Cilt 7 Bölüm 33 [ İblis Şehri Yolculuğu Zamanı ] (3/3)

avatar
236 7

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 33 [ İblis Şehri Yolculuğu Zamanı ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy



???: [————]

 

Vagon yola koyulmuş, Hisar Şehrinin ana kapısından çıkarak gözden kaybolmaya başlamıştı.

 

İstikamet şehrin güneydoğusu, İmparatorluğun en güçlü fertlerinden birinin bulunduğu İblis Şehri Kaos Aleviydi ve odak noktaları da o kişiyi saflarına katılmaya ikna edip edemeyeceklerini görmekti.

 

Dürüst olmak gerekirse mevzu birini aralarına katmak olunca Subaru’yu götürme seçimi sorgulanasıydı.

 

???: […Senin çaba gösterdiğin konusunda herkesin hemfikir olacağına eminim.]

 

Değneğine yaslanan Rem, kısık gözleriyle artık görülemeyecek kadar uzaklaşmış olan vagonun ardında bıraktığı izlere bakıyordu.

 

Subaru ayrıldıkları ana dek şakalaşma havasındaydı. Bin bir türlü mazeret sıralamıştı ama Rem’in tek düşünebildiği, onun kadın kılığında olmaya son vermek istemediğiydi.

 

Elbette ki bu, sıraladığı tüm mazeretlerin yalan olduğuna inandığı anlamına gelmiyordu.

 

???: [Gittiler. Gürültücülerin yokluğunda şehir biraz daha havadar olacaktır. Geriye iyi haberlerle mi, Abel’in kellesiyle mi dönerler kısmından pek emin değilim gerçi.]

 

Rem: [——Priscilla-san.]

 

Öylece dikilen Rem’in arkasından ansızın bir ses yükseldi.

 

Ve Rem arkasına dönmeye gerek bile duymadan kırmızılar içerisinde, canlı bir izlenim veren güzel bir kadın—— yani lüks elbisesi ve vahşi güzelliğini tedbirli bir şekilde sergileyen Priscilla, yanı başında belirdi.

 

Rem, Arakiya’nın Belediye saldırısı esnasında yarattığı tahribatın ardından hayatını kurtardı kurtaralı Priscilla’yla konuşmamıştı.

 

Dolayısıyla ansızın belirip kendisiyle konuşması, kafasının daha da karışmasına ve afallamasına yol açıyordu.

 

Rem: […Çok teşekkür ederim.]

 

Priscilla: [Hmm, bu minnettarlığın sebebi nedir?]

 

Rem: [Dün Belediyede yaşananlar. O kadından, Arakiya’dan kurtuldum. Yalnızca ben değil, geri kalanlar da aynı şekilde. Sizin sayenizde.]

 

Priscilla: [Bir sürü hayat kurtardın diyorsun yani? Bana kalırsa o hayatların kurtarılması senin emeklerin sayende. Ölmekte olanları kurtarmak için yetenek ve becerilerinden faydalandın. Benim onlara merhamet etmek gibi bir niyetim yoktu. Eylemlerimi yönlendirme özgürlüğünü kullanma.]

 

Rem: [Öyle bir niyetim…]

 

‘Yoktu’ demeye çalışan Rem, kendi kendine durup düşündü.

 

Başkalarının eylem, niyet ve düşüncelerini tahmin etmek ve onları da kendi kalıbına sokmaya çalışmak gibi kötü bir alışkanlığı vardı. Buna dair pek çok anısı vardı, yalnızca Priscilla’yla sınırlı değildi.

 

Ve hafızasını yitirdiği hesaba katılınca yalnızca iki haftadır yaşıyor sayılırdı.

 

Rem: [————]

 

Priscilla: [Karşılık olarak hiçbir lafın olmayacak mı yani? Bu da son derece sıkıcı bir karar, haksız mıyım?]

 

Rem: […Üzgünüm. Haklı olduğunuzu düşündüm. Ama size minnettar olduğum gerçeğini de çarpıtamazsınız herhalde?]

 

Priscilla: [Hoh?]

 

İlgisi çekilen Priscilla, yakasından bir yelpaze çıkarttı. Sonra da uyumlu bir şekilde açarak şekilli dudaklarını ardında gizledi.

 

Fakat açıkta kalan gözlerinde gizlenmesi mümkün olmayan bir hoşnutluk ve fırsat parıltısı mevcuttu.

 

Priscilla: [Kendini kaybettiğini duymuştum ama… Bana ne cüretle karşılık verirsin?]

 

Rem: [Kendini kaybetmek tam olarak doğru bir tabir değil. Hatırlayamıyor olmam kaybolduğum anlamına gelmez.]

 

Bir elini göğsüne götüren Rem, Priscilla’nın sözleri karşısında kendisini savundu.

 

Gerçekten de kaybolmuş olsaydı kimsenin erişemeyeceği bir düşten farkı kalmazdı. Fakat Rem’in kayıp hatıraları yitip gitmemişti. Rem’in içerisinde olmasalar da onlara kavuşmak için çaresizce bir gayret veren Subaru’nun içerisinde varlıklarını koruyorlardı.

 

Subaru’nun söyledikleri doğruysa bir ikiz kardeşi de vardı.

 

O kardeşte ya da Subaru’nun bahsettiği ama henüz görmemiş olduğu arkadaşlarında hafızasını kaybetmeden önce olduğu kişiye dair bir iz bulup bulamayacağını merak ediyordu.

 

Eğer içindeki her şeyin kaybolduğu ve her şeyin hiçbir şeyin olmadığı bir noktadan yapılandığına ikna olabilseydi——

 

Rem: [——Bunu yapabilseydim kalbim bu kadar acımazdı.]

 

Priscilla: [————]

 

Rem: [Her saniye, her an bunu hatırlıyorum. Onun gözlerine baktığım her seferde beklentilerine ihanet ettiğimi biliyorum.]

 

Elbette ki Subaru bunu bilerek yapmıyor olmalıydı.

 

Yaydığı koku öylesine yoğun ve kuvvetliydi ki ona bakmakta bile zorlanıyordu—— ve bunu her yapışında suratını çaresiz bir halde buluyordu.

 

O çaresizliğin kaynağı da geride kalan değil, yitip gitmiş olan Rem oluyordu.

 

Rem: [Ne kadar da bencilim. Kendimden tiksiniyorum…]

 

Bu yüzden kendisinden ayrı düşmek istemeyen o kişiye ondan ayrı düşmenin içini rahatlattığını söyleyememiş, bunu yapmakta zorlanmıştı.

 

Ve yalnızca rahatlamamış, bu tiksinti hissine de kapılmıştı.

 

Priscilla: [——İsmim ne demiştin?]

 

Rem: [Eh?]

 

Priscilla: [İsmin diyorum. İsmini de yitirdiğini söylemeyeceksindir herhalde? Gerçi isimsiz değilsin, birilerinin sana isminle seslendiği kesin. Evet, eminim ki…]

 

Diyen Priscilla, sorusuna cevap bulma arzusuyla kafasını hafifçe kaldırarak bir müddet boşluğa baktı.

 

Belki de Rem’in ismini hatırlardı. Rem, orada bulunduğu kısa süre içerisinde bile onun çok zeki biri olduğunu sezebilmişti.

 

Ama aynı zamanda çok da kabaydı.

 

Bu yüzden――

 

Rem: [――Rem.]

 

O kasten yanlış isim vermeden önce ismini belirtti.

 

Hatıralarını yitirse ve onların geri döneceğine dair bir emare olmasa, geçmişte tanıdığı insanlardan ayrı düşse de hiç değilse son iki haftadır işitip alıştığı isim gerçekti.

 

Priscilla: [İlginç.]

 

Bu yanıtı işiten Priscilla kısaca mırıldandı.

 

Sonra da yelpazesini pat diye kapatıp ucuyla usulca Rem’in çenesini kaldırdı. Kan kırmızı gözleriyle delip geçilen Rem’se o yakıcı bakışların boğazını kavurduğunu hissetti.

 

Ama kelimelere dökemese de karşılığını gözlerinin içine dikkatle bakarak verdi.

 

Priscilla: [Rem, seni bir müddet yanımda tutacağım.]

 

Rem: […Yanınızda mı?]

 

Priscilla: [Bir geçmişin ve hırsın olabilir ama yeteneğin yok. Çirkin şifa büyün benim tarafımdan ölçülü olarak eski haline döndürülecek. Böylece göze çarpan bir şey halini alacak.]

 

Rem: [——! Bana şifacılığı mı öğreteceksiniz?]

 

Priscilla: [Saçmalık. Şifa sanatları konusunda en ufak bir geçmişim yok. Ben yalnızca güzel şeylerden anlarım. Gördüğüm zaman eksiklerini çözeceğim.]

 

Rem: [————]

 

Gelen yanıt Rem’in beklediği gibi değildi ama ya beklediğinden fazlası ya da çok aykırı bir yanıttı.

 

Bununla birlikte Rem’in şu anki tek yeteneği—— yani başkalarını iyileştiren şifa büyüsü kullanılabilir hale gelecekse Priscilla’nın sözüne güvenmeye değerdi.

 

Keşke daha çok gücüm olsaydı, diye düşünüyordu. Bu Rem’in eksikliğinden pişmanlık duyduğu bir şeydi.

 

Rem: [Ama, Priscilla-san, siz üssünüze geri dönmeyecek miydiniz?]

 

Priscilla: [Dönmeyeceğim. Al’ı da Abel’in peşine yolladım. Ona koştuğum şartları yerine getirip getiremeyeceğini öğrenmemiz çok sürmeyecektir. Burada bekleyeceğim. Bazı rahatsızlıklar olacaktır ama… onları çözmesi için Schult’u çağıracağım.]

 

Rem: [Ha, haa…]

 

Rem kalbinde duyduğu hissin kaynağından bihaberdi ama Priscilla, Guaral’da kalmaya karar vermişti. Her halükarda onun akıl hocası olmasının faydasını görürdü.

 

Zaten bu şehirde hala Rem’in güçsüz şifa becerilerine ihtiyaç duyan pek çok kişi vardı. Onlarla ilgilenmeden şehirden ayrılamazdı.

 

Priscilla: [Şimdi, karar verildiğine göre benim için bir oda hazırla. Detaylarla Schult’un ilgilenmesine izin vereceğim ama bugünü ve yarını geçireceğimiz bir yerimiz olmalı.]

 

Rem: [Anlaşıldı. Hemen hazırlatacağım.]

 

Priscilla mekan sahibiymiş gibi emirlerini sıralasa da Rem, itaatsizlik etmek istemeyerek onay verdi.

 

Priscilla insanların kendisine itaat etmesini sağlamayı bilirdi, Rem de yapılması gerekenler emredilince direnç gösteremezdi.

 

Böylece elinde değneği ve telaşlı adımlarıyla Belediyeye döndü ve Priscilla’nın konaklaması, odasının ayarlanması meselesini Zikr’e danışmayı düşündü.

 

Shudraq Halkı şehir hayatına adapte olmadığı için onca şeyi Zikr’in başına yıkma konusunda kendisini kötü hissediyordu.

 

Ancak Zikr, bir kadın tarafından istenen herhangi bir şeyi reddetmeyen ya da imkansız olduğunu iddia etmeyen bir adamdı.

 

???: [Ah, Ree, işte buradasın.]

 

Rem: [Utakata-chan.]

 

Belediyeye girerek Zikr’in bulunduğu ofise yönelen Rem, koridor penceresinden dışarı bakan bir kıza—— Utakata’ya denk geldi.

 

Ve Rem’in varlığını fark eden Utakata, ona dostane bir şekilde gülümsedi. Rem de kendisini ona gülümseyerek karşılık vermekten alıkoyamadı, yanakları gevşedi.

 

Rem: [Pardon, biraz meşguldüm de.]

 

Utakata: [Uu iyi durumda, hatta gayet sakin. Ben asıl Taa için endişeleniyorum. Yalpalayıp duruyor.]

 

Rem: [Taritta-san, değil mi…]

 

Şefliğe yeni atanan Taritta, Subaru ve diğerlerine yolculuklarında eşlik ediyordu.

 

Ve genç Utakata’nın gözünde bile bu ani görev karşısında adeta ezilmiş, sarsılmış görünüyor olmalıydı. Yine de kendi yolunu araması ve özgüven kazanmak için ilk adımı atması takdire şayandı.

 

Rem olduğu yerde ezilip büzülür, elimde hiçbir şey yok diye sızlanırken etrafındaki insanlar onu geride bırakarak ilerlemeyi sürdürüyordu.

 

Sızlanıp durarak dünyaya lanetler okumak, diğerlerini de peşinde dibe çekmek istemediğiyse kesindi.

 

Rem: [Taritta-san iyi olacak. Utakata-chan, diğerleri ve ben de Taritta-san dönünceye dek burayı koruyacağız.]

 

Utakata: [Mhm, anlaşıldı! Ree, güvenilir birisin.]

 

Rem: [Öyle miyim acaba... Sen öyle deyince kendime güvenim biraz daha arttı.]

 

Utakata’nın gösterişsiz sözcükleri Rem’in yanaklarının bir nebze gevşemesine yol açtı.

 

Derken Rem, bir tuhaflığın farkına vararak etrafına bakındı. Koridorda dikilerek pencereden dışarı bakan Utakata yalnızdı. Ve etrafta kimsecikler yoktu.

 

Bir çocuğun tek başına ortalıkta dolanmasına uygun olmayan bir ortamdı ama yanında bir yetişkin yok diye onu suçlamaya çalışmıyordu. ――Mesele daha mühimdi.

 

Rem: [Yalnız mısın, Utakata-chan? Louis-chan nerede?]

 

Louis, uzun bir süre kendi haline bırakılmış olsa da Utakata’ya epey düşkün hale gelmişti.

 

Benzer yaşlarda iki kız olarak aralarında hoş bir arkadaşlık varmış gibi görünüyordu ki Utakata’nın yalnızlığının bu denli rahatsız edici olma sebebi de buydu.

 

Mutlaka gereğinden fazla kafa yoruyordu, ama――

 

Rem: [Louis-chan seninle değil mi?]

 

Utakata: [Evet! Lou gitti bile.]

 

Rem: […Ne?]

 

Rem, Utakata’nın söyledikleri karşısında kaskatı kesilirken kafası yana eğildi.

 

Ve aklı bir anlığına çalışmayı keserken Utakata’nın söylediklerinin ardındaki gerçeği idrak etmek için beynini zorladı.

 

Louis onunla değildi, bu da demek oluyordu ki Utakata’nın kastettiği şey――

 

Rem: [L-Louis-chan――]

 

Utakata: [Mm, gitti! Uu vagona binmesine yardım etti.]

 

Ve cesur, cüretkar Shudraq kızı, tamamen umursamaz bir tavırla, göğsünü gururla kabartarak Rem’e böyle söyledi.

 

#Louis gitti mi? Nereye? Hangi vagona binerek? Subarularla birlikte mi, yoksa bambaşka bir yere mi? Kafamda deli sorular. Bu arada Rem’in Subaru’ya bakmaktan kaçınmasının ikinci bir sebebini de bu bölümde öğrenmiş olduk. İnşallah zamanla o tanıyıp bildiğimiz Rem’e ya da hiç değilse benzer bir versiyonuna kavuşacağız. Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32643 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43320 Bölüm Sayısı


creator
manga tr