Cilt 7 Bölüm 29 [ Her Birinin Vaziyeti ] (2/2)

avatar
484 9

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 29 [ Her Birinin Vaziyeti ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Subaru: [Kapa çeneni! Popüler olmayışınızın suçunu bana yıkma! İmparator da Generaller de sevilmezken isyan çıkmasına şaşmamalı!]

 

Abel: [Bunu daha kaç kez tekrar edeceksin? Saygısızlığının sonsuza dek göz ardı edileceğini sanma.]

 

Priscilla ve Abel’in keskin bakışlarını üzerine çeken Subaru, her ikisine de dil çıkarttı.

 

Fakat planının rahatlıkla suya düşürüldüğü doğruydu. Dokuz İlahi Generali saflarına katmak taraflarındaki kişi sayısını arttırmak içinse popüler olmayanları katmanın hiçbir katkısı olmazdı.

 

Subaru: [Aslına bakarsanız, madem popüler değil, onu kendi haline bırakamaz mıyız…?]

 

Abel: [Bu da bir problem. O kişi duruma bağlı olarak savaşın seyrini tek başına değiştirebilecek güce sahip. Kalan tüm İlahi Generalleri safımıza katsak bile onun kellemi alabilme ihtimali yüksek.]

 

Subaru: [Baş etmesi zor biriymiş! Absürt bir engel, değil mi?!]

 

Onu saflarına katmak için uğraşmaları bir garanti sunmazken kendi haline bırakılması çok tehlikeli bir bombadan farksızdı.

 

Evinden çok çok uzaklardaki bu yabancı topraklara kök salan Subaru, nihayet hem gücü hem de insanlığı belli olan Reinhard’ın ne büyük bir nimet olduğunu anlıyordu.

 

Belki yeterince yüksek sesle bağırırsa komşu ülkeye de gelirdi?

 

Priscilla: [Sana bir şey söyleyeyim, aptal vatandaş. Kılıç Azizini çağırmayı düşünüyorsan saldırmazlık anlaşması nedeniyle sınırları aşamayacağını bilmelisin. Umutlanmaman daha akıllıca olur.]

 

Subaru: [İnsanların aklını okuma. Bunu gerçekten değerlendirmiyordum ki… Yalnızca başın sıkışınca aramak, arkadaşlığa yakışmaz.]

 

Sırf imkanı var diye onu çağırıp yardım etmeye zorlamak gerçekten arkadaşlık denilebilecek bir şey olmazdı.

 

Tabii durum gerçekten ama gerçekten kötü olursa aynı şeyi söyleyemezdi. Ama o an gelinceye dek ahlaki değerlerini korumaya kararlıydı.

 

Priscilla: [Ee? Abel’in askeri strateji uzmanı namını almış aptal bir vatandaş olarak sorguların sona erdi mi?]

 

Subaru: [Henüz sorularımın sonuna ulaşmadım ve her şeyden önce, ben bir strateji uzmanı falan değilim…]

 

Subaru, pozisyonunu sorgulayan Priscilla karşısında kaşlarını çatarak bu cevabı verdi.

 

Ve tam toplantının bir sonraki konusuna geçmek üzereyken――

 

???: [――Natsumi Hanım ve Bay Şef! Affedersiniz!]

 

Neşeli bir ses yankılandı, kapı açıldı ve yeni bir kişi tüm canlılığıyla konferans salonunda belirdi.

 

Uzun sarı saçları hızla savrulan, mavilere bürünmüş bu yakışıklı adam Flop’tu.

 

Flop’un üst katta Arakiya’nın öfkesinden nasibini almış yaralılarla ilgileniyor olması gerekiyordu. Odadaki herkesin ilgisini üzerine çekerkense Subaru ve Abel’e bakıp başını sallayarak, “İşte buradasınız” dedi.

 

Flop’un bedeni, derme çatma sahra hastanesindeki dehşeti vurgularcasına kana bulanmıştı.

 

Ama onun buraya gelmiş olmasının anlamı――

 

Subaru: [Flop-san, tedaviler ne alemde?]

 

Flop: [Şimdilik her şey sonuca bağlanıyor gibi! …Hmm? Görünüşe bakılırsa Natsumi Hanımdansa Bayım modundasın. Öyleyse sana Bayım demeye devam edeyim.]

 

Subaru: [Eh, bana her ikisi de uyar. Ama doğru diyorsun, her şey sonuca bağlanıyor…]

 

Flop’un son derece imalı yorumu sonrası Subaru, muayene sürecinin sona erdiği haberini hem rahatlama hem de stresle karşılıyordu.

 

Rahatlamasının sebebi, yaralılarla ilgilenme işinin son bulmuş olmasıydı. Gerginliğiyse daha ziyade bu görevin sonuçlarını duymak üzere olmasından kaynaklanıyordu.

 

“Kansız kuşatma” hedefi çoktan başarısızlığa uğramıştı.

 

Yedi koruma, Arakiya’nın kaçırılışının kurbanı olmuştu. Tek soru, yaralılardan onlara katılan olup olmadığıydı.

 

Flop: [Hiç kimse ölmedi, Bayım.]

 

Subaru: [Eh…]

 

Flop: [Hepimiz için zorlu bir durum olsa da bana kalırsa Hanımım ve Yeğenciğin çabalarıyla başardık. Taritta ve Utakata Hanımların süratli oluşu da etkiliydi. Tabii ki kız kardeşim ve ben de çok çaba harcadık!]

 

Subaru’nun ten renginden hislerini anlayan Flop, ilk iş bu yanıtı verdi.

 

Kendisini işaret edip katkılarıyla övünürken son derece erkeksi görünüyordu. Yanıtıysa kısa ve özdü, dolayısıyla Subaru’nun bu bilgileri sindirmesi için kısa bir süre gerekti.

 

O sürenin sonuna ulaşıp olanları anladığındaysa derin bir nefes verdi.

 

Subaru: [Ölen yok… Hk.]

 

Flop: [Evet, bu herkesin hayatta kalmak için elinden geleni yaptığını gösteriyor. Bana gelince, kardeşim beni koruyor olmasaydı kesin kafamı vurup ölmüş olurdum! Hahaha, kardeşimin dengi değilim!]

 

Subaru: [Aynen aynen, orası öyle. Ben de Medium-san’ın dengi değilim…]

 

Flop canlı bir kahkaha patlatırken Subaru, kafasını öne eğip omuzlarını silkti.

 

Hiç abartısız, hiç şakasız, tamı tamına aynı fikirdeydi. Eğer Medium―― ya da diğerleri olmasaydı, bu raporu kolay kolay alamazdı.

 

Kaybedilen hayatlar olmuştu. Ama kaybedilmeyenler de vardı.

 

Bunun kalbinde doğurduğu duygular öyle yoğundu ki――

 

Abel: [――Tüccar, o şifa sanatları kullanıcısına ne oldu peki?]

 

Ancak Abel, Subaru’nun heyecanına karşın kendisini kayıtsız bir tonla konuşmaya dahil etmeyi seçti.

 

“Şifa sanatları kullanıcısı” kelimelerinin yabancılığı karşısında Subaru’nun kaşı kalkarken Flop, parmağını dudaklarına götürdü. Ve “Kullanıcı…” diye mırıldanarak biraz düşündü.

 

Flop: [Bahsettiğiniz kişi… Bayımın Hanımı mı?]

 

Abel: [Ya kim olacaktı? Burada o kız dışında şifa büyüsü yapabilen birinin olduğunu mu sanıyorsun?]

 

Flop: [Yo, aklıma başka biri gelmiyor! Ama…]

 

Abel: [Ama ne?]

 

Flop: [İnsanların sizi daha çok sevmesini sağlayacak kelimeler seçmeyi düşünmelisiniz bence, Bay Şef. Onlardan bahsederken bile arkadaş canlısı olduğunuzun bilincinde olursanız işler çok daha sorunsuz ilerler!]

 

Abel, kendisine yönelik bu inanılmaz doğrudan ve neşeli protesto sonrası tek kaşını kaldırdı.

 

Flop’un yaptığı asilce bir açıklamaydı ama satır araları samimiyetle dinlendiğinde son derece üzücü bir hal alıyordu.

 

Doğal olarak Rem’in yalnızca yeteneklerine indirgenecek şekilde anılması Subaru’nun da hoşuna gitmiyordu.

 

Al: [O saygısızca kelimelerden sonra bu izlenim pek inandırıcı gelmiyor, kardeşim.]

 

Subaru: [Kat ettiğimiz yolu düşününce o kadarını söylemeye hakkım var… Flop-san’ın da aynı şekilde, haksız mıyım?]

 

Al: [Bilemiyorum, ama maceralarını dinlemeye can atıyorum, kardeşim.]

 

Anlatılamayacak kadar çalkantılı bir hikaye olsa da bu daha sonra ele alınacak bir konuydu.

 

Abel ne derse desin Rem’in güvende olması Subaru’nun bir numaralı önceliğiydi. Tabii ki fark edilir bir travma yaşamadığını kendi gözleriyle onaylamıştı.

 

Subaru: [Çok çalışıp bayılıp kalmak gibi bir şey yapmadı, değil mi?]

 

Flop: [O konuda endişelenme, Bayım. Elbette ki tüm o gayretler yüzünden yorulmuştur ama biraz istirahatle üstesinden gelinemeyecek bir şey değil. Bu kadar çalışkan bir Hanımının olması gerçekten harika.]

 

Subaru: [Anlıyorum… İyi, buna sevindim.]

 

Rahatlamış bir şekilde göğsünü okşayan Subaru, Flop’un böyle bir garanti vermesine sevinmişti.

 

Durum buydu. Rem’e bel bağlamak zorunda olsa da bu süreçte gerçekten kendisini çok zorlayacağından içtenlikle endişe duymuştu. Subaru’nun ne söylediğinin bir önemi yoktu; Rem, elinden gelen bir şey olduğu sürece Subaru’yu dinlemezdi.

 

Al: [――Hanımın mı?]

 

Al, rahatlamış şekilde göğsünü okşayan Subaru’nun yanında sessizce mırıldanıyordu.

 

Ardından elini çelik miğferinin çene kısmına götürüp şaşırmış şekilde kafasını eğerek,

 

Al: [Onu yukarıda gördüğümü zannetmiyorum ama kardeşimin grubundaki kız da mı buraya geldi?]

 

Subaru: [Grubumdaki kız mı… Emilia-tan’ı mı kastediyorsun? Yo, o gelmedi. Burada olması ne büyük rahatlık olurdu… gerçi burada olmasını isteyeceğimi de sanmıyorum.]

 

Emilia’nın narin mizacı ve Vollachia İmparatorluğunun işleyişi yağla su misali olurdu.

 

Düşünmeden hareket etme eğiliminde biri olan Emilia’nın İmparatorluğun yaklaşımını rahat bulma ihtimali olsa da İmparatorluğun zalimliği bunun çok daha ötesindeydi. ――Emilia bu İmparatorluğa uygun değildi.

 

Al: [――Senin hatun dışında bir hanım yani, ha?]

 

Subaru: […Yalnızca öylesi elverişli olduğu için deyip geçelim. Dürüst olmak gerekirse o, çok özenli yaklaşmaya karar verdiğim bir kız. Ne olursa olsun onu evine ulaştıracağım.]

 

Al: [――――]

 

Subaru, eli çenesinde hafifçe mırıldanan Al’a bu açıklamayı yaptı.

 

İmparatorluk sınırlarında oldukları sürece Al’ın ağzından yayılacak tuhaf dedikodulara mani olmaları imkansızdı ama Al’ın yanlış bir fikre kapılmasını istemezdi. Kararlılığının baltalanmasını da.

 

Priscilla: [Peki, tüccar dedikleri o narin görünümlü adam… Sen de Abel’in emrindekilerden misin?]

 

Flop: [Hayır, değilim. Kız kardeşim ve ben Bayım ve Bay Şefle iş birliği içerisindeyiz. Ehh, sanırım ona benim en yeni arkadaşım demem uygun olur!]

 

Priscilla: [Oh, bir arkadaş, ha?]

 

Flop’la konuşan Priscilla’nın dudakları, işittiği yanıt karşısında yukarı kıvrıldı. Ve bunu yelpazesiyle gizleyerek Abel’e doğru anlamlı bir bakış attı.

 

Priscilla: [Arkadaş edinmek için bu kadar çabaladığını bilmiyordum. Vollachia İmparatorluğunun tahtı kolaylıkla boşalabilecek hale gelmiş herhalde.]

 

Abel: [Dalga geçmeyi bırak. Şahsen o adamla arkadaş olduğumu anımsamıyorum.]

 

Flop: [Neden bahsediyorsun, Bay Şef? Birlikte kadın kılığına girip ölümden dönmedik mi!]

 

Abel: [Biriyle ölümden dönünce anında arkadaş mı olunuyormuş? Eğer öyleyse İmparatorluk Askerlerinin hepsi benim arkadaşım demektir. Ve ölümün kıyısında bana en yakın olan kişi de düşmanımdı.]

 

İçerisinde bulunduğu durumu kullanarak söylenenleri mükemmel bir şekilde çürüten Abel, Flop’un çenesini tutmasını sağladı.

 

Fakat bu, onu da etkileyen iki ucu keskin bir kılıçtı.

 

Subaru: [Neyse, Flop-san bize bazı güzel haberler verdi. Ben de güzel şeylerden bahsetmek isterim…]

 

Abel: [――Bekle.]

 

Subaru: […Ne oldu?]

 

Pek olumlu olmayan bu toplantı için iyimser bir konu açılmıştı. Ancak Abel, Subaru’nun teşvik girişimine müdahale ederek çenesini Flop’a doğru kaldırdı.

 

Subaru da bakışlarıyla bu hareketi takip ederek Flop’a döndü.

 

Subaru: [Flop-san?]

 

Evet, Abel’in bu işaretinin ardındaki sebep, Flop’un surat ifadesindeki değişimi fark etmiş olmasıydı.

 

Flop keyifli ve ışıl ışıl ifadesinden sıyrılmamış olsa da her daim güneş gibi göz kamaştırıcı bir neşe taşıyan gözlerinde belli belirsiz bir tereddüt ve melankoli vardı.

 

Abel: [Madem tüccarsın, öyleyse konuşurken dikkatli olmalısın. Bu yüzden senin tüccarlığa uygun biri olduğunu sanmıyorum.]

 

Flop: [Ben bu tarz fikirlerden çok işittim, bu konuda kendimce düşüncelerim de var ama bu konuyu başka zamana bırakalım… Bayım, daha önce bahsetmeyi ihmal ettiğim bir şey var.]

 

Subaru: [――――]

 

Abel ve söyledikleri karşısında yan yan bakan Flop, hüzünlü bir şekilde kirpiklerini kırpıştırdıktan sonra gözlerini Subaru’ya çevirdi.

 

Bakımlı yüzü ve taşıdığı efkar Subaru’nun kalbini sıkıştırıyordu. Her ne söyleyecekse dinlemek istemiyorum diye düşünmeden edemiyordu ama başka çaresi yoktu.

 

Zaten Flop’un insanlara kendisini dinletme konusunda doğal bir yeteneği vardı. Durum farklı olsaydı Subaru, onun bir tüccar olarak yeteneğini övebilirdi.

 

Ama buna rağmen――

 

Flop: [Bu Bay Şefi de ilgilendiren bir mesele. Ayrıca Kuna ve Holly Hanımların da bizimle gelmesini istiyorum.]

 

Subaru, Flop’un bu sözleri söylemesine mani olamadığı için bu yeteneği lanetli görmeye başlıyordu.

 

△▼△▼△▼△

 

???: […Abel ve Natsumi de geldi, ha.]

 

Flop tarafından çağrılan Subaru ve diğerleri, konferans salonundan çıkıp Belediyenin üst katına geçmişti.

 

Sahra hastanesine benzetilen ve yaralıların tedavisinin yapıldığı alanda Subaru ve diğerlerini karşılayan kişi, yanık siyah saçları kesilmiş olan Mizelda’ydı.

 

Guaral'a hücum eden grup Arakiya'nın sürpriz saldırısına hazırlıksız yakalanmış ve en ağır yaraları alan da Mizelda olmuştu. İlk önce alevlerin saldırısına uğramış, sonra da Arakiya’nın darbeleri gelmişti.

 

Tüm bedeni kavrulduktan ve hortuma maruz kaldıktan sonra Arakiya’nın darbesi gövdesinin derinliklerine saplanmıştı.

 

Bedeni ne kadar sağlam olursa olsun Mizelda’nın canlılığını ve Rem’in mükemmel denilemeyecek şifa sanatlarının ne denli ileri gidebileceğini test eden bir durum olduğu kesindi.

 

Mizelda: [Sizi buraya çağırdığım için üzgünüm. Ama size bir an önce haber vermem gerektiğini düşündüm.]

 

Subaru: [Mizelda-san…]

 

Mizelda bu sözler eşliğinde hafifçe gülümseyerek duvarın yakınlarındaki bir objenin üzerine oturdu.

 

En güçlü amazonlardan biri olarak şu anki gülümsemesi, Subaru ve diğerlerine defalarca sergilediği o vahşi tavırdan yoksundu.

 

Yine de gözlerindeki irade gücünü yitirmiş değildi. Dengesizdi.

 

Mizelda: [Öncelikle, sizlere teşekkür ederim. Rem sayesinde hayattayım. Bu bir mucize.]

 

Subaru: [――――]

 

Mizelda: [Sen de bu şehri ele geçirdin. Shudraqların Şefi olarak yaptığınız işlerle beni etkilediniz. Bu mücadelenin geleceği içinse bir açıklama yapmak zorundayım.]

 

Rem’in kararlılığını ve Subaru’nun katkılarını öven Mizelda, sırtını dikleştirdi.

 

Ve sonra da――

 

Mizelda: [Shudraq Şefliği pozisyonunu kardeşim Taritta’ya devrediyorum. Artık görevlerimi yerine getirmem mümkün değil.]

 

Diyerek dizden aşağısı eksik olan sağ bacağına vurdu ve rolünü kardeşine devrettiğini ilan etti.

 

#Aa güçlü mü güçlü amazon ablamız bacağını kaybetmiş. Bayağı ağır yaralandığı kesindi ama yine de böyle bir haber almak üzdü. Bundan sonraki süreçte yeni lider yönetimindeki Shudraqların nasıl bir yol izleyeceği merak konusu. Tabii ki Abel-Priscilla ittifakı ve yancılarının neler yapacağı da öyle. Bakalım bizleri neler bekliyormuş, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 34433 Üye Sayısı
  • 355 Seri Sayısı
  • 43756 Bölüm Sayısı


creator
manga tr