Cilt 7 Bölüm 54 [ Kaos Alevi Ütopyası ] (2/5)

avatar
1045 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 54 [ Kaos Alevi Ütopyası ] (2/5)


Çevirmen : Clumsy



Subaru: [――――]

 

Subaru, kale kulesinin üzerinden sessizce İblis Şehrinin düzensiz manzarasını izliyordu.

 

Her şeyin kaotik, dallı budaklı, korkunç bir karmaşa içerisinde ve birlik hissinden yoksun olduğu bir şehirdi. Bu şehre vardığı ilk anda, düzensizliği karşısında şaşkına dönmüştü.

 

Ama Yorna ve şehir vatandaşlarıyla tanıştıktan sonra kısa bir süreliğine de olsa aklından bir düşünce geçmişti.

 

Burada, özgürlük vardı.

 

Evet, burada özgürlük vardı, kimsenin kimseye boğun eğmesine, bağlanmasına gerek yoktu. Dolayısıyla insanlar kendilerini dilediğince ifade edebiliyordu, coşkun kaos ise kimseler tarafından inkar edilemezdi.

 

Burada özgürlük, eşitlik ve adalet vardı.

 

Subaru’ya, geleceğe dair ideal bir resim çizilmiş gibi geliyordu.

 

Peki Yorna’yı böyle bir yerden koparmak gerçekten doğru bir hareket miydi?

 

Yorna: [İhtiyar, bana cevap ver. O kız nerede, Tanza nerede?]

 

Subaru’nun içsel çatışmalarına aldırış etmeyen Yorna, Olbart’ı sorgulamayı sürdürüyordu.

 

Tanza, Kalenin içerisinde değildi. Ve Subaru, Olbart’ın bir insanı cebine sığacak kadar küçültebileceği bir tekniğe sahip olmadığına inanmak istiyordu.

 

Olbart: [Böyle korkutucu bi ifadeye bürünmene gerek yok, sana ne biliyosam anlatıcam. O geyik kızla anlaşmamın tek sebebi, koşulların onu mücadelemde kullanmam için doğru olmasıydı.]

 

Yorna: [――O nerede?]

 

Yorna’nın tekrarlanan sorusu Olbart’ı köşeye sıkıştırıyor, boş konuşmalara lüzum olmadığını anlatıyordu.

 

Bu sorgulama karşısında kafasını eğen Olbart, bakışlarını Kaleyi çevreleyen topraklara―― İblis Şehrine doğru çevirip o harika manzarayı incelercesine,

 

Olbart: [Tahmin etmek o kadar zor olmasa gerek. Sonuçta ben bi yabancıyım, anlarsın ya? Yalnız bi kızı saklayabileceğim çok fazla yer yok.]

 

Verdiği yanıt işte bu oldu.

 

△▼△▼△▼△

 

―― Yorna’nın sorgusu karşısında Olbart’ın dilinin çözülmesinden biraz önceydi.

 

Mekan, Kaos Alevi İblis Şehrindeki hanlardan birinin içerisiydi.

 

Ne çok geniş ne de çok süslü, incelikli bir alandı. ――Hatta binanın duvarları ve içi kabaca inşa edilmişti, içinde bir sesin yankılandığı çok nadir duyulurdu.

 

Kaos Alevinde önemli kişilerin beklenmedik acil durumlarda kullanması adına hazırlanan tek yer olan bu oda, şehrin geri kalanından çok farklıydı.

 

Bir sete dönüştürülmüş oda ferahtı, bu ferahlığın sebebiyse üç odanın duvarları kaldırılarak birleştirilmiş olmasıydı. Bu gezgin hanını kullananların bile yalnızca birkaç tanesi böylesine ferah bir odada kalabilme ayrıcalığına sahipti.

 

Bu hanı kullananların çoğu çıkarcı tipler olduğu için burada kaliteli mobilyalar, göze hitap eden çeşitli sanat eserleri ya da damakları şenlendirecek pahalı alkoller yoktu.

 

Bir bağlamda bu hanın Kaos Alevinde farklı bir yeri vardı.

 

“Kanunsuz Topraklar” adıyla ünlenmiş olan İblis Şehri, “özgürlüğün” sembolü olmaya layıktı. Kaotik varlığına rağmen Kaos Alevi vatandaşlarının her biri Yorna’nın hükümdarlığı altında dikkat çekici bir şekilde birleşmiş durumdaydı.

 

Ortak bir vizyonu paylaşan, yabancı işgalcilere toleransı olmayan, kendince dertleri olanlara merhamet etmeyi düşünmeyen bu kişilerin, bu hanın sunduğu türden hazırlıklara ihtiyacı yoktu.

 

Elbette ki――

 

???: [――İmparatorluk halkı güçlü olmak zorunda, İblis Şehrinin altüst ettiği temel ilke de bu.]

 

???: [Ah…]

 

???: [Yönetim, bir dereceye kadar şehir liderliğine bırakılmış durumda. Ama bunun da sınırları var. ――Sınırlarını bilmedikleri için mi böyle hareket ediyorlar acaba?]

 

Kollarını kavuşturmuş bir adam bunu sorgularken ufak kız, yanakları kaskatı kesilmiş halde sessizliğini koruyordu.

 

Kızı sorgulayan kişi, kırmızı siyah kıyafetlerinin üzerine taktığı oni maskesiyle yüzünü gizlemiş olan Abel’di. Karşısında duran, ellerini güzelim kimonusunun kol kısımlarına sokmuş boynuzlu yarı insan kız ise Tanza’ydı.

 

Evet, bu şehir içerisinde, düşmanca bir ilişkiye sahip olması muhtemel bir ikilinin yüz yüze görüşmesi gerçekleşmekteydi.

 

――Yo; esasında bu yüz yüze görüşmeyi gerçekleştirenler yalnızca Abel ve Tanza’dan ibaret değildi.

 

???: [Hepiniz nasıl bir yer olduğunu bile bile buraya adım attınız…!]

 

Abel: [――――]

 

???: [Cevap ver bana! Cevabına bağlı olarak geriye tek bir kemiğin bile kalmayabilir!]

 

Diye bağıran ve koyu teni öfkeden kıpkırmızı kesilen adam, İmparatorluk Ordusunun İkinci Sınıf Generali Kafma Irulux idi. Sözlerinin muhatabıysa peşinde bir oğlan ve kızla odaya dalmış olan Abel’di.

 

Öne uzatmış olduğu elinde hiçbir şey olmasa da bir silaha ihtiyacı da yoktu. Tüm silahlar, kelimenin tam anlamıyla Kafma’nın bedeninde yuvalanmış durumdaydı.

 

Bedeninden geriye tek bir kemik bile bırakmayacağıysa boş bir tehdit değil, gerçeğin ta kendisiydi.

 

――Çünkü Savaşçı Böcek General Kafma Irulux’un gerçek değeri buydu.

 

???: [Oi, Abel-chan, sen ciddi misin?]

 

Yoğun bir ihtiyatla fark edilir ölçüde gerilmiş olan bu ses, Kafma ve hırsının bir adım ötesindeki maskeli oğlandan, Al’dan gelmişti. Al, idare edemediği silahı Mavi Ejder Kılıcını sırtında taşıyordu ve onun kurduğu cümleyle birlikte göz ucuyla ardına bakan Abel,

 

Abel: [Hey, kararını vermeden önce daha kaç kez aynı soruyu soracaksın?]

 

Al: [Aynı soruyu tekrar tekrar soruyorum çünkü sen rahat olsan da jüri hala kararsız. Yani, bu resmen delilik! Kahretsin, seni neden takip ettim hiç bilmiyorum…!]

 

Abel: [Apaçık ortada. ――Şu anki halinle yalnız kalamayacak kadar korkaksın.]

 

Al: [Guh… Hk.]

 

Daha fazla itiraz edemeyen Al, ağzından tek kelime daha çıkartamaz haldeydi. Bu tepkisi de Abel’in nokta atışı yaptığına işaret ediyordu. Ona itiraz edemeyişi, kendisinin de bu durumdan haberdar olduğunun göstergesiydi.

 

Her nedense Al, tek başına sokakta bile yürüyemez hale gelmişti.

 

???: [Abel-chin.]

 

Bu esnada başka bir yoldaşı, tek kelime edemeyen Al’ın yerine Abel’e itiraz etmek adına seslendi.

 

Evet, bin bir gayretle Abel’in yanında yürüyen Medium, işe yaramaz hale gelen Al’ı koruyordu; fakat yüz ifadesine yoğun bir keder hakimdi.

 

Tüm bunlar ve daha nicesi, yarı yolda Subaru ile Louis’ten ayrılmalarının ardından yaşanmıştı.

 

Medium: [Bunu pek iyi bir şekilde ifade etmediğini düşünüyorum.]

 

Abel: [Sence şu anda dolambaçlı sözcüklerle karşılıklı anlayışa erişebileceğimiz bir durumda mıyız? O soytarı ve sen, durumun daha çok bilincinde olmalısınız. Tek bir yanlış adımımızda, belirtildiği üzere, geriye tek bir kemiğimiz bile kalmayacaktır.]

 

Medium: [Bir sebep daha çıktı işte! Bu şekilde konuşmamalısın, bunun kimseye faydası yok!]

 

Abel: [――――]

 

Medium: [Çünkü sen bu şekilde konuştukça, Abel-chin, Subaru-chin ve Louis-chan…]

 

Başta şiddetle isyan etse de sonrasında sesi azalarak kesildi.

 

Bu da doğası gereği kaçınılmazdı. Doğan tüm sorunlar için Abel’i suçlamak istese de bunu yapamayacak kadar şefkatli biriydi.

 

Subaru ve Louis'i uçurumun kıyısına getiren faktörlerin kendi tavrı ve bakışları olduğunun açıkça bilincindeydi. Muhtemelen bu da abisinin verdiği eğitimin sonucuydu.

 

Her halükarda artık Al da Medium da faydasızdı.

 

Abel: [Anlayacağınız biz de kavga etme niyetinde değiliz. İndir o kolu, Kafma Irulux.]

 

Kafma: [Sen… kafayı mı yedin? Soruma cevap vermiyorsun, yalnızca gönlünden geçeni yapmaya kalkarak inatçılık ediyorsun. Hayırdır, sen kendini kral falan mı zannediyorsun?]

 

Abel: [――Yaklaştın.]

 

Kafma: [Sen――!]

 

Kafma’nın gözleri kan çanağına dönüyor, İmparatora fazlasıyla sadık biri olarak öfkesi sınıra ulaşıyordu.

 

Kafma, kazara Abel’in kimliğiyle ilgili gerçekleri açığa çıkartmanın eşiğine gelmişti. Shudraq Köyünden alınan oni maskesinin “bilişsel sapma” etkisi işte bu denli güçlüydü.

 

Kabaca, maskeyi takan kişinin gerçek kimliğini belli etmek istediği kişiler ve onun gerçek kimliği konusunda halihazırda mutlak kesinliğe sahip olanlar dışında hiç kimse, maskenin etkilerinin ötesini göremezdi.

 

Başka bir deyişle――

 

Kafma: [Yeter, bu çocukları bir araya getirme saçmalığına daha fazla katlanamayacağım! Dün ne yaşanmış olursa olsun…]

 

???: [――Sakin ol, Kafma Irulux.]

 

Kafma’nın güçle doldurduğu kollarındaki dövmeler hareketleniyordu. Ancak bu dürtüsü, arkasından gelen bir ses tarafından durduruldu.

 

Ve Kafma, gözleri irileşmiş şekilde arkasına döndü; orada, odanın arka tarafında, oniks saçlı, yakışıklı bir adam, bir sandalyede rahatça oturmaktaydı.

 

Siyah saçları ve gözleriyle, ağırbaşlı ve fazlasıyla şekilli yüzüyle her şeyi görmüş geçirmiş edası taşıyor, davetsiz misafirlerin karşısında hiç sarsılmıyordu.

 

Abel gerçekten de “maskenin” bu denli iyi olmasından etkilenmiş durumdaydı.

 

Abel’in takdirini umursamayan yakışıklı adamsa Abel’in de dahil olduğu üçlüye bakarak,

 

???: [Kötü bir niyetleri yok. Hiç değilse bu şartlar altında.]

 

Kafma: [Ama, Ekselansları! Bu şahsın küstahlığı, yüzünü göstermemesi, hürmet duygusundan yoksun olmasından bahsetmiyorum bile, tüm bunlar alçaklık! Üstelik buraya çocuklarla gelmiş olması…]

 

???: [Ne olmuş yani?]

 

Kafma: [Yani, peşine çocukları takması, hiç mantıklı değil…!]

 

Bariz şaşkınlığını gizleyemeyen Kafma, şakaklarını ovarak hissettiği ıstırapla boğuşuyordu.

 

Her şeyden önce, Kafma isimli bu adamın her şeyi fazla ciddiye almak gibi kötü bir alışkanlığı vardı. Bir şeyleri ciddiye almak bir şeydi, endişe konusu yapmak başka bir şey.

 

Zaten Dokuz İlahi Generalden biri olma teklifini de aslında kendisini değersiz hissetmesine rağmen aşırı ciddiyetini bahane ederek reddetmişti. ――Anlayacağınız, karakteri haricinde Dokuz İlahi Generalden biri olmaya layık yetenek ve yeterlilikteydi.

 

Yani kimse Olbart’ın kurnazlığına yenik düşmemiş olsaydı ve Taritta onlara eşlik edebilseydi bile Kafma gibi bir rakiple adamakıllı bir mücadele vermeleri imkansız olurdu.

 

Ancak bu noktada mücadele, Abel ve takımının lehineydi. Çünkü――

 

Abel: [Sizi uyuduğunuz yerde rahatsız ettiğim için üzgünüm ama benim işim oradaki kızla. Şu anda sizinle canımı sıkmak gibi bir niyetim yok.]

 

Kız: [Na… Hk]

 

???: [Ho. Benim karşımda nasıl da böbürleniyor. Bu yüzü ve sesi hafızama kazıyacağım. Hele de dün kalede gördüğümüz elçilerle gerçekten bir ilişkin varsa.]

 

Abel: [Hmm.]

 

Diye homurdanan Abel, rakibi―― yani Subaru’nun sahte İmparator olarak mimlediği, kendisininse Chischa Gold olarak tanıdığı ve şu anda Vincent rolünü üstlenmiş olan kişinin bakışları altında çenesini ovuşturdu.

 

Abel’in yanı başındaki Al ve Medium’unsa kaşları çatıktı. “Bilişsel sapmanın” etkisinden muaf olmaları gereği onlar, tıpatıp aynı sese sahip iki Vincent’ın konuşmasına tanık olmaktaydı.

 

Beyaz Örümcek Chisha’nın kılık değiştirme becerisi kusursuzdu.

 

Bu dünyada, Vincent Vollachia rolünü sesi ve davranışlarıyla Chisha Gold kadar ustalıkla oynayabilecek tek bir kişi dahi yoktu.

 

Hatta onun Vincent’a Abel’den daha çok benzediği şeklinde çelişkili bir düşünceye kapılmak bile mümkün olabilirdi.

 

Ancak――

 

Abel: [Astlarıma nasıl karşılık verdiğini duydum. Vollachia'nın sert İmparatoru olarak küstah bir kadının saygısızlığını bağışlayarak bir hayli cömert davranmışsın.]

 

Vincent: [Yine de haddini bilmeyen insanlarla uğraşacak kadar eksantrik değilim. Lakin göreli değerlerini idrak ettiğim sürece buna uygun muamele görürler. Her halükarda――]

 

Abel’in alaycı yorumuna karşılık veren Vincent sözlerini yarıda kesti, ikilinin bakışları buluştu ve en sonunda dudakları eş zamanlı olarak hareket etti.

 

Abel & Vincent: [――İmparatorluk halkı güçlü olmak zorundadır.]

 

#Ve böylece bugünkü bölümlerin de sonuna ulaşmış bulunuyoruz. Gerçek ve sahte İmparatorun karşılaşması çok iyiydi. Demek Tanza onlarla birlikteymiş. Öyleyse Olbart’ın yaptıklarının arkasında sahte İmparator mu var, yoksa Olbart başına buyruk mu hareket ediyor? Bu buluşma kazasız belasız sonuçlanacak mı? Hemen Subaru cephesine geri dönecek miyiz, yoksa burada olanları daha detaylı öğrenecek miyiz? Cevaplar için tekrar görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 35373 Üye Sayısı
  • 363 Seri Sayısı
  • 43883 Bölüm Sayısı


creator
manga tr