Cilt 7 Bölüm 51 [ İblis Şehrinin Hanımı ] (2/2)

avatar
171 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 51 [ İblis Şehrinin Hanımı ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Olbart: […Mhm?]

 

Subaru’nun önerisini işiten Olbart’ın sol gözü irileşirken tek bir gözbebeğinin ilgisini üzerine çeken Subaru, hüsran içerisinde sesini yükseltip “Dediğim gibi!” diyerek,

 

Subaru: [Ödeştik, ödeştik! Olbart-san, sen kurallara aykırı bir şey yapmaya kalktın, ben de Yorna-san’a söyledim. İkisi de bir o kadar kötü şeylerdi, işte bu yüzden…]

 

Olbart: [Sessizce ikimiz de hatalıyız deyip oluruna bırakalım mı demek istiyosun?]

 

Subaru: [Oh evet, aynenaynen! Gördün mü, hiç fena değil, ha? Biz Olbart-san’a istediğini veririz, böylece sorunlarımız çözülür!]

 

Olbart’ın arzuladığı şey, Abel’in elinde olan İmparatorluk sırrıydı.

 

Subaru bunu detaylı olarak bilemese de o sırrı verdikleri takdirde Olbart’ın geri çekilmesini sağlamak kolay olurdu. Aslında bu “saklambaç” oyunu da verecekleri bilgiye inanıp inanamayacağını anlamasına yönelik bir nevi zeka testiydi.

 

Subaru: [Üç sefer diye anlaşmıştık ve henüz yalnızca iki seferde başarılı olduk… Ama sen yine de bize zorluk çıkarma tabii, Kalenin tepesine çıkmayı başardık sonuçta.]

 

Olbart: [Hmmm… Bu arada benim saklandığım yeri bulan sen misin? Diğeri, hani şu maskeli genç değil mi?]

 

Subaru: [E-evet, benim. “Manzarası güzel bir çukur” düşüncesi aklıma bir şeyler getirdi… Düşündüğüm başka bir yer daha vardı gerçi.]

 

Belki de Abel ve diğerlerinin gittiği yer orasıydı.

 

Şu anda orada olmasalar da Abel’in grubu da er ya da geç yanıtı bulacak ve Kırmızı Lapis Kaleye gelecekti. Subaru yalnızca Louis’in ışınlanma yeteneği ve Ubilk’in “danışmanlığı” sayesinde hile yaparak işleri hızlandırmıştı.

 

Yine de bu işin altından kalkabilirse Abel ve diğerlerini Louis konusunda yapılacak şeyle ilgili ikna etmesi de kolaylaşabilirdi. O işin yaş olduğu anlaşılırsa da Yorna’yı saflarına çekmeye çalışabilirlerdi.

 

Tabii Louis’in gerçek kimliği açığa çıktığı takdirde Yorna’nın ne tepki vereceği muammaydı.

 

Subaru: [Neyse! Olbart-san, merak ediyorum da… Eğer benim… Yo, bizim önerimizi dinlemeye razı gelir misin acaba?]

 

Kafasını sallayan ve negatif düşüncelerini silkinip atan Subaru, Olbart’a bakarak böyle söyledi.

 

Benim yerine “bizim” deme sebebi, bu uzlaşma teklifinde Yorna’nın işbirliğine ihtiyacının olmasıydı. Yorna Tanza’yı sinsice bir planın içerisine çektiği için Olbart’ı bağışlamadığı takdirde Subaru’nun bin bir çabayla dile getirmiş olduğu önerisi nafile hale gelirdi.

 

Ancak――

 

Yorna: [――――]

 

Tek gözü kapalı halde kiserusunu ağzında bekleten Yorna, herhangi bir itirazda bulunmuyordu. Ve Subaru’ya kalırsa bu, fikrine saygı duyduğunun göstergesi olmalıydı.

 

Subaru fazlasıyla ama fazlasıyla minnettardı. Ona defalarca kez teşekkür etmek istiyordu.

 

Yorna’nın kendisine beslediği güveni ve sergilediği merhameti boşa çıkartmamayı diliyordu.

 

Subaru: [Olbart-san.]

 

Böylece bir taviz vermesi umuduyla bir kez daha Olbart’a seslendi.

 

Olbart ise Subaru’nun umut dolu kara gözlerine karşılık olarak parmaklarıyla bırakmış olduğu testiye uzandı. Onu ağzına götürüp içerisindeki alkolü son yudumuna dek içtikten sonraysa,

 

Olbart: [Bilirsin ya, evlat. Bu yalnızca şu anki halinle düşünebileceğin bi şey miydi, yoksa eski halinle de düşünebilir miydin bilemiyorum ama…]

 

Subaru: [――――]

 

Olbart: [――Çoktan başlanmış bi oyunu yarıda bırakma fikrinden hoşlanmıyorum. ――Bu moruk inatçı biridir, anlıyo musun?]

 

Diyen ihtiyar canavar bir kahkaha patlattı, sonra da elindeki testiyi yere çarparak paramparça etti.

 

Gürültü eşliğinde uçuşan tozlar ise Subaru’nun nefesinin kesilmesine yol açtı.

 

Ve hemen sonrasında――

 

Yorna: [Bir çocuğun uzattığı eli tutmayan bir ihtiyar, olsa olsa kendi inatçılığının yasını tutar.]

 

Diyerek ileri atılan Yorna’nın uzun bacakları savrulurken Kırmızı Lapis Kale, bir gümbürtü eşliğinde ikiye ayrıldı.

 

△▼△▼△▼△

 

Yorna’nın kalın tabanlı bir geta giyen ayağı yukarı kalktığı gibi muazzam bir hızla yeniden alçalmıştı.

 

Bir saniye sonraysa doğrudan topuk darbesine maruz kalan kule çatlamış, çatırdamış, hemen sonrasında da muazzam bir gümbürtü eşliğinde patlarcasına ayrılmıştı.

 

Çatı kiremitleri havaya uçuşur ve yoğun duman bulutları yükselirken bu muazzam darbeyi püskürtmüş olan Yorna, kimonosunun etekleri yiğitçe sallanır halde patlamanın merkez üssüne dönmüştü.

 

Tek bir nefeste bir sıçrayış ve bir tekmeyi art arda sıralamış, fena halde belalı gücünün sonucunda Kale kısmen yıkılmıştı.

 

Evet, Yorna’nın topuğuyla indirdiği tek bir darbe, güzeller güzeli Kırmızı Lapis Kalenin kelimenin tam anlamıyla yıkılmasına, mahvolmasına yol açmıştı.

 

Subaru: [Ohaaaaaa――!?]

 

O olağanüstü yıkıcılıktaki gücü gören Subaru’ysa kafasını ellerinin arasına alarak çömelmişti.

 

Patlayan kalenin yarattığı yıkıma yakalanmaktan kıl payıyla kurtulmuş olsa da inanılmaz sarsıntılarla kaleden aşağı yuvarlanmasına ramak kalmıştı.

 

Neyse ki Louis onu kolundan yakalayarak bunun gerçekleşmesine mani olmuştu.

 

Louis: [Uau!]

 

Subaru: [Kahretsin! Neden böyle oldu…!]

 

Kolundan sıkıca tutup çekilerek oturur pozisyona geçen Subaru, gözlerinde yaşlarla haykırıyordu.

 

O yaşlar, dans eden toz bulutları gözlerine girdiği içindi. Ahmak Olbart’ın teklifini reddetmesiyle katiyen bir ilgisi yoktu.

 

Ki açıkçası bu da tam bir kabalıktı――

 

Subaru: [Yorna-san!!]

 

Yorna: [Geride durun, olup bitenlerden etkilenmeyin. Korkarım ki kendimi tutma konusunda pek iyi değilim. ――Lakin.]

 

Yorna, arkasına bile bakmadan Subaru’nun seslenişine karşılık verdi.

 

Ve sözlerini o noktada sonlandırıp çatıya saplanan ayağını çekip kimonosunun eteğiyle tozunu aldıktan sonra kafasını kaldırırken――

 

Yorna: [Beklenildiği üzere çevik biriymiş.]

 

Kafasının hemen üzerinde dönerek uçan, dalgalanan duman ve toz bulutlarıyla kaynaşan ufak bir gölge göründü―― yani Olbart.

 

Yorna’nın bakışlarının tadını çıkaran Olbart, dişlerini göstere göstere sırıtıp “Ha!” diyerek,

 

Olbart: [Birbirimizi rahat bırakmamız gerektiğini zannediyodum… Yani bundan böyle her şey mübah, di mi?]

 

Yorna: [Bu şehirde beni yenebileceğini sanmana şaşırdım. Bu denli bunadıysan Dokuz İlahi General arasındaki yerini gençlere bırakmanı tavsiye ederim.]

 

Olbart: [Kakakakka! I ıh, maalesef olmaz. Dokuz İlahi Generalin en uzun ömürlü üyesi olacağım.]

 

Biri havada, biri çatıda olan ikilinin bakışları kesişiyor, karşılıklı savaşma arzusu dile getiriliyor ve her ikisi de rakibine karşı çıkmaya hazırlanıyordu.

 

Yorna kiserusunu ağzına götürür ve Olbart havada dönüp dururken―― kadının ağzından mor bir duman öbeği çıktı, Olbart ise göğe attığı tekmeyle ok misali atıldı.

 

Olbart: [――Hk!]

 

Ve gözleri alev alev yanan Olbart’ın tekmesi, Yorna’nın etrafına saçmış olduğu mor dumanlara daldı.

 

Ağırlıksız ve şekilsiz olması gereken kiseru dumanlarıysa Olbart’ın ayağını karşılayarak bükülme benzeri bir hareketle darbenin etkisini dağıttı.

 

Bunu gören Olbart’ın gülümseyişi kuvvetlenirken,

 

Olbart: [Ooshyaaaa――!!]

 

Kısa bacakları büyük bir hızla döndü ve azılı bir kuvvetle birlikte on, yirmi tekme salındı.

 

Mor duman bir iki darbenin etkisini azaltsa da art arda gelen tekmeler bir noktada dumanları dağıtmaya başladı; en nihayetinde dumanlar tamamen temizlendiğinde de kalkan veya zırh etkisi ortadan kayboldu.

 

Elbette ki etkinin bir noktada var olması bile saçmalığın daniskasıydı――

 

Olbart: [İlginç bi yeteneğin varmış. Benim teknik kitabımda yazılı değil bak.]

 

Yorna: [Vah vah. Kimseleri sevemeyen bir shinobinin taklit edemeyeceği gizli bir teknik zaten.]

 

Olbart’ın dumanları dağıtmasıyla birlikte Yorna’nın figürü yanı başında belirdi.

 

Ve havaya sıçrayan kadın, Olbart’ın korunaksız ensesini hedef alarak elindeki süslü püslü kiseruyu salladı.

 

Kör bir silah denilemeyecek kadar uzun ve hafifti lakin Olbart, inanılmaz çevik bir kol hareketiyle―― ya da daha doğrusu kolunda tuttuğu kunai ile darbeyi karşıladı.

 

Fakat kolunda gizlediği kunai, tiz bir ses eşliğinde paramparça oldu.

 

Uygun malzemelerle yapılmış olması gerektiği kesindi ama buna rağmen kunai kırılırken Yorna’nın kiserusu sapasağlam kalmıştı. Bu kiseru tam olarak neyden yapılmaydı?

 

Olbart: [Kakaka, kocayanlara kibar davranmak icap eder. Benim canımı sıkmaya cüret etme, küçük hanım.]

 

Yorna: [Kocayanlara kibar davranmak gerektiğini inkar etmiyorum. Fakat senin o kategoriye girmen mümkün değil, İhtiyar Olbart. Hal böyle olunca…]

 

Olbart: [Aman iyi, ben de kendi kendime kibar davranırım öyleyse.]

 

Aralarında böyle bir sohbet dönerken ölümcül saldırıların ardı arkası kesilmiyordu.

 

Yorna’nın incecik kolları ve uzun bacakları, güzel görünümlerine rağmen koca kale duvarlarını aşağı indirebilecek güçte saldırılar gerçekleştiriyordu.

 

Olbart’ın saldırılarıysa o kadar gösterişli değildi ve genellikle saldırıları savuşturmakla yetiniyor, nadiren araya giriyordu.

 

Yine de――

 

Olbart: [Birini öldürmek için bi kaleyi indirecek güce gerek yoktur. Nihayetinde alına saplanan uzun bi iğne de iş görür.]

 

Yorna: [Madem öyle, şansını dene hadi.]

 

Yorna’nın hafif tahrikinin hemen ardından Olbart’ın kurnaz ifadesi göğe karıştı. ――Yo, yalnızca insan gözünün takip edemeyeceği muazzam bir hızla harekete geçti.

 

Zamanında kelebek gibi uçup arı gibi soktuğu söylenen ünlü bir boksör vardı ve Olbart’ın ring olarak kullandığı kısmen yıkık kulede sergilediği dövüş stili de tam olarak buydu.

 

Ona daha yaraşır bir tasvir arandığı takdirde savaş jeti gibi uçup keskin nişancı tüfeği gibi saldırdığını söylemek uygun kaçabilirdi.

 

Yorna: [Haddinden fazla uçan bir şahsiyetsin. Yaşına göre fazla küstahsın.]

 

Belki de bacak kuvveti nedeniyle Olbart’ın bastığı tüm kiremitler patlıyor ve Olbart, farklı noktalarda maddeleşerek Yorna’ya bir darbe indiriyordu.

 

Yorna da o darbeyi kiserusuyla karşılamak ya da kaçınmak için insanüstü reflekslerinden bir hayli faydalanıyordu. Her ikisi de insanüstü varlıklardı, öyle ki azılı mücadeleleri Subaru’nun nefes almayı unutmasına yol açıyordu.

 

Louis: [Au…!]

 

Subaru’nun yanı başından aynı manzarayı izlemekte olan Louis ise iki büklüm olmuş, bedenini ufaltmıştı.

 

Savaşın başlarında Subaru’nun Louis araya girecek diye endişelendiği bir vakit olmuştu.

 

Fakat Yorna ve Olbart arasındaki mücadele, o çaptan çıkmıştı.

 

Hangi taraf kazanırsa kazansın muazzam bir yıkım söz konusu olacaktı.

 

Ki bu da Subaru için idealden çok ama çok uzak bir sonuçtu.

 

Subaru: [Ama elden ne gelir ki? Buna bir son vermek için yapabileceğim hiçbir şey yok…!]

 

Savaş bu denli gösterişli ve kale bu denli harap haldeyken şehrin her yerindeki insanlar Kalede olup bitenleri fark etmiş olsa gerekti.

 

Bu durumda Yorna’yı seven şehir halkının akın akın gelmesi de Olbart’ın yoldaşları olan sahte İmparator ve maiyetinin harekete geçmesi de mümkündü.

 

Bu gerçek olduğu takdirde de koca şehri etkisi altına alan büyük bir savaş çıkardı.

 

Ve Subaru bunu hiç istemezdi.

 

Yorna’yı Abel’in tahta dönmesini sağlayacak büyük bir çatışmaya katabilmek için gelseler de yeterince hazırlık yapılmamış bir savaş nasıl bir trajediyle sonlanırdı kim bilir?!

 

Olbart: [Shiiihaaaa!!]

 

Derken tiz bir çığlık eşliğinde kendi etrafında dönen ihtiyar canavarın her iki ayağı da Yorna’nın önündeki çatı parçasını delip geçti. Hemen ardından çatıya bir sarsıntı yayıldı, Yorna’nın ayaklarının altında bir patlamaya yol açıldı ve kadının göğe fırlatılışıyla az önceki pozisyonları tersine döndü.

 

Olbart: [――――]

 

Yorna bu şekilde göğe yükselirken Olbart’ın shurikenleri dört bir yandan fırlamaya başladı.

 

Subaru, onların ne zaman fırlatıldığını hiç bilemiyordu. Belki Yorna havaya sıçradıktan sonra atmıştı, belki de olacakları önceden hesap etmişti; her halükarda kaçış yoktu.

 

Havadaki shurikenlerden biri Yorna’nın yumuşak, beyaz teninde vahşice bir yara açacaktı―― Yo,

 

Yorna: [Bunu anlamalısın. Ben bu şehrin hükümdarı, İblis Şehrinin lideriyim.]

 

Diyen Yorna’nın etrafını saran keskin bıçakların her biri hareketi kesti.

 

Onları durduran, olağanüstü bir hızla hareket edebilen Yorna değildi. Kadının kılını kımıldatmasına dahi gerek yoktu. O shurikenleri durduran şey, kendi kendine yukarı atılan çatı kiremitleriydi.

 

Bu öyle muazzam bir şansın sonucu da değildi.

 

Çünkü bir insan ne kadar şanslı olursa olsun dört bir yandan atılan ondan fazla shuriken yalnızca şans eseri kiremitler tarafından durdurulamazdı.

 

Yorna kollarını hafifçe sallarken görüş alanı sınırlarında olan Subaru ve Olbart ikilisi aval aval olup bitenleri izliyordu.

 

Derken kadının kollarının hareketiyle birlikte shurikenleri engelleyen kiremitler önce havada süzülmeye başladı, sonra da hareketi kesişleriyle Yorna’nın etrafında spiral bir merdiven şekillendi.

 

Ve o basamaklara tabanlarını yerleştiren Yorna, sakince kale kulesine doğru alçaldı.

 

Bu manzara bir illüzyon veya belki de psikoneziydi. Elbette ki başka bir deyişle büyü olarak da adlandırılabilirdi ama Subaru’nun bildiği büyülerden biraz farklıydı.

 

Çünkü manipüle edilen şey ateş, buz, rüzgar veya toprak değil, bina parçalarıydı.

 

Olbart: [Kah, tam bi baş belasısın, farkında mısın? Demek Cecilus ve Araki’nin bahsettiği büyü buydu, öyle mi? Bunu nası yaptın ki?]

 

Yorna: [Sana söylemiştim. Bu kimseleri sevemeyen bir shinobinin taklit edemeyeceği gizli bir teknik… Bense görünüşüme rağmen bir şeylerle ilgilenmeyi bilen bir kadınım.]

 

Diyerek gülümseyen Yorna, kiserusunu dudaklarının arasına sıkıştırarak boşta kalan ellerini çırptı.

 

Ve bu bir işaretmişçesine, kısmen yıkılan kalede bir değişiklik meydana geldi. ――Yo, yaşanan şey basit bir değişiklik falan değildi. Gerçekliği düş misali çarpıtan bir büyü tekniğiydi.

 

Subaru: [B-bu…]

 

Louis, ayaklarının altındaki çatı değişirken yutkunan Subaru’nun koluna sarıldı. Kızın bedenini destekleyen Subaru’nun gözlerinin önünde anormal bir olay gerçekleşiyor, yıkık haldeki kale eski haline dönüyordu.

 

Bir yaranın iyileşme sürecinin hızlandırılmış videosu misali, bina adım adım kendisini onarıyordu.

 

Bu esnada Abel’in ‘Yorna bir Ruh Evliliği Tekniği kullanıcısı’ şeklindeki tahminini ve Yorna’nın ağzından dökülenleri düşünen Subaru’nun aklına yaşananlara dair bir teori geldi.

 

Kulağa çok ama çok aptalca gelse de Yorna Mishigure――

 

Subaru: [O-o kalenin üzerinde de mi Ruh Evliliği Tekniğini kullanıyor…?]

 

Evet, aynen öyleydi. Subaru, kelimenin tam anlamıyla dünya dışı bir varlık olan İblis Şehri hükümdarının yetenek yelpazesi karşısında diyecek hiçbir şey bulamıyordu.

 

#Yorna beklenenin aksine iyi bir karakter çıkıyor galiba. Yani güçlü olduğu zaten barizdi, ona hiç şüphe yoktu ama isyanlarının ve kavgalarının sebebinin başka insanları korumak olması ve kurduğu cümleler aslında takdir edilesi biri olduğunu gösteriyor. Haksız çıkıp şaşıracak mıyız bakalım bir noktada.

Bu mücadele nasıl ilerleyecek onu da çok merak ediyor ve hemen susuyorum, sıradaki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 34419 Üye Sayısı
  • 355 Seri Sayısı
  • 43755 Bölüm Sayısı


creator
manga tr