Zamanın Koruyucusu’nun kurtuluşunun üzerinden iki gün geçmişti. “Üç Yol” Birliği, artık on sekiz kişiydi. Koruyucu, onlara Zamanın Krallığı’na giden yolu gösteriyor, kadim bilgeliğiyle yolculuklarına ışık tutuyordu. Ama ilerledikçe, hava giderek ağırlaşıyor, gökyüzü giderek kararıyordu. Güneş, bulutların ardında kaybolmuş, yerini sonsuz bir alacakaranlığa bırakmıştı. Rüzgâr, artık esmiyordu. Kuşlar susmuştu. Sanki dünya, nefesini tutmuş, korkuyla bekliyordu.
Leon, haritaya bakıyordu. Yıldızlar, hâlâ kararmıştı. Ama artık sadece bir nokta değil, tüm harita karanlıkla kaplanmıştı. Sanki karanlık, Zamanın Krallığı’nın kapısından taşmış, tüm bölgeyi sarmıştı. Haritanın üzerinde, binlerce küçük nokta belirmişti. Her biri, hareket ediyor, her biri, onlara yaklaşıyordu.
“Gölge Ordusu,” dedi Zamanın Koruyucusu. Sesi, bu sefer farklıydı. Endişeliydi. “Binlerce yıl önce, karanlık gücün hizmetkârları. Zamanın Krallığı’nı kuşattıklarında, onları püskürtmüştük. Ama şimdi... Daha güçlüler. Daha kalabalıklar. Ve bize doğru geliyorlar.”
Leon, birliğine baktı. On sekiz kişi. On sekiz yürek. Hepsinin gözünde, aynı kararlılık vardı. Ama aynı zamanda, korku da vardı. Gölge Ordusu’nun büyüklüğünü hepsi hissediyordu.
“Sayıları ne kadar?” diye sordu Kael.
“Binlerce,” dedi Koruyucu. “Belki on binlerce. Karanlık, onları durmadan üretiyor. Her yok ettiğiniz gölge, yerine on tane daha bırakıyor.”
Kael, mızrağını sıktı. “Deniz, sonsuzdur. Biz de sonsuzuz.”
“Rüzgâr,” dedi Seraphina, “her yere ulaşır. Biz de öyle.”
Leon, avucundaki mührü kaldırdı. Yedi renk, aynı anda parladı. “Hazır olun. Geliyorlar.”
---
Ufukta, ilk gölgeler belirdi.
Önce birer ikişerdi. Sonra onar yüzer. Sonra binlerce. Gölgeler, yerden yükseliyor, havada yoğunlaşıyor, şekilleniyordu. Kimi insan formundaydı, kimi canavar. Kimi kılıçlıydı, kimi mızraklı. Ama hepsinin ortak bir yanı vardı: gözleri yoktu. Sadece karanlık vardı. Derin, boş, sonsuz bir karanlık.
“Savaş düzeni!” diye bağırdı Leon. “Kael, ön safha. Seraphina, kanatlar. Lily, arkadan destek. Mia, dizilerle alanı kontrol et. Koruyucu, zamanın gücünü kullan. Geri kalanlar, merkezi koruyacak.”
Birlik, hızla mevzilendi. On sekiz kişi, tek bir ordu. Rüzgâr pelerinleri, rüzgârsız havada bile dalgalanıyordu. Savaş iradesi, görünmez bir ateş gibi yanıyordu.
Gölgeler, sessizce ilerliyordu. Ne çığlık vardı, ne kükreme. Sadece sessizlik. Ve o sessizliğin içinde, bir ses. Fısıltı. Binlerce fısıltı, tek bir ses olmuş.
“Beklenen... Gel... Karanlığa katıl... Sonsuzluğu bulacaksın...”
Leon, dişlerini sıktı. “Ateş!”
---
Kael, ilk hamledeydi. Mızrağını kaldırdı. Denizin gücü, mavi ışıkla parladı. Işık, öndeki gölgelere çarptı. Gölgeler, eridi. Ama yerine yenileri geldi. Daha fazla, daha hızlı.
“Deniz,” dedi Kael, “yetmiyor!”
Seraphina, kanatlardan saldırdı. Rüzgâr, kılıçlarında ıslık çaldı. Gölgeler, rüzgârın keskinliğiyle ikiye bölündü. Ama hemen birleşti. Yeniden şekillendi.
“Rüzgâr,” dedi Seraphina, “yetmiyor!”
Lily, arkadan destek veriyordu. Zırhındaki rünler, ışık saçıyor, gölgeleri geri itiyordu. Ama ışık, her seferinde biraz daha zayıflıyor, gölgeler biraz daha yaklaşıyordu.
“Enerji,” dedi Lily, “tükeniyor!”
Mia, küresiyle alanı kontrol ediyordu. Diziler, gölgelerin hareketini yavaşlatıyor, onları tuzağa düşürüyordu. Ama gölgeler, her diziyi yutuyor, her tuzağı deliyordu.
“Diziler,” dedi Mia, “yetmiyor!”
Leon, avucundaki mührü kaldırdı. Yedi renk, aynı anda parladı. Işık, tüm savaş alanını aydınlattı. Gölgeler, o ışıkta eridi. Ama hemen geri geldi. Daha karanlık, daha yoğun, daha güçlü.
“Tek başıma yetmez,” dedi Leon. “Hep birlikte!”
---
Birlik, merkezde toplandı. On sekiz kişi, omuz omuza. Kael, mızrağını kaldırdı. Seraphina, rüzgârı çağırdı. Lily, zırhındaki rünleri parlattı. Mia, küresini havaya fırlattı. Zamanın Koruyucusu, ellerinde zamanın ışığını topladı. Ve Leon, avucundaki mührü kaldırdı.
Altı güç, tek bir noktada birleşti. Işık, o kadar parlaktı ki, gölgeler bile geri çekildi. Ama sadece bir an için. Sonra, yeniden saldırdılar. Daha da fazla, daha da karanlık.
“Dayanamayız!” diye bağırdı Kael.
Leon, çaresizce etrafına baktı. Gölgeler, her yerdelerdi. Yukarıda, aşağıda, sağda, solda. Sanki tüm dünya, karanlıkla kaplanmıştı.
Sonra, aklına bir şey geldi. Yıldırım Kristali. Zephyra’nın hediyesi. Fırtına Tanrısı’nın sınavında kullanmıştı. Ama içinde, hâlâ güç vardı. Ve bu güç, karanlığa karşı belki de işe yarayabilirdi.
Cebinden çıkardı. Kristal, soğuk ve ağırdı. İçinde, bir yıldırım dönüp duruyordu. Ama artık sadece yıldırım değildi. Denizin mavisi, gökyüzünün rüzgârı, zamanın beyazı da vardı içinde. Fırtına Tanrısı’nın sınavından beri, kristal onunla birlikte büyümüştü.
“Yıldırım Kristali,” dedi Leon. “Bunu, Fırtına Tanrısı’nın sınavında kullanmıştım. Ama o zaman, sadece yıldırımın gücünü kullanmıştım. Şimdi, içindeki tüm güçleri uyandıracağım.”
Kristali havaya fırlattı. Kristal, yükseldi. Yükseldi. Bulutlara ulaştı. İçindeki yıldırım, aniden büyümeye başladı. Büyüdü, büyüdü, tüm gökyüzünü kapladı. Ama bu sefer, sadece yıldırım değildi. Denizin dalgaları, rüzgârın fırtınası, zamanın akışı... Hepsi, tek bir ışıkta birleşti.
Gölgeler, o ışığı görünce, geri çekilmeye başladı. Ama Leon, izin vermedi. “Şimdi!”
Kristal, patladı. Işık, tüm savaş alanını doldurdu. Gölgeler, eridi. Binlerce gölge, on binlerce gölge... Hepsi, ışığın içinde kayboldu. Sadece sessizlik kaldı. Derin, sonsuz bir sessizlik.
Leon, yere yığıldı. Yorgunluktan ayakta duramıyordu. Ama gülümsüyordu. “Başardık.”
Kael, yanına geldi. “Başardık.”
---
Savaşın ardından, birlik dinlenmeye çekildi. Gölge Ordusu, dağılmıştı. Ama karanlık, hâlâ oradaydı. Ufukta, Zamanın Krallığı’nın kapısı, hâlâ kapalıydı. Ve kapının önünde, yeni gölgeler belirmeye başlamıştı. Daha büyük, daha karanlık, daha güçlü.
Zamanın Koruyucusu, Leon’un yanına geldi. “Yıldırım Kristali’ni kullandın. Ama içindeki güç, tükendi. Bir daha kullanamazsın.”
Leon, kristalin kırıklarına baktı. Artık sönüktü. Işığı sönmüştü. “Biliyorum. Ama bize zaman kazandırdı.”
“Zaman,” dedi Koruyucu, “her zaman kazanamazsın. Karanlık, sonsuzdur. Her yok ettiğin gölge, yerine on tane daha bırakır. Onları yok ederek yenemezsin.”
“Nasıl yeneceğiz?” diye sordu Leon.
“Kaynağını kurutarak,” dedi Koruyucu. “Karanlığın kaynağı, Zamanın Krallığı’nın içinde. Kapıyı açıp içeri girdiğinde, kaynağı bulup yok etmelisin. Ancak o zaman, gölgeler sonsuza kadar yok olur.”
Leon, haritaya baktı. Kapı, hâlâ kapalıydı. Ama artık sadece karanlık değil, ışık da vardı. Zayıf, titrek, ama ısrarcı. Beklenen’in ışığı.
“Kapıyı açacağım,” dedi Leon. “Ve kaynağı yok edeceğim.”
---
Gece, Leon yine uyanıktı. Elinde, babasından kalan eski kılıç vardı. Kılıcın kabzasını okşadı. Yıldırım Kristali’nin kırıkları, cebinde tıkırdıyordu. Artık ışığı sönmüştü, ama içinde hâlâ bir sıcaklık vardı. Zephyra’nın hediyesi, Fırtına Tanrısı’nın sınavı, tüm bu yolculuk boyunca ona eşlik etmişti.
Yanına Zamanın Koruyucusu geldi. “Yarın, kapıya varacağız. Orada, seni bekleyen bir şey var. Geçmişin. En derin korkun. En büyük pişmanlığın.”
Leon başını salladı. “Babama veda edeceğim.”
“Korkuyor musun?”
“Korkuyorum. Ama gitmeliyim.”
Koruyucu, Leon’un omzuna koydu elini. “Korku, insan olmanın parçası. Ama cesaret, korkuya rağmen yürümektir. Sen, cesursun.”
Leon, gülümsedi. “Teşekkür ederim.”
Yeşim taşını çıkardı. Gözlerini kapadı. Taşın üzerinde, iki yüz on Mühür parlıyordu. Her biri, geçmişin, şimdinin ve geleceğin izini taşıyordu.
Gözlerini açtı. “İki yüz on Mühür. Zamanın Krallığı’nın kapısını açtığımda, iki yüz on beş Mühür’e ulaşacağım. Ve Üç Yol Dizisi, dokuzuncu sıraya yükselecek.”
Taşı sıkıca tuttu. “Çünkü ormanın sesini duydum. Dağların sınavını geçtim. Yeraltının karanlığına indim. Denizin fırtınasına vurdum. Kayıp Ada’nın sırlarını çözdüm. Uçan Şehir’in rüzgârına yükseldim. Rüzgâr Savaşçıları’yla dans ettim. Gökyüzü Turnuvası’nı kazandım. Rüzgârın Efendisi’nden hediyemi aldım. Karanlık izleri takip ettim. Zamanın Koruyucusu’nu kurtardım. Gölge Ordusu’yla savaştım. Şimdi, geçmişimle yüzleşeceğim. Korkularımla. Pişmanlıklarımla. Ve sonsuzluğa ulaşacağım.”
Gökyüzüne baktı. Yıldızlar, her zamanki gibi parlaktı. Ama Leon artık onları farklı görüyordu. Her yıldız, bir savaştı. Her takımyıldız, bir zaferdi. Ve tüm gökyüzü, onun yürüyeceği sonsuz yoldu.
---
Sabah olduğunda, birlik yola hazırdı. Gölge Ordusu’nun kalıntıları, hâlâ ufukta görünüyordu. Ama artık saldırmıyorlardı. Sadece bekliyorlardı. Beklenen’i.
Leon, birliğinin önünde duruyordu. Elinde, Zamanın Krallığı’nın Haritası. Avucunda, Rüzgârın Efendisi’nin rüzgârgülü. Cebinde, Zephyra’nın Yıldırım Kristali’nin kırıkları. Göğsünde, Kadim Orman’ın, Demir Dağları’nın, Kayıp Ada’nın, Uçan Şehir’in, Zamanın Koruyucusu’nun hatıraları.
“Yürüyoruz,” dedi Leon. “Zamanın Krallığı’nın kapısına. Orada, yeni bir sınav bizi bekliyor. Geçmişimiz. Korkularımız. Pişmanlıklarımız. Ama yalnız değiliz. Orman bizimle, dağlar bizimle, deniz bizimle, gökyüzü bizimle, zaman bizimle. Ve sonsuzluk, bizimle.”
Birlik, kapıya doğru yürümeye başladı. Arkalarında, Gölge Ordusu’nun kalıntıları, sessizce dağılıyordu. Önlerinde, Zamanın Krallığı’nın kapısı, karanlıkta parlıyordu. Ve kapının ardında, Leon’un geçmişi bekliyordu.
Leon, bir an durdu. Arkasına döndü. Savaş alanına son kez baktı. Yıldırım Kristali’nin kırıkları, cebinde hafifçe tıkırdadı. Sanki Zephyra, ona veda ediyor gibiydi.
“Teşekkür ederim,” dedi sessizce. “Bana zaman kazandırdın. Şimdi, ben de zamanı kazanmaya gidiyorum.”
Arkasını döndü. Kapıya doğru yürüdü. Ve kapı, onun için açıldı.
---
Bölüm sonu
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
