Cilt 7 Bölüm 45 [ Konkon ] (1/2)

avatar
658 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 45 [ Konkon ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



――Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyıktı.

 

Elbette ki durum farklıydı ama yaşananlar, aklına bu atasözünü getirmişti.

 

Bu atasözünü düşünmesinin bile zaman almış olmasıysa Subaru’nun içerisinde bulunduğu koşulların ne denli zor olduğunun göstergesiydi.

 

Al: [Yaklaşık yüz düşman mı!?]

 

Hanın arka kapısından dışarı bakarken Taritta’dan bu afallatıcı haberi alan Al’ın sesi çatlamıştı.

 

Taritta’ysa sessizce kafa sallayarak,

 

Taritta: [Evet. Etrafımız sarıldı. Düşmanlıktan ziyade önlem amaçlıdır sanırım…]

 

Abel: [Bir iki kişi olsaydı hadi neyse de sayıları yüze yakınken onları görmezden gelmek zor.]

 

Abel, arka kapıyı kapatmış olan Taritta’ya sessizce bu karşılığı verdi.

 

Taritta başını eğerken de gözlerini Subaru’ya dikti. Oni maskesinin ardındaki kara gözleriyle attığı keskin bakışlar adeta Subaru’nun kalbine saplanıyordu.

 

İşte bu şekilde――

 

Abel: [――Etrafımızın sarılmış olması dışında da sorunların var, haksız mıyım?]

 

Subaru: [――Ah.]

 

Abel: [Uzuvların mantığa tamamen aykırı şekilde küçüldü. Bu durumda her şey mümkün.]

 

Subaru’da bir anormallik olduğunu tahmin eden Abel, belli belirsiz bir iç çekiş eşliğinde böyle söyledi.

 

Subaru’ysa bu sözler karşısında utancından yanaklarının ısındığını hissetti. Çünkü Abel ondaki sıkıntının da farkındaydı, grubun ilerlemesini engellediğinin de.

 

Aslında Subaru kendisiyle ilgili hiçbir sıkıntı yokmuş gibi davranmayı yeğlerdi.

 

Ama――

 

Medium: [Subaru-chin, sen iyi misin?]

 

Daha az önce dertli Subaru’yu yatıştırmış olan Medium’un sesi onu durdurdu.

 

Bu durumda inatçılık etmekle bir yere varamazdı. Ayrıca inatçılığının bedelini yalnızca kendisi değil, Medium da dahil olmak üzere tüm arkadaşları öderdi.

 

Dolayısıyla――

 

Subaru: [Aslına bakarsanız şey gibi hissediyorum… Hafızam bir tuhaflaşıyormuş gibi. Hatırlamam gereken şeyleri hatırlamakta zorluk çekiyorum ve muhtemelen bu hayra alamet değil.]

 

Al: […Az önceki tuhaflığının sebebi de buydu, ha?]

 

Hayal kırıklığını kalbine gömen Subaru, nutku tutulmuş olan Al’a dürüstçe böyle söyledi.

 

Al da Subaru’nun az önceki tavırlarındaki tuhaflığı fark etmiş olmalıydı. Ancak detaylardan bahsetmek de Subaru’yu rahatsız ediyordu.

 

Al, Subaru’ya olanlara yabancı değildi.

 

Abel: [―― Spesifik bir şey var mı?]

 

Subaru: […Mesela önemli bir aile ferdimin ismini hatırlayamadım. Yo! Şey, yalnızca hatırlamam birazcık zaman aldı diyelim.]

 

Al: [Kardeşim, şimdi iyiymiş gibi yapmanın sırası değil…]

 

Subaru: [İyiymiş gibi…]

 

Refleks olarak “Yapmıyorum” yanıtını verecekken sahiden öyle mi yapıyorum diye düşünerek kendisini durdurdu.

 

Bu denli önemli birinin ismini unutmuş olduğu gerçeğini öyle basit bir şeymişçesine dile getirmeyi gerçekten istemiyordu. Subaru Beatrice’i, Emilia’yı ve Rem’i hatırlıyordu.

 

Köşkte bırakmış olduğu dostlarını da hatırlıyordu.

 

Subaru: [Yani şey yapmaya çalışmıyorum…]

 

Abel: [Bana tam olarak ne durumda olduğunu söyle.]

 

Subaru: [Ha?]

 

Abel: [Hatırlayamadın mı? Yoksa hatırlaman zaman mı aldı? Hangisi?]

 

Bu şekilde sorgulanan Subaru susup kaldı.

 

Kendisine bir adım yaklaşmış olan Abel’in sorusu yalana yer bırakmayan bir sertlik ve ciddiyet taşıyordu.

 

Subaru’nunsa beyninde bir uyuşma hissi vardı ve bilincini gözlerinin önündeki adamdan koparamıyordu. O sessizleşirken Abel bir kez daha “Hangisi?” diye sordu.

 

Abel: [Çevrende olup bitenleri göremiyordun ve şimdi de kafanın içerisinde olup bitenleri göremiyorsun.]

 

Subaru: [――Ha-hayır! Unutmuş değilim, yalnızca hatırlamakta zorlanıyorum! Doğru söylüyorum, hemen hatırlayamıyor olmam unuttuğum anlamına gelmez!]

 

Abel: […Hatırlaman zaman alıyor, ha?]

 

Subaru bu acımasızca sorgulamayı hızla yanıtlarken Abel, verdiği yanıtı sessizce kabullendi.

 

Bu Subaru’nun bile anlamlandıramadığı bir açıklamaydı. Haliyle Abel’in açıkça karşı çıkmaması şaşırtıcıydı.

 

Şaşırmaktan ziyade bu tavırlarına sinir olan Al, “Hey” diye araya girerek,

 

Al: [Ne fark eder ki? Neden bu kadar büyütüyorsun?]

 

Abel: [Çok şey fark eder. Unutmak ve hatırlamakta zorlanmak arasında dünyalar kadar fark var.]

 

Al: [Ha?]

 

Al memnuniyetsizce homurdansa da Abel bundan öte bir yanıt vermedi.

 

Sonra da afallamış haldeki Subaru ve Al’ı düşünceleriyle baş başa bırakarak dışarıda olup bitenlere kulak veren Taritta’ya döndü.

 

Abel: [Dışarıda neler oluyor? Henüz harekete geçmediler, değil mi?]

 

Taritta: [Şimdilik soluk alıp verişlerini gizliyorlar. Halbuki şimdiye kuşatmayı tamamlamış olmalıydılar.]

 

Abel: [Bu da koşullarını karşılamadığımız anlamına gelir.]

 

Taritta: [Koşullarını mı…?]

 

Abel Taritta’nın şaşkın bakışlarını karşılıksız bırakıp düşünceli bir şekilde çenesini okşayarak bir kez daha Subaru’ya döndü.

 

Onun düşüncelerinin hızına ayak uyduramayan Subaru’ysa dönüşüyle afalladı. Bu sırada aralarındaki mesafeyi kapatan Abel, yüzünü Subaru’nunkine iyice yaklaştırarak,

 

Abel: [――Dışarıdakilerin bize saldırması için ne yapmamız gerekiyor?]

 

Subaru: [Eh…]

 

Abel: [Cevap ver. Dışarıdakilerin bize saldırması için gerekli koşul ne…]

 

Subaru: [Bu-bunu bana sorsan bile…]

 

Oni maskesinin ardından bu soru yinelenirken soluğunu yüzünde hisseden Subaru’nun gerginliği artıyordu.

 

“Bunu bana sorsan da cevabı bilmiyorum ki!” diye düşünüyordu. Ölümden Dönüş öncesinde yaşananları hatırlıyor olsa da öylesine ani ve beklenmedik bir ölümdü ki neler olup bittiğine hiç anlam verememişti.

 

Elinde daha fazla bilgi olsaydı Abel’e yapacakları şeyle ilgili daha iyi bir fikir sağlayabilirdi ama――

 

Abel: [Cevap ver.]

 

Abel onun tereddütlerini ve kafa karışıklığını ayaklar altına alarak ısrarla bu soruyu yöneltiyordu. Subaru yanıt veremeyince de öfkeye kapılmış halde onu küçük omuzlarından tutarak,

 

Abel: [Cevap ver! Natsuki Subaru!]

 

Subaru: [Bi-bilmiyorum! Dı-dışarı çıktığımız anda bize saldıracaklar! Tek bildiğim bu!]

 

Tehdidin etkisiyle bu yanıtı veren Subaru, gözlerini açarak göğsünü tuttu.

 

Bir kez daha fevri davranarak Ölümden Dönüş aracılığıyla elde ettiği bir bilgiyi paylaşmıştı ve Tabuyu ihlal etmenin cezasının kendisine tekrar musallat olmasından korkuyordu. Ancak hiçbir şey olmadı.

 

Ne zamanın akışı durdu ne de aptallığının bedelini ödeten şeytani el göründü.

 

Bunun yerine――

 

Louis: [Uu!]

 

Hırlayarak Subaru ve Abel’in arasına giren Louis, Subaru’yu arkasına alıp koruyarak gözlerini sert bir tavır takınmış olan Abel’e dikti.

 

Ve Louis, kınayıcı bakışlar eşliğinde Abel’in elini zorla Subaru’nun omzundan ayırdı. Neyse ki güven verici bir müttefikin desteğini alması uzun sürmedi.

 

Medium: [Abel-chin! Subaru-chin’e zorbalık etme! Abime söylerim bak!]

 

Abel: […Bu tehdit karşısında ne yapmam gerekiyor ki? Her şeyden önce, bana gerekli bilgiyi verdi zaten. ――Demek tetikleyici unsur dışarı çıkmak, ha?]

 

Diyen Abel, Medium’un sitem dolu bakışları karşısında en ufak bir vicdan azabı duymaksızın omuz silkti.

 

Onun bu düşünceli ifadesi karşısında “Tanrım!” diye sitem ederek ellerini kalçalarına götüren Medium’sa Abel’dense Subaru’ya dönerek,

 

Medium: [Subaru-chin, sen iyi misin? Abel korkutucuydu, öyle değil mi~?]

 

Subaru: [Korkmuş değilim. Yalnızca biraz şaşırdım… Hı hı.]

 

Medium: [Gerçekten mi? Umarım öyledir. Sen güçlü bir çocuksun, güçlü bir çocuksun, Subaru-chin.]

 

Diyen Medium’un eli, Subaru’nun kara saçlarını şefkatle okşadı.

 

Dokunuşundaki nezaket ve “güçlü bir çocuk” olarak övülmekse Subaru’nun bir kez daha utanç duymasına yol açtı. Ama buna rağmen şiddetle çarpan kalbinin yavaşça yatıştığını inkar edemezdi.

 

Gerçekten aklını yitirecek gibiydi.

 

Medium tarafından teselli edilmenin doğurduğu rahatlık bir yana, asıl can sıkıcı olan Abel’e beslediği o dile getirilemez korku ve isteksizlikti.

 

Onun gücüne karşı koyamıyor ve bu yüzden itilip kakılmaya devam ediyordu.

 

Adeta――

 

Al: [Bir çocuk ve yetişkin gibisiniz. Ve yalnızca görünüşlerinizden de bahsetmiyorum.]

 

Subaru: [Ahh…]

 

Arkadan Al’ın sesi işitilirken morali bozuk olan Subaru, göğsünü kavradı.

 

Ve hala Abel’le yapmış olduğu konuşmanın etkisini taşıyan sert ses tonuyla kendisini yargılayan Al nedeniyle ifadesi değişti.

 

Çünkü “bir çocuk ve yetişkin gibisiniz” kelimeleri, Subaru’nun şüphelerini gidermişti.

 

Evet, Al haklıydı, durumu tasvir etmenin doğru yolu buydu. Subaru’yla Abel’in şu anki etkileşimi bir çocukla yetişkin arasındaki güç dinamiğine benzerdi.

 

Yalnızca görünüşte değil, zihnen de biri diğerini peşinde sürüklüyordu adeta.

 

Abel: [――Dinleyin. Sanırım kiminle karşı karşıya olduğumuzu biliyorum.]

 

Taritta: [Ge-gerçekten mi…!?]

 

Subaru akıl sır ermez bir korkuya kapılırken Abel, kısık bir sesle böyle söyledi.

 

Söylediği şeyse Taritta’nın gözlerinin faltaşı gibi açılmasına yol açtı. Şaşırttığı tek kişi o da değildi, herkes aynı durumdaydı. Daha doğrusu konuşmayı takip etmeyen Louis haricinde herkes.

 

Her halükarda tüm dikkatleri üzerine çekmiş olan Abel, “Evet” deyip başıyla onay vererek,

 

Abel: [Olbart’ın sunduğu koşullar ve Taritta’nın teşhis ettiği yüz düşmana bakarak… İmkansız olanları elediğimiz takdirde, doğal olarak, ihtimalleri daraltabiliriz.]

 

Al: [Ee, ne düşünüyorsun peki, zeka küpü Abel-chan? Peşimizde kim var?]

 

Abel: [――Kaos Alevi.]

 

Al & Medium: [Kaos Alevi mi… bu şehir mi?]

 

Abel, Al ve Medium’un sorusu karşısında ciddiyetle kafa salladı.

 

Sonra da ifadelerinden henüz yanıt bulamamış oldukları anlaşılan Subaru ve diğerlerine bakarak devam etti.

 

Abel: [Kaos Alevi… Yani, İblis Şehri vatandaşları. Dışarıda pusuya yatıp saldırıya hazırlananların bu şehirde yaşayanlar olduğuna eminim.]

 

△▼△▼△▼△

 

――Abel, düşmanın Kaos Alevi vatandaşları olduğunu açıkça dile getirmişti.

 

Subaru: [――――]

 

Onun bu beyanı karşısındaysa Subaru’nun ağzı bir karış açık kalmıştı. ――Yo, yalnızca Subaru değil, Al ve diğerleri de şaşkınlıklarını kendince ifade etmişti.

 

E bu da çok doğaldı. Sonuçta bir anda şehirdeki vatandaşların onlara düşman kesildiğini duymuşlardı.

 

Al: [Emin misin, bu doğru olamaz. Sana bunu düşündüren nedir?]

 

Abel: [Bu son derece doğal bir düşünce. Öncelikle, hanı kuşatmak için yüz kişiyi harekete geçirecek kapasitede olanların sayısı çok sınırlı. Bu noktada elimizde yalnızca iki seçenek var… İmparatorun grubu ve İblis Şehri güçleri. Fakat Chisha benim kılığımda. Ayrıca benim yapmayacağım bir şeyi yapma özgürlüğüne sahip değil.]

 

Al: [Çünkü diğerleri onun aslında Abel-chan olmadığını öğrenmemeli. Peki senin yapmayacağın şey nedir?]

 

Abel: [Güçlerimi İblis Şehrine göndermeye cüret etmek.]

 

Subaru bu inandırıcı sonuca onay verecek gibi oluyor ama kesin bilgi olup olmadığında karar kılamıyordu. Krala eşlik eden yüz asker çok muydu, az mı?

 

O kadarının tuhaf kaçacağını zannetmiyordu.

 

Medium: [Bu konuda pek bilgim yok ama Abel-chin’in kalesinde kaç asker var ki?]

 

Abel: [İmparatorluğun Başkentindeki birliklerin sayısını mı soruyorsun? Eğer öyleyse…]

 

Medium sorusunu sormak için elini kaldırırken Abel göz ucuyla Subaru’ya baktı. Subaru bu bakışlara anlam vermeye çalışırken de oni maskesinin alın kısmına dokunup bir müddet düşündükten sonra,

 

Abel: [Yalnızca otuz bin civarı. Ama mevzumuz onun komutasındaki birlikler değil. İmparatorun onların kendisine eşlik etmesine izin verip vermeyeceği. Ve――]

 

Taritta: [Gerçek İmparator böyle bir şeyi hayatta yapmazdı.]

 

Abel: [İşte bundan bahsediyorum.]

 

Diyen Abel, başıyla onay verdi. Sahte İmparatorun böyle pervasızca bir seçim yapmasına ihtimal vermiyordu.

 

Subaru’ysa karşı tarafın pervasızlık etme ihtimali olduğunu düşünüyor ama yine de çenesini kapalı tutuyordu. Ne de olsa bunu dile getirse bile sözü dinlenmezdi.

 

Öyle ya da böyle――

 

Abel: [İmparator bize dokunmalarının yasak olduğunu duyurdu ve Olbart da bu emre bağlı kalacağı bir yaklaşım sergiledi. Bu durumda üzerimize bir birlik göndermelerinin bir mantığı olamaz.]

 

Al: […Peki ya bizzat onun yapmamış olması gibi bir teoriye ne dersiniz?]

 

Abel: [Size şöyle bir soru sorayım, sizce ben böyle bir şeye göz yumar mıydım?]

 

Taritta: [Sanmıyorum.]

 

Abel de Taritta’yla aynı anda yanıt verip maskeli kafasını sallayarak Al’ın fikrini çürüttü.

 

Sahte İmparator Abel kılığında kaldığı sürece bir İmparator olarak onunla aynı kafa yapısında olmalıydı. Başka bir deyişle Abel’in müsaade etmeyeceği bir şeye sahte İmparator da müsaade edemezdi.

 

Dolayısıyla son derece dar görüşlü olma numarasına devam etmek zorundaydı.

 

Abel: [Böyle bir şeye teşebbüs edilse bile Kafma Irulux buna izin vermezdi. O kararlı biridir. Bu yüzden de varlığı değerlidir ve bu çarpık yoruma göz yummayacağından eminim.]

 

Subaru: [Kafma mı… Dün gördüğümüz bağnaz tip mi?]

 

Abel: [İmparatora karşı uysal olabilir ama bir Birinci Sınıf General karşısında dahi fikrini belirtmekten geri durmaz. Olbart’ın kurnazlıkları bile Kafma’nın ilkelerini esnetemez.]

 

Al: [O adam o kadar güçlü mü yani?]

 

Abel: [Zamanında bir İlahi General olması teklif edildi. Ama çeşitli sebeplerden ötürü bunu reddetti.]

 

Abel’in yanıtını işiten Al’dan hüsran dolu bir “Ah” nidası yükseldi.

 

Bu doğruysa dün kalede İlahi General düzeyinde iki kişi var olmalıydı―― Yo, sahte İmparator da onlardan biri olduğuna göre sayıları üçtü.

 

Ve o üçlü, vasıfsız birliklere kıyasla çok daha güvenilir bir güç teşkil edebilirdi.

 

Subaru: [Ama madem düşman sahte İmparator değil, öyleyse…]

 

Doğal olarak Abel’in öne sürdüğü varsayım giderek daha gerçekçi bir hal alıyordu.

 

Başka bir deyişle dışarıda pusu kuranlar İblis Şehri Kaos Alevi vatandaşlarıysa onları harekete geçiren lider――

 

Medium: [Onları üzerimize salan Yorna-chan mı yani?]

 

Al: […Akla başka birinin gelmesi zor, öyle değil mi? Varlığımızdan haberdar olan ve bizi hedef almak için iyi bir gerekçeye sahip başka biri yok ki.]

 

Subaru: [――Peki ya sen ne düşünüyorsun Abel?]

 

İblis Şehri Kaos Alevi vatandaşlarını piyon gibi oynatacak biri düşünülünce doğal olarak akla ilk önce İblis Şehrinin hükümdarı olan Yorna Mishigure geliyordu.

 

Ancak tüm bunların arkasındaki kişi, Olbart kadar―― yo, belki de ondan da öngörülemez biri olan o kadın olabilir miydi gerçekten?

 

İşte Abel, Subaru’nun bu şüphesine cevaben parmaklarını maskesinin alın kısmına vurarak,

 

Abel: [Bu çok ahmakça.]

 

Şeklinde gayet açık bir yanıt verdi.

 

Subaru: [Ahmakça mı? Eee, bu aynı fikirde olmadığın anlamına mı geliyor? Peki neden?]

 

Abel: [Sorduğun her şeyin cevabını alacağına inanmak kibir işidir. ――Cevapsa mektupta yatıyor.]

 

Subaru: [Mektupta mı?]

 

Abel, Subaru’nun sorusunu gereksiz bir cümle eşliğinde yanıtladı.

 

Dün Yorna’ya teslim edilen mektuptan bahsediyor olmalıydı. Dünkü ziyaretlerinin sebebi o mektubu teslim etmekti ve bugün çağrılmalarının sebebi de yine o mektup olsa gerekti.

 

Tabii Abel onlara mektupta neler yazdığını detaylarıyla anlatmamıştı.

 

Abel: [Mektupta onu istediği şeyle ödüllendireceğimi belirtmiştim.]

 

Al: [O kadının istediği şey mi… Başka bir deyişle İmparatoriçe pozisyonu mu?]

 

Medium: [Karın olmak mı?]

 

Abel’in mektubun içeriğinden bahsedişiyle birlikte Al ve Medium’dan peşi sıra yanıtlar geldi.

 

Önceki gün öğrendikleri üzere Yorna, İmparatoru arzuluyordu. Yani bilhassa Abel’i değil, İmparatorluk statüsünü.

 

Haliyle Abel onu istediği şeyle ödüllendireceğini söylediyse durum bu olmalıydı.

 

Subaru: [Böyle bir şeyi mektuba yazmakta nasıl karar kılabildin acaba!?]

 

Abel: [Sorunu kendi standartlarınızı kullanarak önemsizleştirmeyin. O kadın ne olursa olsun istediği şeyi elde edecek. Bugün kaleye çağrılma sebebimiz de bu. Haliyle buna rağmen bize karşı güçlerini göndermesi mantıksız olurdu.]

 

Al: [Ahhh~, ya Abel-chan’ın karısı olma fikrinden onu öldürmek isteyecek kadar nefret ediyorsa…]

 

Ya da belki de mektupta yazılanlar, onu öldürmek isteyeceği kadar kabaydı.

 

Subaru, Abel’in evleneceği kişiye kendini beğenmiş şekilde yaklaşma ihtimalinin çok fazla olduğunu düşünüyordu, sonuçta onun doğal hali buydu.

 

Ancak Abel, onların bu fikirlerini küçümseyerek,

 

Abel: [Yorna yapması gerekeni yapacaktır. Onun duyguları ikinci planda. O Priscilla gibi değil.]

 

Al: [Bu kadının da en az Prenses kadar zahmetli olduğunu düşünmüştüm zaten!]

 

Subaru da aynı fikirdeydi. Priscilla da Yorna da korkutucu kadınlardı.

 

Subaru, Priscilla’dan da Yorna’dan da korkuyordu ama büyük bir inançla ifade ettiği için Abel’in haklı olduğunu da hissediyordu. ――Ayrıca Yorna’nın geçen gün söylediklerini de hatırlıyordu.

 

Yorna: [İblis Şehrinin Lordu olarak maiyetimin önünde yalan söylemem.]

 

Demiş ve büyüleyici bir gülümseme eşliğinde, Subaru’yla grubunun teslim etmiş olduğu mektubu okumadan atmayacağına söz vermişti.

 

Ardından Subaru ve grubu ahıra düşmüş ve sonra da Yorna’nın yaveri olan Tanza yanlarına gelerek Yorna tarafından kabul gördüklerini söylemişti.

 

Subaru da onun hiç değilse aklına estikçe sözünden dönen bir kadın olmadığını düşünüyordu.

 

Öyle düşünüyor ve dolayısıyla Abel’in söylediği şeye inanmak istiyordu.

 

Taritta: [Her halükarda dışarıdakiler sabırsızlanmaya başlamış olmalı. Ne yapacağız?]

 

Bir gözü dışarıda olan Taritta, bir sonraki hamlelerini sorgulayarak böyle söyledi.

 

Abel, saldırının tetikleyicisinden―― yani karşı tarafın saldırıya geçmesi için gerçekleşmesi gereken koşuldan bahsetmişti ama şu ana dek tek tahminleri, bu tetikleyicinin dışarı çıkmaları olduğuydu. Saldırıya hazır halde bekleyen karşı tarafın ne zaman sabırsızlanarak içeriye dalacağıysa muammaydı.

 

Ayrıca Subaru ve grubu şu anda bir saklambaç oyununun ortasındaydı.

 

Subaru: [Oradakilerin varlığından haberdar olsak bile dışarı çıkmamak gibi bir seçeneğimiz yok, haksız mıyım?]

 

Al: [Ehh, ihtiyar üste çıkıp ikinci kez handa saklanmadığı sürece öyle… Yine de odaya şöyle bir baksak mı ki?]

 

Abel: [“Manzarası güzel bir çukur” ipucunu vermiş olmasaydı bunu değerlendirebilirdim.]

 

Diyen Abel bu öneriyi reddederken Al, hayal kırıklığı içerisinde kafasını tuttu.

 

Aslına bakarsanız Subaru da Olbart’ın bir kez daha orada saklanma ihtimalini değerlendirmişti. Ama ne kadar kafa yorarsa yorsun “manzarası güzel bir çukur” ile oda arasında bir bağlantı kuramamıştı. Dolayısıyla da bu noktaya değinmemişti.

 

Bu esnada grubun izleyeceği yol kesinleşmekteydi.

 

Elbette ki oradan çıkmaktan başka şansları yoktu. Bu durumda asıl soru şuydu: Bu şansı değerlendirmek için nasıl bir strateji izlemeleri gerekiyordu?

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 34417 Üye Sayısı
  • 355 Seri Sayısı
  • 43755 Bölüm Sayısı


creator
manga tr