtı alan Subaru da yeniden karşı tarafa bakarak kalkık kaşlarını çattı.

 

Guaral Hisar Şehrinde konuşlanmış İmparatorluk Askerlerinin komutanı Zikr Osman.

 

İmparatorluğun İkinci Sınıf Generallerinden biri olarak güçlü bir savaşçı olması beklense de görünüşü, Subaru’nun beklentilerine birden fazla şekilde ihanet ediyordu.

 

Her şeyden önce, kısa boyluydu. Hiçbir şekilde uzun denilemeyecek Subaru’dan yarım baş daha kısaydı. Dik durduğu takdirde Kuna’yla aynı boyda olacakmış gibiydi.

 

Elbette ki kısa olmasına rağmen güçlü olan Garfiel gibi bir emsal de vardı, yani fiziği, onu küçümsemek için bir sebep teşkil etmemeliydi. Yine de gerçekten önemli biriymiş gibi bir izlenim vermiyordu.

 

En dikkat çekici yanıysa ayırt edici, kabarık saçlarıydı.

 

Subaru, kelimelere dökmek gerekirse afro derdi ama kısa boylu bir adamın kafasında olması, ona maskotvari bir hava katıyordu.

 

Subaru, öncesinde Zikr’in askeri bir strateji uzmanı olduğunu duymuştu. Zaten dövüş sanatlarında kariyer yapmış gibi görünmediği kesindi.

 

Zikr: [Evet, elimizde karmaşık bir problem var. Bu şehirde tıkılıp kaldık ve günbegün daha çok canımız sıkılıyor. Dolayısıyla bu ziyafeti organize ettik. Size düşen rolün ne olduğunu biliyorsunuz, değil mi?]

 

Subaru: [――Elbette efendim. Davet edilmekten büyük bir onur duyduk.]

 

Subaru, çenesini kolçağa yaslamış şekilde abartılı sözler sarf eden Zikr’in önünde eğilerek böyle söyledi.

 

Flop, Taritta ve Kuna da ona ayak uydurdu ama sıranın en sonundaki Abel eğilmedi. Zikr’in gözleri bir an için kısılırken generaller arasında bir gerginlik hissi yayıldı.

 

Ve elbette ki bir tanesi elinde bir bardak sakeyle kalkıp bardağı yakınlarına yerleştirerek gözlerini Abel’e dikti.

 

Asker: [Neden diz çökmüyorsun? İkinci Sınıf Generalin huzurundasın…]

 

Zikr: [Bekle. Bu kadar gerilmeye lüzum yok. Burası yiyip içip eğlenmek için hazırlandı. Geçimlerini sanatla kazananlardan beklediğimiz şey de görgü kuralları değil, amansız bir rahatlık zaten.]

 

Asker: [Mh… Siz öyle diyorsanız öyledir, General…]

 

Onca kişi dururken Abel’i rahatsız eden askere karşı çıkan taraf bizzat Zikr olurken asker, onun cömertliği karşısında gönülsüzce yerine geçti. Abel’se tüm bu süreç boyunca yüzünü duvağının ardında gizledi ve en ufak bir çekinme belirtisi vermedi.

 

Zikr: [Bir savaşçının ruhu karşısında bile bocalamıyorsun demek? Dansına bayağı güveniyor olmalısın. Fakat ilk izlenimin iyi olmadı, tersine çevirmeni bekliyor olacağım.]

 

Subaru: [Cömertliğiniz için teşekkür ederiz… Ama hiç endişe etmeyin lütfen.]

 

Abel’in kibriyle merakı kabaran Zikr, diz çöken Subaru’nun söylediklerini “Hm?” diye karşılayarak ilgiyle kaşlarını kaldırdı.

 

Geri kalanları düşünmek can sıkıcı olsa da bu, Subaru’nun ele geçirdiği bir fırsattı. Ve bu fırsatı layıkıyla değerlendirecekti. Zikr’in mağlubiyetin tadına bakmasını sağlayacaktı.

 

Subaru: [――Şimdi göreceğiniz kişi, Büyük Çağlayanın ötesinden gelen güzeller güzeli bir dansöz. Güneşin ışıklarını içine çeken ipeksi, siyah saçları ve ruhların kutsamasını almış eşsiz, bembeyaz teniyle nihai güzelliği kutsal varlıklarla kıyaslanacak düzeyde ve bu gece, sizlere cömertçe performansını sergileyecek.]

 

Subaru bu şekilde açılış konuşmasını yaptı.

 

Ve bu fazlasıyla abartılı girişin blöften ibaret olmadığını kanıtlamak istercesine Abel’in yüzündeki duvak usulca kaldırıldı.

 

Duvağın o hayranlık uyandırıcı çehreyi gözler önüne serişiyle birlikteyse dansözün mağrur görünümü salondaki herkesin nefesini kesti.

 

Zikr: [――――]

 

En büyük şaşkınlığı yaşayansa Abel’in bakışlarında yitip giden Zikr’di.

 

Ya başından beri toleranslı bir duruş sergilediği için kendisini bu durumu da cömertçe karşılamaya hazırlamış ya da gözleri kör olmuşçasına bir şok yaşamıştı.

 

Kelimenin tam anlamıyla nefes almayı da konuşmayı da unutmuş gibiydi.

 

Subaru: [――Dansözümüzün şovunu sergilemesine müsaade edin lütfen.]

 

Diyen Subaru, Zikr’den bu talepte bulunurken tüm kibarlığıyla başını eğdi. Benzer şekilde Flop da eğilip şöleni başlatmak adına enstrümanını kaldırarak izin bekledi.

 

Bunu gören Zikr’in başıyla onay verişiyle birlikte de Subaru, Flop’la göz göze geldi.

 

Ardından her ikisi de hazır olduklarının sinyalini verip kafa sallayarak enstrümanlarını çalmaya başladı.

 

Subaru: [――Bu gece tanık olacağınız manzara, dansözümüzün Büyük Çağlayanın ötesinden gelen dansı olacak. Dünyanın ucundan gelen bu dansın tadını gönlünüzce çıkarın lütfen.]

 

Dansın Büyük Çağlayanın ötesinden geldiği abartılı bir söylemdi.

 

Yine de İmparatorluk Askerlerinin bilmediği bir dans olduğu için yalan sayılmazdı. Hem şarkı hem de dans, bu dünyaya değil, Subaru’nun dünyasına aitti.

 

Elbette ki buraya uygun şekilde düzenlenmişti ama temellerinin farklı oluşu nedeniyle tek başına dans bile seyircinin ilgisini çekmek için yeterliydi.

 

Bununla birlikte――

 

Abel: [――――]

 

Abel insanları güzelliği ve akıcı dansıyla büyüleyen bir dansöz olduğu için başka bir dünyadan gelen egzotik bir şarkı ve dansa ihtiyaç duymuyor bile olabilirdi.

 

Abel: [――――]

 

İçki ve meze şeklinde bir konsept varken onlar yalnızca içkili bir partide yemek dağıtmıyorlardı, insanı içki içmeye teşvik eden bir eğlenceye de meze gözüyle bakılabilirdi.

 

Doğal olarak gösteriler de buna dahildi ve danslar iştah açıcı olabileceği için gayet de içkinin yanına meze görevi görebilirlerdi―― Ama başka hiçbir meze bu kadar büyük bir etkiye sahip olamazdı.

 

Dansözün dansı askerleri sersemletiyor, boğazlarını kavuruyor, ruhlarını alkole susatıyordu.

 

Doğal olarak bardakları ağızlarına daha sık, daha çabuk değiyor ve yanakları bütünüyle kırmızıya bürünüyordu. İkinci Sınıf General Zikr de beyinciğindeki uyuşmaya şifa bulmak için büyük bir hızla içki yudumlayışıyla bilhassa göze çarpıyordu.

 

Alkol ve dansla elinden alınan muhakeme yeteneği nedeniyle hata yapmaya normalden daha yatkın hale geliyordu.

 

Özellikle de kılıç dansı görme arzusuyla dansözün talebini yerine getirip kendi kılıcını uzatması eşi benzeri görülmemiş bir hataydı.

 

Abel: [――Kaybettin, Zikr Osman.]

 

Ve böylece Zampara Zikr Osman, kılıcının ucu boğazına dayanıp dansözün ağzından sorgusuz sualsiz bir erkek sesi işittiğinde bile içerisinde bulunduğu bu sarhoşluk halinden sıyrılamamıştı.

 

△ ▼ △ ▼ △ ▼ △

 

――Nihayet galibiyet onların olmuştu ve Subaru içinden “Başardık!” diye bağırıyordu.

 

Abel’in elindeki kılıç, Zikr’in boğazını rahatlıkla kesebileceği bir konumdaydı.

 

Geriye doğru eğilen ve boynu açıkta kalan Zikr’in karşılık verme şansı yoktu. Düşman generalin başarıyla rehin alındığı su götürmez bir gerçekti.

 

Ve uygun bir zamanlama sayesinde bunu başlangıçta planladıklarından da erken başarmışlardı.

 

Aslında Subaru’nun planı gezgin bir grup olarak şehirde ünlenip Zikr Osman’ın kucağına düşmekti. Onu gafil avlayıp yakalayabilecekleri şekilde yatak odasına çağrılmayı ve bu sayede Guaral’daki imparatorluk askerlerini teslim olmaya zorlamayı umuyordu.

 

Ama ziyafetin düzenlenişiyle bu öncül alt üst olmuştu.

 

Abel: [――Ziyafette şehirde kalan tüm askerleri etkisiz hale getireceğiz.]

 

Abel, ziyafete çağrılmalarıyla birlikte yapılan strateji değişikliğini bu kelimelerle ifade etmişti.

 

Riskin de ödülün de yüksek olduğu bir stratejiydi ki bu da başarılı olursa çok işe yarayacağı, aksi takdirdeyse çok tehlikeli olacağı anlamına geliyordu ―― dolayısıyla Subaru bu değişikliği, duruma göre orijinal planlarına geçiş yapacakları koşuluyla kabul etmişti.

 

Planın bu denli iyi ilerleyeceğiniyse hiç düşünmemişti.

 

Zikr: [――――]

 

Abel: [Sözlerimi yineleyeceğim, Zikr Osman. Kaybettin. Şimdi teslim ol ve askerlerinin silahsızlanmasını sağla. Aksi takdirde bu gece kadehin alkolle değil, kanla dolacak.]

 

Kılıcını hareketsiz haldeki Zikr’in boğazına dayayan Abel, ona bir kez daha teslim olması tavsiyesinde bulundu.

 

Ancak canıyla tehdit edilmesine rağmen Zikr’in gözlerinde korkudan eser yoktu. Bunlar kararlı bir askerin gözleri değildi. Aksine gözlerinde taşıdığı şey, tereddüttü.

 

Tereddüt, şüphe ve benzeri duygulardı.

 

Zikr: [Dansöz, sen… Yo, sen…]

 

Zikr’in gözlerinde can bulan tereddüt, huşu uyandırıcı bir şey gördüğünü anlatır gibiydi. Sıradan bir dansçının önündeki bir adamın vereceği bir tepkiye benzemiyordu.

 

General: [――Hk! Sizi haydutlar! Buna hiç hakkınız…!

 

O anda afallamış generallerden biri kendisini toparlayarak Abel’e doğru atılmaya kalkıştı.

 

Ama henüz Abel’e uzanma fırsatı bulamadan kol ve bacakları fırlatılan bıçakların hedefi oldu. ――Yani Kuna’nın gizlemiş olduğu bıçakların.

 

Kuna: [Üzgünüm ama Şefim benden Abel’in suratını korumamı istedi.]

 

Kuna, Abel’in dansı esnasında aşırdığı bıçakları, elindeki tef benzeri enstrümana gizlemişti.

 

Uzuvları bıçaklarla parçalanan mağlup yoldaşlarını gören generaller tereddütteydi.

 

Ancak o bıçaklardan etkilenmeyen ve yoldan çekilen bir figür de vardı.

 

???: [Kafa bulmayı kesin! Böyle bir şeyle imparatorluk askerlerini durdurabileceğinizi mi zannediyorsunuz siz?]

 

Diye bağıran sakallı, devasa bir adam yeni bir bıçağı elinin tersiyle savuşturarak uzaklaştırdı.

 

Sonra da kılıcını çekerek kan dökme arzusuyla Abel’e doğru fırladı.

 

Subaru: [Abel――!]

 

Zikr’i rehin almış olan Abel’in dimdik sırtı tamamen açıktaydı.

 

Subaru Abel’in ismini haykırıyor ama dansöz, gözlerini dahi kırpmıyordu.

 

Koca bir kılıç sırtına inmek üzereykense――

 

Taritta: [――Kuh!]

 

Taritta dişlerini sıkıp askerlerden birinden aldığı yaydaki oku gerdi.

 

Sonra da Abel’e yaklaşan sakallı devi hedef aldı. Yeşil gözleri öldürme arzusuyla yanıp tutuşuyordu.

 

Abel’i kurtarmak ve bu saldırıya bir son vermek için adamın canını almaya kararlıydı.

 

Flop: [Onu öldürme!!!!]

 

Taritta: [――Hk!]

 

Ama tam da okunu salmak üzereyken Flop’un panik dolu bağırışı yükseldi.

 

Ve bunu işiten Taritta’nın gözlerine bir tereddüt yerleşti, okunun hedefi hafifçe şaştı. Böylece ok, adamın sırtı yerine sağ omzuna saplandı.

 

Sakallı General: [Gah!?]

 

Acı dolu bir çığlık koyuveren adam, muazzam bir etkinin ardından arkasını döndü. Yine de kılıcındaki momentumun sonlanması mümkün olmadığı için elinde dönen kılıç, Abel’in sırtına yaklaşmayı sürdürdü.

 

Kılıç Abel’in ensesine inecekmiş gibi görünüyordu. Neyse ki ucu başının arkasını sıyırırken kılıç, yoğun bir küt sesiyle birlikte yere devrildi.

 

Böylece Abel, neredeyse canından olacakken felaketten kıl payı kurtuldu.

 

Ve sonra da――

 

???: […Ah.]

 

Örgülü siyah saçları bir çırpıda açılarak omuzlarına dağıldı.

 

Yani o koca kılıcın ucunun kestiği yer, Abel’in saçlarındaki toka oldu. ――Yo, her şey bununla da sınırlı kalmadı. Yıpranan peruk işlevini yitirdi ve sahte siyah saçlar yerlere saçıldı.

 

Dansözün uzun saçlarının yeriniyse Abel’in kendi kömür karası saçları aldı.

 

――Ve saç tokasıyla birlikte merhametsiz İmparatorun o ılıman dansöz izlenimi de yitip gitti.

 

#Güzel bir bölümdü. Daha önceden olacakları az çok biliyorken şimdi aradaki tüm eksikleri kapatarak olaya hakim olduk. Evet, Abel’in generali fena halde afallatıp rehin aldığını biliyoruz. Ama uzun vadede tepkisi ne olacak, gerçekten askerleri ikna etmeleri için yeterli gelecek mi? Sonrasında bizleri neler bekleyecek? Cevaplar için okumaya devam.






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32547 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43265 Bölüm Sayısı


creator
manga tr