Cilt 7 Bölüm 26 [ Yuvarlak Masa Toplantısı ] (1/3)

avatar
230 10

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 26 [ Yuvarlak Masa Toplantısı ] (1/3)


Çevirmen : Clumsy



Al: [――Oi, bir saniye? Beni dinleyen var mı? Burada ciddi bir sıkıntı yaşıyoruz herhalde!]

 

Havadaki gerilim aptalca bir sesle sarsılsa da bu, mevcut gerginliği yatıştırmıyordu.

 

Bilhassa Abel ve Priscilla arasında filizlenen baskı kuvvetlenmeye devam ediyor, kenarlarında duran Subaru bile kılını kımıldatamıyordu.

 

Subaru: [――――]

 

Subaru, yanlış bir hamle yaptığı takdirde yarısı yıkılmış salonun durumunun sorumlusu olan Priscilla’nın öfkesini üstlenme riskini alırdı.

 

Bu korkusu, yere çakılıp ölmek üzere olan Al’a dikkat çekmekten bile tereddüt etmesine yol açıyordu. Bu durumdan kurtulmalarının tek yolu Abel veya Priscilla’nın konuşmasıydı――

 

???: [――Kımıldama.]

 

Ancak bu çıkmazı değiştiren kişi her ikisi de olmadı.

 

Salonu alt kata bağlayan merdivenlerden beklenmedik bir ses işitildi. Göz ucuyla o yöne bakan Subaru’ysa, bu yeni figürün yayından çektiği okla hedefini almış şekilde Priscilla’ya bakmakta olduğunu gördü.

 

İşte o figür, güçlü gözleri yoğun bir düşmanlıkla dolup taşan Taritta’ydı.

 

Abel ve Mizelda’ın talimatları doğrultusunda Arakiya’nın saldırısından önce Belediyeden ayrılmış ama artık geri dönmüştü.

 

Belediyenin üst katlarının parçalandığını gördüğünde de doğal olarak bir düşman saldırısı olduğu sonucuna varmıştı. Sorunsa buna yol açan şey ve detaylar hakkında hiçbir fikrinin olmamasıydı.

 

Ağır atmosferi ve Priscilla’nın Subaru’yla Abel’e tepeden baktığını görünce Belediyeye çöreklenen bu yıkımın sorumlusunu Priscilla sandığına hiç şüphe yoktu.

 

Taritta: [Kımıldarsan kafana oku yersin.]

 

Priscilla: [Oh, kafama mı? Müttefiklerine zamanında ulaşamaman bile yeterince kötü zaten.]

 

Taritta: [――Hk.]

 

Bu gereksiz kışkırtmayla Taritta’nın yanakları gerilirken Priscilla soğukkanlılıkla ona döndü.

 

Ve bunaltıcı derecede ağırbaşlı bir tavırla vurulma tehdidini göz ardı etti. Hatta doğruca Taritta’nın üzerine üzerine ilerlemeye başladı.

 

???: [Bu kadar yeter.]

 

Fakat Abel, Priscilla’nın bir adım daha atmasına mani oldu.

 

Ve Priscilla’nın kan kırmızısı gözleri sessizce Abel’e döndü. Tek dizinin üzerindeki Abel de o bakışları ciddiyetle karşıladı.

 

Abel: [Taritta sandığından daha becerikli çıkabilir. Onu hafife alma.]

 

Priscilla: [Öyle diyorsan öyledir ama onun bu saygısızlığına göz yumacağımı mı zannediyorsun?]

 

Abel: [Bunu yapamayacağından eminim. Ama Priscilla… Yang Kılıcını kaç defa kullandın?]

 

Taritta’yla ilgili bu beklenmedik değerlendirmeyi bir kenara bırakan Abel’in sorusu Priscilla’yı afallattı.

 

Subaru’ysa bu sorunun ardındaki niyeti anlayamadı. Evet, Priscilla elinde Yang Kılıcını―― yani göz kamaştırıcı, kan kırmızı ışıklar saçan ve su götürmez bir güç taşıyan kılıcını tutuyordu.

 

Ama Arakiya’yı mağlup edişiyle birlikte o kılıcı gökyüzü olan kınına sokmuştu. İcap ederse bir kez daha çekebilirdi――

 

Abel: [Taritta, okunu indir. O senin düşmanın değil.]

 

Abel, Priscilla’nın yanıtını beklemeden Taritta’dan silahını indirmesini istedi. Fakat Taritta, ikna olmuyordu.

 

Oku hala çekiliydi ve “Yine de… Hk!” diye ısrarcı olarak,

 

Taritta: [O kadının tehlikeli olduğu kesin.]

 

Abel: [Söylediğin şeyin bilincindeyim. Ama şu anda dikkatini vermen gereken kişi o değil.]

 

Taritta: [――?]

 

Henüz gardını indirmemiş olan Taritta’ya bunları söyleyen Abel’in bakışları yan tarafa kaydı.

 

Bu hareketle bakışlarına yön verilen Taritta da göz ucuyla Priscilla’yı izlemeyi sürdürerek dikkatini o yöne verdi ve o anda soluğu kesildi.

 

Taritta: [A-abla…!?]

 

Gözleri irileşen kız, Mizelda’nın Rem tarafından tedavi edildiğini gördü.

 

Bedeninin yarısı alevlerle kavrulan ve karnı bir dalla deşilen Mizelda ağır yaralıydı. Rem onu tedavi etmek için elinden geleni yapsa da acısı dayanılmazdı.

 

Rem: [Taritta-san, lütfen ona seslen. Konuş onunla…!]

 

Taritta: [Abla, abla… Hk!!]

 

O anda az önceki atmosfer dağıldı ve Taritta, Mizelda’ya doğru koşturdu. Sonra da ablasının elini tutup tam da Rem’in istediği gibi defalarca “Abla, abla” diye seslendi.

 

Ve böylece bir kez daha Priscilla’yı kontrol altında tutabilecek hiç kimse kalmadı.

 

Abel: [――――]

 

Abel’le Priscilla arasındaki soğukluksa süregeldi. ――Ya da hiç değilse görünen buydu.

 

Priscilla: [――Aptal vatandaş. Onu yukarı çeksene. Gürültücülüğüyle tüm eğlenceyi bozacak.]

 

Subaru: [Eh…]

 

Priscilla bu sözlerle birlikte çenesiyle, çökük balkonu işaret etti.

 

Ve Subaru’ya, kıymetli canını korumak için elinden geleni yapan Al’ı kurtarmasını emretti. Dünyayı umursamadan verdiği bu emirse Subaru’nun nefesini kesti.

 

Tabii ki Priscilla’nın moralini bozma riskini almak istemiyorsa bu emre itaat etmekten başka şansı yoktu. Her şeyden öte――

 

Priscilla: [O adamla ben ilgileneceğim. Ne, ölmesine izin verecek değilim herhalde. O kadar endişe etme.]

 

Abel’i işaret eden Priscilla’nın Subaru’nun endişelerinden bahsetmesi de biraz cesaret vericiydi.

 

Çünkü Priscilla’nın ağzından çıkan her şeye anında inanacağı kadar güven dolu bir ilişkileri olmasa da onun sözünden dönüp geri adım atmayacağından emindi.

 

Abel: [Birbirimize bakarak bir yere varacak değiliz. Şimdilik ne diyorsa onu yap.]

 

Subaru: […Tamam. Ben senin kulun değilim ama neyse.]

 

Subaru Priscilla’nın söylediklerini düşünürken Abel bir ekleme yapmıştı.

 

Subaru’ysa Abel tarafından yönlendirilmekten memnun değildi. Yine de bu düşünceyi bir kenara bırakarak binanın köşesindeki armatüre tutunup kalmış Al’ı kurtarmaya koşturdu.

 

Subaru: [――――]

 

Bunu yaparken zihninde farklı faktörlerden bir karmaşa mevcuttu: Mizelda ve Shudraq Halkının güvenliği, Guaral’ın geleceği ve Abel ile Priscilla’nın ilişkisi.

 

Subaru, dişlerini sıkıp tüm bu düşünceleri bir kenara atarak önündeki meseleye odaklandı.

 

Rem önündeki kişinin hayatını kurtarmak için çaresizce çabalarken Subaru da hayal ettiği Kansız Kuşatmaya mümkün olduğunca yaklaşmaya çalışıyordu.

 

△▼△▼△▼△

 

Belediyenin dış ışığıyla yıkanan Al’ı kurtarmak, düşünülenden çok daha zordu.

 

Her şeyden önce Al’ın tek kolu vardı, diğerini bu dünyada geçirdiği süre içerisinde yitirmişti. O tek kol da bir yere tutunmakla meşgul olunca seçenekler sınırlı oluyordu.

 

Al: [Eli kolu dolu olmak böyle bir şey herhalde… Yo, daha ziyade işim başımdan aşkın gibi sanki. Sence hangisi daha iyi, kardeşim?]

 

Subaru: [Kapa çeneni! Kurtarılmak istiyorsan moralimi bozma!]

 

Al’ın bu yersiz alaylarına karşılık veren Subaru, Abel’in az önce sallanmakta olduğu perdeyi yırtıp ucunu halka haline getirerek Al’a sarkıttı.

 

O halka sabit durabilmesi için gövdesine dolandığı andaysa Subaru, Al’ı yukarı çekmeye hazır hale geldi. Sonra da aşağı doğru sarkıp sallanan orta yaşlı adamı içerisinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmak için perdeyi yukarı çekmeye başladı.

 

Al: […Ve hoop, hoop, işte çıkıyorum. Oh be, ölmekten kıl payı kurtuldum. Beni kurtardın.]

 

Böylece bir iki tehlikeden ucu ucuna kurtulsalar da Subaru nihayet Al’ı yukarı çekmeyi başardı.

 

Subaru’nun yardımıyla kalan yolu aşıp ilerleyen Al, birkaç kez göğsüne vurduktan sonra enkaz halindeki salona çöktü. Ona bakan Subaru’ysa görevini bitirmiş olmanın rahatlığıyla alnındaki terleri sildi.

 

Ve sonra da Al’ı kurtarmasına yardım etmiş olan kişiye döndü―― yani Medium’a.

 

Subaru: [Teşekkürler Medium-san, tek başıma epey zorlanırdım.]

 

Medium: [Sorun değil, hiç sorun değil! Ayrıca az önce öylesine kritik bir anda bayılıp kaldığım için özür dilerim!]

 

Bitap görünüşüne rağmen neşeyle gülen Medium, önceki mücadelede yaşananlar için özür diliyordu.

 

Ancak Arakiya’yla gerçekleştirilen mücadelede yardımcı olamadığı için özür dilemesi tamamen gereksizdi. Sonuçta Medium’un da Flop’un da tüm bunların bir parçası olmak gibi bir mecburiyeti yoktu.

 

Medium: [An-chan da ben de yeterince gayretli değildik! Üzgünüm, üzgünüm!]

 

Subaru: [Yo, senin hatan değil, Medium-san! Harekete geçememe sebebin Flop, Utakata ve… Louis’i koruyor olmandı.]

 

Bir şekilde ağzından bu kelimeleri çıkartan Subaru, Medium’un başarısını övdü.

 

Evet, Arakiya’nın salonu hortumuyla kasıp kavurduğu sırada Medium, hemen arkasındaki Flop’u ve iki omzunda taşımakta olduğu Utakata’yla Louis’i korumuştu.

 

Sonucunda da kafasını çarpıp harekete geçemeyecek kadar sersemlemişti. Ama onun çabaları sayesinde üçü de güvende olabilmiş ve Medium, daha fazla hasar almaktan kurtulmuştu.

 

Medium: [Hmm, böyle söylemen beni mutlu etti, Natsumi-chan. Ama yaptığım şey hoş değildi. Ben An-chan’ın korumasıyım, yani işimi doğru düzgün yapmak zorundayım!]

 

Subaru: [Medium-san…]

 

Medium: [Bir dahakine! Bir dahakine bu kadar acınası olmayacağım! Yarın benden ve An-chan’dan bunu görmeyi dört gözle bekle lütfen, Natsumi-chan!]

 

Subaru: [――. Peki. Bunu söylemen içimi rahatlattı. Ama siz ikinizin…]

 

‘Benimle yola devam etmenize gerek yok.’ demeye çalışıyordu.

 

Fakat Medium’un güneşin parlaklığı karşısında “Ah!” diye bağırıp gözlerini kaçırışıyla birlikte bu sözleri kolaylıkla araya kaynayıp gitti.

 

Medium: [Ben gidip An-chan’a yardım edeceğim! Ne kadar kırılgan olduğu düşünülünce yaralıları taşımakta zorlanacaktır!]

 

Subaru: [Aynen, doğru…]

 

Medium: [Peki, Natsumi-chan, sonra görüşürüz! O maskeli kişinin düşmemiş olmasına sevindim!]

 

Diyen Medium, kuvvetli bir el sallayışıyla birlikte tüm enerjisiyle koşturmaya başladı.

 

Böylece Flop ve diğer birkaç kişiyle birlikte yaralı Shudraq Halkı ve İmparatorluk Askerlerini taşıyıp iyileştirme işine koyuldu.

 

O’Connell kardeşler bunun için en ufak bir takdir görmezken Subaru, onlara giderek daha da borçlandığını hissediyordu.

 

Ve bir gün bu iyiliklerin karşılığını verip veremeyeceğini merak ediyordu.

 

Al: [Ne iri ve tatlı bir genç kızdı. Kardeşimden de beklenildiği gibi, sınırın ötesinde de hayatını yaşıyorsun, değil mi?]

 

Subaru: [“Hayatını yaşıyorsun” diyerek ne kastettiğin hakkında hiçbir fikrim olmaması içimi ürpertse de Medium-san’ın iri ve tatlı biri olduğuna katılıyorum. Daha önemlisi…]

 

Al: [Hmm? Mesele nedir kardeşim?]

 

Subaru, kayıtsızca boynunu kütürdetip her zamanki neşeli tavırlarıyla karşılık veren Al’a gözlerini dikti. Sonra da Priscilla’ya duyduğu öfkeyi bastırıp, yükselen bir açlık gibi zorla içine gömdü.

 

Bu da çok doğaldı. Bir süredir arka plana attığı çokça şüphesi ve sorusu vardı.

 

Al: [Bu kadar öfkeli görünme. Peruğunu ve makyajını bozacaksın.]

 

Subaru: [Üzgünüm ama o anlık fırtınada peruğum da makyajım da mahvoldu zaten. Yanlış anlamanı istemem, asıl Natsumi Schwartz çok daha güzeldir.]

 

Al: [Natsumi Schwartz, öyle mi?]

 

Subaru’nun korkunç takma adını duyan Al, kuvvetlice boğazını temizledi, sonra da anlamlı bir kahkaha patlattı.

 

Subaru tavrına şüpheyle yaklaşırkense kafasını sallayarak,

 

Al: [Hayır hayır. Yalnızca kendine verdiğin isimden etkilendim. Kadın kılığına girmek gibi bir hobin olduğunu bilmiyordum, kardeşim.]

 

Subaru: [Aptal olma, bir dahaki sefere sana Natsumi’yle ilgili gerekli bilgileri veririm. Ama şimdi daha önemi bir mesele var, bana cevap ver. ――Priscila ve sen, neden buradasınız?]

 

#Evet Al, lütfen Subaru’ya cevap ver. Böylesine kritik bir anda önce Arakiya’nın, sonra da Priscilla’nın belirme sebebi ne ve bu üçlü arasında nasıl bir ilişki var? Bakalım bu soruların yanıtını yakın zamanda alabilecek miyiz, hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32643 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43319 Bölüm Sayısı


creator
manga tr