Cilt 7 Bölüm 28 [ Galibiyet Şartları ] (1/3)

avatar
258 10

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 28 [ Galibiyet Şartları ] (1/3)


Çevirmen : Clumsy



――Rehin alınan Arakiya’nın kaçırıldığı haberi konferans salonunu sarsmıştı.

 

Kuna: [Tam bir rezalet. Holly’nin yayı bile ona yetişemedi, kaçıp gittiler.]

 

Holly: [Aynen~]

 

Başlarını eğip özür dileyenler, elinde yayını tutan Holly ve Kuna ikilisiydi.

 

Kuna, kötü haberi veren Holly ile birlikte kaçak Arakiya’yı yakalamak için hızlıca en üst kata çıkmıştı. Ardından Holly’nin kol gücü ve Kuna’nın görüşünden faydalanarak tıpkı Subaru ve grubu Guaral’dan çıkarken yaptıkları gibi kaçaklara saldırmışlardı.

 

Fakat kaçaklar bu iki kişilik gizli, menzilli saldırının altından kalkmış ve her ikisini de geride bırakarak Arakiya’yı başarıyla uzaklaştırmıştı.

 

Kuna: [Biri yem olarak geride kaldı, diğeriyse İlahi Generali götürdü. Bu şekilde sonlanmasına izin veremeyiz, peşlerine düşmemiz gerekiyor…]

 

??? ve ???: [――Anlamsız.]

 

Hüsrana uğrayan ve burnu pişmanlıkla kırışan Kuna’nın konuşması iki sesle yarıda kesilmişti.

 

Yuvarlak masada hareketsizce oturan Abel ve Priscilla ikilisinin ağızlarından aynı anda, aynı kelime dökülmüştü. İkili göz göze gelirken de Priscilla, gözlerini kapattı.

 

Bu, sözü Abel’e devretmek istediğini gösteriyordu.

 

Abel: […Bu yaptıkları, az kişiyle saflarımızın ardına geçip tek bir hedefi elde ederek kaçmanın bir yoluydu. Ayrılmaları durumunda her ikisine düşecek rol de açıkça belirlenmişti. Buna karar kılarak sergiledikleri cesaretleri ve kaçma kararları takdire şayan. Peşlerine birilerini gönderseniz bile yakalanmayacaklardır.]

 

Kuna: [――Hk, ama yine de…]

 

Abel: [Arakiya en fazla yarım gün içerisinde uyanacak. Bu durumda peşine takacağımız kişinin hiçbir şansı olmayacak. Ve fikir değiştirip şehre dönerlerse yine nafile bir çaba olacak. Şöyle söyleyeyim, şansımız ikinci kez yaver gitmeyecek. Hiç değilse mevcut güçlerimizle karşı koymaya çalışmanın büyük bir pervasızlık olacağını söylemeliyim.]

 

Kuna: [Guh… Hk.]

 

Holly: [Kuna… Abel doğru söylüyor~.]

 

Abel, sıraladığı bir dizi kelimeyle Kuna’nın ısrarını kırmaya çalışıyordu. Yanı başındaki Holly de onu teselli edercesine eliyle usulca omzuna vuruyordu.

 

Yuvarlak masada şefi temsil eden ve okçuluk yeteneklerine güvenen Kuna, büyük bir hayal kırıklığı içerisinde olmalıydı. Fakat Subaru, dile getirme şeklinin kabalığına rağmen Abel’in argümanına katılarak kafasını sallamaktaydı.

 

Hücreye giren İmparatorluk Askerleri kazanma şanslarının olmadığı bir mücadeleye baş koymamıştı. Mevcut şartlar altında erişilebilir bir hedef belirlemiş, olasılıkları alt etmenin bir yolunu bulmuş ve hedeflerini gerçeğe dönüştürmüşlerdi.

 

Doğal olarak bu tek yönlü bir yolculuk gibi gönülsüz bir şey olmamalı, yani kaçış için uygun bir planları bulunmalıydı.

 

Priscilla: [Ne kadar evirip çevirsek de o şeyin kaderi burada son bulmadı. Hal böyle olunca hala oynaması gereken bir rol olduğuna eminim.]

 

Subaru: [Priscilla…]

 

Priscilla, sessizliğin çökmesi üzerine gelişigüzel şekilde bu sözleri sarf etti.  

 

Az önce Arakiya’nın göreceği muameleyi tartışmakta olan Subaru’nun, genç kızın idam edilmeyişi ve konuşturulamadan götürülüşü konusundaki duyguları karmaşıktı.

 

Peki ya onun ölüm kalım meselesinden uzak durma fikrini benimseyen Priscila bu veda hakkında ne düşünüyordu? Kırmızı gözleri bu sorunun cevabını ele vermiyordu.

 

Al: [Ee, sonuç olarak Arakiya denen o kız konusunda ne yapacağız? Kendi haline bırakmaya mı karar verdiniz?]

 

Subaru: […E kaçırıldıysa yapabileceğimiz başka bir şey yok zaten.]

 

Subaru, durumu idrak edemeyen Al’ın sözlerine acılı bir ifadeye karşılık verdi.

 

Kuna ve Holly’nin keskin nişancılığının altından kalkmayı başaran kaçakların peşine kısmen becerikli birini takıp sonuç almayı bekleyemezlerdi. Bu durumda seçenekleri sınırlıydı ve gerçekten becerikli olanların da şu anda Guaral’dan ayrılmasına izin verilemezdi.

 

Bir çözüm bulmaya yönelik tüm çabalarına rağmen Subaru'nun gücü sürpriz saldırılarda yatıyor, bu da onu bilhassa rakibinin inisiyatifi ele aldığı durumlar için işe yaramaz hale getiriyordu.

 

Subaru: [Bu arada, pek ihtimal vermiyorum ama ya hala şehrin içinde gizleniyor ve kaçmış gibi yapıyorlarsa?]

 

Zikr: [Sanmıyorum. Şehrin son derece korunaklı olduğu iddia edilse de iki ana kapı dışında gizli geçitler bulunuyor ama son birkaç günde hepsi titizlikle kapatıldı.]

 

Subaru: [Titizlikle…]

 

Zikr: [Evet. Şehre gizli geçitleri kullanarak girmeye çalışmanızı bekliyorduk. Ön kapıdan girmek gibi pervasızca bir plana kalkışacağınız kesinlikle aklımıza gelmemişti.]

 

Subaru gafil avlansa da Zikr, en ufak bir memnuniyetsizlik belirtisi olmaksızın, sakince karşılık vermişti.

 

Hisar Şehrinin başkomutanı olarak herhangi bir gizli geçit konusunda temkinli olması kaçınılmazdı. Bununla birlikte Zikr’in önderliğinde sergilenen defansif duruş, Arakiya’yı götüren askerlere ön ayak olmuştu.

 

Zikr: [Belki de Birinci Sınıf Generali götüren askerler gizli yolları arayan ekibin bir parçasıdır. Abel-dono’nun da söylediği gibi galibiyet ihtimali olmadan baş kaldıran tipler değillermiş. Hal böyle olunca bir çıkış yolu olduğunu bildikleri için mi bunu yapabildiler diye merak ediyorum doğrusu.]

 

Subaru: [Kapatılan yolların yerlerini haritada belirlemek mümkün değil mi?]

 

Zikr: [―― Mümkün olabilirdi ama şu anda değil. Şehir düştü ve askerler son derece sarsılmış durumda. Kaos yakın zamanda yatışmaz.]

 

Subaru: [… Keşke bu bir oyun olsaydı, ne kolay olurdu.]

 

Bu bir video oyunu olsaydı mağlup tarafın komutanı taraf değiştirdiği anda altındaki birimler de müttefike dönerdi. Ama gerçek hayat oyundan farklıydı. Oyunda sayılarla temsil edilen askerlerin her biri gerçek dünyada ayrı bir hayat sürüyordu.

 

Bu konuya bir müddet kafa yoran Subaru――

 

Subaru: [Holly-san, sen yaralı mısın?]

 

Holly: [Hm? Benim için endişelendin mi~? Natsumi ne kibar~.]

 

Subaru’nun sorusunu işiten Holly, koca bir gülümseme eşliğinde kollarını yukarı kaldırdı. Ve sapasağlam olduğunu anlatmak için iri kaslarını sergiledi.

 

Holly: [Birazcık hırpalandım ama kötü bir yaram yok, yakında hiçbir şeyim kalmaz~.]

 

Subaru: [Anlıyorum. Bunu duyduğuma sevindim… Ama...]

 

Subaru beceriksizce kelimelerin ardından başını öne eğerken Holly’nin suratına şaşkın bir ifade yerleşti. Subaru’nun ne düşündüğünü anlayan Kuna’ysa bir “Ah” sesi eşliğinde kafasını kaşıdı.

 

Ve sonra da――

 

Kuna: [Binanın içerisindeki korumaların bir kısmı öldürülmüş. Çoktan öldükleri için elimizden hiçbir şey gelmedi.]

 

Subaru: […Bir kısmı derken? Kaç kişi, söylesene?]

 

Kuna: […Yedi kişi.]

 

Zayiat sayısı sorulan Kuna, çekinceli de olsa bu yanıtı verdi.

 

Yedi. Verilen zayiatın sayısıysa Subaru’nun kalbine derinden bir acı sapladı. ――En üst kattaki Rem, Arakiya’nın saldırısında yaralanan İmparatorluk Askerleri ve Shudraqları tedavi etmek için büyük bir çaba harcıyordu ve henüz bir ölüm raporu vermemişti. Evet, ondan bir rapor almamışlardı, ama――

 

Subaru: […Bu nasıl bir kansız kuşatma?]

 

Uzun, siyah peruğuyla oynayan Subaru, yürek burkan bir nefes verdi.

 

Büyük bir şevkle gerçekleştirdiği ve başarıya ulaştırdığını söylediği kansız kuşatmanın hiç can kaybı olmadan Guaral’ın düşürülüşüyle tamamlanması gerekiyordu. Ama bunca ölümle tamamlanmıştı işte.

 

Subaru verdiği sözü tutamamıştı; yalancılıkla suçlansa bile itiraz edemezdi. Ve hiç kimse onu bununla suçlamasa da Subaru, kendi kendisini suçluyordu.

 

Çünkü o buradaki en büyük yalancıydı――

 

???: [――Kansız kuşatma mı?]

 

Subaru’nun mırıldanışını işiten bir ses, bu kelimeleri irdelercesine aynı şekilde tekrarladı.

 

Bu sesin sahibi yuvarlak masaya eğilip yanağını eline yaslamış olan Priscilla’ydı. Alışılmadık bir ifadeye bürünmüş, şekilli kaşlarını hafiften kaldırmış şekilde Subaru’yu inceliyordu.

 

Ve bu ifadeyi koruyup, “Hey sen” diyerek beyanına başladı.

 

Priscilla: [Çok aptalca bir şey duydum sanırım. Gerçekten koca bir şehri kan dökmeden ele geçirebileceğinizi mi zannediyordunuz? Savaşın ortasında, elinizde baskın bir askeri güç olmadan?]

 

Subaru: […Aynen, doğru söylüyorsun, benim hatam. Evet ya, gerçekten kabahat bende, değil mi? Neticede, günün sonunda, hepsi benim suçum…]

 

Priscilla: [Yalnızca aptalca bir fikirmiş, beni şaşırtan bu oldu. Ulaşılması mümkün olmayan böyle bir düşü gerçek kılmaya çalışmanız beni hayrete düşürdü. ――Abel, deli misin sen?]

 

Abel: [―― Evet, plan başlı başına safi delilikti.]

 

Sorunun muhatabı olan Abel, kollarını bağlamış şekilde sessizce yanıt verdi.

 

Subaru’nun önerdiği plan katıksız bir delilikti. Muhtemelen kim olsa aynı şeyi söylerdi. Ama Abel buna rağmen plana uymuştu.

 

Birbirlerini tanıdıkları bariz olan Priscilla’ysa buna anlam veremiyormuş gibi görünüyordu.

 

Priscilla: [Tahtından İmparatorluğu izlemek seni iyice gevşetmiş. Fedakarlık olmadan savaş olmaz. Kan dökmeden gururlanılmaz. İmparatorluğun yolu budur, haksız mıyım?]

 

Abel: [Kılıç Kurdu kanunlarına karşı çıkmak gibi bir niyetim yok. Bu planın delilik olduğunu söyledim ama ihtimaller lehimeydi. Hatta Arakiya ortaya çıkmasaydı kuşatma gerçekten de kansız olacaktı.]

 

Priscilla: [――――]

 

Abel: [Ters giden plan değildi. Benim muhakememdi. Priscilla, senin bile askeri strateji uzmanımı aptal yerine koymana izin vermem. Karar benimdi. Suç da benim.]

 

Subaru: [Oh…]

 

Diyen Abel, fazlasıyla beklenmedik bir beyanla Priscilla’ya kafa tuttu.

 

Abel’in, haberi olmaksızın askeri strateji uzmanı pozisyonuna atamış olsa da Subaru’yu sözleri ve eylemleriyle savunduğu ortadaydı. Tabii Subaru, ikili arasındaki bu tehlikeli etkileşime müdahale edemezdi.

 

Al: [Mesele nedir, kardeşim? Senden bayağı hoşlanıyor olmalı, yakında büyük bir terfi alacaksın herhalde.]

 

Subaru: […Emilia-tan’ın şövalyesi ve Beako’nun gardiyanı olmak bana yetiyor. Aşina olmadığım başka bir pozisyon üstlenmek istemem.]

 

Subaru, bu cevapla Al’ı da kendisine yüklenen sorumluluğu da elinin tersiyle itti.

 

Yine de Abel’in koruması sayesinde Priscilla’nın ilgisi o yöne kaymıştı. Tabii bu, Subaru’nun içindeki yarayı iyileştirmiyordu.

 

Kaybedilen hayatların sorumluluğu, bu planı bulup uygulamaya koymuş olan Subaru’ya aitti.

 

Al: [Herkesi kurtaramazsın, kardeşim.]

 

Al, Subaru’ya profilden bakıp miğferindeki metal parçalarla oynayarak bu şekilde mırıldandı. Subaru kendisine döndüğündeyse kafasını tavana çevirerek devam etti.

 

Al: [Karşına çıkan tüm insanları kurtaramazsın. Kimse bu çabanı engelleyemez ama bunu yaparsan kırılan senin kalbin olur. Bunu tavsiye etmiyorum.]

 

Subaru: [Al…]

 

Al: [Hepimiz gönlümüzce yaşar ve ölürüz. Senin de söylediğin gibi, kardeşim, bu bir oyun değil. Kendi hayatlarının seyrine karar vermek onlara düşer.]

 

Bu, Al’ın zaman zaman sergilediği alaycı tutumdu.

 

Bir yandan Subaru’ya trajik olayların yaşanabildiği ve onları olduğu gibi kabul etmesi gerektiğini söyleyerek vaaz verip iyi bir öğüt ve tavsiye sunsa da öte yandan söyledikleri, inatçı bir çocuğun uyarısı gibi geliyordu.

 

Bir yere kadar sağlam bir argümandı.

 

Aslına bakarsanız söylediklerinde haklıydı. Herkesi ve her şeyi kurtarmak mümkün değildi ve Subaru bunu yapmaya karar verdiği takdirde bunun sonu gelmezdi. Bugüne dek her şeyi kurtarmayı asla başaramamış olmasının sebebi de buydu.

 

Savaşın ölçeği farklıydı. ――Peki gerçekten doğru seçimi yaptığını söyleyebilir miydi?

 

#Yeniden Belediye cephesine dönmüş ve grubumuzu görmüş bulunuyoruz. Kansız kuşatmanın sonunda Todd-Jamal ikilisi yüzünden yedi kişinin ölmüş olması beni de üzdü. Ama Subaru’nun bu defa olanları kabullenip önüne bakması gerekecek. Zaten bu ülkeyi terk etmeleri için önce Abel’in tahtına dönmesi icap ediyorsa onları bekleyen daha pek çok mücadele olacak demektir. Bakalım bizi neler bekliyormuş, hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32577 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43281 Bölüm Sayısı


creator
manga tr