Sabah güneşi Kadim Dağ'ın zirvesini henüz ısıtmaya başlamıştı ki, Leon yurdunun kapısında Eğitmen Bai'yi buldu. Yaşlı eğitmenin elinde bu sefer bir tomar parşömen değil, incecik bir bambu çubuk vardı.
“Geç kaldın,” dedi Eğitmen Bai soğuk bir sesle. “Programda sabah dörtte başlıyorsun.”
Leon başını eğdi. “Özür dilerim, Eğitmen. Hazırlanıyordum.”
“Hazırlanmak mı?” Eğitmen Bai'nin kaşları çatıldı. “Savaş alanında düşman sana hazırlanmak için zaman tanır mı?”
Sözünü tamamlar tamamlamaz elindeki bambu çubuk havada ıslık çaldı. Leon refleksle geri çekildi—çubuk, yanağının bir santim yanından geçti.
“Reflekslerin fena değil,” dedi Eğitmen Bai. “Ama yeterli değil. Beni takip et.”
---
Akademinin doğu kanadında, taş döşeli geniş bir avlu vardı. Avlunun ortasında, yere kazınmış devasa bir dizi deseni parlıyordu. Leon o desene baktığında, içinde yüzlerce Ruhsal Mühür'ün döndüğünü gördü.
“Bu, Temel Ruhsal Yoğunlaştırma Dizisi,” dedi Eğitmen Bai. “İçine otur. Dizi, çevredeki Ruhsal Enerjiyi sana çekecek. Görevin, o enerjiyi içine alıp vücudunda dolaştırmak.”
Leon tereddüt etti. “Ama Eğitmen, ben henüz Ruhsal Hareket Aşaması'na bile...”
“Geçemedin, biliyorum.” Eğitmen Bai sözünü kesti. “Ama bu dizi, seviyen ne olursa olsun çalışır. Tek ihtiyacın olan şey...”
Gözlerini Leon'un gözlerine dikti. “...azim.”
Leon derin bir nefes aldı. Dizinin ortasına yürüdü, bağdaş kurup oturdu. Oturur oturmaz, dizinin yaydığı ısıyı hissetti. Ayak tabanlarından başlayan bir sıcaklık, omurgası boyunca yükseliyor, göğsünde birikir gibi oluyordu.
“Gözlerini kapa,” dedi Eğitmen Bai'nin sesi. “Ruhsal Enerjiyi hisset. O senin içinde akmak istiyor, sadece izin vermelisin.”
Leon gözlerini kapadı. İlk başta hiçbir şey hissetmedi. Sonra, göğsünde hafif bir karıncalanma başladı. Daha önce Yaşlı Wayland'in yanında hissettiğine benzer bir şeydi, ama bu sefer çok daha güçlüydü. Sanki binlerce ince iplik, bedenindeki her gözeneğe nüfuz ediyordu.
“Şimdi, o enerjiyi al ve göbek deliğinin iki parmak altında topla,” diye yönlendirdi Eğitmen Bai. “Oranın adı Altın Alan'dır. Ruhsal Enerjinin ilk durağıdır.”
Leon denedi. Ama enerjiyi kontrol etmek, nehirdeki suyu avuçlamaya çalışmak gibiydi. Her topladığını sandığı an, enerji parmaklarının arasından kayıp gidiyordu.
Terlemeye başladı. Alnından süzülen damlalar, dizinin desenlerine düştü ve anında buharlaştı.
“Sabır,” dedi Eğitmen Bai. “Üç aydır deniyorsun, değil mi? Bir sabah daha ne fark eder?”
Leon dişlerini sıktı. Üç ay. Üç aydır takılıp kaldım. Ama bugün, burada, bu dizinin içinde...
Daha sıkı odaklandı. İçindeki o zayıf, küçük enerji kıvılcımını düşündü. Yaşlı Wayland'in gözlerindeki ışıltıyı, sınavdaki altın ışığı, Drake'in alaycı gülüşünü...
Aniden, göğsünde bir şey tık dedi.
Ruhsal Enerji, bir anda durdu. Sanki bir kapı açılmıştı. O ana kadar dağınık halde akan enerji, şimdi düzenli bir şekilde Altın Alan'da toplanmaya başladı. Bir damla, iki damla... Derken küçük bir havuz oluştu.
Leon gözlerini açtı. Gözbebeklerinde, kısa bir an için altın rengi bir ışıltı parladı.
Eğitmen Bai'nin yüzünde, ilk kez bir gülümseme belirdi. “Ruhsal Hareket Aşaması. Başlangıç seviyesi. Tebrikler.”
Leon kendi bedenine baktı. Elleri titriyordu, ama bu heyecandandı. İçinde, daha önce hiç hissetmediği bir şey vardı: Ruhsal Enerji. Kendi Ruhsal Enerjisi.
“Üç ayın sonunda,” dedi Eğitmen Bai, “sonunda ilk adımı attın. Ama bu sadece başlangıç. Ruhsal Hareket Aşaması'nın başlangıcından ortasına, ortasından sonuna... Her adım, bu ilk adımdan katbekat zordur.”
Leon ayağa kalktı. Bacakları uyuşmuştu, ama içindeki enerji ona güç veriyordu. “Eğitmen, teşekkür ederim.”
“Teşekkür etme,” dedi Eğitmen Bai elini sallayarak. “Bu sadece temel. Asıl iş şimdi başlıyor. Bir saat dinlen, sonra Ruhsal Dizi teorisi dersinde görüşürüz.”
---
Leon yurduna döndüğünde, kapısının önünde Lily'yi buldu. Genç kız, elinde bir tepsi dolusu yiyecekle bekliyordu.
“Duydum!” dedi Lily heyecanla. “Ruhsal Hareket Aşaması'na geçtin! Bütün akademi konuşuyor!”
Leon şaşırdı. “Nasıl bu kadar çabuk yayıldı?”
“Dizinin ışığı tüm doğu kanadını aydınlattı,” dedi Lily gülerek. “Eğitmen Bai'nin özel dizisi o kadar güçlü ki, herkes gördü.”
Tepsiyi uzattı. “Al, ye. Gücünü toplaman gerek. Öğleden sonra Ruhsal Dizi dersin var, ondan sonra da Savaş Oluşumu dersi. Hiçbir şey yemeden bu tempoya dayanamazsın.”
Leon minnetle tepsiyi aldı. İçinde basit ama besleyici yiyecekler vardı: buğday lapası, kuru meyveler ve bir parça keçi peyniri. Babası hayattayken böyle kahvaltılar yaparlardı. Gözleri doldu.
“Lily,” dedi sessizce. “Teşekkür ederim.”
Lily başını salladı. “Ne demek. Sen kazanacaksın, Leon. Biliyorum.”
---
Öğleden sonra, Ruhsal Dizi teorisi dersi Akademi'nin batı kanadındaki Kütüphane Kulesi'nde yapılıyordu. Kule o kadar yüksekti ki, tepesine çıkan taş merdivenler sonsuz gibi görünüyordu. Leon merdivenleri tırmanırken, içindeki yeni keşfettiği Ruhsal Enerji sayesinde nefes nefese kalmadığını fark etti.
Derslik, kulenin üçüncü katında, devasa bir yuvarlak odadaydı. Odanın ortasında, havada asılı duran bir Ruhsal Dizi modeli dönüyordu. Dizi, binlerce ince rünün bir araya gelmesinden oluşmuş, sürekli şekil değiştiriyordu.
Leon'un gözleri kamaştı. Daha önce hiç bu kadar karmaşık bir dizi görmemişti. Rünlerin her biri farklı renkte parlıyor, birbirleriyle dans ediyor, birleşip ayrılıyordu.
“Büyüleyici, değil mi?”
Ses, arkasından geldi. Leon döndüğünde, ince yapılı, gözlüklü bir kızla karşılaştı. Üzerindeki gri cübbe, onun da yeni öğrenci olduğunu gösteriyordu.
“Ben Mia,” dedi kız gülümseyerek. “Ruhsal Dizi dalına yeni başladım. Sen Leon olmalısın, değil mi? Altın ışık veren çocuk?”
Leon başını salladı. “Evet. Ama henüz hiçbir şey bilmiyorum.”
“Kimse bilmiyor,” dedi Mia. “O yüzden buradayız.”
Derste, orta yaşlı bir kadın eğitmen vardı. Adını Madam Iris olarak tanıttı. Üzerinde, altın ipliklerle işlenmiş karmaşık dizi desenleri olan lacivert bir cübbe vardı.
“Ruhsal Dizi,” dedi Madam Iris, “çevredeki Ruhsal Enerjiyi belirli bir düzende düzenleme sanatıdır. Bir müzisyenin notaları düzenlemesi gibi, bir ressamın renkleri birleştirmesi gibi... Dizi Ustası da Ruhsal Mühürleri bir araya getirerek bir amaca hizmet eden yapılar oluşturur.”
Elini havaya kaldırdı. Parmak uçlarında, küçük ışıklar belirdi—Ruhsal Mühürler. On beş Mühür, bir halka oluşturdu.
“Bu, Birinci Sıra bir Ruhsal Dizi,” dedi. “On beş Mühür. Savunma, saldırı, algılama... Hangi amaca hizmet edeceği, Mühürlerin nasıl düzenlendiğine bağlıdır.”
Leon dikkatle izledi. Mühürlerin dansını görebiliyordu. Sadece görmekle kalmıyor, neredeyse duyuyordu. Her Mühür'ün farklı bir titreşimi vardı, farklı bir sesi.
Madam Iris'in gözleri odada dolaştı, sonra Leon'da durdu. “Rünleri duyabiliyor musun, çocuk?”
Leon şaşırdı. “Biraz, Eğitmen.”
Sınıfta fısıltılar yükseldi. Madam Iris elini kaldırdı, herkes sustu.
“Görmek yetenektir,” dedi. “Duymak ise... dehadır. Ama unutma, Leon. Deha tek başına hiçbir şeydir. Rünler seni çağırıyor olabilir, ama onlara hükmedecek olan sensin. Onların esiri değil.”
Dersin geri kalanında, Madam Iris Ruhsal Dizi'nin temel prensiplerini anlattı. Mühürlerin sınıflandırılması, dizilerin katmanları, enerji akışının yönleri... Leon her şeyi not aldı, ama aklında tek bir soru vardı:
Rünler neden onu çağırıyordu?
---
Akşam dersi, Savaş Oluşumu'ydu. Bu ders, Akademi'nin kuzeyindeki savaş meydanında yapılıyordu. Meydan o kadar büyüktü ki, içinde yüzlerce kişi aynı anda tatbikat yapabilirdi.
Leon meydana girdiğinde, karşısında tanıdık bir yüz gördü: Drake. Siyah cübbesiyle, elinde uzun bir mızrakla, diğer öğrencilere liderlik ediyordu.
“Bak bak,” dedi Drake alaycı bir gülümsemeyle. “Sabah Ruhsal Hareket Aşaması'na geçen kahramanımız. Ruhsal Dizi dersinden sonra şimdi de Savaş Oluşumu'na mı geldin? Üç yolda da yürümeye kararlı, öyle mi?”
Leon sessiz kaldı.
Drake yanına yaklaştı. “Savaş Oluşumu, liderlik ister. Birlik ruhu ister. Senin gibi tek başına parlamaya çalışanlar için burası doğru yer değil.”
“Kim demiş tek başına parlamaya çalıştığımı?” dedi Leon sakince.
Drake'in kaşları havada kaldı. Bu cevabı beklemiyordu.
“Yeter.”
Sert bir ses geldi. İri yapılı, kısa saçlı bir adam meydana girdi. Üzerinde, göğsünde kılıç ve kalkan simgesi olan siyah bir zırh vardı. Savaş Oluşumu eğitmeni, Usta Thorne.
“Savaş Oluşumu, bireysel güçle ilgili değildir,” dedi Thorne, meydanın ortasında durarak. “Bir ordunun Savaş İradesini birleştirmek, kolektif iradeyi silaha dönüştürmek... Bunun için her şeyden önce bir liderin ne olduğunu anlamak gerekir.”
Gözleri Drake'e kaydı. “Drake, bana on asker getir.”
Drake emri yerine getirdi. On öğrenci, düzenli bir sıraya dizildi.
“Şimdi, Savaş İradesi'ni hisset,” dedi Thorne. “Her birinizin içinde, savaşma arzusu var. Zafer kazanma hırsı var. O irade, tek başına zayıftır. Ama birleştiğinde...”
Sözünü tamamlamadan, on öğrencinin üzerinden görünmez bir dalga geçti. Leon, havada bir titreşim hissetti. Sanki on kişinin iradesi bir noktada toplanıyor, görünmez bir enerjiye dönüşüyordu.
“Bu, Savaş İradesi'nin temelidir,” dedi Thorne. “Bunu kontrol edebilenler, Savaş Oluşumu Ustası olma yolunda ilerler.”
Drake, kolundaki Savaş Rünü'nü gösterdi. Rün, loş bir ışıkla parlıyordu. “Benim şu an iki yüz rünüm var. On Bin Rün Savaş Formasyonu Ustası olmama daha çok var.”
Thorne başını salladı. “On bin rün. O seviyeye ulaşanlar, 7. Sınıf Egemen Aşaması'ndaki uzmanlarla boy ölçüşebilir. Ama bu yolda yürümek, sadece rün sayısıyla ilgili değildir. Asıl önemli olan, birliğine hükmedebilmektir.”
Ders boyunca Thorne, Savaş İradesi'nin temel prensiplerini anlattı. İrade nasıl birleştirilir, nasıl yönlendirilir, nasıl silaha dönüştürülür... Leon her kelimeyi dikkatle dinledi. Ama asıl öğrendiği şey, bu yolun ne kadar zor olduğuydu.
Dersin sonunda Thorne, Leon'u çağırdı.
“Sen üç yolda da yürümek istiyorsun,” dedi eğitmen. “Bu, duyduğum en cesur, aynı zamanda en delice hedef. Ama sana bir şey söyleyeyim mi?”
Leon başını kaldırdı.
“Büyük Hükümdar,” dedi Thorne, “üç yolda da zirveye ulaşan son kişiydi. Ondan sonra gelenler, ya bir yolda yürüdü, ya iki yolda... Ama üçü birden... Kimse başaramadı.”
Sesi derinleşti. “Çünkü bu üç yol, birbirini tamamlar gibi görünse de, aslında birbiriyle çelişir. Ruhsal Enerji Yetiştirme içe odaklanır, Ruhsal Dizi Ustalığı dışa, Savaş Oluşumu ise kolektife. Bir insanın aynı anda hem içine, hem dışına, hem de kolektife odaklanması... Delilik.”
Leon sessizce dinledi. Sonra, “Belki de delilik, çağda bir kez görülen şeydir,” dedi.
Thorne uzun uzun baktı. Sonra, ağzının kenarıyla gülümsedi. “Belki. Ama unutma, delilikle deha arasındaki çizgi, başarıyla ayrılır. Başaramazsan, sadece bir deli olarak anılırsın.”
---
Gece yarısına yaklaşırken, Leon yurduna döndü. Gün boyunca üç farklı yolun kapısını aralamıştı. Ruhsal Enerji'yi hissetmiş, Ruhsal Mühürler'i görmüş, Savaş İradesi'nin titreşimini duymuştu.
Cebindeki yeşim taşını çıkardı. Avucuna koydu, gözlerini kapadı. İçindeki yeni keşfettiği Ruhsal Enerji'yi taşa aktarmaya çalıştı.
Taş, bu sefer daha parlak parladı. Üzerinde, zayıf da olsa, net bir çizgi belirdi. Bir Ruhsal Mühür.
Leon gözlerini açtı. Taşın üzerindeki Mühür'e baktı. Sadece bir taneydi. Ama bir tane, hiç yoktan iyiydi.
Pencereden dışarı baktı. Yıldızlar, Kadim Dağ'ın zirvesinde her zamanki gibi parlaktı. Ama Leon artık farklı bakıyordu onlara. Her yıldızın bir Ruhsal Mühür olduğunu, her takımyıldızının dev bir Ruhsal Dizi olduğunu, tüm gökyüzünün ise kozmik bir Savaş Oluşumu olduğunu hayal ediyordu.
Üç yol, diye düşündü. Birbirini tamamlayan üç yol.
Yeşim taşını sıkıca tuttu. “Başaracağım,” dedi sessizce. “Üçünde de yürüyeceğim.”
O gece, Kadim Dağ'ın zirvesinde, rüzgâr aniden durdu. Sanki evren, bir an için nefesini tutmuştu.
Sonra rüzgâr yeniden esti. Ama bu sefer, içinde bir şey daha vardı: başlamış bir yolculuğun habercisi gibi, hafif bir altın ışıltı.
Leon uykuya daldığında, avucundaki yeşim taşı hâlâ parlıyordu. Ve taşın üzerinde, bir Mühür daha belirmek üzereydi.
---
Bölüm sonu
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
