Cilt 7 Bölüm 60 [ Çalkantılı Bir Temelin Atılışı ] (3/3)

avatar
1472 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 60 [ Çalkantılı Bir Temelin Atılışı ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy



Ya Mariuli’nin bir Yıldız Gözlemcisi olarak öngördüğü Büyük Felaketin sorumlusu Abel değil de Subaru’yduysa?

 

Büyük Felaketin merkezinde Subaru ile patlak verme sebebi bu olabilirdi.

 

Ve bu şüphe Taritta’nın kalbini kemiriyordu.

 

Abel: [Hemfikir olmamız gereken bir mesele var.]

 

Taritta’nın ıstırabı, Abel’in grubun merkezinde parmağını kaldırıp böyle söyleyişiyle arka plana atıldı.

 

Ve dikkatleri üzerine çekmiş olan Abel, sırasıyla Medium, Al ve Taritta’nın yüzüne baktıktan sonra şöyle dedi:

 

Abel: [Konuşma tarzınıza bakılırsa o şeyin… Natsuki Subaru’nun hayatta kaldığına dair hiçbir şüpheniz yok anlaşılan. Onun o feci manzaradan sağ çıktığına mı inanıyorsunuz sahiden?]

 

Medium: [――Hk, tabii ki! Onun ölmüş olduğunu…]

 

Abel: [Düşünmek bile istemem falan deme. Kabullenmen zor olsa da bunlar kaçınılmaz şeyler. Ölüm ve yaşam arasında ince bir çizgi vardır.]

 

Medium: [Abel-chin…]

 

Abel’in gerçekçi ses tonu, Medium’un duygusal ısrarcılığıyla kafa kafayaydı.

 

Taritta’ysa duygusal olarak Medium’dan yanaydı. Ama o felaketin merkezinde olması gereği Subaru’nun kurtulmasına çok da ihtimal vermiyordu.

 

Belki de sebep, gündelik hayatını avlanarak, canlıların ölüm ve yaşamıyla irtibat halinde geçirmesiydi.

 

Shudraq Halkı cesur savaşçılardan oluşurdu ama çıktıkları rutin avlar bile ölümcüldü. Bazen hayvanlar can havliyle karşılık verir ve yoldaşları canından olurdu.

 

Evet, insanlar ölürdü. Kolayca. Değerli olup olmamalarıysa hiç fark yaratmazdı.

 

Taritta: [Maalesef ki Subaru…]

 

Al: [Kardeşim hayatta.]

 

Medium: [――Al-chin!]

 

Kafasını sallayan Taritta baş sağlığı dilemek istese de Al’ın kendinden tamamen emin şekilde devreye girişi, Medium’un yüzünün aydınlanmasını sağladı.

 

Doğal olarak kasvetli bir ifadeye bürünmüş olan Abel’in gözleri de Al’a çevrilirken,

 

Abel: [Soytarı, onun yaşadığından nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?]

 

Al: [Çok basit. Çünkü Natsuki Subaru öyle biri. Ayrıca…]

 

Abel: [Ayrıca?]

 

Al: [Dünya hala dönmeye devam ediyor. Dayanağım bu işte.]

 

Taritta, Al’ın sözlerinin ardındaki mantığı ve gerekçeyi tam anlamıyla sindirememişti. Aynı şey afallamış bir şekilde kafasını eğmiş olan Medium için de geçerliydi.

 

Abel ise “Aptallık etmeyi kes” deyip haddini bildirerek,

 

Abel: [Senin saçmalıklarını dinleyecek kadar boş vaktim yok. Soytarılık yapmak istiyorsan git Priscilla’nın etrafında yap.]

 

Al: [Seve seve yapardım ama maalesef Prenses burada değil. Üzücü gerçeklerin bahsi açılmışken, ben de sana aynı şeyi sormak isterim.]

 

Abel: [Neymiş o şey?]

 

Al: [Sen ne düşünüyorsun, Abel-chan? Kardeşimin öldüğüne mi inanıyorsun?]

 

Miğferinin çene kısmına dokunan Al, bu sözlerle Abel’in düşüncelerini irdeledi. Ancak Abel çoktan kararını vermiş gibi görünüyordu. Neticede bu sohbeti, Subaru’nun hala hayatta olduğuna inandıkları için akıl sağlıklarından şüphe duyarcasına bir tonla başlatmıştı.

 

Dolayısıyla Büyük Felaketin merkezindeki Subaru’nun hayatta olduğuna dair inancı――

 

Abel: [――O şey Büyük Felaket olmadığına göre hala üstlenmesi gereken bir rol var demektir. Ve bu amaca yönelik bir yeteneğe sahipse ölmüş olduğunu varsaymak için henüz çok erkendir.]

 

Taritta: [Hah…]

 

Medium: [Abel-chin!?]

 

Gelin görün ki Abel’in ağzından dökülenler, Taritta’nın beklediklerinin tam tersiydi.

 

Bu yanıt Taritta’yı çıt çıkartamaz hale getirirken beklediğini duymuş olması gereken Medium bile şaşkınlıktan faltaşı gibi açılan gözlerle bakakalmıştı.

 

Ancak Abel, her ikisiyle de göz göze gelmeyerek hızla arkasını döndü ve yavaşça uzaklaşmaya başladı.

 

Bakışan Taritta ve Medium ikilisi genç adamı takip ederken Al da şaşkın şaşkın başını öne eğerek üçlünün peşine takıldı.

 

Medium: [Abel! Ne demek istediğini açıklar mısın bir zahmet!?]

 

Abel: [Hangi konuda açıklamaya ihtiyaç duyuyorsun?]

 

Medium: [Her konuda! Daha az önce Subaru-chin ölmüş gibi konuşuyordun ya hani.]

 

Abel: [Sadece onun hayatta olduğuna inanıyorsanız bana duygusal olmayan bir argüman sunmanız gerekiyor diyorum. Ben onun yaşamak için bir sebebi olduğuna inanıyorum. Ve bu yüzden de hayatta olduğunu düşünüyorum. Hepsi bu.]

 

Medium: [~~Hk!]

 

Abel’in nezaketten yoksun yanıtı Medium’un kıpkırmızı kesilip memnuniyetsiz bir ifadeye bürünmesine yol açarken bundan zerre kadar etkilenmeyen Abel, ona göz ucuyla dahi bakmıyordu.

 

Üç kişiyi peşine takmış olan Abel’in adımlarıysa uzun bir yürüyüşün ardından nihayet duraksadı. Ulaştıkları yer, bir zamanlar İblis Şehrinin bulunduğu noktada Büyük Felaket tarafından açılmış olan devasa delikti.

 

Ve o deliğin içerisinde――

 

???: [Uau…]

 

Bir köşeye çömelip başını önüne eğmiş küçük bir kız―― yani Louis görünüyordu.

 

Beyaz kıyafetleri tamamen çamurlanmış olan kız, çıplak elleriyle güçsüzce toprağı kazımakla meşguldü. Elleri toz toprak dolmuş, aynı zamanda kırılan tırnaklarından akan kanlar yüzünden fark edilir şekilde kızarmıştı.

 

Medium: [Louis-chan…!]

 

Diyen Medium, panik halde Louis’e doğru atılarak kızı arkasından kucakladı; fakat Louis’in elleri Medium’un kucaklayışına rağmen çabalarını sonlandırmadı.

 

Toprağı eşeleyerek, enkazı bir kenara iterek bir şey arıyordu. ――Yo, bir şey değil…

 

Taritta: [O, Subaru’yu arıyor…]

 

Al: [İyisiyle kötüsüyle, sanırım… Of, bu hiç hoş hisler uyandırmıyor.]

 

Arka taraftan minyon Louis’in çabalayışını izleyen Taritta ve Al, karşılıklı düşüncelerini dile getirdi.

 

Taritta’nın haberi olmaksızın Al’ın Louis’e yönelik tavrı fena halde kötüye gitmişti. Yine de Büyük Felaketi sonlandıran o nihai darbeden Louis’i koruyan da yine Al olmuştu. Dolayısıyla Taritta, ikili arasındaki ilişkiye tam anlamıyla akıl sır erdiremiyordu.

 

Ancak bunu deşmenin kimseye bir faydası olacakmış gibi görünmüyordu. Sonuç olarak belli belirsiz bir fikir edinse de derinliklerine girilen bu konuya kulak kabartmamış gibi davranıyordu.

 

Abel: [Kes şunu artık. Toprağı kazmanın ve molozların altına bakmanın aradığın şeyi bulmana yardımı dokunmayacak.]

 

Louis: [U… Aau!]

 

Abel, Medium tarafından kucaklanan Louis’in arkasına geçerek böyle söyledi. Kafasını çevirip de kendisine bakan oni maskeli yüzü gören Louis ise ne öfke ne de keder denilebilecek bir ifadeye büründü.

 

Hem onu kınıyormuş hem de kendisine engel olmaması için ona yalvarıyormuş gibi bir hali vardı.

 

Abel ise her iki ihtimali de zerre kadar umursamıyordu. Yalnızca çenesiyle Louis’in yanı başındaki koca çukuru işaret ederek――

 

Abel: [Onu bulmak çok çaba ister. En azından sen tozu toprağı eşeleyince ortaya çıkmayacağı kesin. ――Ayrıca onun ne yöne savrulduğunu bile bilmiyorsun.]

 

Louis: [Au! Aau! Uauua!]

 

Abel: [Kerizin teki gibi arayıp durmaya devam edebilirsin ama onu asla bulamayacaksın. Bunu aklına kazısan iyi edersin.]

 

Louis: [Uu! Uuuu!]

 

Abel’in soğukkanlı sözcükleri Louis’in kıpkırmızı kesilmesine ve şiddetle isyan etmek için ağzının açılmasına yol açtı.

 

Şevki ve öfkeli görünüşü, Subaru’yu aramaktan asla vazgeçmeyeceğinin ve onu bulmayı mutlaka başaracağından şüphe duymadığının göstergesiydi.

 

Derken――

 

Medium: [Abel-chin, Subaru-chin’i bulmanın bir yolu var mı?]

 

Louis: [Uh, uh?]

 

Medium: [Louis-chan’ın Subaru’chin’i tek başına bulamayacağını söyleme şekline bakıyorum da... Aklında daha iyi bir yöntem mi var? Yoksa mümkün değil mi? Var mı, söylesene?]

 

Medium gözlerinin içine baktığı Abel’e bu soruları sorarken genç kızın kucaklamakta olduğu Louis’in heyecanı yoğunlaştı. Medium’un sözleri sayesinde Louis’in şevki varlığını korurkense Abel, tek gözünü kapatarak,

 

Abel: [Algıda pek parlak değilsin ama içgüdülerin sağlam, haksız mıyım? Abinle bir elmanın iki yarısısınız.]

 

Medium: [E herhalde yani, biz kardeşiz sonuçta. Ama sen bana doğru düzgün cevap ver hadi! Subaru-chin’i bulmanın bir yolu var mı? Var mı, ha? Var mı!?]

 

Beklentiler yoğunlaşıyor ve Medium ardı ardına aynı soruyu soruyordu. Medium’un atılımı karşısında iç çeken Abel ise kısa bir duraksamanın ardından,

 

Abel: [Arama kurtarma yöntemi gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Burada asıl amaç kaybolmuş birini bulmak değil, İmparatorluk Başkentinde sorun yaratmak için bir bahane sağlamak.]

 

Medium: [Şunu daha basit anlatır mısın!]

 

Abel: […Bu plan başarılı olursa senin ve o kızın dileği gerçekleşebilir. Neticede tüm İmparatorluk o kişiyi bulmak için her yeri didik didik arayacak.]

 

Taritta: [Yani diyorsun ki, tüm İmparatorluk… Subaru’yu arayacak?]

 

Abel’in sözlerinin ilgi çekici kısmını yineleyen Taritta’nın kaşları çatıldı.

 

Medium gibi Taritta da algıda pek parlak değildi. Tek farkları Medium anlamadığı her şeyi dile getirirken Taritta’nın kendine saklamasıydı.

 

Her halükarda Abel’in anlaşılması kolay olsun diye uğraştığı açıklaması, yeterli bilgiye sahip olmaması nedeniyle Taritta tarafından anlaşılamamıştı.

 

Bununla birlikte――

 

Louis: [――Uau, auau?]

 

Abel’in sözlerinin ardındaki niyet, muhatabı tarafından kesinlikle anlaşılmıştı.

 

Böylece şiddetli bir patlamanın eşiğinde olan Louis, Medium’un kollarında gevşedi ve hareketsiz haldeki Abel’e bakarak herhangi bir dile ait olmayan bir soru yöneltti.

 

Abel de başıyla onay vererek “Tabii ki” dedi. Sorulan soruyu tam anlamıyla idrak etmemiş de olabilirdi tabii.

 

Al: [Ee, ne yapacağız peki? Kardeşimi bulma planını nasıl yürürlüğe koyacağız?]

 

Abel: [Zor bir tarafı yok, yalnızca bir haber uçuracağız.]

 

Medium: [――――]

 

Abel Al’ın sorusunu yanıtlarken Medium’un keskin bakışlarını bir kez daha üzerine çekti. Sonra da ondan gelecek bir tahrik beklermişçesine iç çekti ve sözlerine şu şekilde devam etti――

 

Abel: [――Vincent Vollachia’nın kara kaşlı, kara gözlü gayrimeşru oğlunun babasının tahtının peşinde olduğu söylentisini yayacağız. Tam bir “Magrizza’nın Giyotini” uyarlaması olacak.]

 

△▼△▼△▼△

 

――Aynı günün aynı dakikalarında başka bir bölgede…

 

???: [――Hk.]

 

Sırılsıklam olan vücudunu zorla yukarı iterek kendisini parmaklarının zar zor tutunduğu zemine yaklaştırdı. Bu hissiyattan bir an olsun koptuğu takdirde geri dönüşü olmayacaktı.

 

Bu kişi, kelimenin tam anlamıyla ölüm kalım―― yo, daha ziyade yaşam mücadelesi veriyordu.

 

Hiçbir korunma sağlamayan kapkara sular vücut ısısını ve dayanıklılığını fena halde düşürüyor, çoğu zaman son nefesini verecekmiş gibi hissettiriyordu. Bunun bir düş mü yoksa gerçek mi olduğunu ayırt edemiyordu.

 

Suyun altında gizlenen koca bir balık tarafından ısırılıp duruyormuş gibi geliyordu. Boğulmuş gibi hissediyor, her daim kan tadı alıyor, ciğerlerinin içi buruk sularla doluyor, nefes alamıyordu. Belki de zaman zaman hipotermiden ya da güçsüzlükten bayıldığı, uykusunun ortasında can verdiği oluyordu.

 

İşte böylece, bu düzeni tekrar ede ede, yaşananları biriktire biriktire, bocalaya bocalaya――

 

???: [Bah, bvaaah…]

 

Yuttuğu suyu kusa kusa bedenini yükselmeye zorluyordu. Bu zor, acı verici ve ağır bir işti. Yüreğinin derinliklerinde, bu işi daha kolay kılmak için her iki kolunu da kullanabilmeyi diliyordu. Ama bunu yapamıyordu.

 

Kıyıyı kavrayan sağ elinin karşısında, sol koluyla sarmalayıp asla bırakamayacağı bir şey taşıyordu.

 

O şeyin kimliğini idrak edinceye dek pek çok başarısızlık tatmıştı. Bir noktada onu bıraktığı da olmuştu.

 

Ama ne olduğunu idrak ettiği anda onu asla bırakamayacağını anlamıştı. Ve sonrasında daha nice hatalar yapmış, yine de pes etmemişti――

 

???: [――――]

 

Neticede bunu yapmadan sol koluna sarılı olan şeyi kıyıya taşımıştı.

 

Küçük olsa da ağır bir şeydi. Taşıma işini yapan kişinin pek formunda olmaması ve her iki tarafın üzerinde de yüzmeye uygun şeyler bulunmaması da bahtsızlıktı.

 

Hele de o şeyin, yani o kızın üzerindeki kimono, normal kıyafetlerden daha da çok kumaş barındırıyordu. Ve daha çok su çekiyordu.

 

Haliyle onu hafifletmek adına kimonosunu çıkarttığı için affedileceğini umuyordu.

 

Tüm bunların yanı sıra onu kendine çekerken böğrüne ve ensesine keskin bir şeyler saplanmıştı. Bunun nedeniyse kızın kafasından çıkan harikulade boynuzlardı. ――Çektiği acı sonrası ödeşmiş sayılabileceklerini düşünüyordu.

 

Tüm bunlardan sonra――

 

???: [Ah, gağh…!]

 

Kızı kıyıya itişiyle geriye kalan tek şey, gücünün son zerresiyle kendisini de kıyıya atmaktı.

 

Ama gelin görün ki kızı kıyıya çıkartmasının ardından heyecanını kaybedişiyle o son gücü kullanmaktan aciz hale gelmişti ve elleri kuru topraklara boşu boşuna uzanıyordu.

 

Titreyen elleri ve çınlayan kulakları tarafından azarlanıyor, bu halde kalamayacağına ikna ediliyordu.

 

Bu, bilincini yitirmek üzere olduğuna alametti. Ve o noktada bilincini yitirmek demek, ölmek demekti.

 

Heyecanını kaybeder, her şeyi başarabileceğine yönelik inancını tüketirse bu şansı bir kez daha yakalamak için aynı düş ve gerçeklik döngüsünü yinelemek zorunda kalırdı.

 

Bu olmasın da ne olursa olsun diye düşünüp bilincini geri kazanmak adına daha sıkı, daha ciddi, daha sağlam bir mücadele vermeye başladı.

 

Ama bilinci öyle ya da böyle gücünü yitiriyordu. Ve en nihayetinde parmakları kıyıyı terk ederken――

 

???: [――Oops, dikkat et.]

 

Gevşeyip kıyıdan uzaklaşan, bir kez daha suya batan o parmaklar, bir el tarafından yakalandı.

 

Uzun ince parmaklar bileğini yakaladı, batan bedeni kıyıya çekildi. Ağzı hava arayışıyla suyun dışına çıktı ve bilincini yitirmeden hemen önce gözlerini karşısındaki kişiye çevirdi.

 

Elimi tutan kişi kimin nesi derken――

 

???: [I ıh, böyle yapmayalım. Her an bilincini yitirebilirsin zaten, haksız mıyım? Bu durumda böylesi baştan savma olur. Fırsatını bulmuşken işleri daha dramatik şekilde yürütmek isterim.]

 

Böylece elini tutan el, kendisine bakmasına engel olmak adına gözlerini örttü. Ve tek görebildiği, o kişinin avcundaki çizgiler oldu.

 

Alışılmadık uzunlukta çizgiler taşıyan bir yabancının eli.

 

Son gördüğü şey tam da bu olurken bilinci yavaşça yitmeye başladı――

 

???: [Yine de buraya dek yüzerek iyi iş çıkarmışsın! Cidden ama, rüzgârın beni götürdüğü yere gelip de seninle karşılaşmam ne tuhaf bir tesadüf oldu! Aman aman aman, ne hoş, değil mi ama!?]

 

Tam da o son ana, bu neşeli ses eşlik etti.

 

Çakan şimşekleri andıran bir ses.

 

???: [――Sana da büyük bir hikâye başlamak üzereymiş gibi gelmiyor mu?]

 

Ve yanıt bulmayan bu soruyla birlikte o kişinin―― Natsuki Subaru’nun bilinci sessiz sedasız kapandı.

 

#Bence çok iyi bir finalle bölümü sonlandırdık. Subaru’nun Tanza’yla birlikte hayatta kaldığını ve ‘birileri’ tarafından kıyıya çekildiğini de görmüş olduk. O kişiyle ilgili bir çizim de eklenmiş bölüme. Ben de yorumlarda paylaşacağım, bakarsınız. Maalesef Subaru’nun başına gelecekleri öğrenmemize daha çok var gibi görünüyor. Çünkü bu bölümden sonra 54B ile başlayıp 59Bye dek ilerleyeceğiz ve sanıyorum ki bu bölümler “o sırada imparatorlukta neler oluyor” şeklinde olacak. Ama şöyle kısacık göz attığım kadarıyla ilginç gelişmeler oluyor ve merak edilen simalar görünüyor şeklinde küçücük bir spoiler verip susuyorum. Hadi bir sonraki bölümde, farklı bir cephede görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 44236 Üye Sayısı
  • 398 Seri Sayısı
  • 44158 Bölüm Sayısı


creator
manga tr