Cilt 7 Bölüm 54 [ Kaos Alevi Ütopyası ] (1/5)

avatar
539 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 54 [ Kaos Alevi Ütopyası ] (1/5)


Çevirmen : Clumsy



Subaru: [Ah, aağh, ahh… Hk.]

 

Olbart: [Aynen, aynen, mızmız velet ağlayıp duruyo, ele avuca sığmaz bi tipsin cidden, anlarsın ya.]

 

Burnunu çekip duran Subaru, ağlama nöbetine bir son veremiyordu. Hala sırtına tutunduğu Olbart ise omuz silkip parmağıyla yanağını kaşımaktan başka bir şey yapamıyordu.

 

――Korkunç mu korkunç bir tecrübe olmuştu.

 

Subaru, kendisine çöreklenen o on saniyelik çaresizlik ve o çaresizliği aşarak ulaştığı on birinci saniyeyle―― bu noktaya gelmek için tam olarak kaç “ölümün” tadına bakmıştı?

 

O çaresizlik ve kalp kırıklıklarıyla yıpranan ruhunu tamamen yitirmemiş olması bir mucizeydi.

 

Ama cehennem misali bu tecrübelerin ardından nihayet sona ulaşmıştı.

 

Louis: [Uauu.]

 

Ağlayıp sızlanmalarının sonu gelmeyen Subaru’nun koluna tutunan Louis de homurdanmaktaydı.

 

Sayabileceğinden de fazla seferde deneme yanılma yapan Subaru’yla aynı tecrübeleri tatmış olmasa da Louis de Subaru’yla aynı kaderi paylaşıp defalarca canından olmuştu.

 

Ve Louis’in varlığı olmasaydı Subaru, böylesine sudan bir galibiyete ulaşmak için Olbart’ın sırtına atlayamazdı.

 

Subaru: [Ben… Seni, gerçekten anlayamıyorum.]

 

Louis: [Uu.]

 

Subaru: [Ama sen olmasaydın, tüm bunlar mümkün olmazdı… Teşekkür ederim.]

 

Bütünüyle kaotik bir yığını temsil etseler de Subaru’nun kalbinde taşıdığı hisler bunlardı.

 

Subaru, Louis’in pek çok konuda suçlu olduğunu da aralarında nasıl bir bağlantı olduğunu da biliyordu. Evet, bunu biliyordu ama yine de içi minnetle dolup taşıyordu.

 

Ayrıca yoğun bir minnet duyan tek taraf Subaru da değildi.

 

Louis: [Ua, uh…]

 

Subaru: [Louis?]

 

Barajın yıkılışı çok ani olmuştu.

 

Subaru’nun minnet dolu kekeleyişini işiten Louis’in iri, yuvarlak gözlerinde yavaşça yaşlar birikmeye ve kaşla göz arasında da yanaklarından aşağı süzülmeye başlamıştı.

 

O yaşlar artık öyle bir hızla dökülüyordu ki Louis, onları nasıl durduracağını bilemiyordu.

 

Subaru: [Louis, sen ağlıyorsun, sen gerçekten ağlıyorsun…]

 

Louis: [Uu, uu!]

 

Louis de ağladığının farkındaydı ama yüzünden süzülen yaşları ne durdurmaya ne de silmeye teşebbüs ediyordu. Gözyaşlarını silmek için buna bir son vermesi beklenirken öylece, çaresizce bir ifadeyle Subaru’nun koluna tutunmayı sürdürüyordu.

 

Subaru: [Yüzünü, silsene, seni aptal, aptaaall…]

 

Louis’in bu şekilde ağladığını gören ve kendi duygusal çalkantılarını yatıştırmaya çalışan Subaru da gözyaşlarına boğulmanın eşiğindeydi. Dökülen yaşlar, işitilen hıçkırıklar artık hesabı tutulamaz haldeydi.

 

Bu gidişle Louis ile oluşturdukları ikili, bu işe bir son veremeyerek sonsuza dek ağlayıp duracaktı――

 

Yorna: [――Aferin, ikiniz de elinizden gelenin en iyisini yaptınız.]

 

Subaru: [Ah…]

 

Yorna: [Ayrıca dilediğinizce ağlayabilirsiniz. İblis Şehrinin lordu olarak buna müsaade edeceğim.]

 

Sözleri eşliğinde Subaru ve Louis’in ardından uzanan uzun kollar, ikiliyi şefkatle kucakladı.

 

Bu kelimelerin sıcaklığı ve naifliği Subaru’nun gözlerinin faltaşı gibi açılmasına yol açmış, yanı başındaki o güzel profil karşısında büyülenmişti. Uzun kirpikleri, kırmızı dudakları ve nasıl bir derdi, ıstırabı olursa olsun insanı rahatlatan ışıl ışıl mavi gözleriyle öylesine üstün bir varlıktı ki gören herkesi tesiri altına alıyordu.

 

Subaru, o gözlerin sahibinin nasıl biri olduğunu biliyordu.

 

Dolayısıyla o sözlerin ve sıcaklığın ardında art niyetten yoksun bir nezaket olduğunu da biliyordu.

 

Ve her şeyini onlara emanet etse bile affedileceğini de.

 

Subaru: [Ah, guh… ah, uh, AAAaah!]

 

Louis: [Uau… Uauhk, ua, uh, uau…!]

 

Yorna: [Tamaam, tamaam… Çocuklar ağlama ayrıcalığına sahiptir, bir yetişkinin göğsüne ilişme ayrıcalığına da. Benim göğsüme yaslanabilir ve ihtiyaç duyduğunuz sürece ağlayabilirsiniz.]

 

Böylece kafasını kaldıran Subaru’nun gözleri bir kez daha yaşlarla doldu. Louis ise Subaru’ya sımsıkı sarıldı.

 

Her ikisini de şefkatle kollarının arasına alan Yorna, usulca sırtlarını sıvazlıyordu. İşte bu esnada, Kırmızı Lapis Kalenin kulesinin üzerinde gerçekleşen mücadelenin neticesinde――

 

Olbart: [Tüm bunlar benim ensemde yaşanırken nası bi surat ifadesine bürünsem bilemiyorum.]

 

Yorna: [Sessizlik.]

 

İhtiyar canavarın kaba konuşması, İblis Şehrinin Lordu tarafından susturuldu.

 

△▼△▼△▼△

 

Yorna: [Ee, kendini nasıl açıklayacaksın, İhtiyar Olbart?]

 

Olbart: [Kendimi mi açıklayayım? Bahane mi lazım ki? Moralin bozuldu diye bana sen saldırdın, haksız mıyım, tilki kız?]

 

Yorna: [――――]

 

Subaru’nun salya sümük ağlayışından kısa bir süre sonra sakin sakin konuşacaklardı―― ya da en azından Subaru öyle düşünüyordu, derken ansızın kaleye tehlikeli bir hava çöreklenmişti.

 

Elbette ki sebep, pişmanlık duymayan ve olanları umursamayan Olbart’tı.

 

Çatıda oturup serçe parmağıyla kulağını karıştırırken,

 

Olbart: [Ben bana söyleneni yaptım sayılır, öyle diil mi? Yani evet, bi iki kaçamak yapmış olabilirim. Ama baksana, oğlan ödeştiğimizi söyledi, haksız mıyım?]

 

Subaru: [Ahh… A-ama bu…]

 

Olbart: [Hey hey, beni dinlemelisin, velet. ――Çünkü ağzından ne çıkarsa çıksın bundan en çok faydalanacak kişi ben olurum. Kakakakka!]

 

Subaru bir şeyler gevelerken Olbart, ağzını olabildiğince açarak bir kahkaha patlattı.

 

Aslına bakarsanız doğru söylüyordu. Subaru Olbart’ın yaptığı kural ihlaline karşı çıkacak olursa kuralların göz ardı edildiği sonu gelmez bir duruma düşülecek ve muhtemelen shinobi Olbart’ı hiçbir şekilde yenemez hale geleceklerdi.

 

Olbart’ın elinin altında bir sürü gizli teknik vardı ve bunları kullanmaktan yana tereddüt etmiyordu. Ve Subaru, İmparatorluğa geldi geleli bu tarz rakiplerin zorlukta başı çektiğini öğrenecek kadar tecrübe edinmişti.

 

Subaru: [Olbart-san, tanıdığım en korkunç piçlerden biri gibi konuşuyorsun…]

 

Olbart: [Cidden mi? Öyleyse beni kesinlikle öldürmen lazım. Ben düzgün bi tip diilimdir ve insanın başını fena halde ağrıtırım.]

 

Yorna: [Bu durumda, İhtiyar Olbart, son nefesini vermeni sağlamam gerektiği konusunda benimle hemfikir olmalısın.]

 

Olbart: [Oioi, bu ne nefret yahu! Ehh, çok normal gerçi.]

 

Ortama bir rahatsızlık hakim oluyor, gerginlik olgunlaşıyordu ama bunun nedeni Yorna’dan yayılan tek taraflı düşmanlıktı.  

 

O düşmanlığın muhatabı olan Olbart ise savaş pozundan sıyrılmıştı. Tabii ki bu yalnızca göstermelikti, saniyesinde eski haline dönebilirdi.

 

Her halükarda Yorna’nın siniri de Subaru’nun güçlü öfkesi de gayet doğaldı. Bununla birlikte Subaru’nun o öfkeye dayanarak hareket edememesinin ardında büyük bir sebep vardı.

 

O sebep de küçülen uzuvları ve doğru düzgün çalışmayan kafasıydı.

 

Subaru: [Olbart-san, üzerimizde kullandığın teknik meselesine gelirsek…]

 

Olbart: [Oh tabii ya, doğru. Ben ölürsem düzelemezsiniz tabii ki. Yo, bir yolu daha olabilir ama daha önce herhangi birinin bunu yaptığını görmedim.]

 

Subaru: [Biliyordum…!]

 

Olbart: [Ehh, bi nevi sigorta diyelim. Bunun köyüme has gizli bi teknik olması lazımdı, dolayısıyla basitçe gerçekler açığa çıkmasın diye cesetleri geride hiçbi iz kalmayacak şekilde ortadan kaldırıyoruz.]

 

Olbart, bu rahatsız edici sözcükleri tamamen kayıtsızca dile getirdi.

 

Subaru ise gerçekten tehlikeli bir ipin üzerinde yürümüş olduğu için kendisini tebrik etti.

 

Yani Yorna Olbart’ı mağlup etseydi ve ihtiyar adam ölseydi Subaru ve arkadaşlarına musallat olan “çocuklaşmanın” çözümü olmayacaktı. Subaru ilelebet Natchuki Subawu olarak kalacaktı.

 

Ki bunu düşünmek bile tüylerini ürpertiyordu.

 

Yorna: [Detaylardan haberdar değilim ama bu çocuklara acımasızca yaklaştığını duydum.]

 

Diyerek Olbart’a bakan Yorna, kiserusunu dudaklarına götürerek ciğerlerini mor dumanlarla doldurdu.

 

Subaru, ondan yardım istediği sırada olabildiğince dürüst davranmış ama ince detayları atlamıştı. Ve bu detaylara Subaru’nun Olbart’ın tekniği doğrultusunda küçüldüğü bilgisi de dahildi.

 

Olbart “çocuklaştırmayı” bozduğu anda Subaru, orijinal bedenine dönecekti.

 

Bu yaşandığında da özür dileyip Yorna’nın gönlünü almak için elinden gelen her şeyi yapacaktı. ――Tabii ki bunun, kadının durumla ilgili izlenimini tamamıyla tersine döndürmeye yetmeyeceğini biliyordu.

 

Ama Yorna’nın söylenenlerin ardındaki mantığı anlayabilecek biri olduğuna inanmak istiyordu.

 

Yorna: [İhtiyar Olbart, karşılaşmanızda mağlup olduğunu kabul etmiştin, öyle değil mi?]

 

Olbart: [Aynen, kabul ediyorum, kabul ediyorum. Kesinlikle adamakıllı mağlup edildim. Şanslıyım ki hiç diilse canımdan olarak kaybetmedim. Yine de kaybedeceğimi zannetmiyodum.]

 

Yorna: [Kaybetmiş olman beklenmedik bir sonuç mu yani?]

 

Olbart: [Beni epeyce zorlayacak olan kişinin bu veledin patronu olacağından emindim.]

 

Yorna ve Olbart, Subaru’nun endişelerine kulak asmaksızın konuşmayı sürdürüyordu. Olbart’tan alıntı yaparak “patron” diye fısıldayan Yorna, elini usulca kimonosunun üzerinde gezdirerek,

 

Yorna: [Mektubu gönderen kişi, değil mi? Onunla tanışmayı iple çekiyordum fakat…]

 

Diyen Yorna ansızın konuşmayı keserek Olbart’a çevrili gözlerini kıstı.

 

Olbart ise kadının bakışlarının keskinliği karşısında kafasını eğip “Nooldu?” dedi.

 

Olbart: [Güzel bi kadın tarafından bu şekilde izlenmekten daha korkutucu bi şey olamaz. Mesele nedir?]

 

Yorna: [Bilmiyor musun sanki! Tanza’dan tüm ulaklara Kaleye gelmeleri mesajını iletmesini istedim. ――Peki Tanza nereye kayboldu?]

 

Hava öyle bir hızla soğuyordu ki Subaru, soluğunun boğazında donduğunu hissediyordu.

 

Yorna, bu şehrin bir vatandaşının veya bir çocuğun zarar gördüğü her seferde öfkesini dışa vururdu. Hem çocuk hem de şehir vatandaşı olarak her iki şartı da karşılayan Tanza için de hal fazlasıyla böyleydi.

 

Subaru yine de Tanza’nın, grubunun Yorna’yla buluşmasını engellemek adına Olbart’la iş birliği içerisinde olduğunu düşünüyordu. Bu meseleye nasıl yaklaşacağı konusundaysa dikkatli olmak zorundaydı.

 

Ancak――

 

Subaru: [Ben de Tanza’nın Olbart-san’la birlikte olduğunu sanıyordum. Ama değil… öyle değil mi? Kiremitlerin altında falan mı gizleniyor ki…]

 

Yorna: [Kalenin içi benim içim gibidir. Oraya giriş yapan veya orada gizlenen birini gözden kaçırmam mümkün değil.]

 

Subaru: [Do-doğru. Yorna-san’ın tekniği bir harika…]

 

Yorna’nın özgüvenli yanıtını işiten Subaru, kadının olağandışı doğası karşısında irkilmişti.

 

Bu korkunun ardındansa Louis’le birlikte ışınlanma yoluyla Kırmızı Lapis Kaleye vardıkları saniyede Yorna tarafından bulunduklarını anımsadı.

 

Yorna o sırada Kalede dolaşmakta olduğunu ve onları tesadüfen bulduğunu söylemişti ama Subaru’ya kalırsa bu bir üçkağıttı. Aslında Subaru ve Louis’in bir anda Kalede belirdiğini fark etmiş ve davetsiz misafirleri yakalamak için harekete geçmişti.

 

Belki de onları anında yakalamak yerine her ikisi de Tanza’nın arkadaşlarıymış gibi davranma sebebi, çok genç olan Subaru ve Louis’e nasıl yaklaşacağını bilememiş olmasıydı.

 

Sonuç olarak karşılaştıkları ilk andan bu yana onları korumaktan vazgeçmemişti.

 

Subaru: [――――]

 

Subaru’nun Yorna’nın karakterini çözdüğü anların sayısı arttıkça onu Vollachia İmparatorluğunda gerçekleşecek büyük mücadeleye dahil edip etmeme konusundaki şüpheleri yoğunlaşıyordu.

 

Aynı şey Kaos Alevinde yaşayan halka, yani yol boyunca önünü kesmiş olan sözüm ona “boynuzlu ırklara” beslediği hisler için de geçerliydi.

 

Onlar yalnızca onca çile ve dışlanmanın sonunda buldukları güvenli limanlarını korumaya çalışıyordu.

 

Subaru’nun grubu, sırf huzurlu hayatlarını sürdürmek istiyorlar diye onları suçlayabilir miydi? Bilhassa da onları koruyup kollayan Lordları düşünülünce.

 

――Tüm bunların, Subaru’nun hoşlandığı kızın arzu ettiği dünyadan ne farkı vardı ki?

 

#Olayı sahiden de çözmüş bulunuyoruz. Olbart şimdilik yenilgiyi kabul ettiğine göre bu çocukluk hallerine veda etmeleri yakın mıdır, yoksa bizi yeni ‘sürprizler’ bekler mi acaba? Şahsen ben bu seride her an her şeye ihtimal veriyorum. Hadi günün son bölümünde görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 35374 Üye Sayısı
  • 363 Seri Sayısı
  • 43883 Bölüm Sayısı


creator
manga tr