Cilt 7 Bölüm 55 [ İblis Şehri Kakofonisi ] (2/3)

avatar
1946 5

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 55 [ İblis Şehri Kakofonisi ] (2/3)


Çevirmen : Clumsy



Narin Adam: [――? Ailenle mi geldin? Hmmm~, Shudraq Halkının ormandan pek sık çıkmadığını duymuştum, Şefin politikasında bir değişiklik mi oldu ki?]

 

Taritta: [Sen benim Shudraq olduğumu…!]

 

Narin Adam: [Nasıl yaniiii~, konuştukça daha çok belli ediyorsun. Hepsi bu.]

 

Diyerek buruk bir şekilde gülümseyen narin adamın Taritta’ya sergilediği tavır giderek daha samimi bir hal alıyor ama tam aksine Taritta, onun ürkütücülüğünün yoğunlaşışından duyduğu memnuniyetsizlikle daha temkinli hale geliyordu.

 

Ortada herhangi bir düşmanlık emaresi falan yoktu.

 

Bununla birlikte işlerin giderek daha ürkütücü bir hal alışı, Taritta’da artık o adamı ortadan kaldırması gerektiği şeklinde tehlikeli bir izlenim uyandırmaya başlıyordu.  

 

Ve Taritta, atılan o şüphe tohumlarının nasıl filizlenip tomurcuklanacağını ve çiçek açacağını sezebiliyordu.

 

Derken――

 

Narin Adam: [――Shudraqların Yüz Karası.]

 

Taritta: [――Ah.]

 

Narin adamın dudaklarından dökülen kelimeleri işittiği anda adeta zihni durdu.

 

Taritta: [――――]

 

Adam neden böyle söylemişti ki? ――Yo, bunu nereden biliyordu ki?

 

Neticede daha önce Taritta’ya bu sözleri söylemiş olan adam çoktan――

 

Narin Adam: [Bu bir buyruk, değil mi? Senin için, Shudraqların Yüz Karası olan Taritta-san için.]

 

Taritta: [Bir, buyruk mu…?]

 

Narin Adam: [Yıldızların hizalanması veya rehberliği şeklinde tarif edilebilecek bir şey. Hani şey gibi, herkesin bir alın yazısı olması gibi~? Ben yıldızları gözleme işindeyim de.]

 

Taritta afallayıp kalırken narin adam, “Ohhh~” diyerek kafasını salladı.

 

Sonra da elini göğsüne koyup iki gözünü de dosdoğru Taritta’ya dikerek,

 

Narin Adam: [Bunun bizim için ilahi bir buyruk olduğunu söyleyebiliriz yani.]

 

Taritta: [――――]

 

Bunun çoğul bir şekilde ifade edilişini işiten Taritta, nefesini tuttu ve boğazından tuhaf bir ses kaçırdı.

 

O sesin yüksekliğineyse tüm dünyanın sarsıldığı yanılsaması eşlik etti. ――Yo, dünyayı sarsan Taritta’nın nefesini tutuşu değildi.

 

Bununla birlikte dünyanın sarsılmakta olduğu ortadaydı.

 

Çünkü――

 

Narin Adam: [Vay~ anasını.]

 

O sırada narin adam, kendisine gamsız biri izlenimi verecek şekilde tasasızca iç çekti.

 

Ancak yaşanan şey öylesine ekstremdi ki bu tavır, olanları ifade etmek için yetersizdi.

 

――İblis Şehrinin tam ortasında, Taritta ve narin adamın uzaklarında yer alan güzeller güzeli Kırmızı Lapis Kale korkunç bir güçle yıkılmakta, mavi ve kırmızı ışıkları zifiri karanlıkla örtülmekteydi.

 

Bu mecazi bir ifade değildi, Kırmızı Lapis Kale sahiden de zifiri karanlığa bürünüyordu.

 

Güzel ve göz alıcı bir şey, iğrenç ve lanetli bir şeyle örtülüyordu.

 

Narin Adam: [Amanııın~ amanın, nasıl ifade etsem… Gözlemlemediğim ufak bir şey söz konusu olabilir.]

 

Taritta: [Sen――]

 

Narin adam, ellerini siper etmiş şekilde yıkılmakta olan kaleyi ve yayılan karanlığı izliyordu.

 

Taritta ise umursamaz görünen bu adamın, bu anormal olayın sorumlusu olabileceğinden şüpheleniyordu. Fakat narin adam, Taritta’nın şüphesini sezmiş gibi omuz silkerek şöyle dedi:

 

Narin Adam: [Bir buyruktan bahsetmemin hemen ardından böyle bir şey olması tuhaf gelse de bu olayla en ufak bir ilgim yok. Her şeyden önce bu, Lugnica Krallığının problemi, değil mi? Benim sorumluluğumda değil.]

 

Taritta: [Lugnica Krallığı, senin sorumluluğunda değil mi…?]

 

Narin Adam: [Kendisinin bir Yıldız Gözlemcisi olduğunu bilmiyor mu acaba? Hal böyleyse Ekselansları epey cüretkâr bir kumar oynamış demektir… Belki de ona dağıtılan elle başka bir şansı kalmamıştır?]

 

Taritta: [Anlamıyorum…! Eğer bir şey biliyorsan…!]

 

Adamı yanıt vermesi için kışkırtmaya niyetlenen Taritta, bir adım atarak onu ensesinden yakaladı. Ve narin bedenini duvara yaslayıp elindeki bıçağı beyaz boynuna dayadı.

 

Bileğini kımıldattığı saniyede adamın boynundan bolca kan akıtabilirdi.

 

Soğuk bıçağın doğurduğu his, narin adama güzel bir gelecek öngörüsü sağlamış olsa gerekti.

 

Narin Adam: [Benim ölmem veya yaşamamın olup bitenlerle pek ilgisi olmayabilir…]

 

Taritta: [――Hk.]

 

Narin Adam: [Senin tarafının burada fazla zaman geçirmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada yıldızları~ gözlemlemiyorum, yalnızca sezgilerimi dile getiriyorum.]

 

Lakin narin adam, bıçağın hissiyatını hiçe sayarak umursamazca Taritta’nın gözlerinin içine bakmayı sürdürüyordu.

 

Bu, Taritta’nın adamdan en çok rahatsızlık duyduğu andı. Kelimelere dökülecek net bir gerekçesi olmaksızın adamın kafasını kesme dürtüsü duyuyordu.

 

Fakat tam o şiddetli dürtüye teslim olmak üzereyken――

 

Narin Adam: [――Beni öldürmek işleri daha iyi hale getirmeyecek. Tıpkı geçen sefer olduğu gibi, haksız mıyım?]

 

――Bu birkaç kelime, Taritta’nın elindeki bıçakla işini bitirmesine mani olmaya yetti.

 

Narin Adam: [Uuupsss!]

 

Taritta: [Lütfen, gözümün önünden kaybol! Hem de hemen…!]

 

Diyerek dişlerini sıkan Taritta, ensesinden tutmaya devam ettiği narin adamı sokağa doğru fırlattı.

 

Adamsa uzun bacaklarını kullanıp yuvarlanarak düşüşünü yavaşlatmayı başardı, sertçe sıkılmış olan ensesini okşarken de Taritta’nın yüzüne bakarak “Bunun sorun olmayacağından emin misin?” dedi.

 

Narin Adam: [Şu anda kelimenin tam anlamıyla bindiğin dalı kesiyor olabilirsin… Bir daha asla bana bu şekilde rastlama fırsatını bulamayabilirsin.]

 

Taritta: [Öyleyse, en iyisi bu. Senin yüzüne bakınca, adeta…]

 

Narin Adam: [――――]

 

Taritta: [Adeta, beni defalarca gördüğüm kabusla yüzleştirecekmişsin gibi geliyor…!]

 

Bir lanete kapılmış gibi hisseden Taritta, narin adamı kovarcasına bir el hareketi yaptı.

 

Bu hareketse adamın iç çekerek uzaklarda yıkılmakta olan kaleye dönmesine yol açtı.

 

Narin Adam: [Görünen o ki benim aksime senin yerine getirmen gereken bir görevin var. Bu daaaaa~ o gölgeyi bastırmak için bir koz olabilir.]

 

Taritta: [Ben mi…? Benim öyle bir gücüm yok ki…]

 

Narin Adam: [――Buyruk çoktan verildi. Bunu biliyorsun, değil mi, Shudraqların Yüz Karası?]

 

Taritta: [――――]

 

Narin Adam: [Yerine getirip getirmemek sana kalmış. Buyruk almamış biri olarak bu yolu izleyebildiğin için seni kıskandığım yok gerçi.]

 

Diyen narin adam, kapüşonunu örttü ve arkasını Taritta’ya dönerek koşmaya başladı.

 

Hızlıydı ama yeterince değil. Taritta isteseydi ona yetişebilirdi, tabii böyle bir arzusu yoktu.

 

Gerçek şu ki içten içe onunla herhangi bir ilişkisi olmasını istemiyordu.

 

Ama asıl ve en büyük sebep, adamın ardında bıraktığı kelimelerdi――

 

Taritta: [――Buyruk, verildi.]

 

Onun neden bahsettiğiyle ilgili en ufak bir fikri olmamasını isterdi. Ama bir fikri vardı.

 

Ve bu fikir son birkaç gündür onu durmaksızın rahatsız etmişti.

 

Harekete geçmeden önce endişe duymak istememişti.

 

Nafile acıların üzerinde durmak istememişti.

 

???: [Taritta-chan!]

 

Taritta: [――Hk, Medium?]

 

Kendi omuzlarını sıkıca saran ve başını önüne eğen Taritta, tanıdık bir ses işitti.

 

Hızla arkasını döndüğündeyse el sallayarak kendisine doğru koşturan küçük kızı―― yani ufalmış olan Medium’u gördü.

 

Medium: [Çok mutluyum~! Taritta-san’ı sağ salim bulabildim!]

 

Taritta: [Ben de senin iyi olmana sevindim… Abel, Subaru ve diğerleri de güvende mi? Her şeyden önce bu…]

 

Taritta, kendisine doğru koşturan Medium’a sorularını sıralamaya başladı.

 

Onun bir başına kendisini aramasını hiç beklemiyordu. Elbette ki Kırmızı Lapis Kale yıkılırken hala Olbart’la saklambaç oynuyor olmaları tuhaf kaçardı ama bunu tartışmak için bir ara vermiş gibi de değillerdi.

 

Medium, Taritta’nın sorgusu karşısında hafifçe iç çekerek,

 

Medium: [Abel-chin ve Al-chin güvende! Subaru-chin ve Louis-chan’sa kayıp! Ayrıca, kaleden çıkan gölge konusunda bir şeyler yapmamız gerekiyor, o yüzden hadi benimle gel, Taritta-chan!]

 

Taritta: [Subaru ve Louis mi? Peki ya ben nereye…]

 

Medium: [Şu andan itibaren o gölgeyi durdurmak için Yorna-chan’la birlik olacağız! Taritta-chan’ın gücü de gerekliymiş, Abel-chin öyle söyledi!]

 

Taritta: [――――]

 

Gözleri faltaşı gibi açılan Taritta, işittikleri karşısında ister istemez hayrete düşmüştü.

 

Görüş alanının sınırlarında gördüğü karanlık gölge öylesine çılgınca bir hasara yol açmak üzereydi ki narin adamla yaşadığı etkileşim yüzünden ne kadar sarsılmış olursa olsun durumun gerçekliğini idrak etmeye mecburdu.

 

Ona kalırsa ne o şeyi durdurmak ne de ona meydan okumak mümkün olabilirdi.

 

Üstüne üstlük ona Abel’in hemen kendisini beklediği söylenmişti――

 

Medium: [Taritta-chan, yaralanmadın, değil mi!? Gelebilecek misin? Ben elimden geleni yapacağım, peki sen de benimle birlikte elinden geleni yapabilecek misin!?]

 

Taritta’nın kafa karışıklığı, Medium’un bu tereddütsüz söylemleriyle hızla sona erdirildi.

 

Medium, bedeni küçültülmüş olsa bile ne dobralığından ödün vermiş ne de değişmişti. Taritta da bunu örnek alırcasına sessizce kafasını sallayarak,

 

Taritta: [Ben, anlıyorum. ――Hemen yola koyulalım.]

 

Medium: [Mhm! Teşekkürler!]

 

Taritta, Medium’un rahatlayışı ve başını kuvvetle sallayışı karşısında göğsünün derinliklerinde bir sancı duydu.

 

Uzun, hatta sınırsız bir süreden beri acı çekiyordu. Ve kendisini mücadeleye kaptırmakla unuttuğu bu acı, çözümün yaklaştığı büyük savaşın beklentisiyle birlikte varlığını ilan ediyordu.

 

Taritta: [――Buyruk.]

 

Taritta’nın dudaklarından da narin adamın kullandığı kelime çıkıyordu, ancak bu mırıltı ona mahsustu.

 

Acı, sanki adıyla anılmaktan zevk alıyormuşçasına göğsünde zıplayıp duruyordu.

 

△▼△▼△▼△

 

――Zaman, Kırmızı Lapis Kalenin büyük bir karanlık seliyle yok edildiği ana dönmüştü.

 

Yorna: [Sakin――]

 

Louis: [Uau!!]

 

Yorna, hiç tereddütsüz ileri atılmaya çalışan Louis adlı kızı bir hışımla geri çekmişti.

 

Ve öylece, vücudundaki tüm sinirlerin o içgüdüsel tehdide yönelişi uyarınca, kuledeki kiremitlerin patlayacağından bihaber şekilde büyük bir güçle geriye sıçramıştı.  

 

Kalın tabanlı ayakkabıların topuğu tarafından ezilen kiremitlerin aldığı darbe de çevredeki kiremitlere yayılarak yıkımı yaymıştı.

 

Fakat kiremitlerin bu şekilde parçalanıyor olması, hemen ardından yaşanacaklar karşısında tamamen önemsizdi.

 

Yorna: [――――]

 

Yayılan gölgeler, siyahlık ve zifiri karanlık kuleyi sarmalamakta, parçalanan kiremitler gözden kaybolmaktaydı.

 

――Yo, sarmalanıp yutulan tek şey kule değildi.

 

Yorna’nın gözleri, Kırmızı Lapis Kalenin kulesinin yanı sıra üst ve orta katlarının da çamura benzer bir karanlık tarafından tüketilip geride en ufak bir iz kalmaksızın dünyadan silinmesine tanık olmaktaydı.

 

Bu, insanın yem olmaması gereken zifiri mi zifiri bir karanlıktı.

 

Hiçbir ışığın aydınlatamayacağı, içine giren hiçbir şeyin kurtulamayacağı, her şeyi tekrar tekrar çaresizlikle kaplayarak tüm umutları ortadan kaldıran gerçek bir karanlıktı.

 

İçgüdüsel olarak yargılanabilirdi. ――O, var olmaması gereken bir şeydi.

 

Louis: [Uu!]

 

Kucağında çırpınıp duran kıza hakim olmaya çalışan Yorna’nın gözleri siyaha bürünmüş kuleyi taramaktaydı.

 

Merkezdeki siyah saçlı oğlandan ve kara gölgelerin yayıldığı anda ona dokunmakta olan Olbart’tan eser yoktu.

 

Yorna, bir an için Olbart’ın geri çektiği elinin yok oluşuna da tanık olmuştu.

 

O şey öylesine korkutucuydu ki yaşamaya düşkün olan ve tehlikeyi kolaylıkla algılayabilen Olbart bile kolunu feda etmekten kaçınamamıştı.

 

Yorna, hemen ardından kollarındaki Louis’le birlikte geriye sıçramaya öncelik verdiği için Olbart’ın hala hayatta olup olmadığını bilemiyordu.

 

Bir yandan o ihtiyar canavarın asla ölmeyeceğine inanıyor, bir yandan da zihnindeki soğuk ses ona, “o kapkara şeye bakıp da iyimser olabiliyor musun sahiden?” diyordu.

 

Yorna’nın aklını kurcalayan tek şey Olbart’ın hayatta olup olmadığı da değildi――

 

Yorna: [Çocuk…]

 

Olbart’ın kolunu yutan o kara gölgelerin merkezindeymiş gibi görünen oğlanı ve onun güvende olup olmadığını da düşünüyordu.

 

Ona kalırsa oğlanın olağandışı herhangi bir gücü olmamalıydı. Yalnızca durumsal farkındalığı harikuladeydi ve kartlarını oynaması gereken anları doğru seçiyordu.

 

Bir yorum yapması gerekseydi Olbart’la oynadıkları oyunu kazanmasına izin veren şeylerin bunlar olduğunu söylerdi. Fakat buradaki övgü konusu oğlanın üstün yeteneği değil, kararlılığıydı.

 

Yani oğlanın o anda kaçabilmiş olmasına ihtimal vermemek durumundaydı.

 

Tabii bu yalnızca oğlanın kurban olduğu senaryoda geçerliydi.

 

Yorna: [Ya bu işin arkasında o oğlan varsa…]

 

Bu, o oğlanın bu uçsuz bucaksız karanlığın içerisinde bir yerlerde gizlendiği anlamına mı gelirdi?

 

Yorna o saniyede bunun oğlanın kasten yaptığı bir şey olduğuna inanmak istemediğini fark etti. Bu farkındalıkla verilmesi gereken bir karar vardı.

 

İblis Şehrinin Lordu olarak yerine getirmesi gereken görev, üstlenmesi gereken pozisyon, seçmesi gereken sevgi objesi――

 

Yorna: [――Hk.]

 

İşte tam da bunu düşünürken gözlerinin önündeki karanlığın içerisinde bir değişiklik meydana geldi.

 

#Gerçekten güzel bir bölümle bugünkü serimizi de sonlandırıyoruz. Al’ın gizemlerini merak ederken başımıza bir de Taritta çıktı, iyi mi! Taritta’nın olayı ne, ona verilen buyruk ne, bu buyruğun kaynağı ne? Bunun Abel’in bahsettiği koşullarla herhangi bir bağlantısı olabilir mi? Bu gölge meselesini nasıl çözecekler? Gölgeler çıkmadan Subaru’nun eski haline dönme ihtimali var mı? Kafamda deli sorular oluştu yine. Cevaplar için yeni bir günde yeni bölümlerle görüşmek üzere arkadaşlar!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 35374 Üye Sayısı
  • 363 Seri Sayısı
  • 43883 Bölüm Sayısı


creator
manga tr